şükela:  tümü | bugün
  • bence mumkun oldugu kadar az meyveli yapilmasi gereken tatli. tahil ve yemişlerle daha çok hoşuma gidiyor. meyve kurulari konulacak ise de oldukca minik dogranmali...
  • adetten tatlı. amına koyyim bu adeti de öldürdük. bir allah'ın kulu getirmez mi lan? apartmandaki tek bekarım, çoğu ev hanımı, nerde aga aşureler? pastaneye gittim 6 kase vakumlu aşure aldım apartmana dağıttım. unesco koruma altına alsın len beni, cepteki son paraları bir kültürü yaşatmak için harcadım.
  • her muharrem "bir yıl bunu yemeden durmuşum" dediğim ancak aşure ayı bittikten sonra 11 ay boyunca aramadığım şukela tatlı. bence içindeki narlara kuruyemişlere büyü yapıyorlar, muharrem dışında hiçbir ay aşurenin varlığını hatırlamıyoruz.
  • geçen yıl komşularım getirmediği için çareyi binanın girişine şöyle bir not asmakta bulmuştum:

    http://i.imgur.com/xd8b8vy.jpg

    nottan sonra geçen yıl epey kişi getirmişti aşure. hatta binaya misafirliğe ziyarete gelen bir amca, notumu görünce duygulanmış, kendi evine gidip karısının yaptığı aşureden getirmişti tekrar bana.

    ama bu yıl yine tık yok komşulardan.
    yine mi not yazayım ben şimdi??
  • dağıtırken hiç kimsenin memleketinden uzakta üniversite okuyan zavallı aç ve sefil öğrencileri düşünmediği tatlı. hep de yakınlarına dağıtırlar, bir kere de şurada yazık öğrenciler kalıyor onlara da verelim demezler. gerçek hayır bu değil! gerçek sevap bu değil! lütfen bizlerin de kapılarının önüne bir kap aşure koyun. siz gidince biz paspasın üstünden eve doğru çeker kafamızı gömüp yeriz.
  • dün akşam yaptığım aşureleri komşulara dağıtmaya çıktım bir kargocu edasıyla.

    kimse kapısını 15 kez kim o demeden, 25 kilit çevirmeden ve delikten bakmadan açmıyor, sitede yaşıyoruz allahtan.

    yabancı görünce alien görmüş gibi oluyorlar.

    aşure kasesini de görünce alien gördüklerine emin oluyorlar.

    aşureden almaya tereddüt eden dahi oldu, ne güzel de süsledim halbuki.

    herkeste zoraki bir gülümseme, şaşkın bir ifade. ölmüşüz biz ya, ne karşı dairede yaşayanı biliyoruz ne de öğrenmeye tenezzül ediyoruz. garip.

    en çok merak ettiğim de acaba aşure yapıp getiren olacak mı?
  • aşure de, on muharrem de benim için çok özel. bu yüzden bu yazıyı en mahremimi açarak yazıyorum buraya, utanırsam silerim.

    kerbela, hasan hüseyin sevgisi, özellikle bu günlerde soğuk bir bardak su içmek (bkz: kim bir bardak soğuk su içse beni hatırlasın) kalbimi acıttığı ve köşe başlarında ağlamaya meyilli olduğumdan, gün yaklaştıkça daha da özenli oluyor içim. daha bir “insan” olmak istiyorum. iyi insan olmak. “hüsn” sahibi olmak, güzelleşmek, yasımı da güzelce tutmak, nasip olursa o günü niyetli geçirmek.

    az önce altıncı aşuremi pişirmek kısmet oldu. nasıl yaptığım aşağıda... ama bu sanırım biraz zengin işi oluyor çünkü ben nohutunun fasülyesinin bol olmasından hoşlanmıyorum. çok önemsediğim için de malzeme gözüme gelmiyor. bu arada belirteyim, hataylıyım ben. genel olarak mutfakta iyiyiz, doğunca skill geliyor.

    neyse efendim, ben aşureye başlarken kuran açıyorum. kabe imamlarının okuduğu bir uygulama var. ezbere bildiğim sureleri onlarla beraber okuyorum süreç boyunca aşureye. ya da başka dualar okuyorum, salavatlar vs... bu esnada kedilerimiz de eriyip kanepeden akmaya meyilli oluyorlar. arada nabızlarını kontrol ediyoruz.

    market alışverişimizi yapıp klasik olarak ya bir gece önce nohut ve fasülyeyi suda bekletiyoruz ya da vaktimiz yoksa hazır haşlanmış fasülye nohut alıyoruz (kuru halde birer su bardağı, haşlanmış olarak 2-2,5). buğdayları (2 su bardağı) eskiden bir gece önce suya koyardım bu sefer beş dakika haşlayıp sarı suyunu süzüp geri yeni suyla haşlamaya devam ettim. çabuk haşlanıyor buğday. buğdayların haşlanmasının 25-30. dakikalarında haşlanmış nohut ve fasülyeyi ilave ediyoruz. yaklaşık üç buçuk litre suda haşlanıyorlar. eklemek gerekirse diye hep sıcak su bulunduruyoruz.

    sonrasında bir kenarda eklemek istediğimiz her şeyi hazırlıyoruz. portakal-limon kabukları, gün kurusu, kuru dut, susam, cranberry, çam fıstığı, kuş üzümü, kuru üzüm...

    burada benim önemli bulduğum: doğranacak ne varsa minnacık doğramak. kuru kayısı da olsa limon kabuğu da olsa çok çok küçük ve özenli doğruyorum ben. incir de koymuyorum çünkü karartıyor ama koyarsak da yine küçücük küpler kesmek zor olmamalı arkadaşlar. herkes kayısıyı inciri utanmasa ikiye bölüp atacak. böyle işler yapmıyoruz.

    ben içine fındık, antep fıstığı ve badem koymayı seviyorum. fıstık ve bademi sıcak suda bekletip kahverengi kabuklarını da soyuyorum. sonra fıstıkları tüm, bademleri bıçakla ikiye keserek, fındıkları da rondoda bir pıt çok kısa öğütüp kenara alıyorum. cevizler en son üste ekleniyor zaten.

    birkaç tane karanfili cezvede kaynatıp suyunu ekliyoruz. dört su bardağı şeker ekliyoruz. sıcakken tadına bakıp çok şekerli sanmayın ertesi gün öyle olmayacak. aynı şekilde kıvamı da öyle, o aşure bekledikçe kıvamlanacak.
    bir iki yemek kaşığı kadar pirinç ekliyoruz. doğradığımız ne varsa ekliyoruz. findıkları da ekliyoruz. ama badem ve fıstıkları en son ekliyoruz onların kıtır kıtır olması daha güzel.

    iki su bardağı kadar süt koyuyoruz. bir tutam tarçın bir tutam tuz koyuyoruz. karıştırarak dualarımızı okumaya devam ediyoruz. yine isteğe göre elma ayva gibi meyveler ekleyebilirsiniz. ben koymuyorum.
    bu şekilde, yaklaşık beş litrelik tencere iki buçuk saat kadar pişmiş oluyor. en sonda kaplara doldurup üzerlerine ceviz ve nar ile süsler yapıyoruz. allah kabul etsin diyor, afiyetle yiyor ve özellikle çevremizdeki öğrencilere de veriyoruz.*
  • yapılacaksa sizinle benzer olanaklara sahip insanlara değil de bu tatlıyı evinde gerçekten yapamayacak olanlara ikram edilmesi gerektiğine inanıyorum.

    27 yıllık hayatımda (sanki 63 yıllık diyor pezevenke bak) yediğim en güzel aşure öğrenci evimize apartman komşumuz tarafından ikram edilen aşure idi. ta ki düne kadar.
    dün bir komutanım eşi (356.,dönem kısa dönem askerim evet) aşure yapmış sağolsun o da getirmiş tüm kısa dönemler yedik. öyle mutlu oldum ki insana hala seni düşünen birileri var diye kulağına fısıltılar geliyor sanki.

    velhasılı kelam aşure yapıp apartmana dağıtmak yerine mahalleye dağıtın. dağıtın ki insanlar yalnız olmadıklarını anlasınlar.

    allah kabul etsin efenim.
  • muharrem ayı geçip gittikten sonra aklım başıma geldi ve geçen pazar günü hayatımın ikinci aşuresini yaptım. gerçi ilkini yakmıştım, onu saymayabiliriz. ben içinde yer fıstıklısı olanı acayip çok seviyorum. neyse, bu mühim değil, geçiyorum.

    sonra tüm apartmana değil, ama bulunduğum kattaki diğer iki daireye de verdim. aynı katta üç daireyiz zaten. karşımda 1 ay evvel evlenen genç çift, yanımda da kedi sahiplenmelerine bir sekilde vesile olduğum 3 kişilik bir aile var. dolayısıyla her kişiye birerden 5 kâse aşure dağıtmış oldum. bir kavanoz da kardeşime gönderdim. kalanı da az evvel kızımla bitirdik.

    evvelden, komşularım dağıtsın ya da annem yapsın çağırsın diye beklerken, bu sene bir cesaret geldi ben de karşılık vermiş oldum. üzerinize afiyet bir de güzel olmuş ki, yemeklere doyamadık. değişik bir duygu komşulara dağıtmak, sevdim. aşurenin güzelliği de bu galiba, alakasız bir sürü gıdayı bir arada pişirmek ve onu paylaşmak.

    bundan sonra yaparım aşure günlerinde bunu.
  • bir çok tarifi olan, herkesin kendince yapma şekli olan fakat aslında olayın özünün bütün malzemelerin haşlanması ve şeker ilave edilmesi olan tatlı.

    daha önce hiç yapmadım, annem yaparken hiç izlemedim ve merak bile etmedim. şimdi kocayı mutlu edeyim diye yapmaya koyuldum. sabahın köründe uyandım bunun için. çok da mutlu mutlu yapıyorum nedense. komşum da yok pek tanımıyorum kimseyi ama en azından karşı komşuma veririm. geceden ıslattıığım fasülyeyi, nohutu haşladım. 30 dakikada piştiler. buğday da pişti sayılır. geriye ne kaldı? kuru incirler, kayısılar ve diğer minik şeyler işte. aklına ne gelirse koy işte. zaten ilk yapıldığında da böyle değil miydi?

    inşaallah aşure gibi bereketli olur evleriniz, evlatlarınız ve evimiz ve evladım.