şükela:  tümü | bugün
  • gavin hyman kitabı. özgün adı a short history of atheim. türkçeye dilek şendil çevirmiş. kırmızı kedi basmış. yazar girişte bunun ateizmle ilgili lehte ve aleyhte bir kitap olmadığını söylüyor. bir anlama çabası.ancak ateizm in köklerinden ziyade modern zamanlardaki ilişkileri üzerinde yürüyor kitap. batı'daki büyük epistemik değişimin, doğayı insanın bir kullanım alanı haline getirmesiyle hikayeye başlıyor.
    descartes in görünüşte dini sağlam temellere oturmak için başlattığı girişimin, tersi yönde bir duruma girerek, bilginin ilahi kaynağı olarak tanrının yeterli olduğu düşüncesinin altını oyduğunu söylüyor. bu çıkış, yani düşünüyorum o halde varım çıkışı, bir yerde eski teolojinin altına dinamiti yerleştirmek anlamına geliyordu. ünlü teolog karl barth, haklı olarak descartes i yerin dibine sokar: 'cidden şüphe etseydi, ediyor şüphe eder gibi yapmasaydı', diyerek descartes in varacağı mantıksal sonucu açığa çıkaran nietzsche yi haklı bulur. ve prensip olarak cogito nun neden kuşkuya açık olmadığının çok su götürür olduğunu iddia eder. kuşku duyuyor oluşunu düşünmen de aldandığın anlamına gelebilir mösyö descartes...
    descartes in kartezyen cogito felsefesinin ucu bir yerde ateizme varmaktadır.
    düşünen özne artık bilginin kaynağıdır. tanrı değil. anladığım kadarıyla tanrının varlığını akılcı temellere yerleştirmek isterken pandoranın kutusunu açmış oluyordu bu fransız rasyonalist...
  • ayrıca şunlar da var:

    - hume ateist değildi, sadece teizmin de ateizmin de savunulamaz olduğunu söyleyen erkenci bir agnostikti

    -kant hume'un metafiziği iyice hırpalayan saldırlarından sonra geriye dönüşün artık imkanı olmadığını belirtse de metafiziği tümden rafa kaldırmaya dayanamaz ve ona saygınlığını teslim etmeye çalışır. daha doğrusu nazik bir biçimde haddini bil, fazla da ileri gitme, senin bilemeyeceğin şeyler var, diyerek sak aklın kritiği ni yazar.

    - başından beri descartes ve locke'ın düşüncesi veya kurdukları epistemik yapı tanrıyı zaten dışlamıştır. (yazarın iddialarından biri bu )

    - hegel tanrı'yı bir tür felsefi ruh olarak, geist, simgeler. dünya veya diğer herhangi şeyler bu ruhtan ayrı değildir. hegel, 'mutlaklık', 'evrensellik', 'bütünleştirme' gibi kavramların düşünürü olarak tanımlanır. hegel düşünceleriyle karşıt akımların besleyicisi olmuştur. o kadar ki günümüzde bile onun seküler ateizmin düşünürü mü, yoksa doğru hristiyan akidenin ıslah edici bir filozofu mu olduğu tartışması devam etmektedir.

    - ludwig feuerback, hegel'in sol haleflerinden biri olarak düpedüz ateist bir tonda ilerler. tanrı kavramını esasında insanın tüm yüce ideallerinin maskelenmiş ve şifrelenmiş bir uzantısı olarak görme eğilimini taşır. tanrı asılsız olmakla kalmaz bu anlamda insanı 'yabancılaştırır.'

    - yabancılaşma kavramını diğer bir ateist filozof karl marx da düşüncesinin önemli bir merkezi haline getirecektir. marx tarihsel değişim ve gelişimin akıl ya da düşüncenin değil maddi koşulların özellikle de ekonominin verileriyle açıklanabileceğini ileri sürdü. hegel'in diyalektik sistemini sürdürdü ancak onu tersine çevirdi.bir toplumun bütün ekonomik uğraşıları onun tolal anlamda her şeyini ilgilendirir, dedi. bu anlamda din de bunlardan biriydi. marx, dini hem bir sömürü aracı hem de ağır yaşam koşullarında bir tür müsekkin olarak gördü. ancak marx da feuerbach gibi dini teizmi deneysel gerçekliklerin izdüşümü ya da cisimleştirilmesi olduğunu belirtti.

    - yazarın bir iddiası da ateizmin hangi tanrı reddettiği üzerinde yükseliyor

    -yazar, modern zamanların bir epistemik fay kırığının da aquinolu thomas ın tanrı anlayışının terk edilmesi ile ortaya çıktığını iddia ediyor. thomas, 'dil' in kullanımından kaynaklanan tanrıyı bir tür evcilleştirme, bir tür yaratığa döndürme sorunu üzerinde durur. o, tanrı'nın deneyüstü niteliğinin buharlaşabileceğini, bunun bir sapma olduğunu sürekli ifade eder. o yüzden bütün teolojik dilin analojik niteliği üzerinde durur. tarı hakkında konuşurken her zaman bir çifte anlamlılık sorunu üzerine eğilir. sonuç, tanrı hakkında ne konuşursak konuşalım mutlak bir bilmeme durumunu kabul etmemiz gerekir.

    - yukarıda anlatılan, nasıl olduğu asla bilinmeyecek tanrı vurgusunda bir kırılma ortaya çıkmıştır. modern akla göre bu analojik dil bir kafa karışıklığına yol açmıştır.

    - ünlü çağdaş teolog richard swinburne thomas'a karşı çıkmış, tanrının kişisel bir varlığı olduğunu, hatta bir birey olduğunu iddia etmiştir. tanrı zaman dışında olamaz, der. ancak bu durum tanrının bazı şeyleri bilemeyeceği çelişkisini de beraberinde getirir. tanrı benim yarın ne halt edeceğimi bilemez

    - karamazof kardeşlerin ünlü ateist ivan'ı, tanrı gerçekte var olsa bile ahlaken çocukların ölümüne hiç karışmayan bir tanrıya itaat etmeyeceğini söyler

    - kötülük problemi - teodise -belki de dilin yanlış kullanımı ile ilgilidir. teistlerin tanrısı belki yine yanlış tanımlanmış bir tanrı argümanıdır.

    - hegel'in tanrının ölümü söylemi ( nietzsche de daha çok ünlüdür) belki de modernizm in tanrısının ölümüdür..

    yazar, daha çok batılı teoloji - felsefe geleneğinin tanrısını tartışarak modern ateizmin hikayesini anlatmış görünüyor. yoksa ateizmin toptan bir anlatımı söz konusu değil.
    teistlerin ve ateistlerin söylemini biraz da düşman ikizlerin tartışması olarak görüyor. var- yok zıtlığının yıpratıcı ve sonuçsuz bir alana kaydığını belirtiyor