*

şükela:  tümü | bugün
  • öncelikle temel konulara bir göz gezdirin:
    (bkz: atlantikçilik)*
    (bkz: avrasyacılık)

    doğu perinçek ile abdurrahman dilipak'ı yanyana getirir. siz alakasız sanarsınız.

    zamanında erdoğan'ın tezkere çabalarına rağmen ordumuzun etkisi sayesinde amerika'nın güdümünde k.ırak'a geçiş izni vermeyen meclise sahip ülkemizde komutanların fişi çekilmiştir. daha doğrusu, atlantikçi olmayan komutanların fişi çekilmiş, olanlara yükselme sürati kazandırılmıştır. bunun adı da ergenekon operasyonudur. tabii o güne kadar çuval geçirme dahil her türlü hırs da cabasıdır.

    bu günler bitmezdi, ne ola ki bitti? atlantikçiler tam biat ettiğine emin olmadıkları kimseyi ayakta bırakmak istemedi ve baykal'a kaset ile bahçeli'ye milletvekilleri kasetleri üzerinden yapıldığı gibi son dönemde erdoğan'a da operasyon yaptı 17-25 aralık ile. aslı astarı yok muydu var mıydı ayrı konu, lakin konumuz operasyon oluşu gerçeğidir. işte o bir fırsat oldu "kandırıldık" sözü ile erdoğan'ın cephe açabilmesine, daha doğrusu kendisinin kullanışlılığı ve basitliği halen cazipti ve avrasyacı generallerin asıl intikam alacakları yer atlantikçilik odağı gülen cemaati idi. sonuç, önce o zamanında başbakan tarafından altına şahsi zırhlı araçların verildiği savcılar sürüldü, ergenekon ve balyoz davaları düşürüldü çıktılar, lakin ordu halen üst kademeye hoplaya zıplaya terfi ettirilmiş atlantikçiler ile doluydu.

    15 temmuz sonrası, bunların yani atlantikçilerin temizliğidir. bunu bir kurban olarak hatta bedel olarak organize etme mecburiyetini görenler de zamanında "allah bizi affetsin" demiştir. ilginç olarak en üst üyesi her nedense görevden alınmamıştır, sebebi belirsiz, lakin avrasyacıları rahatsız ettiği kesin bu durumun.

    geri sarıyorum, bir üniversite görevlisi ergenekon zanlısı olarak tutuklanıyor ve ifadesinde "ne ergenekonu, ben amerikan hayranıyım" diye konuşuyor ve serbest bırakılıyordu. evet, amerika hayranı olduğunu söylemek ilgisiz(!) bir şekilde kurtarıyordu kendisini.

    "benimle birlikte mezara gidecek" denen orgeneral ile başbakanın gizli görüşmesinde ne açıklanıyor nasıl bir yol haritası tasarlanıyordu acaba?

    günümüze gelirsek, atlantikçilerin fethullah'ı, neredeyse bitirilmek üzere iken; erdoğan zamanında vesile olduğu, savcısı olduğunu ifade ettiği günleri hatırlıyor olacak ki avrasyacı kanada kaderini emanet etmekten çekiniyor. o yüzden elinde bir pazarlık payı bulundurmak ister gibi kararsız sinyaller göndermeye başlıyor.

    avrasyacıların gücünü kendini daha da güçlendirecek başkanlık sistemi ile aşmayı tasarlıyor ve inanın getirirse ilk önce götürdüğü sonra mecburen geri getirdiği avrasyacıları tekrar tasfiye etmek olacaktır ilk işi. perinçek işte bu yüzden hayır diyor. atlantikçiler zaten şu anda kendi politikalarını üsteleyecek bir aksesuara sahip değil. başkanlıktan sonra gün ışığına çıkacağı yok gülencilerin, gülen işte bu yüzden hayır diyor. bunların hayırı ile senin benim hayırımız bir değil değerli kardeşim.

    bahçeli bu işin neresinde, kemal kılıçdaroğlu neresinde bunlar ayrı yazı dizilerinin konusu. yazarız.

    rusya-iran-suriye hattı avrasyacılarının rusya kolu perinçek iran kolu dilipak'tır. o yüzden bugün akit tv'de perinçek konuk olmuş, boğaz köprüsü fiyatı gazetede haber çıkmış, fatih tezcan kadir topbaş'ın milyon dolarlık bir para aktarımını haberleştirmiştir. tezcan'ın kafası neyi niçin yaptığını bilecek kadar basmaz ama genelde bu harekat erdoğan'a "denge menge uğraşma, önce şu fetö'yü tamamen bitir bakalım" uyarısıdır. e erdoğan da onu bitirince sırada kendini hissettiğinden şu evrede (başkan değilken) tek hamlede koltuk altına gidebileceğini düşünebiliyor (en basitinden şu anda halen diplomasız c.başkanı olunamıyor deseler).

    erdoğan iki tarafa da oynayıp ayakta kalmaya uğraşan bir denge politikası izlemeye çalışıyor ve bu yüzden kendisini abdülhamit ve diğer ülke liderleri ile kıyaslayarak "yeni türkiye" diyor çünkü bu iki cepheden bağımsız bir dönem yaşamış değil atatürk'ün vefatından sonra ülke hemen hemen. ama kendi başına bir ülke politikası kurabilecek ne donanıma ne de vizyona sahip değil. o yüzden bildiğini düşündüğü hayalperest ve ütopik osmanlıcılık, siyasal islamcılık örneklerini sıralıyor ve o da çağdan kopuk dehşetli bir gelecek tasvir ediyor. işte her şeyden haberdar olup elinde oy atmaktan başka hiç bir zaman olmayan biz vatanseverler de bu yüzden evet diyemiyoruz.
  • emre uslu yavşağı tarafından bu başlığa cevap verilmiştir. eleman kendi ajanlığını bir gayret savunma çabasına girerken ağzı ile teker teker nasıl küreselcilerin ajanı olduğunu, üstüne mezhep demagojisi ekleyerek sunmuştur. bir ara ekranı okuyor sandım öyle tek tek değinmiş entrye.

    videonun ismini google'da aratabilirsiniz an itibariyle saatimizden 20 saat önce yayınlandığı çıkar yani entryimden 4 saat sonra (bu eleman abd'de yaşadığı için saat farkı nedeniyle 5 mart'a mı döndü bilemem)

    küreselciler ile ulusalcılar arasında geçen mücadele.

    edit: nolur nolmaz diye yükleme tarihi ekran görüntüsünü de koyalım, belgesiz konuşmayalım.
  • (bkz: #66674239)
    24 haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimi ile hareketlenen çatışma.
    primus inter pares kaidesi gereği her ne kadar denge politikası yürütse de ülkemiz alışageldiği nato limanına bir tık daha yakın, veya şöyle anlatayım iki limanın ortasına bile demirlese burnu nato'ya dönüşe hazır şekilde konumlanmıştır.
    bahçeli'nin getirdiği erken seçim önerisinin kabulü akabinde avrasyacıların tasfiye edileceğini ön görmek için müneccim olmaya gerek yoktur.

    ortadoğu bölgesi için amerika'nın garantörlüğüne sahip olan 2 ülke vardır aslında. ilki elbette israil iken ikincisi türkiye'dir. hatta bu nedenle meşhur bir deyiş vardır: ''yeryüzünde iki israil vardır'' diye biri bizi kast eder. bu rolü bizden almak için yer yer mısır, yer yer suud ailesi hamle yapmışsa da; gözünü sevdiğimin jeopolitik konumu batı dünyasına komşuluğu nedeniyle ülkemizin doğuya karşı batı kültürüne bariyer halinde kalması biz de dahil herkesin işine gelmiştir. işte bir süredir bu değişiyordu.

    ortadoğu'daki emsal olarak gösterilecek tek demokrasi ülkesi olan türkiye artık kendisi ile yarışma heveslisi adaylar ile karşı karşıya. ılımlı islam ile yönetilmeyi benimseyeceğini duyuran suudi dünyası şimdilik magazinel haber gibi gelse de biz duraksarken -ellerindeki maddi olanaklar da düşünüldüğünde- yakalamaları ve hatta geçmeleri çeyrek asrı bulmayacağa benzer. ki bu da ülkelerin politikaları için müthiş kısa bir tarihtir. örneğin ak parti iktidara geleli 15 seneyi biraz geçmekte iken ülkenin yönetim sisteminin nereden nereye dönüştüğüne bakmak fazlasıyla yeterli olacaktır.

    bölgede 1 adet kontenjanı bulunan bu tip ülke olacaksa ve bu konuda biz tek aday değilsek diğer yönetim tiplerinin de altyapısının hazırlanması gerekecektir. yani 2 veya daha fazla adet demokratik islam ülkesi hem batının yürüttüğü ''islam bu'' imajına fayda vermez, hem de kontrol edilmesi diğerine göre daha zordur. diğerleri nasıl yönetiliyor göz atarsak: prenslikler, krallar, molla rejimleri, babadan oğula nesil başkanlar. işte biz bu örneklere ne kadar uzaksak o kadar bölgenin tek emsal ülkesi olarak kalmaya adayız diyebiliriz.

    tarih bir teker gibi başa dönüp durmaktadır. biteviye tekrarını anlatmak yerine artık bakınız vermek yeter.