şükela:  tümü | bugün soru sor
  • sadece atatürk' e değil cevremizde ki herkese saygı duymalıyız.
  • bazı insanlarda bu zorunluluğu göremeyince hem üzülüyorum, hem de sinirlerim bozuluyor. ulan sana cumhuriyeti, özgürlüğünü, dinini yaşama özgürlüğünü veren insana karşı nasıl saygı duymazsın?!
  • şu geçen gergin yıllarda hala ''saygı duyuyorum'' diyen insanın neden durmadan gündeme getirdiğini anlamadığım konu.

    insanları birbirine düşürmekse derdiniz, güzel hamle.

    gözümde sevmemek aptallık saymamak vatan hainliğidir. elindeki bütün özgürlükleri borçlu olduğun bir insanı sevmiyorsan aptalsındır, saymıyorsan hain bir köpeksindir.

    ancak bu başlıkları açarak insanların hassas duygularını kusmalarını istiyorsanız ağır provokatörsünüz demektir.
  • atatürk bu ülkenin kurucusudur. hedef olarak da bizlere çağdaş uygarlık seviyesini göstermiştir. bu açılardan bakarsak saygı duyulmayı hak eden bir liderdir. fakat bunu bir zorlama yoluyla kitlelere dayatmak faşistliktir. daha da ötesi bu dayatma, benim gibi atatürk sevgisiyle büyümüş kişileri bile rahatsız etmeye başlamıştır.

    atatürk bir an önce devrim gerçekleştirmek adına demokrasiden uzak bir askeri dikta rejimi ile savaştan yeni çıkmış ve ekonomik olarak çökmüş bir ülkeyi dünya ile rekabet edecek düzeye getirmiştir. dönemin koşullarına göre yapılması gereken yapılmıştır.

    fakat atatürk bir korkulukmuş gibi kullanılarak muhafazakar ve islamcı kesimlerin üzerinde baskı kurmak demokrasi ile bağdaşmaz.

    bir insanın ülkesini sevmesi için kurucu önderinin fikirlerini benimsemesi gerekmez. bu fikirlerin tartışılması bile saçmadır. isteyen kişi atatürk ü araştırır ve fikirlerine saygı duyar ve ya yerden yere vurur.

    bu ülke artık geçmişi ile yüzleşip, tüm enerjisini gelecek için harcamalıdır. aksi taktirde atatürkçü, kemalist, ulusalcı, milliyetçi, islamcı, osmanlıcı gibi çoktan geçmişin tozlu raflarına kaldırılması gereken ideolojilerle birbirimizi yeriz.

    madem atatürk ü çok seviyoruz ve saygı duyuyoruz. bırakalım onu mezarında rahatça uyusun. bilimin ve çağdaş olmanın peşinden koşmak için enerjimizi harcayalım. atatürk'e saygı duymak onu siyaset malzemesi yapmak değil, onun fikirlerini gerçekleştirmektir.

    edit: imla
  • tartışılması bile saygısızlık olacak konudur.

    ister seve seve ister başka yolla bilemem ama seni var edene saygı duymak zorundasın!!!!!!!!!!
  • yoktur. düşünmek istemeyenin umrunda olmaz atatürk. yasalar nezdinde kurallara aykırı bir biçimde eleştirilemez sadece. hatta öyle de eleştirilebilir fakat kişinin konumuna göre verilebilecek cezaya katlanması gerekecektir.
  • “istiklâl savaşını millet yapmış ve kazanmıştır, ittihatçı ve masonlar bu zaferi kendilerine mal etmeye çalışmaktadır, milletimiz m.kemal’e medyun (borçlu) değildir.."

    fehmi ustaoğlu
    adalet partisi samsun milletvekili
  • annemize bizi doğurduğu için saygı duyalım. babamıza bizim karnımızı doyurduğu için saygı duyalım. öğretmenlere bize ders verdikleri için saygı duyalım. polislere bizi hırsızlardan korudukları!? için saygı duyalım. askerlere ülkeyi düşman işgalinden!? korudukları için saygı duyalım. atatürk'e bize cumhuriyet verdiği!? için, demokrasi verdiği için saygı duyalım.

    hangisi bireysel olarak benim için yapıldı bunların? hangisini ben talep ettim? hangi problemin çözümü ile kaynağı zaten kendisi değil?

    ben 10 senedir demokrasiye küfrediyorum, keşke monarşiyle yönetilen bir ülkede doğsaydık da, sırf oy kullanma hakkı var diye bu kadar götü kalkık insanlarla aynı havayı solumak zorunda kalmasaydım diyorum. ne için saygı duyayım atatürk'e? taktir ederiz, canını ortaya koymuştur, bir dava uğruna ömrünü harcamıştır, hatta çok az insana nasip olan; hedefinde başarıya ulaşma şerefine erişmiştir. iyi de kardeşim banane bundan? ödülünü de son 10 yılında yaptığı tatille almıştır. onun birlikte olduğu kadınları ben hayal bile edemicem asla. onun içtiği şarapların, viskilerin adını bile duymayacağım. onun yediği yemeklerin kokusunu bilmiyorum ben. benim hiç bir zaman o kadar güzel bir teknem olmayacak. banane yani. yaptığı şeyler pek de işime yaramamış benim. kendi işine yaramış daha çok. hadi ben onun yaptıklarını yapmadım diyeyim. ee benim baba tarafından büyük dedem çanakkale şehitlerinden. 15-20 yaşlarında ölmüş yani. onun da malı mülkü hiç bir şeyi olmamış. onun sayesinde dinimi yaşıyormuşum. ne yaşaması aq. türkiye 1. münafıklık (%90) yaşanır, 2. müslümanlık (%10). başka kimse dinimi özgürce yaşıyorum diyemez. yani atatürk de herkes gibi ne iyilik yaptıysa kendisine yapmıştır. kendine yaptığı iyilikle de aynı oranda başkalarına kötü etkileri olmuştur. bu da kendi iyiliğini düşünmenin doğal bir sonucudur. saygı puanım sıfır.

    anama babama da her gün küfrediyorum. hadi genç yaşta yaptınız bir hata beni getirdiniz dünyaya, bari tarikat öğretileriyle cahilce büyütmek yerine kendiniz büyütseydiniz yine cahilce ama saf bir şekilde. hadi cahil doğdunuz tamam, bari çocuğunuz için kendinizi geliştirseydiniz biraz. hadi köy de doğdunuz o zaman ne sikime şehre gelip beni şehirde köylü gelenekleriyle, köylü zihniyetiyle yetiştirdiniz. hadi akrabalarınızdan hayır yoktu, niye daha kaliteli bir çevre edinmek varken haremlik selamlık deyip dünyanın en büyük 3 şehrinden birinde insan yabanisi olarak yetiştirdiniz. sırf beni doğurup büyüttüler diye saygı duyacağım. öyle mi? allah yardımcıları olsun bir ihtiyaçları olursa evlatlık görevimizi yaparız. saygı puanım sıfır.

    öğretmenlerimin de aldıkları maaşı sikiyim. üstün zekalıyım diye sınıf atlatacağınıza cahil ailemi yönlendirip özel bir eğitim almamı sağlasaydınız ya amk. sizin yüzünüzden bütün eğitim hayatımda herkesle aynı müfredatı öğrenip herkesin yüz katı beklentiyi karşılamak zorunda kaldım. lise sınavına bile ne amaçla girdiğimi bilmeden girdim. hazırlanmadan girdiğim sınavda puanım düşüktü belki ama yine de özel bir liseden yüzde yüz burs teklifi aldım. ne anlama geldiğini hadi ben bilmiyorum, hadi ailem bilmiyor. o amına kodumun öğretmenlerinin bir tanesi söylemez mi amk bu önemli bir fırsattır kaçırmamalısınız diye. müdür yardımcısı, ailesi okula bağış yapan öğrencilerin yanaklarını okşarken, bana diplomamı verip "git iki arka sokaktaki liseye oraya kayıt yaptır" dedi diye saygı mı duyacağım o piçe. gittiğim o meslek lisesinde arkadaşımla birlikte facebook'un ilk açıldığı ve kimsenin doğru düzgün bilmediği, herkesin myspace ve livespace'de fotoğraf, video paylaştığı zamanlarda 2013 sonrası facebook'un arayüz ve basit algoritmasını 2007 de tasarladığımız zaman bize yol göstermeyen, hatta "hayal ettiğiniz şey çok zor ama gelin sizinle birlikte şöyle bir site yapalım" diyip binde birini bile yapmamız için ön ayak olmayan öğretmenlere mi saygı duyacağım? sik gibi giden eğitim hayatımda hem çalışıp hem üniversite okurken sırf egosunu tatmin etmek için hem beni tehdit edip hem de tam tersi olmuş gibi bölümdeki tüm öğretim görevlilerini dolduran ve bu dolduruşa gelip üniversite hayatımı da piç eden o orospu çocuğu doçentlere, akademisyenlere mi saygı duyacağım? saygı puanım eksi on.

    polislere de gelelim. ne demek polis? kökeni ne? şehir. kimi koruyor bu teşkilat? şehri. yani yine benimle bir ilgisi yok. bu yaşıma kadar bir işime yaradıklarını da görmüşlüğüm yok. şimdi burada çok güzel küfürler ederdim ama bir sikime yaramayan o götlerden biri hırs yaparda başımızı belaya sokar kesin. şu cümlem bile yeterli olabilir o bela için ama acayip gaza geldim devam ediyorum. sabıkan tertemiz diye sevinemiyorum çünkü bana karşı suç işleyenlerin de sabıkası tertemiz. kaç hırsızlık olayı yaşadım, kaç kavga ettim, kaç kere tehdit edildim. hiç bir şey olmadı. kimsenin sikinde değilim. banane polisten amk. neyine saygı duyayım. devriyesini atsın, nöbetini doldursun, işini yapsın işte. herkes gibi onlarda kaytarıyorlar işten. her memur gibi onlarda işlerini boşluyorlar. iyiside kötüsüde sikimde değil. herkes kedisine çalışıyor. emniyetin yarısından çoğu parası iyi diye polis olanlardan oluşuyor. paraya saygı duyana saygı duymam. ben kendi işimi kendim görmeyi de öğrendim zaten sayelerinde. saygı puanım yine sıfır.

    askere geldi sıra. hadi bakalım hala linç yemediysem burada yerim herhalde. neyse burada frenliyim biraz. ne farkı var askerin benden? düzenli ordu ne sike yarıyor ki? pkk mı? bir tane asker olmasa da değişen bir şey olmayacak herkes biliyor bunu. öldürülen teröristlerin bir önemi yok. uluslararası siyasi savaş var terör adı altında. yeter lan artık dediğimiz anda abd ile ingiltere ile fransa ile israil ile burun buruna geleceğiz. ee öyle bir durumda bizi 1 milyon bilmem kaç tane asker mi koruyacak? bunların içinde tahini 100-200 tane pilot vardır. hadi 500 olsun. bir o kadar da denizci vardır. hadi bir o kadar tankçı falan olsun sivil vatandaşa altındaki tankı kaptırmayacak olanlardan. bunlar mücadele edecek öyle bir durumda. geri kalanını at çöpe. zaten işgal ediliriz büyük ihtimal. savaş türkiye kara sınırları içinde ilerler yüz sene önceki gibi. ee o zaman da zaten polisler sayesinde öğrendiğimizi yine uygularız, istesek de istemesek de sike sike savaştırırlar bizi yüz sene önce olduğu gibi! biz seve seve kendi götümüzü koruruz o ayrı konu ama sonuç olarak askerlik bir durum yok ortada. ee olsa da bunun karşılığını alıyorlar zaten. kimse kimseyi zorla asker yapmıyor süreli görevleri saymazsak. ne diyelim allah ailelerine yardım etsin. ama size de saygı puanım sıfır.

    özet: birine saygı duyacaksam önce onun neye saygı duyduğuna bakarım. atatürk'e bakıyorum millete saygı duyuyor. bence büyük bir yalan, tıpkı rte gibi o da kullandı cahil halkı. başka bir şey var mı? bilgi! işte bu olabilir! özellikle insanın kendini bilmesi. kendi saygınlığını bilen insanın, kendisine değil ama kendine olan saygısına saygı duyarım.
  • varlığına inandığım, kaynağı kişilik saygısı ve onuru olan zorunluluktur.

    atatürk'ü sevmeyen, ona saygı duymayan, gerçekleştirdiği devrimlere karşı çıkan insanların onu anlayamamış cahil insanlar olduğuna inanmaktan beni alıkoyan 3 kişi oldu; geometri, tarih ve edebiyat öğretmenim. geometri öğretmenim erkekti ve oldukça kültürlü, öğrenmeyi seven, mantıklı düşünme yetisine sahip zeki bir adamdı ve türkiye'nin iyi üniversitelerinden birinden mezundu, benim için asıl önemli nokta ise karısı da mesleğini icra eden bir öğretmendi. bilgi ve görgüsüne hayran olduğum bu kişinin kabul edemediğim bir yanı atatürk düşmanlığı idi ancak bunu hiç konuşamadık, çünkü kız öğrencileriyle konuşmazdı ve ben bunu da anlayamadım. o bilge kişi nasıl böyle düşünebilir anlayamadım.
    edebiyat ve tarih öğretmenlerim kültürlü ve zeki kadınlardı. onlarla tartışabileceğim hiçbir şey yoktu, her şeyi benden çok daha fazla şekilde biliyorlardı, atatürk'ü anlayamamaları için hiçbir sebep yoktu. içki içmesi ve halifeliği kaldırması nefret etmeleri için yeterli bir nedendi ve ben bunu hiç anlayamadım. içki içtiği bilinen padişahlarımız var ve bundan haberdarlar. dindar bir yaşam sürmemiş padişahlarımız var ve bundan haberdarlar. halife sıfatıyla islam dünyasının ve padişah sıfatıyla osmanlı'nın lideri olan sultan vahdettin'in kendini ingiltere'nin kulu olarak tanıtarak ingiltere'ye yazdığı mektuptan, atatürk önderliğinde türk milletinin verdiği kuruluş savaşı ile kimseye kul köle olmadığını gösterdiğinden haberdarlar ancak atatürk'ten nefret ediyorlardı. vahdettin'in giderken devlet malıdır, deyip kahve fincanını bile istanbul'da bırakmış olması kendisine büyük bir hayranlık beslemelerine yetmişken istanbul'u düşman işgalinden kurtarmış olması atatürk'ten nefret etmelerinin önüne geçememişti. bu yazı çok uzatılabilir ancak söz ettiğim bu üç kişi hemen her konuda derin bir bilgiye, düşünme becerisine, ufuk açıcı bir zihne sahip insanlar. atatürk nefretlerini anlayamadım ama en sonunda kabullendim çünkü çok sevdikleri bir öğrenci olan benim atatürk sevgi ve hayranlığım hep övdükleri ders başarımın, terbiyemin, öğretmenlerime olan saygımın, giyimimdeki özen ve temizliğin önüne geçip benden de nefret etmelerine sebep olmuştu.

    sosyal ve siyasi yaşama katılan bir kadın kendisine bu hakkı tanımış olan bir lidere nasıl saygı duymaz? bu saygısız kadın varlık sebebini kocaya itaat ile açıklamış sosyal ve siyasi yaşama katılmayan biri olsa bir nebze anlarım ama okumuş, öğretiyor ve bunun toplumsal açıdan sakıncalı olmadığının farkında. "kızlarını okutmayan millet, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum etmiş demektir. hüsranına ağlasın." diyen tevfik fikret ile birlikte atatürk'ün fikir dünyasını oluşturmuş pek çok insanın bütün eserlerini okumuş bu insanlar atatürk'ü sevmiyordu. ben anlayamadım. atatürk nefretlerini ders anlatırken dile getiren bu kadınlara düştükleri çelişkiyi de anlatamadım. her konuda açık fikirli olan bu insanlar söz konusu atatürk olunca aksi fikir kabul etmiyorlardı.
    çok uzattım ama kendine kulluğu köleliği yakıştırmayan, bilimin yaşamdaki en doğru yol gösterici olduğuna inanan, sosyal ve siyasi yaşama katılma hakkını kendinde gören herkes atatürk'e saygı duymak zorundadır. çünkü bunları gerçekleştiren kişi atatürk'tür. gerçekleştiren sıfatına dikkat çekiyorum, çünkü osmanlı'da da bu yönde girişimlerde bulunan padişahlar oldu ancak gerçekleştiremediler. bu girişimlerden birkaçını da açıklamak istiyorum:
    •1869 yılında maarif-i umumiye nizamnamesi ile sultan abdülaziz sıbyan mektebine devam mecburiyetini oğlanlar için 6-10 yaş, kızlar için 7-11 yaş olarak düzenlenmiştir ve çocukların okula gelmesinden veli, öğretmen, muhtar, ihtiyar meclisi sorumlu tutulmuştur. okula gelmeyen çocukların sorumlularının cezalandırılması öngörülmüştür.
    •kız rüştiyeleri açıldı. amaç, iyi ev kadını yetiştirmek. (orta okula denk düşüyor)
    •1880 yılında 2. abdülhamit zamanında kız idadileri açıldı. (liseye denk düşüyor.) halk buna büyük tepki vermiştir ve kimse kızını kız idadisine göndermediği için, ilgisizlik sebebiyle kız idadisi açıldıktan 2 yıl sonra kapatılmıştır.
    •tanzimat ile ilk defa mesleki eğitim veren okullar açıldı.
    -ebe mektebi: 1842'de kadın ebe yetiştirmeye başladı.
    -kız sanayi mektepleri: ordunun gereksinimlerini karşılamak, yedikule'de bulunan fabrikalara gerekli olan işçi teminini sağlamak amacı ile açıldı ancak askere sargı yapmak ve çamaşır dikmek eğitiminin verildiği bir yere evrildi.
    -darülmüallimat (kız öğretmen okulu) belki de en çok ışık vaat edeni, büyük umutlarla açılmıştır. anadolu'da ve o zamanki adı ile taşrada ermenilerin, hristiyanların... kendi okulları vardı ancak hiç türk-müslüman okulu yoktu. müslüman tebaa okuma-yazma bilmeyen cahil iken yabancılar okuma-yazma bilen insanlardı. çocuğu cahil kalmasın isteyen müslümanlar da hiç müslüman okulu olmadığı için çocuğunu bu okullara veriyordu ve çocuk burada asimile ediliyor, kendi özünden koparılıyordu. okul açılırken burada yetişen öğretmenlerin mezun olduğunda taşraya gidip ışık olması umuluyordu ancak istanbul'da hep cahilliğiyle anılan, aşağılanan taşraya gitmeye kimse razı olmamıştı ve okul amacını gerçekleştiremediği gibi zamanla fen bilimleri dersleri müfredattan kalktı ev hanımlığının öğretildiği bir yer durumuna düştü. reşat nuri güntekin'in çalıkuşu adlı ölümsüz eserinin konusu bizzat budur. feride'yi hatırlayın, taşrada öğretmen olacağım dediğinde nasıl yadırganmıştı, herkes taşrayı aşağılayarak onu vazgeçirmeye kalkışmıştı, taşrada ise hiçkimse istanbullu bir hanımefendinin kendi rızası ile taşraya geleceğine inanamıyordu. roman bu konuyu en geniş haliyle ele alır, okumadıysanız mutlaka okuyun.
    kızların eğitim-öğretim yaşamına katılması için atılan adımlar sonuçsuz kalıyordu ki bu adımlar yalnızca istanbul'da atılmıştı. bakın darülmüallimat öğretmenlerinden bazıları neler söylemiş:
    "önce babalarına, sonra da kocalarına itaat etmeleri gerektiğini söylüyoruz. kendilerine özgü düşünceleri ve kendi iradeleri olamaz. kadınların ülküsel erdemleri; yumuşak başlılık, tevekkül ve itaattir.
    "bu kadarı yeterlidir... okumayı öğrenmek ve makamlı söylemek için çok uzun süre gerek."
    "okumayı öğreniyoruz; yazma karmakarışık bir şeydir, biraz coğrafya ve tarih biraz hesap, biraz dil bilgisi, kur'an okuma, nakış, ütü... ve gazete okuma"

    kadınların sosyal yaşama katılması gerektiği düşüncesi osmanlı'nın son zamanlarında söylenen ve gerçekleşmesi için çabalanan bir şeydi. bu dönemde islamcılar kadınların sosyal yaşama katılmasına karşı çıkarken türkçüler kadınların sosyal yaşama katılmasını savunuyor ve bu yönde çalışmalar gerçekleştiriyordu. batıcılar ise kadınların sosyal yaşamdan soyutlanmasının nedeninin islam olduğunu, islam inancı devam ettiği sürece kadınların sosyal yaşama katılmasının mümkün olamayacağını söylüyordu.
    işin özü birileri konuştu, bazı padişahlar çabaladı ancak atatürk yaptı. devrimci kişiliği ile kimsenin yapamadığını yaptı. okuma ve yazma öğreniminin türkçeye uygun olmadığı için zor olmasına neden olan arap alfabesini kaldırdı, yerine okuma ve yazmayı kolaylaştıran latin alfabesini getirdi. taşra denilen, küçümsenen, yoksulluğu, cahilliği, çamuruyla anılan anadoluyu aydınlatmak, istanbulluların hep aşağıladığı köylüyü aydınlatmak için köy enstitülerini kurdu. kızların askere tek yardımının sargı bezi yapmak olacağına inanılan bir zamanda dünyanın ilk kadın savaş pilotu olan sabiha gökçen'i yetiştirdi. türklerin kimseye kul köle olmadığını yedi cihana duyurdu, "egemenlik milletindir!" dedi ve halka kendi kendini yönetme yetkisini verdi. ben atatürk'e saygı duyuyorum. onca şey okudum, onca şey öğrendim ve kendisine olan saygım, sevgim hep daha da arttı. ben kötü taraftan bile bakmaya çalıştım, sevilmemesine anlam veremeyip sevmeyenlerin gözünden onu inceledim ancak yine hayran kaldım, yine saygı duydum. zaten saygı duymamış olsam hukuk okumaktan vazgeçer lise bitince babama, "baba, beni münasip biriyle evlendir, artık itaat etme vaktim gelmiştir. dizimi kırıp evde oturmak istiyorum, nakış bilsem yeter." derdim zira insan inandığı gibi yaşamalı ve ben itaat etmeye inanmıyorum.
    "türkler esaret nedir bilmeyen bir millettir!"
    " ey kahraman türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın!"

    kadınların manevi ülküsünün kocasına itaat etmek olduğuna inanan, nakış bilse yeteceğine inanan bir kadın atatürk'e saygı duymasın.
    ben kendi kendimi yönetemem, başıma bir çoban lazım diyen kişi atatürk'e saygı duymasın.
    kişilik onurunun farkında olan özgür ve bağımsız kişiler kimsenin kulu, kölesi olmayan kişiler siyasi ve sosyal yaşama katılanlar ise atatürk'e saygı duymak zorundadır.

    ...
    ey büyük atatürk
    açtığın yolda gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim!
    varlığım türk varlığına armağan olsun
    ne mutlu türk'üm diyene!