şükela:  tümü | bugün soru sor
  • engin ardıçın yazısındaki sondan bir önceki cümle bu ve bunun gibi varsayımlara dayanan tüm senaryoları gereksiz kılar.

    lan hadi bir senaryo yazayım bende: türkiye'nin şu andaki halinden çok da farkı olmazdı.
  • ortalama yaşam süresine bakıldığında 1955 gibi vefat ederdi.

    tanım: atatürk'e duyulan özleme bağlı olarak, her vefalı türkiye vatandaşının aklına düşen soru.
  • engin ardic'in 29 aralik 2005 gunu aksam gazetesi'nde yayimlanan koseyazisinin basligi.

    yaziyi da yapistirayim da tam olsun:

    atatürk 1938’de ölmeseydi ne olurdu?

    artık filmini de yapıyorlar... kevin willmott diye bir adam “csa” diye bir film çekmiş, şu anda amerikan sinemalarında oynamakta, burada iç savaşı kazanmış bir güney, yani günümüzde bir amerika konfedere devletleri anlatılıyor!

    1964 yılında da kevin brownlow bir film yapmıştı (işe bak, o da kevin), “it happened here”... “burada oldu”... nazi işgali altında londra anlatılıyordu!... yakında dvd’si çıkacak, sanırım kısa zamanda öteki de çıkar.

    alman işgali altında ingiltere’yi ünlü romancı len deighton da anlatmıştı bir zamanlar, “ss-gb” adlı romanında, meraklısı bilecektir.

    (tamam yahu, sıkılmayın, yazıda fazla “ecnebi ismi” geçti ama türkiye’ye geliyorum...)

    evet, edebiyatta çok sevilen, yüzlerce örneği bulunan “alternatif tarih” modası sinemaya da el atmış.

    bu türe benim de tutkun olduğumu eski okurlarım bilirler. sevgili dostum yetkin işcen benden hâlâ böyle bir roman bekliyor, mahçup oldum.

    roman yazmaya üşeniyorum, fikrini vereyim de isteyen geliştirsin.

    atatürk, 1938 yılında, 57 yaşında değil de, 1958 yılında, 77 yaşında, ya da 1968 yılında, 87 yaşında ölseydi ne olurdu?

    dünya savaşına asla girmezdi.

    stalin de ondan kars ve ardahan’ı istemeye kolay kolay cesaret edemezdi. ayrıca, atatürk, türk-sovyet dostluk anlaşmasını yeniler, inönü gibi “almanya’yla flört” de etmezdi.

    elbette savaştan sonra yeni bir liberal parti kurulmasını destekler (daha önce 1930 yılında yapmış olduğu gibi), bu parti 1950 yılında değil, belki hemen 1946 yılında iktidara da gelirdi. adına, isterseniz, cumhuriyetçi demokrat parti, cdp diyelim.

    chp de tıpkı bugünkü gibi ebedi muhalefeti teşkil eder, o açıdan bir değişiklik olmazdı.

    fakat atatürk’ün sağlığında hiçbir babayiğit diktaya yönelmeye, chp’yi kapatmaya falan kalkışamayacağından, hele hele daha başkaları da darbe yapmayı akıllarının ucundan bile geçiremeyeceklerinden, 27 mayıs 1960 olayı yaşanmazdı.

    o yaşanmayacağı için, arkasından 12 mart 1971 ve 12 eylül 1980 olayları da yaşanmazdı.

    pisi pisine beş bin çocuk da ölmezdi. istikrarlı bir ülke olurduk yahu!

    mahmut celal bey (bayar) uzun süre başbakan olarak kalır, sonra yerine belki köprülüzade fuat bey, belki daha başkaları geçerdi ama adnan menderes herhalde tarım bakanı mevkiinden ileri gidemezdi!... süleyman demirel de sanayi bakanı...

    eh, bu durumda, bülent ecevit’in de milli eğitim bakanlığı tercüme bürosu sanskrit eserleri dairesi’nin çevirmen kadrosundan emekli olacağı bir türkiye hoş bir ülke olabilirdi gerçekten...

    amerikan uydusu olmaz, bağımsız dış politikamızı sürdürürdük.

    türkiye, 1937 yılından başlayarak yetmişlere, seksenlere kadar cdp elinde daha da gelişmiş bir kapitalizme ulaşacağından, avrupa birliği’nin kapısında yaltaklanmaya da gerek kalmazdı. onlar çağırırlar, biz nazlanırdık. ayrıca girmezdik de.

    “devrimleri” oturtmuş, iki partili sistemi yerleştirmiş, sonra da batılı, liberal kapitalist, uygar ve düzgün bir ülke haline gelmiştik bile...

    fakat karl marx’ın dediği gibi, tarihte ne olmuşsa, öyle olması gerektiği, başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur.

    gene de hayal kurması güzel... alın size bir film “sinopsisi”, çeksene oğlum sinan!

    29.12.2005
  • sadece 38'de ölmeseydi cevabı verilebilinecek sorudur. eğer şu anda bilen varsa çıksın, yapsın aynı şeyleri kendisi, ülkeyi kurtarsın, biz de onu baş tacı yabalım.
  • (bkz: counterfactual) veya (bkz: varsayımsal tarih)