şükela:  tümü | bugün soru sor
  • o masada tuzluk olsam gururdan göklere çıkabileceğim kutsal bi yerdir.ulu önderimiz ülkeyle,devrimlerle ilgili en önemli kararları davet ettiği kurmaylarıyla sofrasında paylaşmıştır..
  • ismet bozdağ'ın mutlaka okunması gereken kitabının ismi.
  • oğuz akay'ın truva yayınları'ndan 2005'te çıkan kitabı.

    kitapta atatürk'ün o meşhur sofrasında bulunmuş isimlerin söyledikleri yer alıyor. kim bu isimler: ismet inönü, afet inan, makbule atadan, falih rıfkı atay, ruşen eşref ünaydın, tevfik rüştü aras, ahmet emin yalman, ali fuat cebesoyözün...ve daha birçok isim.

    hepsi de bu sofranın esasen bir eğlence sofrası olmadığı, önemli konuların tartışıldığı bir toplantı tarzında olduğu yönünde hemfikir. atatürk bu sofrada herkesin fikrini dinler, sonra o bunları toparlayarak son sözü söylermiş.
    ali canip yöntem'e göre ise: ''bu büyük adam bizi akıl danışmak için çağırmıyor, bize kendi fikirlerini telkin için çağırıyor''

    atatürk'ün içkiyi (özellikle rakıyı) sevdiği gerçek ama çok önemli ülke meseleleri üzerinde çalışırken içmezmiş. içtiği zaman da kendini frenleyebilirmiş, sarhoş olduğu görülmemiş. sofrasında sarhoş olanlara da acırmış ama ayıldıklarında utanmasınlar diye tekrar sofrasına davet edermiş.

    en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilavmış. askerlik yaptığı yıllardan kalma bir alışkanlıkmış.

    aslında askeri okuldayken de içki içermiş. dışarıdan bunu temin edermiş. üstleri bunu bildikleri halde birşey dememiş, çünkü içkisi onun başarısını etkilememiş. başarısını etkilediğini düşünselermiş buna katiyen izin vermezlermiş.
  • “bir lokma ekmek, bunu birkaç yakın arkadaş ile beraberce yemek ve içmek bana kafidir.”

    atatürk'ün sofrası sadece bir sofra değil, katılabilenlerin anılarına göre bir tür akademi.
    ... ve ata'nın sofraya gösterdiği özen, üstün kişilik özelliklerinin göstergesi gibi.

    kılıç ali'nin anılarındaki atatürk'ün sofrası:

    “sofra, bazılarının sandığı ve telkin ettirmek istediği gibi, bütün devlet işlerinin müzakere yeri değildi. bu mühim noktayı fark edemeyerek “sofrada devlet işleri hallolunuyor” diye günün birinde atatürk’e karşı gelenler, ağır mesuliyetlerle etekleri tutuştuğu zaman o sofraya içinden çıkamadıkları devlet işlerini getirirler ve onları orada atatürk’e hallettirerek sofradan ferahlık ve neşe içinde çekilirlerdi. hatta bazen de dedikodu mevzuu yapmak istediklerinde atatürk’ün sert karşı çıkışıyla sofradan ayrılmak zorunda kalırlardı.

    atatürk’ün sofralarında hemen her şey konuşulur ama, dedikodu asla yapılmaz, atatürk bu tip konulara izin vermez ve hoşgörülü davranmazdı.

    sofrada çeşitli düşüncelerin ve kanaatlerin açıklanması için hoşgörülü davranan atatürk, bundan yararlanıp, tartışmaları ileri götürenleri de yine hoşgörü ve sabırla karşılardı.
    atatürk, insanların kabahatlerini ve kusurlarını sofrada rahatlıkla yüzlerine söylerdi. fakat bu konuda haksız davranmazdı. kin, garaz ve intikam bilmeyen kişiliği bu sofralarda da belirirdi.”

    kaynak: milliyet'in tarih ve kültür eki.
  • süper ortammış. şöyle bir zaman makinası olsa da gidip bir kenarda kıvrılıp muhabbeti dinlesek. ya da :

    (bkz: ruşen eşref ünaydın/@gomezzi)
  • ölçünün ve rakının fazla kaçırıldığı, lekeli masa örtüleri ile örtülmüş bir sofra türü.

    yıkasan (da) geçmez (ki salça !) lekeleri.
  • cumhuriyet'in ilk on beş yılında (1923-1938) reisicumhur gazi –1934'ten sonra salt atatürk adıyla anılmıştır– kültür, sanat, bilim, aydınlanma sorunlarının görüşülüp tartışılacağı oturumlar düzenlemeyi önemli bir görev olarak üstlenmişti. ileri batı ülkelerinde de devlet başkanları, ziyafetler düzenleyerek aydınların görüşlerini almaktaydılar. bu toplantılar, o dönemin klasik sempozyumlarıydı.

    başında bulunduğu türk devletinin tarihsel geleneklerini de inceleyen atatürk, orta asya hakanlarının, anadolu selçuklu sultanlarının, osmanlı padişahlarının çevrelerinde de bilim, sanat ve yazın çevrelerinden danışmanlar bulunduğunu; bunlarla özgürce tartıştıklarını; görüşlerin, eleştirilerin, bezm denen içki meclisi ortamında daha içtenlikle dile getirildiğini biliyordu. örneğin selçukname yazarı ibn bibi, sultan alaeddin keykubad'ın, kimi geceler vezir ve danışmanlarıyla içip eğlendiğini; o ortamda herkesin düşüncelerini apaçık sergilediğini; sultanın da bir bakıma temyiz ortamı olan bu meclislerde, kime nasıl davranacağını ya da hangi görevi vermesi gerektiğini belirlediğini yazmaktadır.

    atatürk'ü eleştirenlerin çoğunca vurguladıkları çankaya sofraları, aslında mazisi çağlar boyu süregelmiş bir devlet sofrası geleneğiydi. atatürk de bu geleneği sahiplenen son türk önderi oldu. ankara'da çankaya köşkü'nde, istanbul'da dolmabahçe sarayı'nda, yalova'da, florya deniz köşkü'nde; bazen yurt gezilerinde de yinelenen bu gece oturumlarına, gündemle ilgili düşünürler, yazarlar, sanatkârlar, bilim insanları, siyasetçiler, diplomatlar çağırılır; ayrıca mutat zevat denen atatürk'ün yakın dostları da saatlerce süren toplantılarda hazır bulunurlardı.

    mutat zevatın başında falih rıfkı atay, ruşen eşref ünaydın, hasan cemil çambel, yunus nadi (abalıoğlu), n. hazım onat, i. necmi dilmen, hamdullah suphi tanrıöver, ibrahim grantay; dr. reşit galip, salih bozok, şükrü kaya ve başkaları vardı. bakanlar, milletvekilleri, atatürk'ün silah arkadaşları, düşün ve sanat insanları da sık sık davet edilirlerdi. sofra, son derece düzenliydi. kimi akşamlar ses-saz dinletilerine de yer verilirdi, ama her durumda saygının ve nezaketin egemenliği söz konusuydu.

    türkiye'nin öncelikle kültür, dil, eğitim, güzel sanatlar, sağlık vb. sorunlarının görüşülüp tartışıldığı sofrada söz alanlar ya da atatürk'ün söz verdikleri konuşurlarken notlar tutulur; eleştirilere başta atatürk herkes katlanırdı.

    hasan cemil çambel'in hatıralar'ındaki atatürk'ün sofrası bahsinde ilginç açıklamalar vardır: "hikmetle realitenin kaynaştığı bir pınardı. bir sevgi kaynaşması olduğu kadar bir akademiydi de. çoğunca bilim, güzel sanatlar, kültür, müzik konuları konuşulurdu. sofra yeni düşüncelerin, atılımların kaynağı, devrimlerin tersanesi, ulusal yazgının dokunduğu tezgâhtı."

    falih rıfkı atay da çankaya'da: "bu, bir içki ve cümbüş sofrası değildi. dostları ile hatta düşmanları ile sohbet ve tartışma meclisi idi. sevdiklerinin ve birlikte bir şeye inandıklarının tenkitlerine, itirazlarına, tartışmalarına inanılmaz bir katlanışı ve hoş görürlüğü vardı. türk dili ve türk tarihi meselelerinin, onun sofrasında tam bir fakültelik zaman tutmuş olduğunu tahmin ediyorum. tebeşirli kara tahta karşısında idi. bakanlar, profesörler, milletvekilleri hep o tahtaya kalkmışızdır. ondan başka hepimiz yorulur, doğrusu biraz da usanırdık. savaş ve devrim günlerinde, meseleler konuşulduğu sırada hiç içmez veya pek az içerdi. kendisinde bir zaaf ve laubalilik sezilmesi ihtimaline karşı pek titizdi. pek efendi bir ev sahibi ve eski osmanlı deyimi ile pek de edepli idi."

    atay, atatürk'ün bir akşam sofrada dr. reşit galip'in aşırı çıkışlarına dayanamayıp "galiba rahatsızsınız, biraz dinleniniz!" dediğini yazmaktadır. bu uyarı karşısında daha da parlayan muhatabının "burası milletin sofrasıdır. ben milletimin sofrasında oturuyorum!" sözlerine atatürk şu cevabı verir: "beyefendinin hakkı var, o halde biz sofrayı terk edelim!"

    (hasan cemil çambel - makaleler hatıralar / falih rıfkı atay - çankaya)
    ---
    (alıntı: rakı ansiklopedisi)
  • sokrat sempozyumu olarak tabir edilebilir.