şükela:  tümü | bugün
  • geldiği nokta itibariyle çalışması gereken ama çalışamayan öğretmendir. okul hayatı boyunca devlette çalışmayı hesap ederek yaşamıştır ama okuldan sonra öyle olmadığını anlamıştır. öğretmen olduğu için de başka yerde kolay kolay iş bulamaz. bir düşünelim mesela. dershanelerde iş bulabilir. peki hangi koşullarda, maaşsız, sadece sigortası yatar ve stajyerliği başlar, ya da küçük bir maaş alır ilk zamanlar sigortası yatmaz. maaşı bin lirayı geçen iki yıllık dershane öğretmeni bile azdır. sonra özel okulları denesin mesela bu öğretmen. kaç tane özel okul var ki. bir de bu özel okulların tecrübeli öğretmenlerle oturmuş bir kadrosu olduğunu düşünün. yani kaç tane öğretmen buralarda çalışmaya fırsat bulabilir. üçüncü ihtimal ücretli öğretmenlik. bu zaten en kahredeni. her an atılabilirsiniz, en fazla 700 civarı maaş alırsınız, tüm tatillerde maaşınız kesilir. yaz başında maaşınız kesilir, yaz sonunda tekrar ücretli öğretmenlik yapacağınız garanti değildir. sizle birlikte sizden az çalışıp sizden iki kat daha fazla maaş alan insanlarla arkadaşlık etmek zorunda kalırsınız, koymaz mı adama. ha unutmadan artık ücretli öğretmenlikte de torpil dönüyor.

    yani atanamayan öğretmenin tek şansı devlettir ama bir türlü devlete de girememiştir. çok düşük maaşları göze alarak dershanelere ve özel okullara başvurdum ama hiçbiri sallamadı bile. bu eğitim sektörü devletten soruluyor ama yine de öğretmenliği sanki mühendislik gibi algılayan bir devletimiz var. planlı eğitim yokmuş, herkes istediği bölümü okuyabilirmiş. devlet öğretmeni bünyesine katmak zorunda değilmiş. arkadaş bazı bölümlerde böyle değil işte, bazı bölümler devlete girmek zorunda, bunu anlayamıyor musunuz? eğer ihtiyaç yoksa kapat bu bölümleri. kimse gönlünün keyfine göre bu bölümlerde okuyamaz zaten bu bölümlerde babasının parasıyla okumuyor sadece, devlet masraf yapıyor buralara. istemiyorsan daha fazla öğretmen kapatırsın bölümü olur biter. hangi şirket ihtiyaç fazlası ürün üretir ki. hangi şirket ihtiyaç fazlası ürün ürettikten sonra her ürünün üretilmeye hakkı vardır ben o ürünü satmak zorunda değilim diyebilir.

    (bkz: işte bu benim)
  • hammallık yapıp, ölebilir.

    bakanından "seçmeseydin, ben mi seç didim sağa" gibi azar yiyebilir.

    ölçme, değerlendirme bakımından gayet leş sınavlarda bir de üstüne kopya rezaleti eklendikten sonra yıllarını harcayabilir.

    beyin bedava demeçi verir.
  • "eşekler çalışkan hayvanlardır. aşını verdiğiniz zaman tüm gücünü seferber ederek çalışır. ama hakkını yediğinizde sesini çıkarmaz. biz de tüm yıl boyunca eşek gibi çalıştık. ama, haksızlığa karşı sessiz kalmayacağız"

    atanamayan öğretmenlerden 'eşek'li protesto
  • öğretmenlik böyle bir meslek işte.

    misal, devlet ihtiyaç olduğu halde tıp doktorları için kadro açmasaydı da, atanamayan, iş bulamayan bir ton doktor olsaydı eğer, çoğu insan "sağlık önemli kardeşim, devlet bunları kadrolarına alsın, onca yıl tıp okuyan bu insanların çabaları boşa gitmesin, yazık olmasın" diye düşünürdü.

    ama aynı durumda öğretmen söz konusu olunca, sırf devletten iş istedikleri için bu insanları geri zekalılıkla itham etmekten beis görmeyenler çıkıyor.

    tamamen öğretmenlik mesleğine bakış açısı ile ilgili bir durum.
  • kendisini zihinsel engellilerle kıyaslayan ve devletten iş istemesini yadırgayan zihinsel ve vicdansal engellilerden bir çok farkı olan insan. bu farklardan biri örneğin: oy avcılığıyla heryeri üniversite, her üniversiteyi şişirilmiş eğitim fakültesi kontenjanları ile dolduran bir hükümet politikasının yanlışlığını anlayabilecek kadar zekaya sahip olmaktır.

    sen hem devlet olarak eğitim sektörünün açık ara en büyük işvereni olacaksın, hem bu sektöre eleman yetiştirecek kurumlar konusunda tam yetkili olacaksın, bu kurumlardan yüzbinleri işsiz kalacaklarını bile bile mezun edeceksin, sonra da 500 bin atanmayan öğretmen adayı varken on bin kişilik kadro açacaksın. üstüne her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şart yok diyeceksin. yok öyle yağma.
  • 25 yaşını görmüş vatandaşlar, eskiden lise mezunları öğretmenlik yapabiliyordu hikayeleriyle büyümüştür bu ülkede. bu hikayeler eşliğinde, üniversitede bilmem ne öğretmenliği okuyup, vatanıma yararlı olacağım diye hayal kurar bir kısım genç. öyle ki hayatının ilk 6 senesinden sonra mütemadiyen sınavlara giren bünye, yarış atı gibi kendisinden hep en iyisinin beklendiği bir ortama sürülmüştür. velhasıl üniversite kazanılır, fen edebiyat fakültesinde bölüm okunur, formasyon alınır ya da direkt öğretmenlik bitirilir, sıra atamaya gelince kpss diye bir illetle karşılaşılır. gün gelir kopya kurbanı olur, gün gelir şifre. eskiden lise mezunlarının yaptığı işi, üniversiteyi bitirip o kpss denen sınavdan 84,486 gibi bir puan almasına rağmen yapamaz bu adem oğlu ya da havva kızı. oturur ağlar, kendi üzülür, anası üzülür, babası üzülür, abisi ve aynı sınavdan 90 alıp atanması mümkün görünen ama emin olunamayan ikizi de üzülür -kendi sonucuna sevinemez çocuk-. bir çekirdek aileyi hüzne boğar bu atanamama durumu.

    sonra 60 yaşında emekliliği 5 sene öncesinden gelmiş öğretmenlerin emekli olmaması ya da emekli edilmemelerini görür bu hayata atılmak isteyen öğretmen adayı ve çaresizlik o kadar kötüdür ki yine üzülmeye devam eder. abisi de kardeşinin ve kardeşi gibi üzülen diğer öğretmen adaylarının üzülmesine sebep, seçilmiş tayfanın tüm ceddini güzel bir şekilde anar. üstlerine giydikleri dokunulmazlık cüppesinin gururunu taşıyan insanların gurursuzluğunun yüzüne tükürür. 5 kuruş etmicek insan bozması konu mankenlerinin, bir ülkeyi yönetiyor gibi görünmesine içlenir. ama yapacak bir şey yoktur. ekmek aslanın ağzından midesine ineli çok uzun zaman olmuştur. yılmadan çalışmaya devamdır.

    (bkz: benim hala umudum var)
  • ben bu öğretmen grubunu kpss'den gerekli puanlari almış, tercihlerini yapmış ve atamaya hak kazanmış ancak devletin nedense atamadığı (nedeni hakkında bir fikrim yok) öğretmenler sanıyordum uzun bir süredir. meğersem atanamayan öğretmenlerimiz kpss'ye isyan etmektelermiş. o zaman her yıl binlerce atanamamış diplomat, atanamamış maliyeci, atanamamış kimyacı vb. kpss'de boşuna ter döküyor. kurulsun platformlar, isyanlar çıksın..

    edit: zamanın ötesine göndermekle atamanız yapılıyorsa, eyvallah. ama atama için kpss'ye kasmak gerekiyor. tercih yanlış.
  • recep tayyip erdoğan tarafından atanamama nedeni şu şekilde açıklanmıştır: ''niteliksiz öğretmen atanmasın diye kontejanları az tutuyoruz''.

    senin öss'den 135 (taban) puan alan sümeyye kızın ''türbanı yüzünden'' amerika'da okumak zorunda kalmış oluyor. (iş adamı bursuyla arada 20-25 alarak)

    (bkz: sümeyye'ye 20-25 gibi gitmesi lazım)

    fakat benim ''hakkıyla'' kazandığı üniversite mezunu öğretmenim, girdiği kendi alanı dışındaki konuları da kapsayan sınavda; hatta bazen kendi alanıyla ilgili hiçbir konu barındırmayan sınavda (bkz: yabancı dil öğretmenleri) 90a yakın puan çıkarıp atanamayınca ''niteliksiz'' sıfatı alıyor. bravo.
  • 40 puan alıpta atanabilen bir öğretmen nitelikli iken, 85 puan alıpta atanamayn niteliksiz olarak nitelendiriliyor. peki 40 puanla atanan öğretmenle 89,5 puanla atanan öğretmen arasında herhangi bir fark varmı? tabiki de yok. ee nerde kaldı bilgi birikim, diğerlerine göre ayırt edici olan özellikler? daha söylenecek çok şey var ama siklenmemek koyuyor insana.
    not: 40 puanla atanan öğretmenler üniversiteye giriş sınavlarında benim aldığım puanın yarısıyla girdiler üniversiteye, biz vizede finalde bir taraflarımızı yırtarken onlar oturup çocuk şarkıları ezberliyorlardı. şimdi ben zamanında daha çok emek vermekle; apta hatta aptalın önde gideni oluyorum. boşuna dememişler cehalet mutluluktur diye.