şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
204 entry daha
  • oyunu iyice sindire sindire oynadıktan sonra hakkında bir şeyler söylemek istedim.

    bir önceki oyun origins'i oynarken kendimi çok amaçsız hissetmiştim. evet, oyun akıyordu ve eğlenceliydi. ancak arkada dönen senaryo ve karakterlerin içi boşluğu sebebiyle bir türlü tatmin olamamıştım. assassin's creed ikinci oyundan beri ilk kez ciddi anlamda yeni bir şey denemişti. eksiklikleri vardı ama origins için ubisoft'a minnettardım. sonuçta mevcut oyun piyasasında açık dünya rpg oyunları yapan çok fazla oyun stüdyosu kalmadı. ne yazık ki oyun piyasası tamamen online ve içinde grinding dediğimiz lanet şeyin baş rolde oynadığı, ucubelerle dolmaya başladı.

    ve sonra origins'ten oldukça kısa bir süre sonra odyssey çıktı. odyssey'in bir önceki oyunun aynısı olacağını az çok tahmin edebiliyordum. mekanı değiştir, karakterleri değiştir ve arkaya saçma salak bir senaryo koyup devam et. klasik ubisoft işte diyordum. taaaaa ki oyunu oynamaya başlayana kadar.

    öncelikle odyssey kesinlikle bir masterpiece değil, türe herhangi bir yenilikte getirmiyor. rpg elementleri çok mu iyi? kesinlikle hayır. ama bir oyun beni yaklaşık 90 saat boyunca sıkmadan başında oturtabiliyorsa orada mutlaka incelenmesi gereken birşeyler vardır. ubisoft yememiş, içmemiş hikaye sunumu üzerine çalışmış. önceki oyunda kütük gibi olan karakterler ve hikaye sunumu, bu oyunla beraber resmen level atlamış. bu artısıyla beraber, ortalama bir hikayeyi ve yine ortalama karakterleri birleştirmesiyle beraber tam olarak ''2018 yapımı bir rpg nasıl olur?'' dersi vermiş adamlar.

    artık kimse bir kotor serisi ya da bir mass effect üçlemesi gibi şahane işler beklemiyor zaten. çünkü oyun piyasası denilen bir realite var artık hayatımızda. topu topu 20 saat süren bir rpg oyununa kimse gidip 60 dolar vermiyor artık. onun yerine aynı paraya destiny, fifa gibi, oyun süreleri çok çok daha fazla olan oyunlara para yatırmayı tercih ediyor insanlar. mesela bana kalsa 20 saat olsun ama bir kotor, bir witcher derinliğinde ve pürüzsüzlüğünde olsun. ama hepimiz biliyoruz ki benim gibi düşünen oyuncular günümüz şartlarında artık azınlık. oyun dünyasına biz yön vermiyoruz artık. oyun yapımcılarıda artık yaptıkları oyunları keyif alarak yapmayı çoktan bıraktı. ea ve activision gibi devasa iki canavarın hüküm sürdüğü bu piyasada, kırk yılın başında cd projekt gibi firmaları beklemekten başka bir çaremiz yok artık. çok konuştum bunun hakkında biraz da odysseyden bahsedelim.

    odyssey, hayatımda gördüğüm en devasa açık dünyaya sahip olabilir. keşfet keşfet bitmiyor. her yerden yan görev fırlıyor. resmen oyunu tüketemeyelim diye yapmışlar gibi hissettim oynarken. beni etkileyen nokta ubisoft montreal'in bildiğin yan görevlere kasması oldu. hikaye sunumuyla beraber neredeyse hiç sıkmıyor yan görevler. elbette istisnalar var ama böyle devasa bir açık dünyada daha iyisi olamazdı sanırım. bu artıyı, akıcı ve esnek oyun mekanikleriyle kombin edince zaten sıkılmak imkansız oluyor. mesela witcher 3'den örnek verelim. inanılmaz detay, hikaye ve karakterleri, müthiş bir hikaye sunumuyla kombin edebilen nadir oyunlardandı. ama oyunun mekanikleri için aynı şeyi söyleyemem. kassandra'nın mekanikleri yanında geralt bildiğin odun gibi kalıyor çünkü. ha tabii witcher 3'ün en büyük artısı, oyunu eğlence için değil, o muhteşem hikayenin içine girerek sonuna kadar götürme isteğiyle oynuyorduk. dolayısıyla mekanikleri istediği kadar kütük olsun, benim gözümde çok çok ayrı bir seviyedir witcher 3'ün seviyesi.

    odyssey'e dönersek bazı eksikliklerinide belirtlemeliyim sanırım. mesela beni en çok rahatsız eden şey görevlerin temasıydı. ana görev, yan görev farketmeksizin durmadan sparta veya athens hisarlarına sızıp onu bunu öldürüyoruz ve kurtarıyoruz. elbette bir yerden sonra sıkmaya başladı bu olay. bende çareyi görevleri falan boş verip açık dünyanın zevkini çıkarmakta buldum açıkçası. zaten bu kadar büyük bir açık dünya yaparsan, açık dünyayı dolduran şeylere gerekli özeni gösteremezsin. görünen köy, kılavuz olayı işte.

    son tahlilde, günümüzdeki açık dünya rpg oyunları ne yazık ki artık böyle olacak. odyssey akıcı bir oyundu. oynadım ve bitti. kalbimde herhangi etki bırakmadı. bitirtikten sonra beni boşluğa düşmüş gibi hissettirmedi. aksine credits'i gördükten sonra alt f4 çekip oyunu sildim ve sıradaki oyunu yükledim.

    oyun piyasasını yönlendiren kitle yüzünden, inanılmaz hikayeli ama kısa oyun süresi sunan oyunlara elveda deme zamanı. bir daha asla bir kotor, mass effect, dragon age veya witcher gelmeyecek. zaten electronic arts'ın, güzelim bioware'e yaptırdığı -daha doğrusu yaptırmaya zorladığı- anthem adlı ucubeye bakarsanız piyasanın geleceğini az çok görebilirsiniz. aklımda bundan sonra iki oyunla yaşayacağım. biri cyberpunk 2077 bir diğeride elder scrolls 6. eğer bunlarda da piyasaya yönelik hareketler görürsem artık oyun oynamayı bırakmanın zamanı gelmiş demektir...
  • tanım: oyun
    adı keşke assassin's creed olmasaydı. hem serinin yüzüne tüküren, bütün canon hikayenin içine sıçan, hayranlara küfür eden leş bir oyun hemde assassin's creed markası yüzünden yapmak istediği şeyi daha da iyi ve rahatça yapamamış bir oyun. ubisoft allah belanı versin, mahvettin bizi. assassin's creed origins gibi bir şaheser vardı zaten, yeteri kadar rpg, yeteri kadar assassin's creed. bu oyunda daha assassin bile yok, niye adı assassin's creed lan? daha kardeşlik kurulmamış bile, rezalet, tek kelimeyle berbat.

    ayrıca müzikleri de origins'in tırnağı olamaz. iğrenç soundtracki var, duymaya dayanamıyorum o derece kötü. origins soundtrackini açıp zevkle dinleyebilirim bile, bu nasıl bu kadar kötü anlamadım. umarım sıradaki ubisoft montreal ekibinden çıkacak olan assassin's creed için yine sarah schachner tercih edilmiştir. hadi bu oyunu ubisoft quebec yapıyor diye zaten kimse ciddiye almadı.

    edit: he alamamın tek sebebi de ac3 remastered'ın bunun season pass'iyle çok ucuza gelmesi. iki oyun için cebimden 380 lira falan çıkmış oldu kutulu olarak toplamda.
1 entry daha