şükela:  tümü | bugün
  • (30 ağustos 1925)

    efendiler!

    meşhudatımın en kıymetli kısmı bu güzel mıntıkanın samimi halkının çok münevver ve çok geniş ve yüksek bir zihniyet sahibi olmalarıdır. itiraf etmeliyim ki bu seyahatimden evvelki malümatım, meşhudatımın hasıl ettiği kanaatlerden çok başka idi. muhterem mebuslarınız ali rıza bey, mehmet fuat bey gibi zevat bulunmasaydılar, sizi mümkün olduğu kadar olduğunuzun aksine tanımak için çalışanlar ezhanı teşvişte kim bilir ne kadar ileri gitmeğe muvaffak olacaklardı. asarı fi’liyesini memnuniyetle görmekte olduğum ali telakkiyatınız bittabi bir anda, bir günde tekevvün edemezdi. böyle bir iddia serdetmek aynı cehalet olur. şüphe yok, bu havalinin muhterem halkı esasen medeni tekamülün silsilei tabiyesi üzerinde ilerlemekte idi. ve ilerlemektedir. bu gün ben o tekamülün tabii tecelliyatının mesud bir şahidi bulunuyorum. bu hakikatın aksini ifade ve izah ederek teceddüt hatvelerimizi felce uğratmaya yeltenen sebükmağza, hükümlerini verirken kendi yarım yamalak ilimlerine, çürük mantıklarına, nakafi akıllarına istinat etmiş olduklarına sanip oluyorum. bu zavallı hodbinler böyle yapacaklarına halkın hissi selimine müracaat etselerdi, ondan feyiz ilham alsalardı, kendilerine bu gün şayanı hande hacil bir vaziyette bırakan bu kadar müstekreh hatalara düşmezlerdi. fakat hissi selimin; akıl, mantık ve marifetin fevkinden haizi ehemmiyet olduğunu takdir etmek yalancı alimlerin işine gelmez.

    arkadaşlar,

    milletimizin sağlam bir şuura malik olduğuna, kahramanı olduğu büyük ve fi’li asar ve hadisattan sonra kimsenin şüphe etmeğe hakkı kalmamıştır. şuur daima ileri ve yeniliğe götürür. ricat kabul etmez bir haslet olduğuna göre, türkiye cumhuriyeti halkı ileriye ve teceddüde uzun hatvelerle yürümeye devam edecektir. şuura illet tari olmadıkça geriye gitmek veya tevakkuf varidi hatır dahi olamaz. asırlarden beri masruf menfi cehdü gayretler zaman zaman milleti uykuya daldırmış olmakla beraber milletin şuurunu felce uğratmağa asla muvaffak olamamıştır. bu hakikat milletin bugün gösterdiği asarı şuur ile kendiliğinden sabittir. eğer şuurda maluliyet olsaydı onu bugünkü ciadetinde ihya etmek desti kudretten bile muntazam değildir.

    efendiler,

    milletin temayülü hakikisi hilafında zehaplarda bulunanlara iltifat etmedik. bununla bir hassa bugün çok müfterihim. bundaki sırrı isabeti izah için derhal arzetmeliyim ki: bizim ilham menbaımız doğrudan doğruya bütün türk milletinin vicdanı olmuştur. ve daima olacaktır. bütün harareti, feyzi, kuvveti, vicdanı milliden aldıkça bu teşebbüsatımızda milletin hissi selimini rehber ittiaz ettikçe, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada milleti doğru hedeflere isal edeceğimize imanımız kavidir.

    hakiki inkılapçılar onlardır ki, terakki ve teceddüt inkılabına sevk etmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki temayülü hakikiye nüfuz etmesini bilirler. bu münasebetle şunu da beyan edeyimki, türk milletinin son senelerde gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve ictimai inkılapların sahibi hakikisi bizzat kendisidir. sizisiniz. milletimizde bu istida-ı tekamül mevcut olmasaydı, bunu yaratmağa hiçbir kuvvet ve kudret kifayet edemezdi. herhangi bir vaz’ı tekamülde bulunan bir kitlei beşeri, bulunduğu vaziyetten kaldırıp damdan düşer gibi filan mertebei tekamüle isal etmek ademi imkanı tabiisi muhtacı izah değildir.



    efendiler!

    yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, türkiye cumhuriyeti halkını tamamen asri ve bütün mana ve eşkali ile medeni bir heyeti ictimaiye haline irsal etmektir. inkılaplarımızın umdei asliyesi budur… bu hakikatı kabul edemeyen zihniyetleri tarumar etmek zaruridir. şimdiye kadar bu milletin dimağını paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. herhalde zihinlerde mevcut hurafeler kamilen tardolunacaktır. onlar çıkarılmadıkça dimağa hakikat nurlarını infaz etmek imkansızdır. türbelerden, yalancı evliyalardan, `ölülerden istimdat etmek medeni bir heyeti ictimaiye için şindir`. … mevcut tarikatların gayesi, kendilerine tabi olan kimseleri dünyevi ve manevi hayatta mazharı saadet kılmaktan başka ne olabilir? bugün ilmin, fennin bütün şümuliyle medeniyetin muvahcehci şulebasında filen ve `falan şeyhin irşadiyle saadeti maddiye ve maneviye arayacak` `kadar iptidai insanların türkiye camiai medeniyesinde` mevcudiyetini asla kabul etmiyorum.

    efendiler ve ey millet!

    iyi biliniz ki türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. en doğru ve en hakiki tarikat, tarikatı medeniyedir. medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kafidir. rüesayı tarikat bu dediğim hakikatı bütün vüzuhiyle idrak edecek ve kendiliklerinden derhal tekkelerini kapayacak, müritlerinin artık vasılı rüşt olduklarını elbette kabul edeceklerdir. arkadaşlar; huzurunuzda muvacehei millete beyanı teşekkür ederken hissettiğim ve gördüğüm hususatı olduğu gibi söylemeyi tarih ve vicdan karşısında vazife bilirim.

    hükümeti cumhuriyetimizin bir diyanet işleri riyaseti makamı vardır. bu makam merbut müftü, hatip, imam gibi muvazzaf birçok memurlar bulunmaktadır. bu vazifedar zevatın ilimleri, faziletleri derecesi malumdur. ancak bu yolda vazifedar olmayan bir çok insanlar da görüyorum ki, aynı kıyafet iktisasında berdevamdırlar. bu gibiler içinde çok cahil hatta ümmi olanlarına tesadüf ettim. bilhassa bu gibi cühela, bazı yerlerde halkın mümessilleriymiş gibi onların önüne düşüyorlar. halkla doğrudan doğruya temasa adeta bir mani teşkil etmek sevdasında bulunuyorlar. bu gibilere sormak istiyorum. bu sıfat ve selahiyeti kimden, nereden almışlardır. malum olduğuna göre milletin mümessilleri intihap ettikleri mebuslar ve onlardan teşekkül eden türkiye büyük millet meclisi, meclisin itimadına mahzar hükümeti cumhuriyettir. bir de mahalli müntehap belediye reisler ve heyetleri vardır. millete hatırlatmak isterim ki, bu laubaliliğe müsaade etmek asla caiz değildir. her halde sahibi salahiyet olmayan bu gibi kimselerin muvazzaf olan zevat ile aynı kisveyi taşımalarındaki mahzuru hükümetin nazarı dikkatine vazedeceğim.



    inebolu’da ve bazı yerlerde söyledim. bugünün meselesi gibi mütalaa edileceğinden burada da bahsetmek istiyorum. her milletin olduğu gibi bizimde bir milli kıyafetimiz varmış fakat gayri kabili inkardır ki taşıdığımız kıyafet o değildir. hatta milli kıyafetimizin ne olduğunu bilenler içimizde azdır bile. mesela karşımda kalabalığın içinde bir zat görüyorum. başında fes, fesin üstünde yeşil bir sarık, sırtında bir mintan, onun üstünde benim sırtımdaki gibi bir caket, daha alt tarafını göremiyorum. şimdi bu kıyafet nedir? medeni bir insan alelacaip kıyafete girip dünyayı kendine güldürür mü?



    devlet memurları da, bütün millet de kıyafetlerini tashih edecektir. fen, sıhhat noktainazarından ameli olmak itibariyle, her noktainazarından tecrübe edilmiş medeni kıyafet iktisa edecektir. bunda tereddüte mahal yoktur. asırlarca devam eden gafletin acı derslerini tekrarlamağa takat yoktur. adam olduğumuzu, medeni insan olduğumuzu isbat ve izhar için icap edeni yapmakta taannüt adamlıkla kabili telif değildir.

    arkadaşlar,

    türk milleti çok büyük vakalarla isbat etti ki, müceddit ve inkılapçı bir millettir. son senelerden mukaddem de milletimiz teceddüt yolları üzerinde yürümeğe, içtimai inkılaba teşebbüs etmemiş değildir. fakat hakiki semereler görülemedi. bunun sebebini araştırdınız mı? bence işe esasından, temelinden başlanmamış olmasıdır. bu hususda açık söyleyeyim. bir heyeti içtimaiye, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan mürekkeptir. kabil midir ki, kitlenin bir parçasını terakki ettirelim. diğerini müsamaha edelim de kitlenin heyeti umumiyesi mahzarı terakki olabilsin? mümkün müdür ki, bir camianın yarısı topraklara `zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı semalara yükselebilsin`? şüphe yok; terakki adımları, dediğim iki cins tarafından beraber arkadaşça atılmak ve iş terakki ve teceddütte birlikte kat’i merahil edilmek lazımdır. böyle olursa inkılap münteci muvaffakiyet olur. memnuniyetle meşhudumuz olmaktadır ki, bugünkü nişvarımız hakiki icaba takarrup etmektedir. her halde daha cesur olmak lüzumu aşikardır.



    bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir yemeni, peştamal veya buna mümasil bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya bir yere oturarak yumulur. bu tavrın mana ve medlülü nedir? efendiler, medeni bir millet anası, millet kızı bu garip şekle bu vahşi vaziyete girer mi? bu hal milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır. derhal tashihi lazımdır.
  • özellikle kadınlarımızın tekrar tekrar okuyup gereğini yapmaları gereken nutuk.

    aksi halde, önümüzdeki çok da uzun olmayan bir süre içerisinde, aynı duruma düşmeleri çok büyük bir olasılıktır.
  • cephede at üstünde düşman kovaladıktan sadece 3 yıl sonra yapılmış olması itibariyle daha bir manidar olan konuşmadır.

    o büyük adam 90 küsür yıl önce tarikatların zararlarından, kadın erkek eşitliğinden, medeni kıyafet giymek gerektiğinden bahsediyor.

    aradan 90 küsür yıl geçmiş; gündem yine tarikatlar, kadın cinayetleri falan.
  • tamamı paylaşılmış ama metinde çok fazla arapça, farsça, osmalıca kelimeler var. bunları bugün bir çok insan tam anlayamaz. insan bu tür eski metinleri okuyunca, anladığını sanıyor, ama o anlama, ingilizcesi zayıf olan birinin, okuduğu şeyin içerik olarak, neden bahsettiğini kabaca anlaması fakat aslında cümleleri tam anlayamaması durumuyla aynı oluyor. ben de böyle olunca, canım atatürk'ümün ne dediğini tam anlayamadığım zaman kendime (ve türkçe'nin 70-80 yıl içinde bu derece değişmesine) uyuz oluyorum, mecburen tek tek bakıyorum bilmediğim her kelimeye. hakikaten, adam dirilse, çıksa bir konuşma yapsa bugün, dediklerinin yarısını anlamayacağız resmen. (gerçi bugün açıkça görüyoruz, söyledikleri bu milletin yarısı tarafından 100 yıldır anlaşılamadı ya hoş, malesef, hangi dili kullansa çare değil demek ki) bildiğim, bilmediğim, anlaşılmayacağını tahmin ettiğim, ifadelerin yanına güncel türkçelerini yazdım elimden geldiğince. internette her yerde bu aynı metin var ama bazı yerleri hatalı bunun, onları düzelttim, (hiçbir şeyi değiştirmedim) bir çeki düzen verdim sadece. kastamonu nutku önemli, anlaşılması lazım. buyrunuz;

    atatürk'ün kastamonu nutku
    (30 ağustos 1925)

    efendiler! meşhudatımın(gözlemlerimin) en kıymetli kısmı bu güzel mıntıkanın(bölgenin) samimi halkının çok münevver(aydın) ve çok geniş ve yüksek bir zihniyet sahibi olmalarıdır. itiraf etmeliyim ki bu seyahatimden evvelki malümatım(bilgim), meşhudatımın hasıl ettiği kanaatlerden (gözlemlerimle vardığım sonuçlardan, fikirlerden) çok başka idi. muhterem mebuslarınız(milletvekilleriniz) ali rıza bey, mehmet fuat bey gibi zevat(kişiler, askerler) bulunmasaydılar, sizi mümkün olduğu kadar, olduğunuzun aksine tanıtmak için çalışanlar, ezhan-ı teşvişte(akıl karıştırmakta) kim bilir ne kadar ileri gitmeğe muvaffak(başarılı) olacaklardı.

    asar-ı fiiliyesini(ortaya çıkardığı işleri, sonuçları) memnuniyetle görmekte olduğum ali telakkiyatınız(yüksek anlayışınız, görüşleriniz) bittabi(tabii ki) bir anda, bir günde tekevvün edemezdi.(şekillenemezdi, meydana gelemezdi) böyle bir iddia serdetmek(-dan bahsetmek, konuşmak) aynı cehalet olur.(cehaletin ta kendisi olur)

    şüphe yok, bu havalinin(yörenin) muhterem halkı esasen medeni tekamülün(gelişimin, olgunlaşmanın) silsile-i tabiyesi(doğal zinciri, devamlılığı) üzerinde ilerlemekte idi, ve ilerlemektedir. bu gün ben o tekamülün tabii tecelliyatının(ortaya çıkışının, gerçekleşmesinin) mesud(memnun, mutlu) bir şahidi bulunuyorum. bu hakikatin aksini ifade ve izah ederek teceddüt hatvelerimizi(yenilenme adımlarımızı) felce uğratmaya yeltenen sebükmağzanın(ittihat ve terakki üyesi ahmakların, bidonkafalıların), hükümlerini verirken kendi yarım yamalak ilimlerine, çürük mantıklarına, nakafi(yetersiz, kıt) akıllarına istinat etmiş(yaslanmış) olduklarına sanip oluyorum. (olduklarını düşünüyorum, görüyorum)

    bu zavallı hodbinler(benciller, egositler) böyle yapacaklarına halkın hiss-i selimine (sağduyusuna) müracaat etselerdi, ondan feyiz, ilham alsalardı, kendilerini bu gün şayan-ı hande hacil (utanç verici, yüz kızartıcı, rezil olmuş) bir vaziyette bırakan bu kadar müstekreh(iğrenç) hatalara düşmezlerdi. fakat hiss-i selimin(sağduyunun); akıl, mantık ve marifetin fevkinden(üstünlüğünden) haiz-i ehemmiyet(önemli) olduğunu takdir etmek yalancı alimlerin işine gelmez. arkadaşlar, milletimizin sağlam bir şuura malik(sahip) olduğuna, kahramanı olduğu büyük fiil-i asar ve hadisattan(işler ve olaylardan) sonra kimsenin şüphe etmeğe hakkı kalmamıştır. şuur(bilinç) daima ileri ve yeniliğe götürür.

    ricat(geri çekilme, geri adım atma) kabul etmez bir hasleti(karakteri) olduğuna göre, türkiye cumhuriyeti halkı, ileriye ve teceddüde(yenilenmeye) uzun hatvelerle(adımlarla) yürümeye devam edecektir. şuura illet tari olmadıkça(kafayı yemedikçe*) geriye gitmek veya tevakkuf(durma, duraklama) varidi(olasılığı) hatır dahi olamaz.(düşünülemez) asırlardan beri masruf(harcanmış), menfi(olumsuz, kötü amaçlı) cehd-ü gayretler(çalışma ve çabalar) zaman zaman milleti uykuya daldırmış olmakla beraber milletin şuurunu felce uğratmağa asla muvaffak olamamıştır. bu hakikat milletin bugün gösterdiği asar-ı şuur(bilinç göstergesi) ile kendiliğinden sabittir.
    eğer şuurda maluliyet(hastalık, sıkıntı) olsaydı onu bugünkü ciyadetinde(güzelliğinde, tazeliğinde) ihya etmek(canlandırmak, yaşatmak) dest-i kudretten bile muntaza değildir. (allah'ın kudret eliyle bile düzenlenebilir değildir*)

    efendiler, milletin temayül-ü hakikisi(gerçek isteği, eğilimi) hilafında(karşısında, muhalefetinde, zıttında) zehaplarda(düşüncelerde, fikirlerde) bulunanlara iltifat etmedik. (fırsat vermedik, pabuç bırakmadık) bununla bilhassa bugün çok müsterihim. bundaki sırr-ı isabeti(isabetliliğimizin sırrını) izah(açıklamak) için derhal arz etmeliyim ki; bizim ilham menbamız(kaynağımız) doğrudan doğruya bütün türk milletinin vicdanı olmuştur. ve daima olacaktır. bütün harareti, feyzi, kuvveti, vicdan-ı milliden aldıkça bu teşebbüsatımızda milletin hiss-i selimini rehber ittiaz ettikçe, (milletin sağduyusunu rehber ve nasihat kabul edip dinledikçe) şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da milleti doğru hedeflere isal edeceğimize(ulaştıracağımıza) imanımız kavidir.(inancımız güçlüdür, tamdır)

    hakiki inkilapçılar onlardır ki, terakki ve teceddüt inkilabına sevk etmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki temayül-ü hakikiye nüfuz etmesini bilirler. bu münasebetle şunu da beyan edeyim ki, türk milletinin son senelerde gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve ictimai(sosyal, toplumsal) inkilapların sahib-i hakikisi(gerçek sahibi) bizzat kendisidir. sizisiniz. milletimizde bu istida-i tekamül(gelişme isteği) mevcut olmasaydı, bunu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret kifayet edemezdi.(yetemezdi) herhangi bir vaz'-ı tekamülde(gelişme evresinde) bulunan bir kitle-i beşeri,(insan kitlesini) bulunduğu vaziyetten kaldırıp damdan düşer gibi filan mertebe-i tekamüle(gelişmişlik konumuna) isal etmek(ulaştırmak) adem-i imkanı, (olanağını) tabiisi muhtac-ı izah değildir.(haliyle, açıklamaya gerek yoktur)

    efendiler! yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkilapların gayesi, türkiye cumhuriyeti halkını tamamen asri(çağdaş) ve bütün mana ve eşkali(biçimi) ile medeni bir heyet-i ictimaiye(sosyal toplum) haline irsal etmektir.(getirmektir) inkilaplarımızın umde-i asliyesi (asıl prensibi) budur. bu hakikati kabul edemeyen zihniyetleri tarumar etmek(dağıtmak) zaruridir.(gereklidir) şimdiye kadar bu milletin dimağını paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. herhalde zihinlerde mevcut hurafeler kamilen(tamamen) tardolunacaktır.(kovulacaktır, uzaklaştırılacaktır) onlar çıkarılmadıkça, dimağa hakikat nurlarını infaz etmek imkansızdır. türbelerden, yalancı evliyalardan, ölülerden istimdat etmek(yardım istemek) medeni bir heyet-i ictimaiye(toplum) için şindir.(ayıptır, kötüdür) mevcut tarikatların gayesi, kendilerine tabi olan kimseleri dünyevi ve manevi hayatta mazhar-ı saadet kılmaktan başka ne olabilir? bugün ilmin, fennin bütün şümuliyle(kapsamıyla) medeniyetin, muvahcehci şulebasında(?aydınlık yüzünde?) filan ve falan şeyhin irşadiyle(yol göstermesiyle) saadet-i maddiye ve maneviye(maddi ve manevi huzur) arayacak kadar iptidai(ilkel) insanların, türkiye camia-i medeniyesinde mevcudiyetini (türkiye medeni toplumunda varlığını) asla kabul etmiyorum.

    efendiler ve ey millet! iyi biliniz ki, türkiye cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. en doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyedir.(medeniyet tarikatıdır) medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak, insan olmak için kafidir.(yeterlidir) rüesa-yı tarikat,(tarikat başkanları) bu dediğim hakikati, bütün vuzuhiyle(açıklığıyla) idrak edecek ve kendiliklerinden derhal tekkelerini kapayacak, müritlerinin, artık vasıl-ı rüşt olduklarını(olgunlaştıklarını, akıllandıklarını) elbette kabul edeceklerdir. arkadaşlar, huzurunuzda muvacehe-i millete(milletin yüzüne karşı) beyan-ı teşekkür ederken(teşekkürlerimi sunarken) hissettiğim ve gördüğüm hususatı(meseleleri, konuları) olduğu gibi söylemeyi tarih ve vicdan karşısında vazife bilirim.

    hükümet-i cumhuriyetimizin bir diyanet işleri riyaseti makamı vardır. bu makama merbut(bağlı) müftü, hatip, imam gibi muvazzaf(görevli) bir çok memurlar bulunmaktadır. bu vazifedar zevatın ilimleri, faziletleri derecesi malumdur. ancak bu yolda vazifedar olmayan bir çok insanlar da görüyorum ki, aynı kıyafet iktisasında(takibinde) berdevamdırlar.(devam etmektedirler) bu gibiler içinde çok cahil, hatta ümmi(okuma yazma bilmeyen) olanlarına tesadüf ettim. bilhassa bu gibi cühela, bazı yerlerde halkın mümessilleriymiş(temsilcileriymiş) gibi onların önüne düşüyorlar. halkla doğrudan doğruya temasa adeta bir mani teşkil etmek sevdasında bulunuyorlar. bu gibilere sormak istiyorum; bu sıfat ve salahiyeti(yetkiyi) kimden, nereden almışlardır? malum olduğuna göre, milletin mümessilleri,(temsilcileri) intihap ettikleri(seçtikleri) mebuslar(milletvekilleri) ve onlardan teşekkül eden(oluşan) türkiye büyük millet meclisi, meclisin itimadına mahzar(güvenini kazanmış) hükümet-i cumhuriyettir. bir de mahalli(yerel) müntehap(seçilmiş) belediye reisleri ve heyetleri vardır. millete hatırlatmak isterim ki, bu laubaliliğe müsaade etmek asla caiz değildir. herhalde sahib-i salahiyet olmayan(yetkisi olmayan) bu gibi kimselerin, muvazzaf(görevli) olan zevat(kişiler) ile aynı kisveyi(kıyafeti) taşımalarındaki mahzuru hükümetin nazar-ı dikkatine vazedeceğim.(sunacağım)

    inebolu'da ve bazı yerlerde söyledim; bugünün meselesi gibi mütalaa edileceğinden(değerlendirileceğinden) burada da bahsetmek istiyorum. her milletin olduğu gibi, bizim de bir milli kıyafetimiz varmış fakat gayri kabil-i inkardır ki (inkar edilemez ki) taşıdığımız kıyafet o değildir. hatta milli kıyafetimizin ne olduğunu bilenler içimizde azdır bile. mesela karşımda kalabalığın içinde bir zat görüyorum; başında fes, fesin üstünde yeşil bir sarık, sırtında bir mintan,(yakasız gömlek) onun üstünde benim sırtımdaki gibi bir ceket, daha alt tarafını göremiyorum. şimdi bu kıyafet nedir? medeni bir insan, alelacayip(acayip ötesi, çok tuhaf, abes) bir kıyafete girip dünyayı kendine güldürür mü?
    devlet memurları da, bütün millet de, kıyafetlerini tashih edecektir.(düzeltecektir) fen, sıhhat nokta-i nazarından ameli olmak itibariyle, (tıp, sağlık açısından uygun olmakla birlikte)her nokta-i nazarından(her bakımdan) tecrübe edilmiş(denenmiş) medeni kıyafet iktisa edecektir.(giyecektir) bunda tereddüte mahal(yer) yoktur. asırlarca devam eden gafletin, acı derslerini tekrarlamaya takat(halimiz) yoktur. adam olduğumuzu, medeni insan olduğumuzu isbat ve izhar(belirtmek, göstermek) için icap edeni yapmamakta taannüt(inat etmek) adamlıkla kabil-i telif değildir. (adamlıkla bağdaşmaz)

    arkadaşlar, türk milleti çok büyük vakalarla isbat etti ki,(kanıtladı ki) müceddid(yenileyici) ve inkilapçı bir millettir. son senelerden mukaddem de(önce de) milletimiz teceddüt(yenilik) yolları üzerinde yürümeye, içtima-i inkilaba(toplum inkilabına) teşebbüs etmemiş değildir. fakat hakiki semereler(sonuçlar) görülemedi. bunun sebebini araştırdınız mı? bence işe esasından, temelinden başlanmamış olmasıdır. bu hususta açık söyleyeyim; bir heyet-i içtimaiye, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan mürekkeptir. kabil midir ki,(mümkün müdür ki) kitlenin bir parçasını terakki ettirelim,(yükseltelim) diğerini müsamaha edelim(görmezlikten gelelim) de kitlenin heyet-i umumiyesi(geneli, tamamı) mahzar-ı terakki olabilsin?(gelişebilsin) mümkün müdür ki, bir camianın yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı semalara yükselebilsin? şüphe yok; terakki adımları, dediğim iki cins tarafından beraber arkadaşça atılmak ve iş, terakki ve teceddütte birlikte kat'-i merahil edilmek(ilerletilmek) lazımdır. böyle olursa inkilap münteci(neticesi) muvaffakiyet olur.

    memnuniyetle meşhudumuz olmaktadır ki,(görmekteyiz ki) bugünkü nisvanımız(kadınlarımız) hakiki icaba(icap edene, gerçekte gerekene) takarrup etmektedir.(yaklaşmaktadır) herhalde daha cesur olmak lüzumu aşikardır. bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir yemeni, peştamal veya buna mümasil(benzer) bir şeyler atarak, yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir, veya bir yere oturarak yumulur. bu tavrın mana ve medlülü nedir?(anlamı, amacı nedir?) efendiler, medeni bir millet anası, millet kızı bu garip şekle bu vahşi vaziyete girer mi? bu hal milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır. derhal tashihi(düzeltilmesi) lazımdır.

    gazi mustafa kemal atatürk