şükela:  tümü | bugün
  • her geçen gün artan, çocuklara kadar inen nefrettir.

    her zaman içimde tuttuğum, tutmaya çalıştığım umutların tükenmeye başlamasıyla iyice ortaya çıkan acı gerçektir. hayatım boyunca taraf olmamaya çalıştım. birkaç kırmızı çizgim vardı, onun dışında hiçbir zaman takım tutar gibi parti tutmadım. hiçbir seçmeni ötekileştirmeden hepsini dinlemeye çalıştım. hepsinin kendilerince nedenlerini niçinlerini dinledim fakat kendi nedenlerimi, niçinlerimi anlatmadım. yakın çevrem hariç hiç kimseyle, hiçbir yerde siyaset ve din tartışmadım. denk geldikçe youtube'da, twitter'da ve hatta instragram'da girilen siyasi tartışmaları okudum. şunu gördüm, türkiye, soğuması için kalıplara alınmış çelikler gibiyken 15 sene önce, bugün o çelikler artık kalıplaşmıştı ve soğumuştu. kaskatıydı. taraflar belliydi, ayrışma tamamlanmıştı. bu ayrım ancak tekrar eriyik hale gelmemiz sonucu ortadan kalkabilecekti. fakat yeterli sıcaklığa gelmesi için o ateşin derecesini yükseltecek inanç kalmamıştı.

    bugün, öyle kötü şeyler okuyorum ki üzülüyorum. o kadar rencide edici, kırıcı, aşağılayıcı, hor görücü şeyler ki umudum tükeniyor. klavyedeki tuşlara nefretle basıldığını hissediyorum her bir cümle sonunda. her bir cümle sonunda içimin biraz daha karardığını hissediyorum. her bir nokta, umuduma saplanmış bir hançer gibi geliyor. bu milletin değerlerinin bu kadar hiçe sayılmasını kaldıramıyorum. inanın içim acıyor ve utanarak söylüyorum ki içimdeki umut tükeniyor. türkiye, adım adım acı gerçeğe yol alıyor.

    benim hayatta birkaç kırmızı çizgim oldu fakat en önemlisi ve vazgeçilmezi atatürk idi. hayatımdaki yeri, fikir dünyamdaki katkısı, dünya görüşümü şekillendirmesi, bir nebze de olsun beni sanata yönelten, yazmaya yönelten, bilime yönelten şey içimdeki atatürk gerçeğiydi. her zaman o'nun ideallerine layık bir türk genci olmak arzusuyla çabaladım. param olmasa da tiyatroya gittim, belki özel tiyatroya param yetmedi ama devlet tiyatrosunda onlarca oyun seyrettim. ücretsiz karma sergilere, ücretsiz bilimsel forumlara katıldım. bunları zorunda olduğum için ya da sosyal medya hesaplarıma malzeme çıksın diye yapmadım. bir türk genci olarak sanatta ve bilimde yetkin bir birey olma gerekliliği hissettiğim, bunu özümsediğim için yaptım. hayatımda çok kötü dönemler geçirdim, ailevi meselelerle geçti gençliğim ve geçiyor. istediğim şeyleri yapacak gücümün olmadığı zamanlarda üniversiteye hazırlandım. nice imkansızlıklarla bilime yön veren binlerce insanı gördükçe kendimden utanıyorum. ben, bir ailevi kaosun ortasında, görece küçük, sığ bir su birikintisinde boğuluyordum. ve bugün, belki hayalim doğrultusunda bir meslek icra etmeyeceğim fakat hayalimin her zaman bilincinde olacağım, istediğim o romanı yazacak, dilediğim o tabloyu çizeceğim ve hayat, üzerimden masmavi gökyüzünü ihmal etmezse, gece gökte birkaç yıldız dahi görebilirsem o hayalimdeki filmi de bir şekilde hayata geçireceğim. 20 gün içinde resmen öğretmen oluyorum, henüz atanmamış da olsam statüsel anlamda kazanıyorum bu durumu. ideallerime hayalimde olmayan bir şey ekleme fırsatı sundu bu tesadüf. öğretmenlik benim için tesadüftü çünkü. evdeki kaos ortamından kaçmak için rastgele girilmiş sınavdan alınan makul puanla kendimi atabileceğim en mantıklı yerdi. fakat okudukça bir yük belirdi üstümde. gittiğim her derslikte çocukların parlayan gözlerini, genç bir eğitimciye olan hasretlerini görmek bana bir misyon yükledi. onların seviyesinde göz göze yaptığım sohbetlerdeki saygılı tavırları bana umut aşıladı.

    fakat çocuklar kadar beyaz değildi kalan insanlık. yeri geldi bir sinir harbiyle gerek sözlükte olsun, gerek yakın çevremde bazı çok ağır olmasa da iğneleyici sözler dile getirdim. saygı duydukları kişileri yerdim. atatürk'ü hep, dağ karakolunda görev yapan babamın yanına gittiğimizde sarp kayalıklara meydan okuyan, her sabah içtima öncesi silinen o büstteki adam olarak düşündüm: dokunulamaz. yalnızca 2 gün durabildiğimiz, bir daha 6 ay boyunca göremeyeceğimiz babamızdan ziyade alabildiğine sarp kayalıklara karşı kararlı bakışıyla ölümsüzleşmiş bir heykelin heybetine kapıldık kardeşimle.

    işte çocukluğumdan beridir büyüyen içimdeki mavilik, büyüdükçe bulutlara teslim olmaya başladı. anlamsız olayların içinde buldum kendimi. konya'da uzun zaman sonra ilk kez doğu dışında bir okulda okumaya başlamıştım. yaşıtım olan çocuklarda bir şeyler seziyordum, bir öfke vardı içlerinde. o yaştaki çocuklarda olmasına anlam veremeyeceğiniz bir öfke. atatürk karşıtlığı vardı. öğretmenler dahi şaşkındı. atatürk, bu ilçedeki kasabaları yakmış, bütün kadınlara atatürk'ün emrindeki türk askerleri tecavüz etmiş gibi bir öfke. başka şekilde açıklayamazdınız. araştıracak olgunlukta dahi değillerdi, bariz aileden gelen bir şeydi. ilk darbeyi bu zamanda yedim. geçmişle olan bu kavganın nedenini sorgulamaya başladım. bu durum lisede daha üst bir boyuta çıktı. derslerde sürekli atatürk tartışılıyordu. ben, her zaman şunu söyledim - belki bu sözü okuyanlar kimliğimi de anlayacaklardır fakat sıkıntı değil. çünkü her dönem, herkese söylediğim bir sözdü bu tartışmalar sırasında- : ben türk'üm diyen, kendisini türk hisseden hiç kimseyle atatürk üzerine tartışmayacağım-. kimseyle de tartışmadım. fakat fikrim açıkça ortadaydı. babası asker, annesi açık, atatürkçü bir çocuk.

    ben sustukça çoğunluk olanlar hakarete varan söylemlere giriştiler.
    '' gün gelecek o ataputunuzu her yerden sileceğiz, laiklerin de kökünü kazıyacağız.'' tarzında söylemlere girmeye başladılar tartışmalarda. uzaklaştım. savunmadım bile bir şeyi. çünkü o nefreti hissediyordum, gözlerindeki nefret, ağızlarından çıkan o kelimelere işliyordu. durdurulamazdı. yıllardır türk gencini dağlarda şehit eden terörist başı hakkında bu kadar öfke duymayan bu nesil, atatürk adını ağızlara almıyor, alındığı yerde de çıldırıyordu. bir darbe daha yedim.

    sonra her zamanki tavrımla araştırmaya, okumaya devam ettim. atatürk'ün yaptığı birçok şeyi '' dönemin şartları gereği...'' gibisine ucuz savunmalarla geçiştirmedim kendi kafamda. hatta mümkünse üniversitede atatürk'le ilgili yüksek lisans tezi olarak bir konu dahi var kafamda, riskli, çetrefilli bir konu ama ben buyum, bir şeyi seviyor olmam bana bir engel teşkil etmiyor. her ne kadar kötü şeyler de olsa bunlardan kaçmak çözüm değil. doğruluğundan yalnızca şüphe duyduğum için araştıracağım birçok olay dizisi olacak. yanlışlığı konusunda da peşinen hükmüm %51 yönünde fakat araştırmadan, kendimi ikna edemeden bilemem, her zamanki gibi.

    okudukça siyasi düşüncem şekillendi ve işte türkiye'nin acı gerçeği o vakit vurdu tokadını suratıma. yerden kalkmak için bir el aradığımdaysa etrafta kimse yoktu. sanırım bitmişti, tükenmişti umutlar. kaybetmiştik değerlerimizi diye düşündüm. başka bir açıklaması olamazdı bu nefretin, bu ayrıştırmanın. her yerde ataput, şerefsiz laikler ve yazamadığım birçok küfür. tabi tek taraflı değil, karşılığında da o kitleye aynı ağırlıkta küfürler. işte umudu bitiren de bu zaten her iki tarafın da bu yola başvuruyor olması. üzülüyorum sözlük, bu çukur öyle derin ki biz tırnaklarımızla tırmanmaya çalıştıkça derine doğru kazılmaya devam ediyor. içki içiyor olsaydım galiba her gün şu halimize efkarlanıp bir duble de ben götürürdüm. üçüncü ayyaş olurdum.

    o kadar kirli bir dönem ki nereyi tutsak elimizi defalarca kez yıkamamız gerekiyor. kime inansak siyaset adı altında ayrıştırılıyoruz. siyasetten umudumu keseli halihazırda çok olmuştu da bu seçim ve sonrasından umudumu keseli anca oluyor sözlük.

    bu seçim de diğer seçimler gibi olacak, atatürk nefretiyle uykuları kaçanlar, gerçekleştirmeye adım adım yol aldıkları ideallerine yürümeye devam edecekler. bu sefer hiç umudum yok sözlük. her zamanki demokrasi görevimi yerine getireceğim fakat yazılanları, yapılanları gördükçe insanların takım tutar gibi parti tutması umudumu tüketen şey oldu. işte geleceğe dair suratıma vuran en acı gerçek de buydu: değerlerimiz, son dönemecine girdi sözlük.

    fakat ben nefes aldığım sürece bu safta her zaman 1 kişi olarak duracağıma kendimce yeminliyim. girdiğim her derslikte çocuklara insan olan atatürk'ü anlatacağıma, onu metalaştırmayacağıma, ilahlaştırmayacağıma yeminliyim. ben olduğum sürece o gözleri parıl parıl parlayan türk gençlerinin bütün türk atalarına bağlılık duymalarını sağlamak konusunda yeminliyim...
  • bilmiyorlar, anlamıyorlar, düşünemiyorlar bir ülke için bunca şey yapmış, kendi hayatını bu ülke uğruna hiçe saymış bir insandan nasıl nefret edilebilir?
  • sebebi gençliğe hitabe olduğunu düşündüğüm nefrettir. ileri görüşlü insanları sevmez çomarlar...

    buyurun...

    ey türk gençliği!

    birinci vazifen, türk istiklâlini, türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

    mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. istikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. istiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

    ey türk istikbalinin evlâdı! işte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur...
  • acip nutuk in ilk 10 sayfasini okusa anlayacak yaptigi malligin derecesini ama cahillik cok guzel.

    bu arada net soyleyeyim ataturk u sevmeyen adam net cahildir ya da su katilmamis orospucocugudur. arasi yok. ya bilmiyor ya da bilmesine ragmen kendi cikarlari icin serefsizlik yapiyor.
  • isminden memnun olmayan çomar davranışıdır.
  • türklere özgüdür. yunanlar ve ermeniler bile atatürk'e karşı bir kesim türklerin duyduğu kadar nefret beslemez. ulusal kahramanına nefret besleyen insanların toplumdaki oranının en yüksek olduğu ülkelerden biriyiz sanırım. cehalet nedir diye soran olursa, atatürk'e karşı duyulan nefreti çok iyi bir örnek olarak gösterebilirsiniz.

    (bkz: #66924422)

    edit: türk dedim de kusuruma bakmayın, ceplerindeki kimliğe aldanmamak lazım. arap milliyetçileri işte, siz de biliyorsunuz kim olduklarını.
  • ingiliz ürünüdür
  • bunların önüne dünyaları sersen, başka yöne sermeni isteyecek kadar nankördürler. o yüzden kimse yaranamaz bunlara, din tüccarları dışında.