şükela:  tümü | bugün
  • su götürmez bir gerçektir. başlığı "astrolojiye inanan insanların geri zekalı olması" olarak açtım ama sol frame sansürüne takıldı. geri zekalıya geri zekalı da diyemiyoruz, işe bak. başlığın gerçek anlamı geri zekalı kısmında yatmaktadır, rica ediyorum böyle kabul edilsin. düşük zekalı hafif kalıyor çünkü.

    ben bu astrolojiye ciddi ciddi ya da "hobi" olarak inanan her insanın tek tek amına koyayım. bak bu kadar kısa, öz ve net olarak söylüyorum bunu. sene 2018 olmuş, insanların -artık zahmet olmazsa- aklın, mantığın ve bilimin yolunu izlemesi gerekirken, hâlâ beyin zarına tükürdüğümün malları geri zekalı olmakta ısrar ediyor. yine de ben, insanlıktan umudumu tamamen kesmedim. şimdi de bu astrolojiye inananları geri zekalı olmamaya ikna etmek için çalışacağım.

    öncelikle şunu da belirteyim: kadınım. (bayan denilmesine de karşı değilim, dişi de diyebilirsiniz, konu bu değil.) peki neden bunu belirtme ihtiyacı duydum? çünkü her kadın böyle sikimsonik şeylere inanmıyor, kadınların ismini korumak istiyorum. kadınım diye özellikle belirtme derdim yok yani. çok küfrediyorum bu entry'de, o yüzden "aa mahmut abi sen miydin ya?" olayına dönmesin konu. neyse... her kadının, böyle zırvalara inanan, salak varlıklar olduğunu düşünen erkekler de onlara uyum sağlamak için "burcun ne?" diye muhabbet açmaya kalkıyor ve ben bundan artık çok sıkıldım. şunu net olarak söylemeliyim ki: benim için bir insanın "ben geri zekalıyım" demesiyle "burcun ne?" diye sorması tamamen aynı iki cümle. anlam farkı hiç yok aralarında. kadınlarda bu konu zaten yeterince itici duruyor, erkek hali gerçekten mide bulandırıcı, yapmayın.

    çok sikli, soklu konuşacağım bu konuda, aşırı sinirliyim çünkü. insanların daha akıllı ve bilgili olmak yerine tam bir moron olma yolunda ısrarla ilerlemesi sinirimi bozuyor. "amaan bizimki eğlencesine canıım" diye kurduğunuz cümlelerin de, aslında tam bir mal olduğunuzu beceriksizce, acınası ve başarısız bir şekilde çaktırmamaya çalışmak olduğu da bir kilometre öteden anlaşılıyor. "neyle sikecen ehe ehe" diyen geri zekalılara da kolum girsin. gerekirse strapon giyerim canım, sike sike bu astrolojiyi bitireceğim.

    bir de erkeklerin astrolojiye inanan mal kevaşelere prim vermesini aklım, havsalam almıyor arkadaş! evet, bir insanın astroloji denilen mallığa inanması çok önemli ve ciddi bir konudur. tamamen dünyaya, insanlara ve olaylara bakışını belirler. aynı mallıkta bir örnek vereyim: kuzu kanını, tavşan kemiğini, kurbağa bokunu bir bezin içine sarıp, dolunayda, bir kavşağın ortasına gömüp, şeytanla anlaşma yapmak için beklemek kadar hastalıklı, salak ve tehlikeli bir düşünce yapısıdır bu. sevdiğiniz kadının "aa aşkum sen tam bir osuruk burcu olduğun için inatçısın. zaten, adını bile bilmediğim mal bir astroloğun söylediğine göre senin burcunla benim burcum zaman zaman ayrı düşebilirmiş. satürn'ün neptün'ü ters çevirip, düz siktiği zamanlarda çok normal böyle dalgalanmalar." demesinin hangi kısmı size çekici geliyor? iki gram sevişme için kendi öz saygınızı bu kadar yitirmeyin. güzel, zeki ve kültürlü kadınlara değer verin. hele hele böyle kancık karılara zeki, çekici ya da hoş deme hatasına asla düşmeyin, sizin cibiliyetinizi sikerim.

    bakın canlarım, ben bu konudaki araştırmamı çok önceden yaptım. gelişim psikolojisi ya da genetik psikolojisi üzerinde bir uzmanlık iddia etmiyorum ama astrolojiye inanan bütün mallardan daha çok şey bildiğim mutlak bir gerçek. ilk araştırmam 15 yaşımdayken oldu ve yıllarca üzerine bir şeyler koymaya çalıştım. orta okuldayken sıra arkadaşımın bir santim kalınlığında bir astroloji kitabı okuduğunu görmüştüm. ateist olmam 13 yaşıma denk geldiği için -çok şükür o zamanlarda da akıl sağlığım yerindeydi- olaya tarafsız ve bilimsel bir şekilde yaklaştım. birazını okudum, çoğu bölümüne göz gezdirdim ve gerçekten bir deli saçması olduğuna karar verip, arkadaşımla bu konuyla ilgili ters düştüm ve hiçbir şey kaybetmedim. o gün bu gündür, böyle insanları hayatıma sokmamaya dikkat ederek yüksek ölçüde zaman, akıl ve deneyim kârı elde ettim. bu durum da sophie'nin dünyasını okuduğum zamana güzel denk geldi, aklım git gide açılıyordu ve bu tür saçmalıklara hayat boyu hiç kapılmadım. ne bileyim: bir çiftin çocuk yaptığı günden 6-7-8-9-10 ay sonrasında doğan bir çocuğun kişiliğini neyin belirlediği konusunda araştırma yapmak daha akılcı geldi. prematüre olayına hiç değinmiyor astroloji di mi? yalnzca bir ay farkla yepyeni bir kişiliğe sahip olmak ister misiniz? eveeet. kodumun malları.

    şimdi bu salaklar şunu söylüyorlar:

    bir insanın doğduğu gün, gezegenlerin, yıldız takımlarının bulundukları konum onların kişiliğini etkiler vs di mi? daha sonra etkilemeye devam eder hatta. (sanki senin hayatın gezegenlerin sikindeymiş gibi) enerjii, kainatt, evrene mesajj... sağ olsun zamanında richard dawkins bu konuyu araştırmıştı, ben de ondan özet geçiyorum: bu astroloji denilen sözde bilim, ms. 2. yüzyılda batlamyus denilen matematikçi, astronom bir arkadaş tarafından tamamen götten uyduruluyor. (gözlemleri değil, bulgularının insan hayatıyla olan ilişkisi götten uydurma) tabii onun o zamanki hesaplamasından sonra yeni gezegenler bulunuyor ve dünyanın dönüş yörüngesi o zamandan beri 23 derece kayıyor. o zaman da geçersizdi, şu anda da geçersiz yani.

    peki siz salaklar bu bilgilerin neden sizinle uyum gösterdiğini düşünüyorsunuz? bütün burçlar herkesle uyum gösteriyor zaten. hepsini okuyun, anlarsınız. barnum ya da forer etkisi denilen durum bu. genel geçer, insanların %80'ine uyan bir takım şeyler uydurursunuz, sonra bunu "einstein da balıktı, marilyn monroe da balıktı" diye süslersiniz, siz gibi salaklar "ben tam bir balık burcuyum" diye gezer sonra. ne einstein kadar zeki, ne de marilyn kadar güzeldir. hatta yanına bile yaklaşamaz. ama daha zeki, daha güzel olmaya hiç çalışmadan, yine de insanlar bunu hazırca alıp, kullanmak ister. kazanılmış bir şey değil, geçerli bir şey değil... bu konuda daha fazla bilgi için: link

    benden çok çok daha zeki, bilgili ve sabırlı olan biricik richard dawkins bu konuda bilimsel bir deney yapıyor. diyaloğa girdiği insanların geri zekalılık seviyesi beni benden aldı, gerçekten. buyurun buradan izleyebilirsiniz: link bonus, üstün dökmen'in kibarca astrolojiye giydirmesi: link

    şimdi, astrolojiye inanan dangalaklara bilal'e anlatır gibi bir şeyler anlatmaya çalışacağım. bilmem anlar mısınız ama yine de insanlıktan umudumu kesmemeye niyetliyim:

    insan kişiliğini etkileyen, etki derecesinin büyüklüğüne göre sıralanmış temel faktörler şunlardır:

    1. biyolojik faktörler

    genler yani. kalıtsal yapı. sizin için çomar seviyesine indirip örnekleyelim: "aynı babana çekmişsin, aynı anası" derler ya. bir kişinin ana rahmine düşmesinden itibaren, başından geçen her türlü biyolojik ve ruhsal değişim sizin genlerinize yazılıyor. sonra bebik yaptığınızda hoop: anayla babayı topla, ikiye böl: siz. sharon moalem'in genler unutmaz kitabını mutlaka okuyun, ntv yayınları. mesela: travma geçirmiş bir ebeveynin bu genleri çocuğuna aktardığını ve bunun sonucu o çocuklarda çevreyle uyumsuzluk ve öz güven eksikliği vb. sonuçları direkt olarak aldığı kanıtlanmış. aynı şekilde hayatı boyunca fast food'la beslenmiş bir kişinin çocuğuna da, o beslenme yapısına sahip bir insan geni direkt geçiyor. senin 19 nisan'da doğmuş olman genlerinin sikinde değil yani.

    dış kısma geçersek: fiziksel özellikler. güzel ya da çirkin olmak, uzun ya da kısa olmak, şişman ya da zayıf olmak, sağlıklı ya da hastalıklı olmak. bunu çok da irdelemeye gerek yok, çoğunuz her gün bunun örneklerini görüyorsunuz zaten. astrolojiye inanan bir mal değilseniz, çevrenizdekilerin davranışlarını gözlemlemek ve kendinizce bir çıkarım yapmak için zaman ayırmışsınızdır eminim ki. şüphesiz; güzel, uzun ve sağlıklı bir vücut yapısına sahip insanlar, çevrelerindeki insanların da onları pohpohlamasıyla daha öz güvenli ve başarılı bir hayat sürerler. kişilikleri de bunlarla uyumlu özelliklerde olur. hani bir yaklaşım var ya: "acaba güzel insanlar dünyayı olduğu gibi değil de, daha güzel ve yaşanılası mı görüyor?" diye. evet, dünya tek ama her insan onu aynı görmüyor. maddi, manevi ve fiziksel şartlar uçurum derecesinde farklar yaratıyor.

    ilkokuldaki arkadaşlarınızı hatırlayın. çünkü çocuklar kendi duygularını ve kimliklerini saklamakta başarısızdır. mesela bizim sınıfımızdaki bir çocuk her hafta diyaliz makinesine bağlanıyordu. çok çekingen ve öz güvensiz bir çocuktu. sınıfın en hızlı koşan bir yakışıklısı vardı, tüm kızlar çöp kutusunun orada onunla kalem açmak için sıraya girerdi. eminim şimdi piç olmuştur tam. sınıfın ağır sarışın ve mavi gözlüsü her şeyden anlıyordu mesela; resim yapıyordu, piyano çalıyordu, derslerinde başarılıydı. en son haberini aldığımda subay olmuştu. ay yerim ben onu. zamanında internette ağır stalkladım ama bulamadım. bulsam -hele bir de hala bekar olarak bulsam- hemen üstüne çökeceğim bakalım. bunu da buraya yazayım da unutmayayım. yoksa konumuzla ilgisi yok, farkındayım.

    2. çevresel faktörler.

    öncelikle aile. annenin, babanın eğitim seviyesi, pedagoji bilgisi, çocuğun bakılma şartları, beslenme düzeni, korunma, sevgi ihtiyaçlarının karşılanması, evdeki iletişimin sağlığı, büyük ya da küçük kardeşe sahip olma, çocuğun fiziksel ya da duygusal şiddete maruz kalması vb. birçok faktör çocuğun kişiliğinde büyük rol oynuyor çünkü çocuk, yetişkinliğe kadar geçen zamanda en çok ailesindeki bireylerle ve onların himayesi altında zaman geçiriyor. örnekleri sayısız bir şekilde çoğaltılabilir. ilkokul öğretmenleri bu konuda kitap yazacak kadar veli-çocuk doğrusal orantısını gözlemlemişlerdir eminim ki.

    sonra: kültür. doğulan ülkenin gelenek, görenekleri, dini, kültürel özellikleri, siyasi ve ekonomik yapısı vb. büyük bir çoğunluğumuz türkiye'de doğup büyüdük. yurt dışına çıkanlar, farklı kültürlerden birçok insanla tanışanlar bunu daha iyi bilir. bazen sanki farklı bir dünyadan bir varlıkla tanışmış gibi olursunuz. bazı özellikleri size garip, bazı özellikleri büyüleyici gelir. avrupalılar daha insani, amerikalılar tam bir kapitalizm sıçmığı, çekikler uzaylı, araplar tam bir insanlık ayıbı gibi mesela. ehehehehhe... bu kısmı çok ciddiye almayın. hazır farklı ırklara geçmişken diğer bir konu başlığımıza geçelim:

    coğrafya. yer şekillerinin zor yaşam koşullarına sahip olması, aşırı soğuk veya aşırı sıcak bir iklime sahip olmasının da insan kişiliğine olan etkisi kanıtlanmış. siz de bölgecilik yaptıkça görürsünüz bunu. zor yaşam koşullarında hayatlarını sürdürmeye çalışan insanlar daha sert, soğuk ve mesefeli oluyorlar mesela. çünkü hayatta kalmak başlı başına bir mücadele. kaynaklar kısıtlı, yabancılara yer yok, çünkü oraya kimse göçmüyor. akdeniz iklimi kuşağıysa ooohhh, süper. yiyecekler bol, güneş bol, insanlar güzel, rahat, keyifli... daha demokratik ve daha eşit insanlar. çöl insanı ise tam devrin adamı. çölde saklanacağınız yer yoktur. etrafınız kilometrelerce dümdüz ve açık alandır, tek renktir. bu yüzden bulunduğunuz yerin rengini almak zorundasınız. her geçen ayı bir dayıdır, siz de bir bukalemunsunuzdur. bu yüzden araplar aidiyet ve sadakat duygusundan yoksun bana göre. durmadan çıkar ilişkileri içerisinde birbirlerini gondikleyip duruyorlar çünkü orada hayatta kalmak için bu gerekli.

    diğer faktörler:

    kişinin geçirdiği hastalıklar, ruhsal travmalar, şoklar ya da küçük/orta/büyük şiddette olaylar... vs.

    daha 100 sayfalık şey yazılır bunun üzerine ama sigmund freud, erik erikson, jean piaget, carl gustav jung, doğan cüceloğlu, üstün dökmen gibi değerli psikologların ve kuramcıların eserlerinin yanında bu konuda bana laf düşmez. fakat astrolojiye inanan mallara karşı bu kişilerin bulgularını savunmak bana düşer, çünkü bu insanların senelerce dirsek çürüttüğü bilimsel kanıtların karşısında beyinsiz dolandırıcılara inanan insanların aklını başına devşirtmek gerekiyor. ki, yaptığım da o zaten. oturun, bu insanların çalışmalarını okuyun. insan psikolojisi ve birçok davranışımızın kökeni hakkında bu insanlar bizi aydınlatmak için bir ömür harcadılar. karanlıkta ısrar etmeyin, yarasa değilsiniz.

    bu anlattıklarım aklınıza oturdu değil mi? çünkü hepiniz bu yollardan geçtiniz ve kişiliğinizi bu unsurların hepsi belirledi. fakat bak bak! şimdi bu kadar açıklama yaptıktan sonra kendini akıllı sanan, mal, kancık bir karının söylediğine bak:" akrep burcü erküklerünün yanına yaklaşülmeöz, aman diyüm." siktir lan oradan. beyin zarına tükürdüğümün kevaşesi. şimdi aradım, buldum akrep burcu erkeklerini: kıvanç tatlıtuğ, alain delon, leonardo di caprio. bu erkeklerden herhangi biriyle tanışma şansın olsaydı hemen götü başı dağıtır, sahip olduğun tüm kancıklık explerini doldururdun di mi? akrep burcü erküklerünün yanına yaklaşülmeözmuşmuş. senin beynindeki nöronlara tüküreyim. orospu.

    zamanında yine sinirlenip, birkaç astrologla taşak geçeyim diye astrologlara baktım. hande kazanova denilen astrolooog arkadaşın şöyle bir cümlesine denk geldim: "kova burçlarının bacak boyu uzun oluyor." vat dı fak? yani gerçekten, haziran ayında çocuk yapmış herkesin uzun boylu olup, çocuklarının da uzun boylu olduğunu iddia edecek kadar aklını nasıl yitirebilir ki bir insan? ben de şöyle bir tweet attım kendisine: "hande hanım, söylediklerinize kendiniz inanıyorsanız size profesyonel bir yardım öneririm, ama yok eğer inanmıyorsanız nitelikli dolandırıcılık yaptığınızı kabul etmeniz gerekiyor." bak hiç hakaret etmedim ama engelledi beni. eheheh... iltifat sayarım. keşke kendini dış dünyadan tamamen engellese de hiçbir insan kendisinin saçmalıklarına maruz kalmasa.

    o yüzden: hayır, ben geri zekalı olmayı reddediyorum. bu konuda ısrar eden herkesi de aşağılamaya ve hepsine sikli, soklu konuşmaya devam edeceğim. aq, akepelilere bu kadar salak olduğu için kızıyoruz, güya üniversite mezunu, dışarıda gördüğünde kıçı fizanda gezecek kadar öz güveni tavan yapmış beyaz yakalılara bak sen! astrolojiye inanıp, bir de üstüne akıllı olduklarını iddia edecekler ha? siktirin oradan. açın da azıcık bilimsel kitaplar okuyun. inanın "ben tam bir kancık burcu kadınıyım" demekten daha cool durduğundan emin olabilirsiniz.

    siktirin gidin şimdi.

    edit: sakinim yahu. durmadan sakinleş yazıp durmayın. sadece yazıya başlarken çok sinirliydim, sövdüm, geçti. şu an kahkaha atıyorum. ahahah kancık burcu. kullanırım ben bunu.

    edit 2: carl gustav jung'un astrolojiyle ilgili çalışmalarını bilmiyordum. araştıracağım. ben, sizin aksinize böyle yeni şeyler öğrenmeye, yanlış biliyorsam doğrusunu bulmaya açığım gençler. fakat ben orada insan kişiliğini oluşturan nedenlerin, yine jung'un ortaya attığı personayla ne kadar uyumlu olduğunu analitik psikolojiyle araştırmaya çalışan birinin ismini yazdım sadece. yani oradaki asıl konu psikanalistlerin bulgularını araştırmaya bir teşvikti sadece. o da araştırmış belli ki ama hangi çalışmasında "yani o kadar analitik bulgularımızın sonucunda yine de bu astroloji kadar doğru bir tespitte bulunamadık." diyor? yoksa koskoca jung insanlara çalışmaları esnasında "merhaba, burcunuz ne? -ikizler. ayy benim annem de tipik bir ikizler burcu." mu diyordu yani? harbiden buna mı inanıyorsunuz? o kadar yazdık, jung mu tek konu yani? her kuşu geçtik, jung kaldı, gerçekten.
  • katıldığım önermedir.

    burç mevzusuna asla inanmamakla beraber ilişkilerini bunlara göre yaşayan, tanıştığınızda sorduğu ilk sorulardan birisi "burcun ne?" olan, sözde uyumsuz bir burç gelince size karşı hayvan gibi önyargılı olan insanların çok büyük bir kısmı düşük zekalı oluyor. hadi tamam, hobi olarak eğlencesine ilgilenebilirsiniz, vakit öldürüyor da olabilirsiniz ancak bu safsataya ciddi ciddi inanıp hayatını ve ilişkilerini buna göre yaşamak aptallık bana kalırsa.

    lütfen aşın bunları, bilime inanın.
  • ilk entryi yazan yazar bu kadar detaycı olduğuna göre tipik bir kova burcudur diyerek tüm söylediklerini çürütüyorum.

    şakası bir yana burçlara inanan insanlar hakikaten benim şu an yaptığım gibi davranıyorlar ve inandıkları şeyin hiçbir dayanağı yok. onlara kalsa astroloji bir bilim ama safsatadan başka bir şey olmadığını göremiyorlar.

    konu ile ilgili olarak

    (bkz: barnum etkisi)
  • artan troll kalitesiyle alakalı bir durumdur. şaka bir yana, bir gün astroloji bilim filan değildir çünkü şöyledir aslında diye anlatan bir astrolog çıkarsa göt üstü oturacaksınız. ama henüz öyle biri çıkmadı maalesef.
  • iyi tanıdığım, daha az iyi tanıdığım, şöyle böyle tanıdığım yalnızca dört insanın (ki cins-i heriftirler) tek başlarına bile çiğneyip çiğneyip tüküreceği çıkarım hedesi.

    astrolojiye inanmak, daha ziyade burçlara inanmak, böyle bir meraka, ilgiye sahip olmak insanın zekasıyla, aklıyla, başarılarıyla, geldiği yahut geleceği noktayla ilgili bir şey değildir. bu altı üstü başka bir ilgi alanıdır; üstelik katı gerçeklerden, kesin ve şaşmaz sonuçlardan bazen eğlenceli, gizemli bir kaçıştır. tahmine, sezgiye farklı bir biçimde müsaade ediş, keskin neden - sonuç ilişkisine arada "bürrşş!" deyiştir. dosta şirin şirin takılıp gülme, güldürme sebebidir. bokunu çıkarıp hayatını medyumların ağzından çıkacak sözcüklere göre biçimlendiren allah iyiliğini veresiceleri hariç tutarak böyle söyleyebilirim. herkesin bir keyfi, dünya görüşü, inanışı var. zararsız uğraşlar bunlar, kanımca bunu bu denli ciddiye alıp, alakadarlarına böyle hakaretamiz yakıştırmalar yapmak da çok yüksek bir zekanın göstergesi değil. bırakınız yükselen bulsunlar, bırakınız doğum haritası çıkarsınlar efendim.

    imza: koyu ikizler burcu kadını.
  • işin kötü yanı astarolojiye inanan lisans mezunları, hatta prof'ların var oluşudur..
  • kadınım dan sonrasını okumadım.

    haklı ama kadınım diyor. bu konuda bu kadar kasmanın alemi yok ki. e kadın işte. bilmem anlatabildim mi?
  • burada yazılan girdilerin ana temasını astroloji yerine din yapın hiç sırıtmıyor. ironik.

    tanım: genellemelere karşıyım ama ciddi ciddi inanan varsa doğru olan önermedir.
  • yazar ne dolmuş arkadaş ?
    yine de katıldığım iddia.
  • astrolojiye inanan insanlarin, astrolojiye inanmayan insanlari gomme cabasina girmemesi de hangi tarafin gerizekali oldugunu apacik gosteriyor zaten.