şükela:  tümü | bugün
21 entry daha
  • biraz merak edip araştırıyım dedim. cv'sine baktım, bakmaz olaydım. 24 sayfa cv. ve 24 sayfanın yalnız 1 sayfası özgeçmiş niteliğinde, geri kalan kısmı makaleler, konuşmalar, paneller, falanlar fıstıklar.

    daha ilginci, bakın bu kadın bir türk. türk derken ırkçı bir niyetle söylemiyorum. türkiye'de doğmuş, büyümüş ve üniversite sona kadar türkiye'de eğitim görmüş manasında söylüyorum. ve bu kadıncağız demek ki gayet parlakmış ki daha sonrasında mit master&doktorası almış. ve mit'de eğitim vermeye devam etmiş. aslında buraya kadar bile gayet muazzam diyebileceğimiz bir kariyer. ama açıkcası benzerlerini gördüğüm için beni o kadar etkilemiyor. asıl beni etkileyen kısım bundan sonrası. bu kadın dünyanın en iyi 3 üniversitesinden birisinin en parlak ve gözde bölümünün başında. poffff.

    bakın düşünün; türkiye bir isviçre değil, bir almanya değil, bir japonya ve bir çin de değil, bir rusya değil, hatta bilimsel anlamda belki bir iran bile değil. yani hiç kimse "yahu bu türklerde bilimde aşmışlar ha" falan demiyor. demem o ki eğer doğduğun büyüdüğün ülke referans kaynağı olsa bu kadıncağazın referans değeri 0 bile olmayacak belki. ama adamlarda öyle bir liyakat sistemi var ki en iyi okullarından birisinin en iyi bölümünün başına türk bir kadını getiriyorlar.

    benzerini türkiye'ye uyarlamaya çalışıyorum ama başaramıyorum. sonuçta amerika, avrupa ve asya'dan herhangi bir başarılı akademisyeni getirip odtü elektroniğin başına koysan belki bir kısım insan feveran eder başka adam mı bulamadınız diye ama aklı başında olanlar vay be bizim okul nereden akademisyen bulmuş da getirmiş der. ama asuman hanımın durumu böyle bile değil. gidip ortadoğu'da doğmuş büyümüş bir kadını öylesine önemli bir göreve getirebiliyorlar. sadece bu liyakat sistemi bile amerikalıların neden on yıllardan beri süper güç kalabildiklerini ve parlak beyinlerin gönül rahatlığıyla amerika'ya gidebildiğini açıklıyor.

    ayrıca youtube'dan birkaç videosunu da izledim. öyle aman aman bir ingilizcesi yok(aksan bakımından). baya baya türk gibi konuşuyor. mesela kocası (daron acemoğlu) daha aksanlı konuşuyor ama asuman hanım baya düz bir şekilde konuşuyor ve kimse de anlamakta sıkıntı çekmiyor. derdini anlatıyor. bilgisini veriyor. ve öyle ingiliz aksanıyla konuşuyum, amerikan aksanıyla konuşuyum bir de iskoç aksanını deneyim gibi bir derdi yok. demek ki biz kendimizi fazla eziyormuşuz ingilizce konuşurken. gayet de düz konuşulabiliyormuş.

    inşallah başarıları bu zamana kadar ki istikrarıyla devam eder. ve inşallah günün birinde hanfendiyle tanışma şerefine ulaşabilirim.