şükela:  tümü | bugün
  • yüksek volüm kitabının yazarı. arada sırada gazetelerde görüyorum ismini/yazılarını. sanırım grafik tasarımcısı. ilgimi çeken bir insan, iletişmek lazım bir ara.
  • yetenekli reklamcı...
    fayda adlı reklam şirketinin kurucusu ve yaratıcı yönetmeni...
    süper fikirleri vardır bu herifin...
  • "nasıl reklamcı olunur" başlıklı yazısını okuduktan sonra reklamcı olmaktan vazgeçtiğim insan..

    "iyilik" ve "fayda" kavramları gibi artık tedavülden kalkmış değerler üstüne kurduğu bir ajansı var. hatta bu ajansın tanıtım kataloğunda anlatır anlatır ve sonra "çünkü biz iyi insanlarız" diye son bir cümleyle açıklar duruşlarını. daha ne olsun ki..evet, dahası da olmuş, ki şöyle, kataloğun sonunda "faydası dokunanlar" başlığı altında hayatımızı kaydırmış kişilere, filmlere, nesnelere bir saygı duruşu yapılır isimleri anılarak. kapitalizmin krallığı olan reklam camiasında asla adı geçmeyecek isimleri görürsünüz burada, oğuz atay gibi, svevo gibi, manic street preachers, ahmet hamdi tanpınar, breaking the waves gibi..
  • iq'su 180 olduğu için küçükken gazetelerde "dahi çocuk" diye tanıtılan adam. inanmamıştım önce. sonra o gazeteleri gösterdi bana. şaşırdım kaldım. madem o kadar zekisin, ne işin var reklamcılıkta.
  • istanbul’da yazar, yaratıcı insan, reklam ajansı sahibi ayrıca; ajansının duvarlarını "fayda" kavramının felsefi analizine ayırmış. reklamcı da olsak tüm kozmosa faydalı olabiliriz gibi bir tür iddiası var ajansının… yani para kazanmanın faydalı yollarını bulmaya adanmış özgün ve yaratıcı bir reklam ajansı… galeri gibi de gezilebilir. acayip geyik ve ilginç biridir ilyas başsoy; yaratıcı bir köpek girip ajansta eşelense onu maaşa bağlayacak biridir, o derece... herkese böyle iş ortamları nasip et yarabbim diyor iki yana üflüyoruz, ne diyelim...
  • 23 eylül 2008'den itibaren hakkında birgün gazetesinde selami ince ve egecan erdoğan'ın hazırladığı bir yazı dizisi yayınlanan 'solcu' reklamcı.
  • "...reklamcı olarak para kazandım. ama ben reklamcı değilim; reklamcılık yapıyorum. bu mesleğin içindeyim ama 'reklamcı' olarak görmüyorum kendimi. reklamcılık işini yapan bir insan olarak görüyorum" diyen. (http://www.reklamcinedir.com/dizi_roportaj.asp)

    basbayağı, alelade, bildiğin reklamcı, senin anlayacağın.

    (bkz: ben sarhoş değilim)
    (bkz: bana sarhoş muamelesi yapmayın)
  • birgün gazetesinde köşe yazarlığı yapmaya başlamıştır.

    http://www.birgun.net/…00&year=2009&month=01&day=05
  • tanıyanların* anlattıklarından orijinal bir tip olduğu belliydi ama hiçbir yazısını okumamıştım. alper görmüş'ün iki gün önceki köşesinde tam metin aktardığı 19 ocak tarihli yazısını okuyunca emin oldum. görmüş'ün sunuşuyla beraber dikkatlere sunmak isterim. bu... bu bir 1 mayıs yazısı değil; bu orta vadede sosyalistlerin yüzde 47 oy alabilme formülü şerefsizim. ama paniğe mahal yok, ne dediğinin anlaşılmasına daha çok var. yurdum solcusu daha uzun yıllar solculuğun diğer solcularla bir araya toplanarak yapılan bir şey olduğunu sanmaya ve ekmek teknesinin camı kırılan esnafın* onların davasını anlamamasını anlamamaya, hayalî bir emekçi halk soyutlamasının peşinde ailesini, akrabalarını, komşularını devrim kapsamı dışında tutmaya, sağcılarla değil diğer sol gruplarla yarışmaya devam edecek.

    =====alıntı=====

    1 mayıs’ta taksim’e çıkılmasın....

    http://www.taraf.com.tr/…sta-taksime-cikilmasin.htm

    birgün yazarlarından ilyas başsoy, 1 mayıs 2009 yazısını aylar önce, peşinen, 19 ocak 2009’da, yukarıda okuduğunuz başlık altında yazmıştı. aşağıda bu yazının tamamını dikkatinize sunacağım.

    doğrusunu isterseniz, “taksim ve 1 mayıs” tartışmasında ben 1 mayıs’ın taksim’de yapılmasını savunanlar tarafında yer alıyorum. umuyorum ki böylece gerilim kaynaklarımızdan hiç değilse biri ortadan kalkmış olacaktır.

    peki öyleyse, ilyas başsoy’un yazısını neden aktarıyorum? öyle yapıyorum, çünkü bu yazı sol’un klişelere ve ezberlere yaslanan genel tutumundan çok cesur bir kopuşu ifade ediyor. o kadar güçlü ki, yazıyı okuyup bitirdiğimde kendi kendime “acaba benim ve bizim, ‘taksim’de kutlansın ki 1 mayıs bir korku günü olmaktan çıksın’ tezimiz yanlış mı?” diye sormadan edemedim. okuyun bakalım, sizin kafanız da benimki gibi karışacak mı?

    ***

    yeni yılda ünlü insanlara beklentilerini sormuşlar. bir sendika lideri ‘bu yıl 1 mayıs’ta taksim’e çıkacağız’ demiş.

    belki çarpıtılmış bir ifadedir, bilemiyorum. öyleyse beyefendi beni bağışlasın lütfen.

    bir sendika liderinin 2009 yılı ile ilgili projeksiyonu 1 mayıs’ta taksim’e çıkmakla sınırlı olabilir mi? zaten mesele bu beyanat değil.

    öteden beri sorarım: nedir bu taksim ısrarı? küçükken ‘aklım ermez’ der geçerdim. neredeyse 40 yaşındayım, artık aklımın ermesi gerekmiyor mu?

    john fowles’in aristos isimli kitabında muhalif kişilere sorulan altın değerinde bir soru vardır: ‘yaptığın muhalefet muhalif olduğun şeyi güçlendiriyor mu, zayıflatıyor mu?’

    1 mayıs 2009’u tahmin etmek zor değil. direnen kalabalıklar, polis vahşeti; gaz bombaları, dövülen hatta (maazallah) vurulan insancıklar, küfür eden esnaf görüntüleri vs vs... yıllardır bildiğimiz şeyler.

    ‘muhalif olduğumuz şey’in lüks bir odada bu görüntüleri izleyen ‘egemen güçler’ olduğunu hayal edelim. acaba birbirini döven yoksul insanları gördükçe neler hissediyorlardır? bu sahneleri mutlulukla izlediklerine eminim.

    burada tabii, taksim’de öldürülen kardeşlerimizin anısına saygı diye ciddi bir durum var. peki, biz her geçen yıl azalan bir sayıyla polisten dayak, esnaftan küfür yerken bu kardeşlerimiz mutlu mudur?

    1 mayıs’ta bizleri mutlu, ‘egemen güçleri’ mutsuz etmenin bir yolu var mı?

    bu yazıyı ocak ayından yazdım. çünkü hazmedilmesi zor ve başarısı genel kabulle mümkün bir önerim var.

    bu yıl taksim meydanı’na, hatta hiçbir meydana çıkmayalım.

    bu yıl 1 mayıs’ı mahallemizde kutlayalım.

    solcuların çoğu anne babasını ihmal eder. bu yıl 1 mayıs’ta gidip anne babamızın elini öpelim. hallerini hatırlarını soralım.

    eşimiz, dostumuz, akrabalarımız, eski sevgililerimiz vardır. 1 mayıs’ta onları arasak, bulsak, konuşsak, dertleşsek..?

    ama öylesine değil, 1 mayıs’ın şerefine ve bunu açıkça söyleyerek. ‘bugün biz sosyalistlerin bayram günüdür’ diyerek, diyebilerek. bunu bir eylemsizlik değil, tam tersine sistemli bir eylem biçimi gibi görerek.

    dükkânımız varsa 1 mayıs’ta tatil etsek. hep birlikte bir piknik yerine gitsek. orada şarkılar, türküler söylesek.

    mühendislerin, bankacıların çoğu hâlâ sosyalisttir. hep ‘müşteri’ için yapacak halleri yok ya. bize power point’le birer sunum hazırlasalar mesela. ülkemizin doğal kaynakları nerededir, enerji kaynaklarımız kimlerin elindedir gibi konularda onlardan bilgi alsak.

    solcuların takıldığı kahvelerde hayat okey, maçakızı filanla geçer... 1 mayıs’ta bir günlüğüne karşıki caminin kahvesine girsek ‘selamınaleyküm’ diyerek. orada mahallenin amcaları vardır, hep görür, hep severiz de, anca öldüklerinde kıymetlerini anlarız. birlikte birer çay içsek; inançlı, kararlı ve saygılı sosyalistler olarak.

    kimseye bir fikir ‘empoze’ etmesek, kimseyi ‘kafalamaya’ çalışmasak. sadece dinlesek. annemizin sırt ağrısını, babamızın öfkeli fikirlerini, ilkokula başlayan yeğenimizi, ortaokuldaki kızımızı... bu 1 mayıs hepsini sabırla ve uzun uzun dinlesek.

    delikanlılar bu 1 mayıs’ta sevdikleri kıza açılsa, kızlar da içinden sevinip dışından kaşlarını çatmasa...

    akşamüstü hep birlikte içkiler içsek. apartmanın üst katındaki hasta dedeye de çaktırmadan 1 duble rakı göndersek. liseden atıldığından beri beyaz bere takmayı adet haline getiren zayıf oğlan da, beresini utanarak çıkarıp yanımıza yaklaşsa, ona soğuk bir bira açsak.

    biz böyle tatlı tatlı eğlenir, dünyada kimsenin ekmeğinde gözümüz olmadığı için gururla otururken polisler şaşkın şaşkın gelseler; onlara ikramda bulunsak... kimisinin kafası karışsa da, birkaçı aramıza buyursa, yavaş yavaş şarkıya katılsa...

    ve 1 mayıs gecesi bu görüntüler lüks odalarında oturmuş adamların gözüne gelse, şarkılarımız ıssız mezarlarda duyulsa...

    kim mutlu olur, kim mutsuz?

    kim mutlu olur, kim mutsuz?

    ne dersiniz, denemeye değmez mi? saygıdeğer sendika yöneticileri, parti liderleri, genç kardeşler... fikirlerinizi ve önerilerinizi bekliyorum.

    =====alıntı sonu=====

    edit: link ölmüş, onu güncelledim.