şükela:  tümü | bugün
  • genelde nesneleri daha uzak olarak algılarım bu tip bir durumda. drug bad tribine benzer bir korku verir. pek eğlenceli bir durum değildir. küçükken sesler de ürkütücü şekilde bozulmaya uğrardı ama yaş geçtikçe o kafa gelmez oldu.
  • bu his insanlığın başına gelebilecek en kötü hislerden biri sanırım.

    dilim ağzımdan daha büyük hissediyorum. biri normal ses tonunda "iyi misin?" dediğinde lütfen biraz daha sessiz konuşsa diye içimdeki beyazlar giymiş koro sağa sola sallanıyor. evdeki battaniye ki bence halı olarak dizayn edilmiş asfalt gibi üzerime atılıyor. sonra değişik triplere giriyorum. hem biri benimle ilgilensin istiyorum ama biri benimle ilgilenmeye gelince onun köfte koktuğunu düşünüp bana yaklaştıkça irkiliyorum. hem kokusundan hem de boyutundan tiksiniyorum. tabi fiziksel olarak yapabildiğim bir aktivite yok. dilim iyice büyüyor, büyüyor. bi ara ellerim olduğunu görüp şaşırıyorum ve onları nasıl hareket ettirdiğimi düşününce tekrar irkiliyorum. orada film kopuyor zaten. (bkz: my hands felt just like two balloons)

    iki günde o halımsı battaniyenin altında iki metreküpe yakın terliyorum. hayat tekrar normal boyutuna dönüyor. köfte kokusu uzakta kalıyor. kulaklarım açılıyor. iç sesimin mute tuşuna basarak uyanıyorum. merhaba dünya.
  • benim yıllardır "hastalık rüyası" olarak tanımladığım durum. anlatmam isterim ama kelimelere dökemem, hastalık rüyası der kestirip atarım..
  • çocukluğumdaki ateşli hastalıkları hatırlatan durumdur. en kötü tarafı ise bu bir kabus değildir, uyanılmaz. yarı uyanıksınızdır ve sizi bu kadar korkutan şeyin ne olduğunu bir türlü tarif edemezsiniz. etrafınızdakiler baktığınız duvarda gulyabani görüyorsunuz sanır ama sadece duvarın tuhaf uzaklığı-yakınlığıdır mesele.
  • bazı durumlarda orantısız zaman hissi olarak cereyan eden durum. sanki zaman çok hızlı akıyormuş da siz yavaş kalıyormuşsunuz hissi hakim olur. hala bu his oluştuğu zaman anlarım ki ateşim 39.2 olmuş.
  • "when i was a child i had a fever/
    my hands felt just like two balloons"

    (bkz: comfortably numb)
  • aklımda müthiş bir his olarak yer etmiştir. fakat ateşli hastalıklarda ortaya çıktığından haberim yoktu yakın zamana kadar, çocukken uykuda yaşadığım bir şey olarak düşünüyordum. çok değişik tecrübeler yaşatabilir.*
  • vay canına. ben sadece bana oluyor sanıyordum bu. sol frame'de başlığı gördüğüm anda gözümün önüne kocaman ceviz ağacından iki kapılı gardrobum geldi. küçüktüm ufacıktım alerjik bronşiyal astımım vardı. havale geçirmeye ramak kaldığı zamanlarda odamdaki her bir nesne kocaman kocaman olup üzerime yürür gibi gelirdi. bir de o gardrobun üzerinde bir şeyler olurdu genelde, sanki onların altında kalacakmışım gibi hissederdim. bir de holde yanan sobanın sesi, hele de soba kapağı tıngırdıyorsa. ya da holün ışığı kapalıysa sobadan gelen ışığın duvarlara yansıması. off ne kabusmuş arkadaş. ondan sonra ya hastanede uyanırdım ya da kendimi soğuk suyun altında bulurdum. böyle beyaz florasanlar altında. bir de böyle gözlerimi kapattığımda sanki uzay boşluğunda hareket eden, büyüyen küçülen kıvılcımlar görürdüm. bazen en sevdiğim, yakışıklı mı yakışıklı doktorum gelirdi. herhalde bayağı bir parasetemol de vermiş olurlardı. bunları nasıl hatırlıyorum asıl o garip geliyor bana.

    edit: arkadaşım nereden açtınız bu başlığı! hiç durmadan ayrıntılar geliyor aklıma. hafızamın baraj kapakları açıldı.
    anne edit: bu başlıktan anneme de bahsettim. meğer ben ateşim çıkınca bir de sayıklarmışım ve gördüklerimi onlara da anlatırmışım. önce çok korkmuşlar, sonra doktorum -hani şu yukarıdaki yakışıklı- ateşten olduğunu söylemiş. bunun üzerine sakinleşmişler ve bir an önce ateşimin düşmesi çabalarına devam etmişler. annem dalga mı geçti bilmiyorum ama dedi ki bu kadar abuk subuk şeyler görmemi clementine izlememe bağlıyormuş, bir müddet bana clementine'i yasaklamaya çalışmış ama tabii olmamış. hey allahım ya.
  • bende hep; başparmağım ve işaret parmağımın arasında, bir fındık büyüklüğünde bir nesne tutmak ve bu nesneyi ağırlığından dolayı kaldıramamak şeklinde cereyan eden his. korkunç.

    çoğu zaman kusmayla sonuçlanıyor. bir seferinde ateşler içinde yattığım yatağıma kustuğumu, bir tabağı dolduramayacak kadar kusmuğun beni boğacak bir deniz gibi üzerime geldiğini hatırlıyorum.

    çocukluğumda civaya dokundum, hacmine göre ağır olmasının verdiği bir rahatsızlık hissi vardı. bunun çok daha fazlası ve insanın ruhunu burkuyor. senelerdir yaşamıyorum bunu.
  • özellikle çocukluğumda sıklıkla yaşadığım, bana eğlenceli gelen bir his. yastığı ve yorganı olduğundan ağır olarak hissederim genelde. ama zevkli oluyor be.