şükela:  tümü | bugün
  • şimdiye dek okuduğum kitaplardan derlediğime göre üç tanedir.
    malum, rüşvet, yolsuzluk, yüzsüzlük aldı yürüdü son günlerde. gerçi okuyan, soran, sorgulayan için yeni değil.

    rüşvet, yalnız bugünün olayı değildir. tarihte de örneği bolcadır. işte bunları toparlamak istedim. kıyas demeye dilim varmıyor ama bugünün küçük hırsızlarına bakınca yüz sene geç kalmış bir ömür sürdüğümüzü anlıyoruz. işte bu çok acıklı.

    başlığa takılanlar için hatırlatmak isterim ki bunlar verilen rüşvetlerdir. alınıp alınmadığını ya da karşılıklarını aşağıda bulacaksınız.
    (uzunca bir yazı oldu. ikinci madde hariç kopyala yapıştır değil el emeğidir. hata nisyan müstesnadır. :)) )

    1) alman mareşal falkenhayn'ın rüşveti
    (atatürk'ün falih rıfkı'ya verdiği mülakattan alınmıştır.)
    mustafa kemal anlatıyor:
    "falkenhayn karargahından bir genç alman subayı evime geldi ufak ve zarif sandıklar içinde falkenhayn tarafından bana bazı şeyler getirdiğini söyledi.
    “bunlar nedir?” dedim.
    alman subayı" mareşal falkenhayn tarafından bir miktar altın gönderilmiştir." dedi.
    kimseye, hiç bir ihtiyacımdan söz etmemiştim; ama sandım ki, mareşal bu parayı ordunun ihtiyacı için harcanmak üzere göndermiştir. onun için tercümanlık eden türk subayına dedim ki
    “bu sandıklar bana yanlış geldi. ordunun levazım başkanına gönderilmek gereklidir, benim için ağırlıktır. “
    alman subayı hemen,
    “efendim, o da başka” dedi.
    bizim subaya,
    “paranın miktarını bu subaydan iyice öğren huzurunda alındığına dair bir senet yaz, imza edeyim.” dedim.
    subay emrimi yaptı; fakat alman subayı senedi almak istemedi. tekrar
    “bu subay bilmiyor, dedim senedi alsın ve mareşale versin, siz de bu parayı gelip alması için levazım başkanına haber gönderin ….”
    bu sandıklar ve içindeki altınlar ordunun levazım başkanlığında, benim bunlara karşı verdiğim senet de falkenhayn’ın gizli kasasında birkaç ay beklediler. kendimi yedinci ordu komutanlığından affettirdikten sonra, komutanlığa vekil olarak bıraktığım ali rıza paşa’ ya bu sandıkları teslim ettim ve kendisinden teslim aldığım senedi o sıralar yaverim bulunan cevat abbas ve salih beylere vererek;
    “hemen, falkenhayn’ın karargahına gideceksiniz, bizzat kendisini görüp bu senedi vereceksiniz ve benim kendisinde bulunan senedimi alacaksınız.”

    yaverlerim, buyruğumu harfi harfine yapmışlar az sonra yanıma gelerek dediler ki;
    “ müşir falkenhayn, size böyle bir para verdiğini hatırlamıyor, ve bu para için sizin imzanızı taşıyan bir belgenin kendisinde olduğunu bilmiyor.
    yaverlerime dedim ki;
    ikiniz tekrar gideceksiniz ve diyeceksiniz ki;
    “verdiğiniz altınlar olduğu gibi saklanmaktadır. buna karşılık size senet verilmiştir. senet olmadığını savunmak altınların varlığını ortadan kaldırmaz. belgeyi kaybetmiş olabilirsiniz, o halde verdiğiniz altınları size geri vereceğiz. aldığınıza dair siz bize vesika veriniz.” ve diyeceksiniz ki “bizi buraya gönderen komutanın, altın karşılığı memleket menfaatleri üzerinde müsamaha gösterecek insanlardan olmadığını çoktan öğrenmeliydiniz. hala bunda tereddüdünüz var ise komutanımız bunu size ve kamuoyuna daha başka türlü ispat edebilir. paralarınız duruyor, fakat bu paralardan çok daha değerli olan “mustafa kemal” imzası sizde kalamaz.

    ---lakmunun notu: sözlükte yazdıklarımızın altını çizemiyoruz fakat bu eksikliği, şu son cümleyi yazdığım andaki kadar yoğun hissetmemiştim. lütfen tekrar, tekrar bıkıncaya kadar okuyun.
    bu cümlede, özellikle şu saatlerde ihtiyacımız olan gönenci, onuru, gururu ve adamlığı bulacaksınız---

    emir verdiğim insanlar grup komutanı falkenhayn’ı tanıyan adamlar değildi, fakat beni çok iyi tanıyorlardı. onun için bir saat sonra falkenhayn’ın elinden benim imzamı taşıyan kağıt parçasını alıp dönmüşlerdi."

    2) şamda atatürk'e teklif edilen rüşvet.
    (kılıç ali nin hatıralarından)

    " … aradan bir müddet geçtikten sonra, günün birinde kumanda etmekte oldukları bölüklerinin alaylarıyla birlikte vazife alarak havran havalisine hareket etmek üzere olduklarını haber alınca her ikisi de hayretler içinde kalmışlar. kendilerine haber vermeksizin kıtalarının hareket etmiş olmalarına hiçbir mana verememişler. bu vaziyet karşısında mustafa kemal fena halde sinirlenmiş. kendilerine karşı lakaydi gösteren kıtalarının kumandanına yaptığı şikâyetten bir netice alamayınca doğrudan doğruya ordu kumandanına şikâyete karar vermiş. fakat bu sefer de ordu kumandanından beklediği hassasiyeti görememiş. bunun üzerine işi enerjisiyle halletmeye karar vererek harekete geçmiş ve arkadaşı lütfi müfit bey’e de kendisini takip etmesini istemiş. kumandanların istihfaf ve istememelerine rağmen onlar da bu harekâta iştirak etmişler. meğer süvari kıtasının aldığı vazife aynı zamanda on senelik verginin tahsiliymiş. atatürk, bu vergi tahsilâtı esnasında köylülerin çektikleri zahmetleri, uğradıkları mezalimi ve o sırada yapılan suiistimalleri nefretle anlatıyor ve kıtanın aldığı vazifeyi “haydutluk” diye tavsif buyuruyordu. bir gün alay zabitlerinden biri lütfi müfit bey’e yapılan yolsuzluklara göz yumması için altın para teklif etmiş. mustafa kemal'i de hariç tutmamış. müfit bey bu teklifi reddetmekle beraber mustafa kemal bey’i de haberdar etmiş. mustafa kemal, müfit beye sormuş:
    “müfit, sen bugünün adamı mı olmak istiyorsun, yoksa yarının mı?”
    müfit bey derhal bu suale:
    “elbette yarının adamı olmak isterim”
    diye yanıt vermiş. müfit bey’in bu cevabı o zaman atatürk’ün o kadar hoşuna gitmiş ki, bunu daima anlatırlar ve: “elbette o teklif edilen parayı alamazdı ve almadı. çünkü o, bugünün adamı değil yarının adamı olmak istiyordu” diye müfit bey’e iltifatta bulunurlardı."

    3) altın tabaka hikayesi
    (olayın tanıklarından ismet bozdağ'ın derlemesiyle)

    çankayada bir ekim akşamı. yusuf kemal tengirşek, salih bozok, recrp zühtü, ruşen eşref ünaydın atatürk'ün sofrasındalar.
    atatürk içki sofralarında adeti olduğu gibi konuşuyor, konuşturuyor. o gün sofya anılarını anlatıyor.
    bulgar meclisindeki türk mebusu şakir (zümre), bulgaristan sefiri fethi (okyar) ve ateşemiliter mustafa kemal romanyanın 10000 ton buğday satacağını öğrendik. osmanlı savaşa ha girdi ha girecek bir zamanda olduğumuzdan bu buğdayı almak için istanbula şakir beyi yolladık.
    şakir bey zorlukla maliye vekili cavit beyle görüşmüş. cavit soğuk karşılamış. hele teklifi duyunca sinirlenmiş. koca osmanlı buğdayı nerden alacağını bilmezmiymiş. konya dururken romanyadan buğday mı alınırmış. gayretkeşmişiz. falan filan.
    ben sinirlendim.
    "asmalı bu herifi" dedim.
    fethi güldü.
    "sen bi fakir kolağasısın vekil asmak senin neyine" dedi.
    gülüştük.
    neyse bu buğdayı yunanistan aldı. gözümüzün önünden geçe geçe gitti buğdaylar.
    derken harbe girdik. buğday sıkıntısı çıktı. askere taşlı arpa ekmeği verince küplere bindiğim görülecek şeydi.
    niye anlattım bunları. dün şakir geldi. meğer cavit biz komisyon alacağız sanıp buğdayı almamış. şakir bunu söyleyememiş bize.
    "iki kere asmalı bu herifi diye bağırıverdim."
    şakirin işleri iyiymiş. bana da altınlı, pırlantalı bi tabaka getirmiş.
    bakın göstereyim size."
    sofradakiler tek tek bakarlar tabakaya.
    atatürk ilave eder.
    " pırlantadan insiyalleri var. çok iyi herhalde işleri"
    nuri conker bu sözler üzerine kıs kıs güler:
    - işleri iyi gidiyor ne demek, karun oldu karun...
    mustafa kemal bir arkadaşın öteki arkadaşın aleyhinde konuşmasına sinirlenir:
    - o da ne demek?
    - milli savunma bakanlığı'na çürük çarık şeyler sokuşturuyor, sonra da milyonlar vuruyor.
    yusuf kemal tengirşenk kendi kulağına da bu tür söylentilerin geldiğini söyleyince atatürk:
    - yaa, der, demek böyle... eski arkadaşlarımız sırtlarını bize dayayıp hazineyi soyuyorlar, bize de rüşvet veriyorlar öyle mi?
    nuri conker yanıt verir:
    - size sırtını dayayan yok... bir yere sırtını yaslamışsa milli savunma bakanı recep peker'e sırtını yaslamıştır herhalde... yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor.

    atatürk'ün yüzü iyice asılır. sandalyesini geri çeker. iştahı kaçmıştır.
    nuri conkere sinirli sinirli
    -peki nuri bizim bu işlerden neden en son haberimiz oluyor?
    nuri conker mahalle arkadaşı olduğundan cesur karşılık verir.
    -her şeyi size nadıl söyleyelim paşam? ağzımızdan bişey kaçırsak ismet paşanın yanından geçilmiyor. tembihler sitemi geçti azara kadar uzadı.
    atatürk bağırır:
    -bırak efendim. bırak...
    sessizlik olur. baş yaver rusuhiyi çağırır ve recep pekerin nerde olduğunu öğrenmesini ister.
    biraz sonra haber gelir. recep peker, kılıç alinin evindedir.
    - kalkın arkadaşlar, der, kılıç'ın evine gidiyoruz. kılıç hazırlıksızdır. çocuklar öte beri alsınlar. mahçup etmeyelim adamı.

    kılıç ali'nin evine gidilir. recep peker de oradadır. sofra kurulur. kadehler tokuşturulur. fakat atatürk herkesin yüzüne bakarken recep pekere bakmaz. sohbetin bir yerinde atatürk gülümser:
    - çocuklar size sansasyonel bir haber. dün rüşvet aldım...
    recep peker'in yüzüne bakarak devam eder:
    - aldığım rüşveti görmek ister misin recep?
    altın tabaka ortaya çıkar... daha önce görenler de ilk kez görüyormuş gibi bakarlar.
    recep peker
    -"estağfurullah paşam. şaka yapıyorsunuz herhalde." der.
    atatürk:
    -şaka falan yok. rüşvet. bildiğin rüşvet.
    -güzel tabaka güle güle kullanın paşam.
    -yahu rüşvet diyorum güle güle kullan diyorsun. sen olsan kullanır mısın?
    -rüşvet olsa alır mıydınız hiç paşam? besbelli şaka.
    -aaa. hiç kimse rüşvet diye vermiyor ki! hediye diyor. ne bileyim aldım ben de
    -afedersiniz paşam ama bu güzel rüşveti kimden aldığınızı öğrenebilir miyiz?
    -tabii. bizim şakir.
    -gördünüz mü paşam? şakaymış. şakir bunca yıllık arkadaşınız.
    -sen de arkadaşısın. sana ne getirdi öyleyse? şakir senin bakanlığına öte beri satıyormuş öyle mi?
    - evet paşam...
    - öyleyse sana kimbilir neler vermiştir. kazın geleceği yerden tavuk esirgenmez demişler.
    peker hedefin kendisi olduğunu anlar. sofra buz gibi olur. herkes önüne bakıyordur. uzun sessizlikten sonra,
    - yahu salih sen ne güzel rumeli türküleri söylerdin. hadi söyle bi tane.
    salih bozok pencere açıldı bilal oğlan diue başlar türküye.
    recep peker hepten alınır.
    gece tatsız biter. ertesi gün ismet paşa'ya meseleyi açan atatürk, peker'le ilgili şöyle der:
    - şakir'le yedikleri içtikleri ayrı gitmiyormuş... bir bakan, bakanlığın müteahhidiyle bunca içli dışlı olur mu?
    recep beyin üzerine laf gelmesin diye istifa etmesini istemez. kabine dışı bırakmak için bir çare bulur.
    kısa süre sonra ismet paşa kabineyi fesheder. yeniden kurar. recep peker kabinenin dışında bırakılır.

    sevgi, saygı ve minnetle...
  • güzel derleme ancak insanların çoğunun durumları olmadığından okuyamadığı bu dönemde başlığı "atatürk'e teklif edilen rüşvetler" veya "atatürk'e verilmek istenen rüşvetler" diye neden açmıyorsun arkadaş? neden bir aktrol gibi "atatürk'e verilen rüşvetler" diye açıyorsun? yok verilmiş de, alınıp alınmadı mı okunacakmış. böyle saçmalık olmaz. ilk 2 örnekte bariz bir red var. 3. örnek atatürk'ün rüşveti hediye zannetmesi sonucu gerçekleşiyor.

    edit: mesaj atan bi suser başlık sahibinin reisçileri oltaya getirdiğini yazmış. ona yazdığım cevabın benzerini buraya yazmak istiyorum. çünkü bu önemli bir problem. daha bugün benzer şekilde ironili başlık açan takip ettiğim bir suser aktroll listesine eklendi. allahtan fark edip ilgili arkadaşa mesaj attım da listeden çıktı.

    bir yazıyı okumadan sadece başlığa bakıp yazarını engellemek normalde kötü ve saçma bir davranıştır ama normal şartlarda yaşamıyoruz. atatürkçü muhalif insanların önemli bir kısmı 15 senenin sonunda her gün dozu daha da artan bu kabusun içinde tahmin edilmeyecek derecede üzgün, kızgın ve yorgunlar. trollerin fink attığı, lord stark gibi aşağılık bir yaratığın hala uçurulmadığı bir sözlükte onları içeriği okumadıkları için bu şartlarda suçlayamazsınız. aksi halde koskoca insan psikolojisini yok saymış olursunuz.

    ben akpliler açısından bu tarz oltaların artık işe yarayacağını sanmıyorum. çünkü onlar bunu görüp idrak etseler bile atatürk'e başka kulp bulurlar ve erdoğan'a oy verecek bir sebepleri hep olur. önceki paragrafta bahsettiğim engellenme tehlikesi nedeniyle de yazar dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olacaktır. bu nedenle başlık bana göre fiyaskodur.
  • rte h2
  • atatürk'ün;
    "al bu parayı,dür bük ananın amına sok"
    demesiyle sonuçlanan tekliflerdir.
  • güzel derleme olmuş. gözlerim doldu okurken fakat millet başlığa takılacak o kesin.
    başlığa takılanlar için yazmış işte adam. doğrusu da bu. aldığı demiyor verilen diyor.
    durumu olmadığından okuyamayanları da allah nasıl biliyorsa öyle yapsın.
    ne geldiyse başımıza okumamaktan geldi.
    oku amk oku. ölmezsin. yaşadığını anlarsın.

    edit: yazar yazısını editlememiş.
    yani başlıkla ilgili sıkıntıyı düşünmüş ve bilerek bu başlığı vermiş. adam on dakika önce cevap vermiş hepimize.
    doğru söyleyin lan başlık böyle olmasa hiç birimiz okumaz ve muhtemelen bunlardan habersiz yaşardık. çok zekice...
  • tekrar ve tekrar ulu onder'in buyuklugunu bize hatirlattigi icin yazarina tesekkur ettigim yazidir.
  • 20 kişinin aynı kelimelerle başlığa fuzuli yere çemkirdiği nefis yazıdır. atatürk'le ilgili şüphesi olan varsa buyursun okusun. hilekar bakkalların ele geçirdiği türkiye için mükemmel bir ibret.
  • olmamış rüşvet almayı geç de, tarihte ilk rüşvet alan padişah sultan ııı. murat değil mi? hani osmanlıcılığın yükseltilmesi için uğraşanlar bir okusunlar. belki ibret alırlar ama nerede o vasıf.