şükela:  tümü | bugün
  • var oldukları her dâim bilinmesine rağmen konu edilmeleri hiçbir zaman âlenen mümkün olamamış; bir milletin maddede ve manâda bütün hasletleriyle unsurlarını köreltmek adına, devletimizin en izbe köşelerine dek çöreklenerek; milletin egemenliğine tasallut olagelmiş ve cumhuriyet türkiyesi tarihi boyunca milletin değerlerine örtülü ya da açıkça saldırmak, milletimizin emeğini, dününü, yarınını, umutlarını zaptûrapt altına almaktan hiçbir zaman ve surette geri durmamış; kendi inançlarının emrettiği sâikler ve ölçüler etrafında şekillendirdikleri ilişkiler ağı eliyle ricâl-i devlet, -bilhâssa askeriye- bürokrasi, spor, sanat, iş dünyası ve sâir her alanda etkin ve söz sahibi olmuşlardan müteşekkildirler.

    bunlar; ekseriyetle ‘atatürk’ maskesini giyinerek kendilerine kisve edindikleri her kertede, ‘atatürkçülüğü’ de siyaseten bir zırh olarak icâd edegelmişlerin bizzâtihi kendileridir. esasen mustafa kemâl’in ‘bağımsız bir türkiye’ ülküsüne tamamıyle zıddı cihette hıyânetle sarılarak; bu ülküye adım adım ilerlemek gâyesindeki türkiye’yi ders kitaplarında 7 parçaya böldüren, emperyalist amerika’nın sömürgeci yardımlarına kapıları ilk kez aralayan, milletin kutsal mâbedlerini ahırlara çeviren/çevirten, uçak fabrikalarını atıl birer hangara dönüştüren, ilk kez yerli imkânlarla üretilen silahları tasarlayan aklın sahibi dehalarımızı suikatlerle ortadan kaldırtan, yerli ve millî sanayi hamlelerini ‘ekonomik’ operasyonlarla ortadan kaldırıp masonik kardeşlerinin önünü devletin imkânlarıyla açarak ekonomimizi kendilerinden olanlara peşkeş çekenler, sağcı solcu diyerek bu ülkenin kaç kuşak aydın neslini sokaklarda birbirine kırdırırlarken; darbeler, muhtıralar ve türevi enstrümanlarla millî irâdeye kendi çıkarlarınca şerh düşen, en yoksul zamanların en zoraki kazanımlarını bir bir yok eden, atatürk sonrası türkiye’deki bütün musibetleri kendi elleriyle ve usulca toplumun her sathına ve devletin tüm katmanlarına yerleştirenlerdir de, atatürk bunlara kökünden düşmanken; atatürk’ün adıyla, onun bütün siyasi mirasına çöreklenmiş ve akabinde ‘bunlar’ , atatürkçü vatanseverler olagelmişlerken; kendilerinden olmayan, amaçlarına hizmet etmeyen yahut bir şekilde yollarına taş koyan diğer herkesi de atatürk düşmanı olarak, başarıyla, karalayabilmişlerdir. böylelikle kendilerine aid bütün hâsmane tutumlarla adımların vebâlini ‘tek bir cenâha’ yıkarken; ateşe verip boydan boya yaktıkları yahut yaktırdıkları vatanın kurtarıcısı da her dâim, ne hikmetse, kendileri olmuşlardır. bütün bir yakın siyasi tarihimiz müddetince; ‘kanunlara uydurulmuş’ hâlde işledikleri her türlü cürmü kendilerine hak gören bu zevât; aynı anda, millete revâ gördükleriyle de her türlü cürüm, zulüm, haksızlık ve cefâyı da takındıkları maskelerle giyindikleri zırhlara tevdii ederek; günahlarının menbaı olarak inşâ ettikleri ve adına ne derlerse desinler ortaya çıkmış olan ‘sistemlerini’ kutsallaştırırlarken; aksi hâl üzere olan yahut o sistemin alternatiflerini ihtivâ eden hakikat ehli kimseler, kitlelerle teşekkülleri de ‘şeytânlaştırmaktan’ bir kez olsun geri durmamışlardır.

    öyle ki, bir milletin fıtrî, kâvmî, dinî, sosyal, kültürel yönlerinin bütününden neşet etmiş olan ‘yapılar’ olan islâmî târikatlerle mübârek zevât (şeyh, şıh, gavs vs. öcüdür ama masonik üstâdlar hiçbir zaman konu edilmezler) ; bunlarca, her dâim sakıncalı ve birer tehdit unsuru olarak her yerde ve aşamada zihinlere ve dimâğlara böylece zerk edilmiş ve sürekli tartışma, münakaşa ve dahi çatışmalara konu ve taraf yapılmışken; iblisîler elinde yükseltilen günâh düzenleriyse tartışılamaz, sorgulanamaz ve hatta konuşulamaz mikyasta dikkat ve gündem çemberinin dışarısında tutulmuştur.

    dün, bugün ve yarın; kimler ki türkiye’de islâm dâiresine dahil hâkk üzere olan târikatleri mesnetsizce ve planlı bir program dahilinde düşmanca sâiklerle tartışıyordur; bilinsin ki onlar, bahsi geçen bu şeytâni yapının her düzlemdeki saklıları, iltisâk etmişleri, sempatizânları, kullanışlı birer unsuru olmak görevini ifâ eden vazifelileri yahut en azından yine bunlarca zihinleri iğfâl edilmiş olan biçâreleridir ve yine en azından diğerlerine göre; bu biçâreleri de konuştururlarken dillerine pelesenk ettikleri de ‘atatürk’ ismi ve ‘atatürkçülük’ kisvesidir.

    bakınız; bu masonik târikat ve müntesipleri,
    çok incelikli bir siyaset olarak, türkiye cumhuriyeti devletinin kurucusu mustafa kemâl atatürk’e izâfe ettikleri bir kısım söylemlerle (ki söylem kısmen doğru fakat ciheti isnâdı bakımından amacı bambaşka olup geneli değil bir kısma dönüktür) devletin kurucu liderinin; ‘türkiye cumhuriyeti devleti şeyhlerin ve târikatlerin kol gezip hüküm sürdükleri yer olamaz!’ dediğiyle feverân ederler ve dahi bu suretle, millî mücadelenin destânını yazan bu aziz milletin birer tezâhürü olarak; cephede ve cephe gerisinde çok büyük hizmetleri ifâ etmiş yerli ve millî târikatleri gözlerden kaçırırlar; ama, nedense, gençlik yıllarından ilerleyen zamanlarına ve bilhâssa kurucusu olduğu devletin iplerini tastamam avuçlarına aldığından sonra etkileri ve ilişkileriyle birlikte masonik târikatleri kendisine yok edilmesi gereken ilk hedef olarak seçmiş atatürk’ü özenle yok sayarlar, göstermezler ve asla konu etmez/ettirmezler.

    böylelikle; sağlığı süresince etrâfını sarmış oldukları mustafa kemâl’in nâmı hesabına da çok kereler hareket ettikleri olmuş; paşanın hem sağlık sorunları hem de yıllara matuf yorgunluğundan ötürü istirahat mekânı olan çankaya ve dolmabahçe’deki zamanlarındaysa ipleri zımnen ve fiilen ele geçirdikleri ölçüde bütün gizli emellerini hayata geçirmek uğruna iki yüzlüce çaba sarf etmişlerdir. bunda bir nebze başarılı da olmuşlardır. ayrıyeten bahse konu olacak şekilde; paşanın hastalığının ilerlemesi ve canına mâl olması veçhesinde de ‘rollerinin olduğu’ tarihe şümûl bir tartışmanın konusudur.

    az evvelki satırları doğrudan kendilerine isnâd etmek değil; ama, söz konusu durumda masonların ne denli etkin makamlara sirâyet ettiğine; bu ülkede devleti kimlerin ne şekilde ele geçirip kendi düzenlerini tesis ettiklerine işâret açısından, paşanın etrafını sarmış olan ‘mason târikati mensubu’ olanlara dâir isimlerden önemlileri şu şekildedir:

    (bkz: salih bozok)
    (bkz: kazım özalp)
    (bkz: salih kaya)
    (bkz: mim kemal öke)
    (bkz: cevat abbas gürer)
    (bkz: tevfik rüştü aras)
    (bkz: şükrü bleda)
    (bkz: hasan ali yücel)

    paşanın çocukluk arkadaşlarından yakın çalışma arkadaşlarına, doktoruna, yaverlerine; tbmm başkanlığı, iç ve dışişleri bakanlıkları, mârif bakanlığı, zirâat bakanlığı vs. birçok kritik makama gelmiş olan bu isimler, türkiye’nin uzun bir dönemini anlamak ve kendilerinden sonraki siyasi/sosyal/kiltürel hayatın seyri yönünden önemlidirler.

    şöylece tarihi bir hakikat de odur ki,
    localar kapatılır malları halkevlerine devrolunur
    emirin demiri kestiğinin resmidir

    1935 senesinde; cumhurbaşkanı mustafa kemâl atatürk, tescilli bir mason olduğunu bildiği içişleri bakanı şükrü kaya’ya bizzâtihi tebliğ ettiği şekliyle; ‘türkiye’de faaliyet yürüten bütün mason lacalarının kaptılmasını’ emir buyurmuş ve mason içişleri bakanı şükrü kaya’ya, mason localarının kapatılması sürecini böylece kendi elleriyle uygulatmıştır. tâ ki atatürk’ün ahirete irtihâli akabine dek masonlar, türkiye’de bir daha açıktan faaliyet yürütememişlerdir. peki ne olmuştur da atatürk’ün emriyle fiilen ve cebren kapatılan mason locaları, onun ölümünün üzerinden daha 10 sene geçmeden sonra, 1947 senesinde, bizzât cumhurbaşkanı i.inönü tarafından gördükleri himâye ile yeniden kanunî vasıflarına kavuşabilmişlerdir? cevap çok basittir: çünkü, atatürk, ömrünün son demlerinde hem şahsi hayatından hem de devlet ve siyasi hayatın bütününden silip söküp attığı ve dahi canını almaklıktan bile adı konulmamış bir ev hapsiyle bağışladığı i.inönü’yü; nasıl ki 35 senesinde çaresiz bir şekilde, mustafa kemâl’in emrini uygulamak zorunda kalmış olan mason içişleri bakanı şükrü kaya ve arkasındaki masoniklerin destekleri ve ilişkileri sayesinde, atatürk’ün ölümü ertesinde, kata kulliler ile cumhurbaşkanı seçtiren ve 935 yılındaki tokadın acısını böylece çıkaran güce dönüp bakmak lazım gelmektedir. (kaldı ki i.inönü, deflarca kez atatürk’ü hasta yatağında ziyaret etmek istemesine rağmen bu kabul görmemiş, inönüyse uzunca bir süre ‘paranoyak’ bir hayat yaşayarak her an bir şekilde bir suikaste uğrayacağı şüphesiyle iç içe yaşamış; atatürk’ün ölüm haberini aldığında dahi buna ilk defa inanmamış ve istanbul’a, dolmabahçe’ye gitmekten bunun bir tuzak olacağı ve sonucunda öldürüleceği şüphesiyle imtinâ etmiş olduğu vesikâlarıyla sabit tarihi bir vakıâdır. bu hâldeki bir adamı, bu ülkede, atatürk’ün aksi yöndeki siyasi mirası ve vasiyetine rağmen cumhurbaşkanı yapmış; millî şef ilân etmiş, seneler sürecek bir istibdâd rejimini kurmasına vesile olmuş, bu milletin asli değerlerini inönü eliyle ayaklar altına aldırmış olanlar ve tüm bunlar olurken kendilerine iktidâr alanları oluşturanlar; mevkileri, makamları, devletin her kademesini istilâ edenler; kendi iblisî sistemlerini kutsallaştırırlarken, asli değerlerimize sırt vermiş hakikat köklerimizin çınarları olan islâmî yapıları düşmanlaştıranlar kimlerdir? elbette sözü edilen atatürkçülük kisvesi ardına saklanmış, masonlardır. ki bu masonik sapıklar; atatürk’ü de atatürksüzleştirenlerdir. zirâ bunların anladığı ve anlamlandırığı atatürk portresi ve imajı ‘resmi ve kabul edilebilir’ iken; atatürk’ü diğer yönleri ve insani hâsletleriyle anlamak ve anlamlandırmak her zaman için ‘karşı devrimcilikle’ yâftalanmakla mecbur bırakılmıştır. adına atatürkçülük dedikleri ama atatürk’ten bihâber olan sistematik; tamamıyle masonik yapılanmaların kılıfından ibâret ve ancak gâziyle milletin arasına örülmüş çimentosu resmî, demirleri cebirle örülmüş kör bir duvardır.)

    şu hâlde bunlar mevzu edildiği zaman, gerçeklerin yüzünü görünce, kendi yüzleriyle götleri yer değiştirecek bir sürü andavalın bulunduğu bu mecrada bunlar bahis konusu edilemez aslında; çünkü suç isnâd etmek, karalamak, hükümler vermek, aşağılamak, sövgüler savurmak ve mahkûm etmek yetkisi ve tekeli yalnızca bu andavallarla bunlara tasmalarını bağlamış efendilerindelerindedir de ve hadi diyelim ki şu kadar yazılan yazılmamış ve söylenen söylenmemiş olsun.

    biraz da verilerle konuşalım o zaman..

    aşağıda dikkatlere sunulan verilere lütfen bir göz atınız. işbu veriler; türkiye cumhuriyeti devleti ve milletinin nice senelerine mâl olagelmiş; örtülü/açık ama her halükarda atatürk isminin arkasına sığınmış ve atatürkçülüğü dillerine pelensek ederek kendilerine din edinmiş mason târikatı mensuplarının ellerinde şekillenmiştir.

    1960 ve 80’de askeri dârbeler,
    1972, 97 ve 2007’de askerce verilen muhtıralar,
    2016 15 temmuzunda askeri dârbeye teşebbüs,
    (zirâ fetöyü yaratan iklim de bunların eseridir)

    sırasıyla; 929, 33, 46, 54, 58, 69, 74, 78, 80, 86, 88, 89, 91, 94, 98, ve 2001 yıllarında yaşanmış ekonomik krizler,

    başörtüsü sorunu, irticâ tehdidi, terör sorunu,

    dahası vurgunlar, tâlanlar, iç çatışmalar, sağ sol kavgaları, etnik ve mezhepsel kavgalar/kargaşalar, bölünmüşlükler, karaborsacılık, ambargolar, kıtlıklar, bankaların hortumlanması ve daha her türden rezalet ve aşağılık biçimdeki acılar bu millete, bu yapılanmanın müntesiplerinin işgâl ettikleri ricâl-i devlet zamanınca yaşatılmıştır. binlerce genç birbirilerini sokaklarda kurşuna dizerken olaylara; şartların olgunlaşması için çanak tutanlardan büyük atatürkçü olmadığı da bir gerçektir. veyahut 3-5 çapulcudan ibâreten bir eşkiya sürüsü iken köyleri, kasabaları, şehirleri ve hatta ülkenin neredeyse bir bölgesinin tamamını esir alacak boyuta evirilmiş uluslararası bir terör şebekesine göz yuman hatta yol verenler; ülkenin 25 senesinin kaybına, 30bin insanın canına, yüz milyarlarca dolar ekonomik zarara sebebiyet vermiş bir terör örgütünü bir yanda ‘el altında tutulurlarken’ ; bunları elleri altında tutarak büyüten, lâfta, atatürkçülüklerinden zerre taviz vermeyen ve her fırsatta işlerine geldiğince, mustafa kemâl’in askeriyizcileri sokaklara döken kodamanlar için en büyük tehdit hep irticâ; en büyük düşman her dâim islâm, en tehlikeli unsurlar da hep ‘vatandaş ahmet mehmet ayşe..’ olmuştur. millet, apoletli bu masonlar eliyle gerçekleştirilen askerî dârbeler; onların ihdâs ettikleri kurumların ‘seçilmiş kardeşlerinden mütevellit’ bürokratları; bu sisteme dâhil olmak için halkına sırt çevirmiş ‘kullanışlı ve hizmetkâr’ siyasilerin tahakkümü eliyle inim inim inletilirken; kaynakları ve emeği sömürülmüş, hortumlanmış, yurt dışındaki mason teşküllerindeki ağa babalarının havuzlarına transfer edilmiş, topyekûn hâlde; bir büyük millet olan anadolu türk’ü, açlık, yokluk ve yoksulluğa mahkûm kılınmıştır. ne de olsa; başörtüsü gibi hepsinden önemli bir mesele vardır ve sapılmaz bir sapkınlık hâli olarak lâikliğin muhafazası her şeyden üstündür.

    peki, kim midir bunlar? aramızda, içimizdeler. hayatın her alanındalar. birbirlerini korur ve kollarlar. kayırırlar. gözetirler. aksi şekilde davrananlarını yok sayar ya da ederler.

    doğrudan burayla örnek teşkil etmesi bakımından değil; ama, günyüzüne çıkmış olan ve çeşitli açık kaynak mecralarda isimlerine âlenen ulaşılması mümkün, ‘mason’ tıtrine sahip bir kısım isimler şu şekildedir ki, kimlerin nerelere ‘gelebildiği’ görülebilsin:

    siyasilerden,
    başbakanlar;
    (bkz: hasan saka)
    (bkz: hayri ürgüplü)
    başbakan yardımcısı,
    (bkz: akif iyidoğan)
    dışişleri bakanları,
    (bkz: bekir sami daça)
    (bkz: tevfik rüştü aras)
    içişleri bakanı,
    (bkz: mehmet cemil uybadin)
    adalet bakanları,
    (bkz: mümtaz ökmen)
    (bkz: hasan menemencioğlu)
    milli eğitim bakanları,
    (bkz: mustafa necati)
    (bkz: vasıf çınar)
    milli savunma bakanları,
    (bkz: münir birsel)
    (bkz: hulusi köymen)
    çalışma bakanı,
    (bkz: mümtaz tarhan)
    tarım bakanı,
    (bkz: reşat muhlis erkmen)
    ticaret bakanı,
    (bkz: zühtü velibeşe)
    ankara valisi (bkz: turan güneş)
    askerlerden;
    yaş üyesi (bkz: eşref manas) paşa,
    hv.kv.k. (bkz: zeki doğan) paşa,
    jn.gnl.k. (bkz: ali remzi yiğitgüder) paşa,
    1.ord.k. (bkz: ali ihsan sabis) paşa,
    mah ve mit başkanlarından;
    (bkz: cevat tevfik karasapan)
    (bkz: ahmet salih korur)
    yazar (bkz: hüseyin kazım kadri)
    ttk başkanlarından (bkz: cemil çambel)
    prf.lerden;
    (bkz: zühtü inan) (bkz: sekip tunç)
    itü rektörü (bkz: mustafa inan)
    topkapı saray müzesi müdürlüğü yapmış,
    (bkz: hayrullah örs)
    tarihçi (bkz: mithat cemal kuntay)
    yazarlardan;
    (bkz: mehmet emin yurdakul)
    (bkz: ahmed emin yalman)
    (bkz: reşat nuri güntekin)
    basın/yayıncılardan;
    (bkz: sedat simavi)
    (bkz: erol simavi)
    (bkz: yunus nadi)
    (bkz: nadir nadi)

    yakın zaman isimlerinden;
    (bkz: süleyman demirel)
    (bkz: kemal derviş)
    (bkz: ismail cem)
    (bkz: rahşan ecevit)
    (bkz: abdi ibekçi)
    (bkz: haldun dormen)
    (bkz: rutkay aziz)
    (bkz: mehmet ali birand)
    (bkz: ali kırca)
    (bkz: neco)
    (bkz: nejat eczacıbaşı)
    (bkz: nedim tör)
    (bkz: yaşar kemal)
    (bkz: orhan pamuk)
    (bkz: kemal gürüz)
    (bkz: kemal alemdaroğlu)
    (bkz: güven erkaya)
    (bkz: çevik bir) gibi isimlere açık kaynaklardan yapılan taramalar neticesinde ulaşmak mümkün.

    elbette mason olmak ya da olmamak kişinin kendisini bağlar ve diğer herhangi bir teşekküle aid olup olmamak kadar yasaların izin verdiği çerçevede haktır.
    ama görün ki, yasaları yapanlar kimlerdir? ya da o yasalara fikri arka zemini oluşturanlar? yahut tüm bunlardan öteye; bir takım teşekküllerin ne şekilde bir ilişkiler ağını ördüğünü görebilmek de bir meseledir.

    ve şimdi soracak olursanız; atatürkçülük, dinî terk ve reddederek terâkki ve ancak bu hâlde ulaşılması mümkün yegâne târikî medeniyettir..

    çünkü, böylesi, masonluk ve atatürkçülük gibi kisvelerin ardına tünemiş sapkın ve bu millete yabancı inanışlarına giydirilmiş olan bir kamuflajdır. ve yine bunlara göre; yesrîb’i, melûn kayserle tağûdî kisrânın yeryüzünü zulme, isrâfa, istibdâda, hınca, yokluğa, yoksulluğa, acılara gark eden lâin düzenlerini, yalın ayak bir çobanın değneği ucuyla, al aşağı ederek; medinet’ül fâzila hâline getiren islâmdan neşet etmiş hâkk yol üzere olan târikatler ise; günâhın, şirkin, riyânın ve her türlü cürümün müsebbibidir, öyle mi..?

    şu da vardır ki,

    birçok âyeti ve sûresinde; bütün âlemlere ve yarattıklarına, zamanı ve mekânı aşarak; ‘şüphesiz akleden insanlar için bunda/burada dersler, hayırlar, sonuçlar vardır..’ diye buyuran; nebîsine, cebrâil(as) vasıtasıyla; ‘ikrâ! yani, oku!’ sedâsıyla seslenen râbbimiz, bizler için, elbette eğriyle doğruyu ayırdında dövecek ferâseti ihsân etmiştir. o sebeple; elmalarla armutlar bir kefeye konulmamalı, din adına din türetenlerle dinî yaşayan ve yaşatanlar muhakkak ayrılmalıdırlar. bunun yolu da şüphesiz kur’an ve sünnettir. çizgisi bu minvâlde olan her teşekkül doğru üzereyken; sapanlar, elbette bidât ve mürteddirler ve dahi onlara mukavamet fârzdır. ama bu değildir ki, öyleleri var diyerek; aslolan dinî yaşayanlar töhmet altında bırakılsınlar ve yok sayılsınlar. asla! bu çizgiyi görebilen her mümin, hâkk üzere olan allah dostu büyüklere hürmet eder; isterse instisâb etmekten de imtinâ etmezler ki, kişisel bir tercihtir; yargılamak ve bununla suçlamak, karalamak kimseye hâd değildir.

    velhâsılı; uzun bir yazı olmakla beraber her nasılsa okumak, anlamak ve anlamlandırmak gibi gâyeleri olmayan ezberci ve sloganlara sıkışmış basmakalıp cümleleriyle konuşan/konuşacak küfürbâzlara değil; gerçekten okumak ve okuduğundan pây edinip, lehte yahut aleyhte, katkısını sunacakların dikkatine arz olunmuştur.

    bu vesileyle; her ne kadar neredeyse son 15 senedir konuşulmayanların konuşulabildiği bir türkiye’deysek de; bu ülkede konuşulacak ve tartışmaya henüz kapalı, üzerine mayınlar serpiştirilmiş, böylesi birçok mevzu var ama hepsine birer birer sıra gelecek.. evvelallah.

    ve sanmayın ki, gerçekler ilânihaye birilerinin lehi tekeline saklanabilirler.. hayır! daha çok konuşacak; daha çok şey söyleyeceğiz.

    sonuç itibarıyle; nasıl ki mason olmayı şart kılan ve buna müzahir bir yaşamı seçmeklik sonrasında bunlara ait kurumlara resmen üye olunduğu vâkit; buralarda kendi inançlarını istedikleri doğrultuda yaşayanlar ve bir şekilde hayatın her alanında kendilerinden olanları önceleyenler için dernek, vakıf, şirket vs. kurmak serbest; dayanışmak esas, bunlara maddi ve manevi bağlılık, üyelik, bağış ve destek hususunda da bir kısıtlama yok ise; kendi inancı doğrultusunda örgütlenmiş diğer her türlü dinî yapıların dernekleri, vakıfları, üyeleri ve bunların açık, resmî işlemleri de bu kabildendir.
    biri konu edilmezken; diğerlerinin, özellikle de islâmî tandanslı olanların dillere pelensek edilmesi, sürekli şekilde ve doğrudan algıları yönetmeye dönük biçimde bu ve benzeri mecrâlarda yalan yanlış bilgilerle hedef hâline getirilmesi, düşündürücüdür.

    ezcümle; doğrudan doğruya, hukukî bakımdan tüzel kişiliği hâiz herhangi bir kurum, kuruluşun tüzel kişiliği yahut gerçek kişi/lerin şahsî manevisiyle alâkalı olmaksızın, işbu giri, yalnızca ve ancak genele şayân şâyialardan; aynı şekilde açık kaynaklara konu edilmişlere dâir atıflardan ve bir kısım şahsi bilgi, birikim ve yorumlardan ibârettir.

    ‘maskeler düşecek; hâkk batıla gâlebe çalacaktır!’

    vesselâm.
  • vezir parmağı

    malzemeler100 gram
    oda sıcaklığında tereyağı
    1 adet
    yumurta
    1/2 su bardağı
    sıvı yağ
    1/2 su bardağı
    yoğurt
    1 paket
    kabartma tozu
    1 paket
    vanilya
    2 su bardağı
    un
    üzeri için:1 su bardağı
    irmik
    şerbeti için:2 su bardağı
    toz şeker
    2,5 su bardağı
    su
    1 yemek kaşığı
    limon suyu
    nasıl yapılır?şerbeti hazırlamak için:
    2 su bardağı şekeri ve 2,5 su bardağı suyu bir tencereye alarak kaynatın.
    üzerine limon suyunu ekleyip birkaç dakika kaynadıktan sınra ocaktan alarak soğumaya bırakın.
    hamuru hazırlamak için:
    tereyağı, sıvıyağ, yumurta ve yoğurdu bir kaba alarak güzelce karıştırın.
    geri kalan malzemeleri üzerine ekleyerek yoğurun ve orta yumuşaklıkta bir hamur elde edin.
    hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar kopararak parmak şekli verin ve irmiğe bulayarak tepsiye yerleştirin.
    önceden ısıtılımış 180 derece fırında 25 dakika pişirin.
    5 dakika kadar dinlendikten sonra soğuyan şerbeti üzerlerine dökün.
    şerbeti ara ara tatlıların üzerine gezdirerek dinlendirdikten sonra afiyetle tüketin.
  • şu entryi okuycağıma duvara baksam zamanım daha verimli geçerdi. ulan ne boş insanlar var yav.
    (bkz: benim kaybolan 4 dakikamı kim geri verecek)
  • adam açık açık atatürk masondu diyememiş cumhuriyet kurucu kadrosu kim varsa mason demiş yetmemiş siyasal islama ucundan köşesinden olsa da dokunan kim varsa mason demiş doğrudur yanlıştır bilemem ama bir gerçek var oda.

    "herhangi bir kimse, din kardeşine "ey kafir!" derse, bu tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner. eğer o kimse dediği gibi ise ne ala. aksi takdirde sözü kendi aleyhine döner."
  • selam ve dua ile. bitti.