şükela:  tümü | bugün
  • türk siyasetinde yaygınca kullanılan anlamsız ifadelerden biri.

    bu ifadenin anlamsızlığını değerlendirme adına, şu soru sorulabilir: "dünyada hangi siyasi liderlerin muhalifleri '... düşmanı' şeklinde anılır?"

    bu sorunun cevabı aslında basit. hiçbir özgür ülkede bir siyasi lideri ve düşüncelerini eleştirenlere "düşman" yakıştırması yapılmaz. zira ifade hürriyetinin olduğu hiçbir yerde, farklı düşünceler dost-düşman eksenine oturtularak incelenmez. her türlü red, eleştiri, istihza, hiciv, siyasetin doğasında vardır ve hatta bunların olmadığı yerde zaten siyaset yoktur...

    dolayısıyla, özgür bir ülkede liderlerin "düşman"ları değil, "muhalif"leri olur. söz konusu siyasi lider ülkenin "kurucusu" da olsa bu böyledir, ilk başkanı ya da cumhurbaşkanı olsa da. (bu noktada, özgür bir ülkenin zaten baştan tek bir kurucusu olmayacağını, tek adam rejimlerinin özgürlüğün doğasına aykırı olduğunu da belirtmek gerekli.)

    bu nedenle, özgür bir ülkede, "washington düşmanı" ya da "madison düşmanı" gibi ifadelere pek rastlanmaz. ama afrika, orta doğu ve uzak doğudaki diktatörlüklerde liderleri ve rejimi eleştirenlerin "düşman" olarak adlandırılması son derece sıradandır. çünkü, bu ülkelerde devlet ve hükümet kavramları iç içedir. yöneticileri eleştirmek ülkeye ihanet etmeye yakın bir eylemdir. böyle ülkelerde, muhalefet etmek meşru görülmez ve düşmanlık olarak algılanır. dolayısıyla da, muhaliflere düşman imişler gibi davranılır.

    türkiye'de bu konuda iki yaygın tavır var:

    tavır 1: türkiye'de otoriter bir yapıyı ve tartışılmaz liderliği savunanlar, muhalifleri "düşman" olarak nitelendirmekle kalmayıp bir de "kuyruk acısına sahip olduklarını" söylüyorlar. yani "biz size zamanında az şey çektirmedik, muhalefetiniz bundandır" demek gibi bir şey. ideolojik körlük nedeniyle, bunun bir itiraf olduğunun farkında bile değiller. (bu tavır, insanların bir yanlışa karşı durmalarını, gördükleri kişisel bir zararla açıklıyor olması itibariyle de problemli. zira bazı insanlar, rejim ile geçmişte bir sorun yaşamamış olsalar dahi, sırf adaletsiz/acımasız/arkaik buldukları için rejime eleştiri getiriyor olabilirler.)

    tavır 2: tartışmadan rahatsız olma ve cevap vermekten kaçınma. mesela, ululamaya gelince, "bütün dünyanın önünde eğildiği, ilkelerinden asla ödün verilmemesi gereken en büyük lider" derken, eleştirilince, "canım adam zaten ölmüş gitmiş, bunca sene sonra hala niye eleştiriyorsunuz? başka konu yok mu?" diyebilme. halbuki rejimin her şeyini baştan zaten yüce lider etrafında kurgulamışsın, dolayısıyla rejimin politikalarının eleştirisinin çoğu zaman lideri "de" içermesi doğal.

    önemli bir nokta: dost-düşman eksenli bu yaklaşımın içerdiği bütün bu problemleri gözardı ederek bir an için şöyle bir soru sormak da mümkün: "diyelim ki, vatandaş ahmet ağa gerçekten de atatürk düşmanı. bu neyi değiştirir?" (bkz: so what)

    örneğin elimizde iki temel önermeden oluşan şöyle bir vaka var: (1) vatandaş ahmet ağa atatürk düşmanı, ve (2) vatandaş ahmet ağa şapka giymedi diye adam öldürmenin bir insanlık suçu olduğunu söylüyor. bu durumda, birinci önermenin, ikinci önermenin geçerliliğine olan etkisi nedir? yani vatandaş ahmet ağa atatürk düşmanı diye, bu konudaki düşünce ve taleplerini otomatikman gözardı etmek mi gerekiyor? bu durumda, vatandaş ahmet ağa meclise girip bir önerge verecek olsa, kendisine, "senin vereceğin önergeyi dikkate almıyoruz, çünkü sen atatürk düşmanısın" bile denebilir. böyle bir bakış niyet okuyarak insanları yargılamak isteyenlerin önüne sınırsız bir alan açıyor.

    son olarak: insan bazı şeyleri bilememiş, öğrenememiş olabilir. türkiye şartlarında bu durum doğal ve sıradandır. bazı insanlar ise, minimum seviyede bir tartışma adabı dahi edinememiş olabilirler. dolayısıyla da, kendi düşüncelerine aykırı yaklaşımlardan haberdar olunca ilk tepkileri hakaret etmek ve bazı maskülen küfürler savurmak olabilir. türkiye şartlarında bu da gayet doğal ve sıradandır.

    ancak bazen insan "belki birkaç dakikamı harcamama değer" diye düşünür, zahmet eder, bu kişiye efendi efendi, (sözgelimi) söylediğinin doğru olmadığını, ilgili konuda dikkate alınması gereken başka noktaların da bulunduğunu izah etmeye çalışır. misal, vakit ayırıp falanca birincil kaynaklara bakması durumunda konunun iç yüzünün zannettiğinden farklı olduğunu görebileceğini belirtir. buradaki maksat, muhatabın düşüncelerini değiştirmek olmasa bile, en azından tartışmayı makul bir düzleme taşımaktır. ancak türkler bu gibi durumlarda ne yazık ki sürekli çeşitli bahaneler üreterek pozisyonlarını ne pahasına olursa olsun savunmaya çalışma eğilimde oluyorlar. herhalde tartışma ve sorgulama kültürünün zayıflığı ile ilgili bir durum.

    tema:
    (bkz: mustafa kemal atatürk/@derinsular)
  • aidiyetinden kaynaklı ezikliğini belli etmemek için siyasi muhalefet kılıfı altında sistemli olarak atatürk'ü, kemalizm'i ve türkiye cumhuriyeti'ni yeren entry'ler yazar.
    bir değil iki değil.. mütemadiyen devamlı...

    derin bir kuyruk acısı vardır dersem, faşistlik etmiş olurum.
    halbuki aynı bilgi donanımında bir türk olsaydı yine aynı şeyleri yazardı! *
  • bizlerden zamanında çok çektirdiği için bir kuyruk acısına sahip olduğunu itiraf eder.
    anlamadığı konu şudur ki; önemli olan düşman olması değil, sadece düşman olduğunu kabul etmeyip, ben siyaseten muhalefet yapıyorum diye kıvırmasıdır.

    yani delikanlı ol canımı ye...

    tabii ki zamanında size çok çektirdiğimiz için böyle uluyorsun.
    dönemin şartları gereği yaşanmış -bana göre meşru olan- olaylar için, bir amerikalının bir ingilizlin hatta bir fırınsızın yapmadığı alçak gönüllüğü, insan üstü merhameti bizlerden beklenmesi biraz mantık dışı.
  • bunların kadın olanları çok seksi. ihtiraslı.

    televizyonda görüyorum. acaip seksi. böyle, o küçücük ellerini aça aça konuşmuyor mu? o küçücük ağzına sokasım,
    o minik boynunu ısırasım, orta büyüklükte olduğunu tahmin ettiğim o memelerini koparırcasına emesim geliyor.

    seviyorum bu tür kadınları. atatürk düşmanı oldukları için değil. ben atatürk'e taparım, o benim için dünyanın en büyük
    lideridir. bu kadınları sevmemin nedeni, hırsları ve tutkuları. o tutku beni heyecanlandırıyor. her gün görüyorum bunlardan.
    güzel de giyiniyorlar.

    bende lcd var. koskocaman ekran. o karılardan biri tv programına çıkınca, onun ağzını ortalayıp sikimi ekrana yapıştırıyorum,
    sanki emiyormuş gibi.

    seviyorum bu tür düşmanları... seksiliklerinden dolayı.
  • bazen vahim yanılsamalara neden olan kişidir.

    örneğin entelektüel birikimleri arasında dağlar kadar fark olan berxedan ile derinsular'ı aynı çizgide gösterir ki, derinsular'ın bir çok makalesini zevkle okuyan bazıları için, vahim olabilir.

    ayrıca belirmekte fayda var; tabii ki derinsular bir atatürk düşmanı değildir!
  • hak edene kullanılan ifade.

    her insan yaptıkları veya yapmadıkları için eleştirilebilir. bunda hiçbir sakınca yok. ama eleştiri adı altında hayasızlık yapılıyorsa, eleştiri adı altında kin ve nefret böğürürcesine kusuluyorsa kimse kusura bakmasın bunun adı atatürk düşmanlığıdır.

    “washington düşmanı”, “madison düşmanı” gibi laf cambazlıkları ile akıl bulandırmaya hiç gerek yok. atatürk’e yapılan haksız saldırıların binde birini bir amerikalı washington’a yapmış mı acaba? yaparsa ne gibi bir yaptırımla karşılaşır? önce bunları yanıtlamak lazım.

    hilafeti ve padişahlığı özleyip, kul olma gayreti içinde gözleri kör eden cahil düşmanlık, beyinlerin işlemesini de önlüyor.

    mümkün olsa atatürk’ü defalarca öldürecek yapıda ki tıynetsizliklerin makbul kabul edildiği günümüzde, gizli, açık atatürk düşmanlığının zirve yaptığı bu dönemde methiyeler düzmenizi de beklemiyoruz hani. bari vicdanlı olun diyeceğim ama nerede o vicdan?
  • mahalle bakkalına duyduğu antipati ile farksız olmayan kişi.
  • en fazla kemalistlerden çıkan düşmandır. (bkz: kemalistlerdeki atatürk düşmanlığı)
  • aynı zamanda türklere de düşman olan kişidir. (bkz: kemalistlerdeki türk düşmanlığı)