şükela:  tümü | bugün
  • sezgin kaymaz'ın iletişim yayınevi'nden çıkan yeni romanının ismi.
  • nar-ı semmu düşlerde ihram karartan, ifrit kulağından telefon kablosu geçiren, ol sincap mahlukatını ağaçlara çıkarıp deniz kestanesi fırlatan, yaradılışın belki de ilk kader mahkumu olan azazil’in adem’e isyan suretinde allah’a şirk eden bi garip bi biçare hallerine ‘yok bi de secde etseydik bari’ uslubuyla vücuda erdiren, “şeytana bürünmeden azazil gibi dostum olsun bin milyon günah borcum olsun” hissiyatını şirke koşma tırsısıyla şöyle bi insanın içinden geçiren sezgin kaymaz romanı.. iletişim yayınları.

    “bütün sakinlerinin mutlu ve huzurlu yaşadığı cennet’te, tanrı ilk insanı yarattı, adına da âdem dedi. onu yarattığı toprağa kendi nefesinden üfleyerek can verdi, bu cana hem iyilikten hem şerden, hem riyadan hem sadakatten koydu. ona güzel olan ne verdiyse, bir o kadar da kötülük ekledi. sonra cennet’teki tüm varlıklara dönüp âdem’e secde etmelerini buyurdu.

    bu buyruğa karşı çıkabilecek kadar kibirli tek bir cennet varlığı vardı, o da azazil’di. âdem gelene kadar cennet’te kendi özünden bihaber, huzur içinde yaşayan azazil, “ilk insan”la mücadeleye girecek, yaratılışında var olan ateş canına yapışıp iblis’e dönüşene dek bütün cennet’e âdem’den üstün olduğunu kanıtlamaya çalışacaktı.

    peki ya bir çamur topağından ibaret olan insan, cennet bahçesinin çiçeği azazil’in aklına haramı düşürürse ne olacak? iblis mi insanı kandıracak, yoksa insan iblis’i cennet’ten kovduracak kadar “şeytan” mı olacak?

    sezgin kaymaz yeni romanı ateş canına yapışsın’da, insanlık tarihinin en eski anlatılarından biri olan “cennet’ten kovuluş” hikâyesine can veriyor. hepimizin tanıdığı cennet’in bildik kahramanları onun kalemiyle yepyeni bir ses kazanıyor.”
  • hafif anlatımlı fakat yer yer tüylerinizi diken diken edip, icinizi ürpertecek kadar mantıklı kurgulanmıs bir sezgin kaymaz romanı.
    200 küsür sayfada cennetin o hep anlatılan ama hic tasvir edilemeyen, hatta tasavvur dahi edemedigimiz güzellikteki agacları, cicekleri, dereleri, yemisler,vs.. işlenmemis, aksine cennet mahlukatının ruh hali, erdemliligi, yaratanın yarattıklarını ne kadar sevdigi, yaratılanların da yaratanına ne kadar saygı duydugu işlenmis.
    kesinlikle dini ögelerin yogun oldugu bir roman degil, yanlıs anlasılmasın.. fakat eger varsa böyle bi "cennetten kovulus" gercegi insan yerine oturup düsünüyor saskınlıkla, ".. o kadar sevgi ve hürmetin icinde cennetten dahi kovulmayı basarmıs insan" diye.

    kendi adıma, hic bir yerde karsılasmadıgım kadar acık ve net anlatılmıs insan kavramı.
    ve sezgin kaymaz, havvanın şeytanla işbirliği yapıp o elmayı ademe yedirttiği ve günümüze kadar gelen bilindik hikayeyi baska yorumlayarak kadını seytansılıktan kurtarmıs.
    ve ayrıca karsılastıgım en kahırlı isme de sahip ates canına yapıssın. süper beddua olur bundan.
  • adem elmasının ortaya çıkış sahnesinin harika anlatıldığı roman.
  • yer yer tanrının kötü şeytanın iyi olması olasılığı üzerinde durmuş sezgin kaymaz kitabı. (bkz: #18437721)
  • --- spoiler ---

    "sabırrr..." diye devam etti azazil. "ulu tanrı cenneti ala'yı yarattığından beri var olan bilgeliktir. bununla rıza, hele hele tahammül arasında en ufak bir ilişki yoktur. sabır, ruhlarımızın kurucu unsuru, en değerli yapıtaşlarından bir tanesi, şu masiva ile bizler arasındaki ilahi köprü, canlarımızın ahengi, kutlu kevser'in rengi, cennet'imizin dengi ve özvarlığımızdaki yaratılış sevincidir. masivayı biz, bizi masiva kılan şeydir sabır."

    "...sabır, tembel tembel oturup beklemekse eğer, ne demeye fazilet olsun?.."

    bir tur daha attı kendine kıble. "sabır!" diye gürledi. "neymiş sabır? işte buymuş! yapmak gerekeni yapmak, misal; kulak vermek gerektiğinde kulak verip dinlemek, harekete geçmek gerektiğinde harekete geçmek, evet, tabii, beklemek aynı zamanda, ama öyle bir beklemek ki, yalnız ve yalnız beklemek gerektiği için beklemek... yani ritim... yani ahenk!"

    --- spoiler ---
  • son zamanlarda (hatta yıllarda) okuduğum en iyi roman.. az önce bitirdiğim halde, durup durup "vay canına" diye diye gülümseten müthiş bir kitap.. azazil mi adem ile sınanıyor, adem mi azail ile sınanıyor? sonuçta her ne oluyorsa, güzel oluyor, olması gerektiği gibi oluyor..

    --- spoiler ---

    azazil, hiç olmazsa düşünebilecek kadar takati olduğuna şükretti. neydi şükür? ilahi tasarımdaki rolünü idrak etmek ve bunu benimseyip kabullenmek. ama kerhen değil, severek isteyerek.

    --- spoiler ---
  • şahsım nezdinde dili ve kurgusu çok tatmin edici olmasa da sadece adem'den öncesi ve sonrası fikrini, şeytan'ın adem'i ilk gördüğü anı ve ilk diyaloglarını düşündürttüğü için okuduğuma mutlu olduğum kitap.
  • şimdiye kadar okuduğum (bkz: sezgin kaymaz) kitaplarının icinde en sade olanıdır. ademelmasının oluşumu, iblisin yer yüzündeki mekanı, en vurucu yerlerdi
  • islam mistizmini (özellikle ilk insanın yaradılışı, azazilin şeytanlaşmasını, cennetten kovulmayı, havva'yı), islam öğretilerini pek zorlamadan hikayeleştiren benzersiz bir roman. bu türe yakın ilk akla gelen, nikos kazancakis'in günaha son çağrı (the last temptation of christ) kitabıdır. daha sonra martin scorcese bunu aynı isimle filme de taşımıştı. bu kitap, hristiyanlık kilisesini bayağı germiş, öğretilerini masteryalist/tarafsız ve önemli oranda insani bir gözle aktarmıştı. ama sezgin kaymaz hassas islam duyarlılıkları zorlamamış (bence görünürde); bu öğretileri olduğu gibi kabul etmekle birlikte yorumlamış; o öğretilerdeki kabüllerin nasıl olduğunu anlamaya çalışmış. ne ademden, ne azazil/şeytandan ne de tanrı'dan yana taraf olmuş. aslında bu bile bir taraf olma hali değil mi?

    kitap ile ilgili bir sürü şey yazılabilir. akla gelebilecek bir kaç güzel noktayı not edeyim.

    -ilki beni en çok etkileyen azazil iblisleştikçe (şeytanlaştıkça) kullandığı "cennet dışı" kavramlardı. keza adem'de de aynı durum söz konusu olmuş. cennetin steril dünyası/düşüncesinin dışına çıktıkça algıları dile de yansımıştı. ve kullanılan kavramlar zihnin bulanıklığıyla paralel bir şekilde ilerlemişti.

    -adem/insan oğlunun zıt fıtratı (iyi-kötü, hayır-şer vb.) ve bunun azazil/şeytandaki yansımaları bir hayli güzel ilerliyordu.

    -havva ve dolayısıyla kadının tasviri ve karakteri bir erkek yazardan beklenilemeyecek kadar incelikliydi (bunun için pelüşe teşkkür etmem lazım). hatta islamda olmayan, lilith gibi dolayımsız bir özgür kadın figürü koymadan sadece havva'yı konu etmesi bu minvalde değerlendirilebilir (havva'ya o kadar da yüklenmemek lazım demiş).

    -kitabın tarafsız, empatik ve mesafeli dili, okuyucuya kendisini kimseyle özdeşleştirmeye izin vermeyen bir kıvamdaydı.

    -islam felsefesindeki temel tartışmalardan olan vahdet-i vücud, kitapta vücut bulmuştu.

    -azazil/şeytan ve adem bu kadar güzel tasvir edilebilirdi.

    -son konuşmada iblis/şeytan'ın tanrıya karşı çıkması, ademi "ağlayarak suçunun karşılığında az ceza aladı" diye suçlaması enfesti.

    -bir de kitabın sonundaki günümüzdeki şeytanlığı, bop (büyük ortadoğu projesi) ve oval ofiste (şeytanın ofisi) sabitleyen yerler kısmen gereksizdi. ama burada incelikli bir ironi vardı bence. zira şeytan da kendisini yoldan çıkaranın kendi içindeki kibirden ziyade adem olduğunu düşünmesiyle, ortadoğu'daki her kötülüğü abd'ye tevil anlayışla paralel. kimi eleştiridiği ortada kalmış ama bence belli değil_mi :)

    gelgelelim eleştiriye. kitaptaki her şey yani hikaye, diyaloglar, karakterler vb. özenle, derinlikli bir şekilde aktarılmışken azazil ve adem'in günaha savrulurken ki savunmaları/düşünceleri eksik/zayıf kalmıştı. yani yapılan günahın fıtrattan kaynaklandığı üzerine bina olan sözler kendini tekrarlayan bir konumdaydı. özet olarak hayyam'ın: "beni özene bezene yaratan kim? sen!/ne yapacağımı da yazmışın önceden./demek günah işleten de sensin bana:/öyleyse nedir o cennet cehennem?" rubaisindeki mantık dışında bir mantık yoktu buralarda. bunun daha derinlikli olmasını bekliyordum; özellikle kitaptaki diğer yerlerle paralel olması için.