şükela:  tümü | bugün
  • şampiyonlar ligi yarı final ilk maçı olan, 27 nisan 2016 atletico madrid bayern münih maçı'nda atletico'nun 1-0'lık galibiyetinin ardından mionel lessi, "atletico madrid bizim takımların yapmadığı neyi yapıyor da bu kadar başarılı oluyor?" şeklinde bir pas atmıştı. yazdım ve bugün bitirebildim, başlayalım:

    ** atletico madrid ne yapıyor? bizim takımlar aynı şeyleri yapabilir mi?

    temelden gideyim; atletico madrid, 2 merkezin kanatlara göre geriye sarktığı bir 4-4-2 uyguluyor. iki adet anlayışları var:

    1) görece zayıf rakiplere kullandıkları ofansif 4-4-2.

    2) daha güçlü veya eşit güçteki rakiplere karşı kullandıkları kontracı 4-4-2.

    atletico'nun asıl parladığı anlayış ikincisi. zaten ofansif 4-4-2'yle ilgili sorunları yok değil. özellikle bu sezonun malaga'sı gibi orta sıralarda dolaşan takımlara karşı kilit açmakta zorlanabiliyorlar. anlatımım atletico'nun kontracı, büyük takımlara karşı kullandığı sisteme dair olacak. ofansif oynarken kullandıkları ortak öğelere dair de çıkarımlar yapılabilir...

    ** kadro yapısı:

    her şeyden önce, atletico madrid çok koşuyor. rakiplerine neredeyse 1 adam fazla koşuyor (3/4'e daha yakın). orta saha ve forvet oyuncusu seçiminde diego simeone için kondisyon kapasitesi ana unsurlardan biri. bu unsurun tek istisnası fernando torres. saf bir santrfor. kondisyon kapasitesi atletico'ya dönüşüyle arttıysa da, önceden torres'i anlatırken "çok koşuyor" demezdim.

    forvet ikilisinde kullanılan diğer oyuncuların tamamı, başka pozisyon orijinli. yannick carrasco ve antoine griezmann daha önce kanat oynadılar. luciano vietto ve angel correa ise 10 oynadı. bu bağlamda simeone'nin forvet tercihleri, lucien favre'yle benzerlik gösteriyor: dripling yeteneği, sürati, yaratıcılığı, taşıyıcılığı olan devşirme forvetler...

    böylece cholo, bu forvetlerle kontra yapabiliyor, kilit açabiliyor, savunma katkısı alabiliyor.

    4-4-2'nin kenarlarında kullandığı oyunculara bakalım; koke, saul niguez, oliver torres, yannick carrasco. carrasco dışındakilerin orijini kanat değil, carrasco'yu da zaten büyük maçlarda kenar olarak pek kullanmıyor. saul ve oliver torres forvet arkası idi, koke ise merkez...

    simeone, oyuncularının hücum yeteneği için savunmayı feda eden bir teknik adam değil. savunmayı asla feda etmiyor. onun istediklerini az yapacak iki oyuncuyla örnekleme yapayım;

    robin van persie, şu anda simeone'nin istediği ölçüde pres yapmaz, zaman zaman presi aksatabilir, rakibi kovalamayabilir, topu ileri hızlı taşıyamaz, savunmanızın rakip savunma arkasına sıktığı topu gidip alamaz, kondisyon kapasitesi üstün değil. dolayısıyla simeone tarafından tercih edilmez.

    volkan şen, simeone'nin istediği ölçüde pres yapmaz, zaman zaman rakibini dahi kovalamaz, bazı pozisyonlarda savunmayı arkasındaki arkadaşlarına bırakabilir, takım gömüldüğünde merkeze gelip destek olmaz, kondisyon kapasitesi üstün değil... simeone'nin takımında, öndeki hiçbir oyuncu, hiçbir anda "bu pozisyona da koşmayayım" diyemez.

    cholo'nun forvet konusundaki tercihleri anlaşılır. daha evvel kadroda yer almış mario mandzukic zaten çok çalışkan bir santrfor, topu taşımak değil de, saklamak konusunda takıma yardımcı oluyordu. topu taşıyabilse bugün halen atletico forması giyiyor olabilirdi. jackson martinez de, potansiyel kondisyon kapasitesi, üstün fiziği nedeniyle, farklı tipte bir santrfor olarak takıma katıldıysa da tutmadı. blokların bitişik olduğu oyuna alışamadı...

    kenarlarda ise enteresan bir şekilde pek kanat tercih etmiyor. sezon başında barcelona'ya giden arda turan da süratli, bilindik bir kanat gibi değildi. bugün barcelona'da merkez oynamakta... kenarlar için saf bir kanat oyuncusunun sürati, çizgi kullanımından çok; örgün, sıkışık oyunda etkili, top saklayabilen, dar alan meziyetleri yüksek, tabi ki kondisyon kapasitesi yüksek, kapanırken merkez meziyetler gösterebilecek, savunmayı aksatmayacak oyuncular arıyor simeone...

    merkezlerin enteresan bir sadeliği, süssüzlüğü var. bugünlerde merkezi gabi ile celta vigo'dan gelen augusto fernandez kapatıyor. mental dayanıklıkları, uzaktan şutları iyi olan oyuncular. gabi zaman zaman hücum varyasyonlarında kanada da deplase olabiliyor. duran topları da kullanabiliyor... bacağı kırık olan tiago da dayanıklı, zeki, uzaktan şutları iyi bir oyuncu. 3'lü dışında simeone koke'ye merkezde görev verebiliyor. matias kranevitter ise henüz yapım aşamasında. cholo'nun merkeze yaptığı en enteresan transfer. arjantinli saf bir pasör. stili pirlo'ya benziyor. ancak şu aşamada atletico'da gereken dayanıklılığı taşımıyor. zaten river plate'te oynarken savunması iyi değildi. yumuşak bir oyuncu. alex ferguson'un çaktırmadan transfer edip, unutturup, pişirip, servis ettiği oyuncular gibi parlamasını bekliyorum. zira topu istediği yere atabiliyor. diğer merkez thomas partey ganalı bir ön libero. dayanıklı ve güçlü. simeone skoru tutmak için onu oyuna alıyor...

    devre arasında guilherme siqueira'nın kiraya verilmesiyle atletico'da 3 bek kaldı: juanfran, filipe luis ve jesus gamez. hiçbiri çok süratli değil. aslar; juanfran ve filipe luis çok zeki oyuncular. birçok pozisyonun içinden fizikleriyle değil zekalarıyla çıkıyorlar. yine örgün oyuna uygun, çok iyi orta yapan, akıllı bekler. simeone'nin bek seçiminde önceliği hücum özellikleri değil. lakin bratislav ivanovic ya da cristian chivu gibi stoperden devşirme bekler de kullanmıyor. hatta juanfran kanattan devşirme...

    stoperler ise kesinlikle güçlü, hava toplarına hakim, ilk topa sert olmalı... diego godin, jose gimenez, stefan savic ve lucas hernandez.

    kalede ise 16 milyon euro'luk yetenek jan oblak var.

    ** cholo'nun catenaccio'su:

    simeone'nin sistemine "catenaccio" diyen ben değilim. sistemin modern bir catenaccio olduğu gerçekten kabul edilebilir. modern futbolun ortaya çıkardığı geçiş oyunu, gegenpressing (karşı-pres) gibi anlayışların pragmatik bir yorumunu oynuyor atletico.

    herkes koşuyor, herkes her pozisyonu muhakkak savunuyor, atletico mutlaka karşı takımdan fazla koşuyor. sistemin dayandığı bir temel unsur daha var:

    -merkezi kapat. 4'lü savunmaya gömülen 2 merkez ile, atletico merkezi asla rakibe vermiyor. rakibin topu dolaştırırken, bir oyuncuyu merkezlerle stoperler arasında topla buluşturması mümkün değil. çünkü simeone orayı birbirine yapıştırıyor. atletico savunmada; enden ve boydan çok dar bir alanda oynuyor. savunma dörtlüsü, rakibi özellikle bir kanada kanalize etmek istemediği sürece pek kaymıyor; ortada toplanıyor. orta saha 4'lüsü ise topun oynadığı bölgeye kayıyor. yani istisnai durumlar dışında, simeone'nin catenaccio'su sabit bir geri 4'lü, hareketli bir orta alan ile karşılıyor rakibi.

    **burada bir ayrıma gitmek gerek, simeone'nin catenaccio'sunun iki mantalitesi var:

    1) önde basan atleti.

    2) geri yaslanan atleti.

    ileride basan atleti'yi özellikle iç saha maçlarının devre başlarında (maç başında çok daha şiddetli), coşkunun arttığı ya da işlerin ters gittiği bölümlerde görüyoruz. bu, çok yüksek efor isteyen bir anlayış. efor düştüğü anda tehlikelere yol açıyor. bu yüzden simeone bunu belli bir dakikaya ya da skor elde edene kadar sürdürüyor.

    yalnız, taktiksel açıdan yetkin bir takım değilseniz, baskıya göğüs geremiyorsanız ya da atleti'yi koşturmuyorsanız, ileride basma süresi artıyor. stoperlerin çok geride kenarlara açıldığı, santiago bernabeu'daki son real madrid maçında, 30-35 dakika boyunca tam saha bastı örneğin. vicente calderon'daki taze şampiyonlar ligi yarı finali'nde, atleti bayern münih'e karşı 15 dakika bu presi yaptı. 11'de zaten golü bulmuşlardı. yine de aynı arzuyla presi sürdürseler muhtemelen 20'den itibaren bayern geride yaptığı varyasyonlarla topu sirkülasyona sokardı.

    hem bayern maçında, hem de yine vicente calderon'da son oynanan barcelona maçında (şampiyonlar ligi çeyrek final rövanşı) senaryo benzerdi: atleti skoru almak için yüksek şiddette presle maça başladı. skoru aldı, şiddeti düşürdü, takım yavaş yavaş blok halinde geri gitti. yani, takım 1'den 2'ye doğrudan geçmiyor. doğrudan geçiş rakiplere psikolojik bir avantaj verirdi. o süreci yaşatarak geçiş yapmak, rakibin "tamamen yaslandılar artık topu çevirir pozisyon ararız" hissine kapılmasını engelliyor.

    inceden devam edeyim: ikinci yarıların başında da atleti doğrudan yaslanmıyor. maç başındaki kadar olmasa da pres isteği var. fakat, şöyle bir ayrım var; ikinci yarılarda 1'den 2'ye geçiş daha sert. son yarım saat simeone'nin otobüsü kalenin önüne geliyor.

    önde basan atleti'nin de, yaslanan atleti'nin de yaptıklarını anlatacağım. ona geçmeden periyodik (genelleme içeren) bir özet yapayım:

    - 0-20 arası; önde basan atleti (skor alınmadıysa baskı olabildiğince devam ediyor).

    - 20-45 arası (skor lehe ise); yavaş yavaş geriye yaslanan atleti.

    - 45-60 arası; maç başındaki kadar şiddetli olmasa da önde basan atleti.

    - 60-90; geri yaslanan atleti.

    ne yaptıklarına geçelim:

    ** 1) önde basan atleti.

    önde basan atletico madrid'in 2 santrforu, rakip 2 stoperin üzerinde. merkezle aralarındaki pas kanalarını kapatarak pres yapıyor. amaç; ilkin elbette stoperden topu kapmak. stoperin merkeze oynamasına izin vermemek. stopere sağlıklı oynayacak vakti vermemek. stoperi beke oynamaya ikna etmek. yani 2 santrfor, rakibi kenara kanalize ediyor. ve topu almak isteyen bek yardım için geri gidiyor. genelde, atleti kanatları, topu beke gelmeden kapmak gibi bir çaba içinde değil. zaten top stoperdeyken, beki ve potansiyel merkez opsiyonlarını kapatmakla meşguller. dolayısıyla beki arkadan takip ediyorlar. bek, topu sırtı dönük alıyor ve yüzünü atleti kalesine dönemiyor; kanattan baskı geliyor. burada rakip beki takip eden atleti kanadı, rakip merkezi ile beki arasındaki pas kanalını kapatarak geliyor; bu önemli!

    -bu durumda yüzünü dönemeyen bek ne yapıyor? pası atan stopere ya da kalecisine oynuyor. bek sıkışırsa veya topu ayağından çıkarmazsa, az evvel pası atan stopere pres yapan atleti santrforu, stoperin üzerinden; bekin stopere oynayamayacağı şekilde; yani pas kanalını kapatarak prese yardıma geliyor: kalabalık sıkıştırma.

    -peki topu alan bek, neden orta sahadaki arkadaşına pas veremiyor? çünkü yüzünü dönemiyor. arkadaşı yanına gelirse, onu gabi ya da fernandez takip ediyor olacak (zaten koke ya da saul, prese gelirken o oyuncunun kanalını kapattı). ve griezmann ya da torres, geriden, topu alan beke müsait bir yardım geldiğini görürlerse, önce o oyuncuyu kapatmaya giderler; üzerinde oldukları stoperi bırakırlar.

    -peki. bek topu stoperden aldı, baskıyı yedi ve stopere geri döndü? artık forvetlerin yanına kanatların da gelmesiyle 4'lü bir atletico perdesi oluştu. boşluk yok. tek ihtimal var: topu uzaklaştırmak. uzaklaştırılan topu yüksek ihtimalle, iyi hava hakimiyeti olan atleti stoperleri karşılayacaktır. topu köşeye / kanada doğru uzaklaştırmak? atleti bekleri kısa boylu değiller.

    -atleti aksadı, ya da siz başardınız ve önde baskı yapan hattı atlattınız?

    atletico blok olarak kendi kalesine uzaksa; arkaya sarkabilme ihtimaliniz varsa, faul yaparlar. ki, arkaya sarkamazsınız, çünkü topu doğrudan merkezden dolaşıma sokamazsınız. top kenardan dolaşıma girene kadar savunma ve önündeki merkezler geri kaçar. ama 1. bölgeyi bir şekilde geçtiniz... koruma kalkanı devreye girer. savunma + merkez 6'lısı sizi merkeze sokmaz. kenar oyuncu pas kanalı kapatarak prese gelir, onun arkasında-yanında oynayacak kimse yoksa; boşta kalan atleti oyuncusu da yardıma gider. 2 forvet + 2 kanat, merkezin dışına 4'lü bir ağ örer, sizinle birlikte kendi kalelerine doğru dönerler. bu 4'lü ağı aşıp, çekirdek 6'lıyla karşılaşırsanız, 6'lı da sizi, tıpkı az önce forvetlerin yaptığı gibi kenara / kanada oynamaya ikna etmeye çalışır. çünkü kanada oynarsanız, herkes yerine dönebilir, atleti kalabalık pres yapabilir. 6'lı çekirdek o kadar yakın ve doğru alana kapanır ki, merkezde ancak çok uzaktan bir şut şansı yakalayabilirsiniz...

    -şöyle canlandıralım:

    2. bölgede sol bekiniz topu aldı. hareketli orta saha 4'lüsü derhal o kanada doğru yaslanmaya başlar. atletico savunması doğal üçgenlerden oluşuyor; beke basan kanada forvet ve merkez yardıma gelir; topu ters kanattaki boşluğa kaldıracak aralığı / vakti dahi bulamazsınız.

    top 2. bölgeye geçtiğinde atletico forvetleri, orta sahaya dönüşür. yani, atletico merkezleri hep arkasına geçemeyeceğiniz bir hat olarak kalacak, savunma 4'lüsü sağlama yapacaktır.

    -rakip sol bek, topu önünde bulunan sol kanat oyuncusuna oynadı:

    zaten sol bekin önünde atleti'nin sağ kanadı var, top onu geçmiş olmalı. yani, topla buluşan sol kanadın, topu sol beke geri atma şansı yok; aralarında atleti'nin sağ kanat oyuncusu var. burada, kanatlardan geriye sarkık, 2 merkez devreye girer, topa yakın olan merkez (bu pozisyona göre sağ merkez / sağ iç) kenara baskıya gider. kenara kanalize taktiği bu şekilde, rakibi kenarda kalabalık sıkıştırmaya yarar.

    kenara kanalize edip, kalabalık pres yapma yöntemini neredeyse her takım kullanıyor. hiçbir takım merkezden hücum yemek istemez. atleti'nin önde baskıdan savunma setine geçişte farklı uyguladığı şey: geçişin ta kendisi. normal bir takımda, önde baskıyı atlatırsınız ve rakip forvetlerden kurtulursunuz. atleti'ye karşı kurtulamıyorsunuz. topu hiçbir anda merkeze sokamıyorsunuz çünkü. topu bekiniz alıyor, onu karşılayan kanat, az evvel stopere basan santrfor, geriden gelen merkez: hepsinin gayesi ortak; topu merkeze oynatmamak. blok, ön 4'lüsüyle çizgi halinde size basmaya geliyor, oyunu buna hazırlıyor.

    atlattığınızı düşündüğünüzde, kenarda oluyorsunuz, pas kanallarınız kapanmış oluyor ve o 4'lü hala karşınızda. bir şekilde neredeyse 3. bölgeye mi geçeceksiniz? rakip kaleye kuralacak gibi misiniz? griezmann merkeze dönüştü. geri oynayabilirsiniz, 4'lü blok pas kanallarını kapatarak tekrar üstünüze gelmeye başlayacaktır.

    atleti her bölgede, her an, rakibin golden en uzak olduğu bölgeye kanalize ediyor oyunu. ve dar alanda kaptıkları topları öne çıkarmakta yetkinler; çünkü kenarları, bekleri ve forvetleri dar alanda iş yapabiliyor; topu taşıyabiliyor. aynı şekilde kontraya da çıkabiliyorlar.

    örneğin rakip stoper baskı yedi ve topu uzaklaştırdı. topu alan atletico savunmacısı rahatsa, müsait opsiyon varsa gördüğü bir arkadaşına oynar. yoksa, aldığı topu rakip beklerinin üzerine sıkar. dani alves, jordi alba, philippe lahm, david alaba, juan bernat, dani carvajal, marcelo... fernando torres ya da griezmann'ın onların üstünden top alması çok zor değil. alamasalar da sahanın köşesi, rakibin oyuna başlaması için tehlikeli bir nokta değil.

    -önde basan atleti'yle ilgili son olarak;

    diyelim ki, rakip merkezden birini veya beklerinden birini stoperlerinin yanına / arasına deplase ediyor. orada sayıca bir üstünlük kurmaya, santrfor baskısını kırmaya çalışıyor. atletico'nun 2 forveti aralarındaki alanları kapatarak, bu oyuncuların ortalarında durarak vs. yine topun sirkülasyona girmesini engellemeye çalışır.

    ancak, siz yine de geride güvenli top dolaştırmaya başladıysanız (deplase ettiğiniz oyuncuların yardımıyla), atletico sizi orada durdurmak için çok uğraşmaz. bununla vakit kaybedip risk almazlar; blok halinde daha geriye yaslanırlar. "o zaman sen 2 stoperin + deplase ettiğin oyuncunla istediğin kadar oyna, ben diğerleriyle ilgileniyorum" derler. otomatik olarak, geri 3'lünüz pasifize olur; kendi yarı sahasında atletico'nun sayıca 10'a 7 üstünlüğü oluşur...

    ** 2) geri yaslanan atleti.

    tekrarlayayım: maç içinde atletico birdenbire geriye yaslanmıyor. 1 saatlik bir psikolojik savaş veriyorsunuz. ve bu savaşı atlatıp, artık topu 3. bölgeye sokmaya çalışan, boşluk arayan takımlar aceleci davranıyor. 6'lı çekirdek çakılıyor. forvetler geri geliyor, orta alan 4'lüsü topu oynadığınız kenara göre hareket ediyor. yine kenara kanalize edip, bu sefer bek-merkez-kanat ile üçlü sıkıştırma çabası var. yalnız, referans alınabilecek son barça ve bayern maçlarında ilginç bir detay var; iki takım da 58-60'tan sonra 10 dakika kadar oyun içinde top çevirme şansı buldu. üstünlükleri bariz biçimde hissedildi. ardından atletico fauller, sakatlıklar, oyuncu değişiklikleri, ufak sürtüşmelerle oyunu bölüp, 2-3 pozisyonda topu ileri taşıyor, ki barça maçının sonunda bu şekilde penaltı alındı, bayern maçında torres'in şutu direkten döndü... siz üzerine gittikçe, atletico daha geri yaslanıyor. dolayısıyla, uzaktan şut mesafenizin menzili düşebiliyor sadece...

    ** bunlar hariç?

    atletico taçları, duran topları çok iyi kullanan bir takım. geçen sene gollerinin önemli bölümünü (diğer o seviye kulüplerine nazaran) duran toplardan buluyorlardı. iyi kafa vuran 2 stoperleri, kısa olmayan bekleri, torres, griezmann gibi oyuncular rakipler için birer tehlike. yine pratik yoldan fayda sağlamak açısından her şeyi barındırıyor planları. taçlarda öyle bir alan daraltıyorlar ki topu oyuna sokmak çok zor. aynı şekilde taçları öyle bir kullanıyorlar ki arkaya seken topta durduk yere kontra yiyebiliyorsunuz. attıkları kornerlerde kafa vuramadılar mı? dönen topu alıyorlar. attığınız kornerde kafa vuramadınız mı? kontra yiyorsunuz.

    ** velhasıl;

    orhan uluca, hafta sonu bayern münih-borussia mönchengladbach maçını yorumlarken, sanırım bayern hesaplarından atletico'nun oyunuyla ilgili bir "kapı" videosu paylaşıldığını, her kapı açıldığında, arkasından bir kapı daha çıktığını anlatmıştı. videoyu aradım ama bulamadım (catenaccio göndermesi de var). blok halinde atletico 10'lusundan hiçbir zaman kurtulamıyorsunuz. her seferinde tekrar karşınıza geliyorlar. sizi her bölgenin golden en uzak bölgesine itiyorlar ve topu kaptıklarında çok hızlı çıkıp her şeyi dağıtıyorlar. bu geçişin çabukluğu, rakibin hazırlıksızlığı nedeniyle, simeone'nin geçiş oyunu ve gegenpressing'den esinlendiğini söyleyenler mevcut. öyle bir çabalamaya girişmediyse de aklın yolu bir.

    atletico, liginde barça ve real madrid'e karşı yaslanıyor. daha küçüklere saldırıyor, yakın güçtekilerle ilgili karar günün şartlarına, cholo'nun düşüncesine bağlı. sert oynayan, oyun planının içinde çok evre bulunan, çok yakın oynayan bu takımın özellikle şampiyonlar ligi'nde sonuç alması gayet anlaşılır: rakip için psikolojik çok etmen var. yaslandıkları maçlarda rakipten neredeyse 1 kişi fazla koştuklarını unutmamak gerek.

    simeone'nin, radikal anlayışıyla ligde barça ve real'i devirebilecek, diğer takımlardan ise daha kaliteli bir kadrosu var. yani kadrosunu, bu şartlarda başarılı olabilecek şekilde kuruyor. daha güçlü bir kadro kurabilse, herkese karşı topla oynamak isteyebilirdi.

    bu bakımdan, atleti ve daha düşük kalitedeki ispanyol takımlarının bir şansı da var: ligde her şeyin provasını yapabiliyorlar. avrupa'da bu sezon real madrid, atletico madrid, sevilla ve villareal'in başarısında bu faktör de var. küçüklere kilit açmaya da uğraşıyorlar, eşit güçtekilerle de oynuyorlar, daha güçlülerle de... çok farklı güç ve anlayışlarda takımlar var ispanya'da. bir büyük her şeyi yapmaya çalışıyor, biri tiki-taka yapıyor, biri müthiş bir taktiksel standartta, blok halinde, çok disiplinli, ya da ligin dibindeki rayo vallecano sizden daha çok gol atmak için sahaya çıkıyor...

    ** bizim takımlar aynı şeyleri yapabilir mi?

    hemen üstteki paragrafta bahsettim konu, ligimizdeki büyükler için bir şanssızlık. çünkü avrupa'da gördükleri kalitede takımı, sadece avrupa'da, o an görüyorlar. oyunu prova etme şansları yok. yönetimler avrupa başarılarını genellikle söyledikleri kadar önemsemediklerinden, büyüklerin oyunlarının hem avrupa hem türkiye'de geçerliliği olmuyor. çünkü gençlerbirliği'ni yendiğiniz şekilde barcelona'yı yenemezsiniz. barcelona sizden çok çok daha güçlü. büyüklerin iki tarafta geçerli olacak bir oyun oturtması zaman ister. o yapılanma bugün türkiye'deki hiçbir kulüpte yok.

    zaten en büyük sorun yine aynı: yapılanma. hiçbir yönetim iki arenada da geçerli olacak bir oyuna sabır göstermez. "biz çok güçlüyüz. neden hücum etmiyoruz?" krizi çıkagelir. bu yüzden avrupa'dan derhal elenip "ya orada öyle olmasaydı biz kazanabilirdik. neyse seneye..." şeklinde devam eder bu masal. taraftar yıldız ister. taraftar yıldızın sadece gol ve asist sayılarına bakar. oyun içinde ne yaptığına bakmaz. oyuncunun, takım oyunu kalitesine tesirine bakmaz. bu yüzden siz tüketim toplumuna bir eleştiri gibi, teknik direktörünüze istemediği "yıldızları" dayarsınız, teknik direktör de mecburen onları oynatır ya da görevi bırakır. yıldızlar o savunma setinde prese dahil olmayıp keyfine göre takıldı mı? ne önemi var? gol atıyorlar ya... çok büyük kulüplerde oynamış bir yıldız o sonuçta... bir de o yıldızlara arka çıkın ki, popülizmin dibine vurup modern futbolun gerektirdiği hiçbir şeyi yapmasınlar. nasılsa fatura hiçbir zaman onlara çıkmıyor. türkiye'deki büyük takımlar koşmayanları transfer ediyor. simeone ise her pozisyona koşan oyuncu arıyor.

    türkiye'de medipol başakşehir ve torku konyaspor da, atleti gibi teknik direktör takımları. bu iki takım da sahada modern futbolun doğrularını uyguluyor, "yıldız" diye gözyaşı döken taraftarları yok, duran topları, savunma setlerini, alan daraltmalarını ellerinden gelen özenle yapıyorlar. ve iki takımın taraftar baskısı dışında, büyüklerle oynayıp, oyunu prova etmek gibi bir şansı da var. bu yapılanmaları takdir etmek (tabi siyasi boyutu farklı, oraya girersem yazı bitmez), bu doğrularla gidiyorlarsa büyükleri geçmelerini desteklemek gerek. çünkü modern futboldan doğru çıkarımlar yapanlar onlar... "türkiye'de prova edemediğin, avrupa'da geçerli bir oyunu nasıl bulacaksın?" sualini onlar yanıtlayabilir. onların yıldızları yok, onlar koşuyor, duran toptan gol buluyor, her taç atışında topu kapıyor ve "kuş sürüsü gibi" hareket ediyor. bugün edin visca'yı sevilla izliyor. sevilla avrupa'da, türk kulüplerinin toplamından daha başarılı bir takım. şu anda la liga'nın 7. basamağında.

    not: atletico madrid santrforlarının rakip stoperlere pres yaptıkları anı iyi izleyin. rakip merkez oyuncunun üzerinden, stoperlerin üzerine giderler. pas kanalını kapatarak. pas kanalını kapatma konusundaki özen en rahat bu evrede okunabilir. rakibin pas opsiyonlarının tükendiğinden emin olmadan asla pres yapmazlar, yani asla arkalarını güvenliğe almadan, boş bir hareket yaptıklarını göremezsiniz. pres daima pas kanalları tükendiğinde başlar.
  • arda turan'ın yanına emre belözoğlu'nu da transfer ettiklerinde otomatikman acun ılıcalı'yla da kadrolarına katmış oldular. arada volkan demirel'i de bir şekilde paketlesek gelecek yıl mutluluk endeksi sıralamasında 88 sıra birden yükseliriz. artık ispanyollar düşünsün.
  • kendilerine belirttikleri numaradan az önce faks çektim.

    "
    atletik mardin
    att. migel anangil

    dear sir,

    i am interested in selling arda. please transfor money to my i$ bankasi hesap given below. i will send ardan turan by bus after the bayram.

    kissing,
    delnan polat

    not: please pay in cash. there is no very siye
    "

    cevap gelirse capsı burda paylaşıcam.
  • klasik başarılı olan küçük bir takım tutumu sergilemeyen kulüptür. ne yazık ki başarı kazanabilmek için bazı riskler almıştır ve borçlanmıştır. daha borç alacağı imkanı yokken futbolcu bonservislerini, menajer şirketleriyle ortak almıştır ya da hali hazırda bonservisini elinde tuttuğu futbolcuların bonservislerinin belli bir yüzdesini o şirketlere satmıştır. malum atletico madrid maddi krizle yıllardır boğuşan, zor bela kia sponsorundan sonra azerbaycan şirketiyle anlaşan bir kulüp. agüero'yu da öyle satmışlardı. bu boss espana ve gestifute gibi şirketler adamın dalağını sökerler. misal gestifute falcao ve diego costa'nın haklarına sahipti. geçen yıl atletico hem la liga'da hem de şampiyonlar ligi'nde yardırınca, diego costa'nın da piyasası arttı ve adamı pazarlamaya başladılar. en nihayetinde de chelsea'ye sattılar. yoksa atletico madrid yönetimi gerizekalı mı ki 25 yaşındaki costa'yı satıp yerine 28 yaşındaki mandzukic'i alsın?

    bu menajerlik şirketlerine kim böyle yapsa babalara geliyor. misal beşiktaş da vaktiyle hugo almeida'yı bu yöntemle aldı. eğer iyi bir performans gösterse şirketi gestifute, almeida'yı direkt bir başka takıma satardı. beşiktaş da bunu engelleyemezdi. %40 - %60'lık pay bir işe yaramıyor çünkü daha iyi bir kulüpte, çok daha iyi bir sözleşmeye imza attırıyorlar. haliyle bu imza aşamasında şirket de menajerliğinden imza parasını alarak, komisyonunu alıyor. alan razı, veren razı durumu oluşuyor ki aldıkları paralar da öyle 100-200 bin avro falan olmuyor. gayet de 3-4 milyon avro indiriyorlar. bonservisten de eşek yüküyle para kazanıyorlar. böyle yani. yoksa simeone gibi başarılı bir adam o kadro ahengini bozmak istemezdi. elde edilen gelirlerle, rotasyona 3-5 tane iyi futbolcu transfer eder yoluna bakardı.
  • iki kupayı da alamamaları hüsran, ikisinden birisini almaları büyük başarı, ikisini de almaları ise belgesel olur.
  • son iki haftada 2 puan aldığı takdirde kesin şampiyon olacak olan, 3 puan aldığı takdirdeyse şampiyon olamama ihtimali bulunan takım.
  • maç başlığı açmadım ama adamların öyle bir seyircisi var ki aragonés'in vefatı nedeniyle saygı duruşunda çıt çıkmadığı gibi maç başlayalı beş dakika oldu adamlar saygı ve yas nedeniyle tezahürat yapmıyor.

    edit: aragonés'in forma numarası sekiz olduğu için sekizinci dakikada aragonés tezahüratına başladı seyirci, çok etkileyici.
  • çeyrek finalde guardiola'nın eski takımını*, yarı finalde guardiola'nın şu anki takımını* eledi. inşallah finalde de guardiola'nın gelecek seneki takımını* eleyerek kupaya ulaşacak takım. ha city olmadı real'i eledi diyelim. o da olumlu ama şampiyonlar ligi finalini bir kez daha madrid derbisine çevirmeye gerek yok bence.
  • eğer şu üçlü transfer gerçekleşirse ya add manager'la birisi fena sömürüyor kulübü ya da galatasaray'la bir feeder club ilişkisi var. bu fm işlerine akıl sır ermez.
  • torres gidince aguero-forlan, onlar gidince falcao, o da gidince diego costa'yı ortaya saldılar. costa'yı da satınca sıradaki adam benim. bizim muhtar da iddialı ama yaşı biraz geçkin.