şükela:  tümü | bugün
  • merhaba merhaba insanlar,

    muhabbet edecez, haziran akşamı kaldırım kenarında çekirdek çitler gibi. küfür yok, hakaret yok, saldırmak yok. entel entel oturup konuşacağız.

    evet, kaldırım kenarı, ne sandın? entelektüel kimliğimizi korumak için, çaykur paketine bir kaşık zencefil karıştırıp, “hindistan çayı” adı altında, %1200 kâr marjıyla, vasıfsız üniversite 2. sınıf öğrenci kitlesini sömüren antik kuntik cafelerde saatlerimizi mi çürütmemiz gerekiyor? yüo dostum kalsın, ben almayayım.

    neyse, direk konuya gireyim de, yazı iyice şişmesin. görsel verinin bu kadar fazla olduğu internet mecralarında zaten insanlara iki satır okutalım diye anamız ağlıyor. korkmayın, bim’deki 1 lira’lık salamlar gibi aç bitir bir yazı olacak.

    - biraz empati yapacaz sizinle. kendinizi, kuran’ı yazdığını iddia ettiğiniz muhammed peygamberin yerine koyacaksınız.

    hey arka sıra, buraya bak evladım.

    şimdi bir an olsun düşünelim... garip ritüeller ile abuk subuk putlara tapan;
    doğan kız çocuklarını, babalarının yüz karası olmakla suçlayan;
    kıytırık kabile kavgaları ile uğraşmak dışında hiçbir meziyeti bulunmayan;
    okuma yazmasını dahi bilmeyen;
    vasıfsız, idot, sığ, zır cahil, eğitimsiz ve son derece niteliksiz davarlardan oluşan bir toplumda doğuyorum... arkamda beni destekleyecek kimse de yok, sıradan bir tüccarım.
    insanların cehalet kokan bitap yaşamlarından rahatsızlık duyuyorum ya da otoriteyi elde etmek istiyorum ve bir devrim yapacam. dönemin şartları gereği peygamberlik iddiasında bulunmam gerekiyor. tabi hali hazırda tanrı tarafından indirildiğini iddia ettiğim bir “kutsal kitap” da olmalı. peki peygamberlik iddiasında bulunan ben, hata yapma lüksümün sıfıra yakın olduğu bu zaman diliminde, yapmamam gereken neleri yapıyorum?

    söyleyeyim mi?

    1) toplumun tabulaşmış normlarına ve geleneklerine cephe alıyorum. zaten içki, fuhuş, kumar gibi ritüellerin tanrı tarafından yasaklandığını söyleyerek, yıllar yılı alışkanlık edindikleri hazlardan vazgeçmeleri gerektiğini emrettiğim yetmiyormuş gibi; namaz, zekat, oruç ve benzeri, insanı maddi ve bedeni açıdan yıpratacak fiillerin, tanrı tarafından farz kılındığını söylüyorum. e taraf toplamak lazım, neden kurucusu olduğum dini zorlaştırıyorum? neden bu denli meşakkatli icraatleri zaruri kılıyorum, bunu ben de bilmiyorum.

    2) gel kerkenez gel... septikler'in de dediği gibi, kendime vahiy indiğine dair iddiada bulunmamın tek sebebi, çölle kaplı bir yarım adayı fethetmek olduğunu var sayalım. gözümü ”iktidar hırsı bürümüş bir megaloman” değil miyim? ama yine de müritlerime "yanılmazlık imajı" çizmek yerine, kendi yazdığım kitapta, kendi hatalarımı zikrediyorum. (abese 1-4) tanrı’nın ağızından kendimi kınayıp azarlıyorum ve yazdığım kitabın bana odaklanması gerekirken, diğer peygamberlerin ismini(isa, musa, ibrahim vs) kendi ismimden fazla anıyorum? üstelik kendimin aksine, onların hatalarına ve kusurlarına da kitapta yer vermiyorum... saf mıyım?

    3) gördüğüm zulüm, elem, acı, keder, işkence, muhasara ve boykotlardan telli kaçmak zorunda olduğum beldeye, yakın zamanda tekrar döneceğimi ve kılıç bile kullanmadan fethederek elimi kolumu sallaya sallaya gireceğimi söylüyorum. (fetih 27) dayak yiyip göç ettik, perişan olduk, ezildik... ben neye dayanarak böyle bir iddiada bulunuyorum? pazarda satılmıyor o kadar özgüven.

    4) “...birbirlerine destek de olsalar, gene de onun benzerini getiremezler.” şeklinde cüretkar bir duruş sergileyip, tanrı adına meydan okuyorum.(isra 88) kendi halinde ümmi bir insanım, benimle eşit ya da benden daha ileri ebedi yeteneğe sahip insanların, yaptığımı yapmaması/yapamaması için nasıl bir dinamik var ortada? kaldı ki tarih boyunca sürekli bu tür girişimlerde bulunulacak fakat her seferinde sonuç hüsranla neticelenecek. [1]

    5) yusuf dönemindeki mısır hükümdarına "kral" diyip, musa döneminde yaşayan hükümdar için "firavun" terimini kullanıyorum. bu kadar ince bir ayrımı nasıl yapabiliyorum? mısır hiyeroglifleriyle ilgili bilgiler 600'lü yıllarda daha bilinmiyordu ki. ancak rosetta taşı'nın keşfiyle ms 19. yüzyılda tekrar deşifre olacak ve o dönem kullanabileceğim tek kaynak olan tedavüldeki incil dahi "firavun" teriminin kullanımında hata yapmış durumda. [2]

    6) “içinde yörüngeler bulunan evrene andolsun!”(zariat 7) [3] şeklinde yemin ediyorum. ediyorum da kerkenez nereye! gökyüzündeki güneşin, ayın, yıldızların vs kendilerine has yörüngelere sahip olması durumunu o dönemde dillendirsem ne, dillendirmesem ne? hele hele dünyanın, bir öküzün boynuzları üzerinde durduğuna inanan felsefe özürlüsü bir yığın insanın dolu olduğu bu toplumda; evrenin uzak noktalarının birbirlerine olan mesafesinin artması olayını, "şüphesiz biz göğü genişleticiyiz..."(zariat 47) [4] diyerek “genişleyen evren”e işaret ediyorum. hadi onu da geçtim, "vurucu ve delici yıldız" diyerek, içerisinden alınacak bir yemek kaşığı maddenin, "1 milyon ton" bastığı “pulsar”lara kadar atıfta bulunuyorum?(tarık1-3) [5] paçalarından cehalet akan elin sığır arabı beni ne anlasın? neyse kerkenez, dedeleri mübarek onların.

    7) etraftaki zart zurt kabileler dururken, elin roma-iran savaşı hakkında kehanette bulunuyorum(rum 1-6) [6] düşünsene, artık yenilgilerine mutlak kesin gözüyle bakılan romalıların tekrar galip geleceklerini söylüyorum. hem de bunu öyle bir özgüven ile söylüyorum ki, “allah vadinden dönmez!” diyerek surenin 6. ayetinde iyice vurguluyorum. ama yetmez, doymadım müneccim başı gibi kehanette bulunmalara kerkenez; üstelik bu galibiyetin, modern çağda bile rakımını ancak ölçerek belirleyebildiğimiz dünyanın en derin bölgesi olan "lut gölü"nde gerçekleşeceğini bildiriyorum. lut gölü’ne “dünyanın en derin bölgesi” diyorum... 7. yüzyıl’da... lut gölü... en derin bölge... işe bak. eheh eh

    8) yine azılı hasımlarımdan olan amcam “leheb” için, “elleri kurudu, ateşte yanacak” [7] diyerek cehenneme gireceği ve iman etmeyeceği yönünde kehanette bulunuyorum.(arko krem esprisi yapanın bağcıkları çözülsün) zira halid bin velid, ebu süfyan, amr ibn as, ömer, hamza’yı öldüren vahşi ve hamza’nın kalbini söken hind gibi azılı müşriklerin dahi vakit içerisinde tövbe ettiği bir ortamda, amcam leheb’in de belli bir süre geçtikten sonra iman etmemesi için hiçbir sebep yok. kaldı ki bu öngörümün aksine şehir meydanına gelip dine girdiğini ilan etse, bütün sistem çöker. fakat neyseki, leheb 15 yıl daha inkar ederek yaşıyor ve o hal üzere ölüyor. ucuz yırttık kerkenez, çok ucuz.

    9) “rüzgara aşılayıcı/dölleyici olarak gönderdik..." diyerek, adeta bir botanik edasıyla bitkilerde tozlaşmaya işaret
    ediyorum.(hicr 22) [8]

    10) “hareket eden her canlıyı sudan yarattık" diyerek, bir biyolog edasıyla, her canlının yapısında su bulunduğunu söylüyorum.(nur 45) [9]

    11) “damlacığı asılıp tutunan birşeye dönüştürdük. sonra asılıp tutunan şeyi, bir çiğnemlik et haline getirdik. sonra bir çiğnemlik et parçasını, kemik olarak yarattık. sonra kemiğe et giydirdik" diyerek adeta bir embriyolog edasıyla
    insanın oluşum -et>kemik>et-sıralamasını yapıyorum.
    (muminun 14) [10]

    12) kitabın bir çok yerinde, "...sonra sizin saymakta olduğunuz bin yıla denk bir günde o'na yükselir" gibi ayetler zikrederek, zamanın izafi oluğunu söyleyip buna örnekler
    veriyorum.(secde 5) [11]

    13) binlerce yıl boyunca hararetle tartışılan “evren sonlu mu, sonsuz mu?” tartışmalarına kendimce noktayı koyuyorum ve “yıldızlar söndürüldüğü zaman..."(mürselat 8) "yıldızlar ışıklarını yitirdiğinde..."(tekvir 2) "biz, gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri, hak olarak ve belirlenmiş bir süre için yarattık."(ahkaf 3) diyorum. astronomi gelişmemiş olmasına rağmen, bunu sanki hakikatten haberdarmışım gibi bir çok ayette bastıra bastıra belirtiyorum ya da kerkenez, belki de bilmiyorum. belki de tutturma şansımın %50 olduğu bu konuda da keyfekeder bir kumar oynuyorum ve tutturuyorum.

    dahası büyük patlamadan, büyük çöküşe(enbiya 104); parmak uçlarındaki kimliğimizden(kıyamet 3-4), kemiklerimizin oluşumuna(müminun 14-
    bakara 259); kuşlar arası muhabbetten(neml 16), karıncaların iletişimine(neml 18); bitkilerin cinsiyetinden(rad 3,
    taha 53), solunum ve fotosenteze(tekvir 18); yeryüzündeki fay hatlarından(tarık 12), yeraltı sularına(zümer 21); gökyüzü tabakalarından(mülk 3), yeryüzü tabakalarına(talak 12); çekim gücü ve hareketten(tekvir 15-16), atom ve atomun parçacıklarına(sebe 3); incil işaretlerinden(maide 15), tevrat işaretlerine(bakara 146); sebe toplumundan(sebe 15-16), ad kavmine(fecr 6-8) kadar muhtelif konularda bilgi, meçhul bilimsel veriler, tespitler ve haberler veriyorum.

    şunu hep söylerim:
    bir işin/oluşun/fikrin doğruluğunu tespit için yapanların çokluğunu ve statüsünü referans almamalı insan. fakat felsefe, sosyoloji, mantık, psikoloji ve eğitim gibi beşeri bilimler ışığında din olgusunu ve mucizelerini araştıran, hayatını bu ilimlere adamış binlerce insanın tezini, boynundaki fular ile hata arayıp çürütmeye çalışman vicdansızlıktır. gözünü yumup ezbere sövmen ahlaksızlıktır.

    kimi oxford, kimi harvard üniversitesi öğretim görevlisi, kimi amerika eski başkanı, kimi dünyaca ünlü yazar, kardinal, haham, komutan, politikacı, din bilimci, fizikçi, filozof, matematik profesörü, tarihçi, edebiyat uzmanı ve daha nice müslüman olmayan fakat kuran'ı okurken, yorumlarken aklını ve vicdanını bir köşeye bırakmayan bilinçli insan... hem fikir oldukları bir nokta var ki: kuran'ın, öyle "insan ne ile yaşar" gibi, "notre dame’ın kamburu" gibi yağmurlu bir pazar sabahı, karamelli macchiato kahven ile sallanan sandalyen üzerinde gidip gelirken okuyabileceğin bir roman ya da -istediğin kadar müslüman olma- tek düze, yüzeysel bir analiz sonucu bertaraf edebileceğin bir kitap olmadığıdır

    sözün özü: iman etme, etmiyorsan etme cano fakat en azından (hz) muhammed peygamberin filozof yanını inkar etme de, samimiyetine inanalım. zira öyle bir ortamda sivrilip; ferdi, ailevi, içtimai, iktisadi ve hukuki bir sistem geliştiriyor ve kurduğu bu sistem 500-600 yıl boyunca tüm insanların ıslahat ve refah içerisinde yaşamalarını sağlıyor.

    bakın, bütün bunları uzunca süre düşünmüş, deli gibi okumalar gerçekleştirmiş, metinleri incelemiş, zihinsel yetisini dibine kadar kullanarak muhakeme yapmış, bu gayede saçını başını dağıtmış, mahalle muhtarı gibi ellerini arkada birleştirip saatlarce volta atmış, bazı sorular nedeniyle geceleri uykuları kaçmış, günlerce eve kapanmış hatta bir anlamda uzlete çekilmiş ve kafayı sıyıracak dereceye gelene kadar düşünmüş, sürekli düşünmüş, hayvan gibi düşünmüş, sorgulamış, istintak etmiş ve nihayet doğru olduğuna inandığı kanıya varabilmiş biri olarak söylüyorum: inanç mevzuları şakaya gelmez. iyi düşünüp taşının, mukayesini iyi yapın.

    itirafta bulunayım mı? allah’ın bildiğini kuldan saklayacak halim yok. zamanında benim ölüp yokluğa karışmayı dilediğim bile oldu. depresif bir tipim, inancımın adını koymadığım dönemlerde, defalarca intiharı bile düşünmüşlüğüm var. nafile, ne kadar uğraşsan da reddedemiyorsun. allah sana varlığının işaretlerini bir şekilde gösteriyor ve inanmaktan başka çaren kalmıyor. aklınıza yalnızca somut deliller gelmesin, manevi anlamda da allah'ı pek çok kere hissetmişliğim oldu. e hal böyleyken, ben de gerçeklerin beni götürdüğü yere gittim ve iman ettim. zira gerçekler benim keyfekeder kaprislerime göre belirlenmiyor, eğer haksa, istesem de hak, istemesem de. hoşuma gitse de hak, gitmese de. aynı şekilde sizin için de bu böyle. hak; isteseniz de hak, istemeseniz de. hoşunuza gitse de, gitmese de... kendimi kandırarak, inanmamak için zorlama sebepler arayarak motive olamam ben. sizi bilemem ama ben olamam.

    ''biz onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde mucizelerimizi göstereceğiz ki, o’nun(yani kuran’ın) gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. rabbinin herşeye şahid olması yetmez mi?" (fussilet 53)

    yazının site versiyonu

    site dışı ulaşım için twitter adresim

    tek bir edit: (hz) muhammed peygamber'e mecnun(deli) diyen insanda bit kadar akıl yoktur, net. bunu söyleyen insanın tek değer yargısı, daracık subjektif görüşleri ve keyfekeder kaprisleridir.

    bakın, gayrı müslimlere değil sözüm. islam'ın hak din olduğunu inkar edenlere değil. inanmayan inanmaz, gıkım çıkmaz. canı kıymalı pideye tapmak ister ve gider tapar, bana ne? küçücük beyinleriyle islam'a saldıranlara bu serzenişim. militanlık edenlere. sayıp sövmek dışında tutarlı eleştiride bulunamayan vasıfsızlara.

    peygambere "şizofren" demek nedir lan? şizofreni çiçekli böcekli laylaylom bişey mi sanıyorsunuz? (hz) muhammed'in bu tip hastalıklardan uzak olduğu bizatihi açık. zira arkasında 23 yıl gibi uzunca bir sürede tama eren derli toplu bir kitap ve "korkama, sen mecnun değilsin” gibi şüpheli ayetler bırakmıştır.

    dediğim gibi, inanmayabilirsin. bu çok tabi. fakat garazalık edip iftira atamazsın. insanda biraz öz saygı olur, ayıp.

    iş var olum yarın. neyse, dip notları da şuraya bırakıp topukluyorum: #74159398
  • "allah sana varlığının işaretlerini bir şekilde gösteriyor ve inanmaktan başka çaren kalmıyor." :)

    optimist metazor bir kardeşimizmiş..
    iyi denemeydi delikanlı..
  • ateizm ile dindarlık arasında kaldıysanız, ateizmi seçin. çünkü kafanız karışmaya başladıysa sorgulamaya başlamışsınız demektir. sorgulama devam ettikçe zaten son aşama ateizm olduğu için kısa yolu seçerek süreci kısaltın, fazla vakit kaybetmemiş olursunuz.
  • inanmanızı tavsiye ederim. mental açıdan rahat huzurlu hissedersiniz. ne kaybedeceksiniz ki?
  • "bilim ispat arar, bu da uğraş gerektirir. hurafeler kolaydır, sadece inanmanız yeter. bilim anlamanızı ister, hurafeler inanmanızı. genellikle kolayı seçer insan; görmeden, bilmeden, anlamadan inanmayı. bu yüzden de cehalet işte bu kadar yaygındır."

    bu cümleyi bir düşünsünler derim.
  • çalışan ve sorgulayan bir beyniniz varsa dindarlık zor zanaat... ama diyorsan ki düşünmek zor iş, okumak, anlamak zor iş, bana şunu bunu söylesinler, ben inanayım hepsine, en kolayı bu, o zaman din olaylarına girecen... çok acayip kafalar var...
  • kadir mısıroğlu dinleyin, adnan oktar izleyin.
    içinde dinin minin zerresi kalmaz.
  • yobaz ateistleri kaale almaması ve dini doğru düzgün bir biçimde öğrenip hazmetmesi şeklinde olan tavsiyelerdir. bu bir süreçtir ve nihayetinde kişi müslüman olmaya karar verip, islâmla şereflenecektir. muhtemelen bu süreç ateizm-agnostisizm-deizm-teizm-islâm devam eder, belki direkt islâmiyete geçiş olur...

    ayrıca; (bkz: ateizmden agnostisizme geçme süreci)
  • yine şuursuz ve bilinçsiz gönüllere olumlu anlamda dokunma amacı taşıyan kaliteli bir yazı... yazı kırmadan dökmeden inançsız bireyler için gerçekten çok farklı bir perspektif sunuyor. yazılanların mantığa mugayir bir yanı neredeyse yok. yazara teşekkürlerimi sunuyorum esasen iman başlı başına bir imtihan meselesidir, kalben iman etmek kadar zor bir durum bilindiği üzere yoktur.