şükela:  tümü | bugün
  • neredeyse kapı komşum olan altıncı nesil yazar.hoşgelmiş nesildaşım.

    zordur bu güzelliğin ilk entrysi olabilmek ama ben bunu başarmışım bi şekilde. mutluyum, gururluyum, hastasıyım.*
  • benim gibi film afişi konusunda hassas bir insanmış ki sadece bu baş tacı etmeye yeter kendisini.
    yardımseverliği ve güzel muhabbetiyle zorlu afiş asma maratonumuzu*(yasadışı değil yasaiçi) zevkli hale getirmiştir.
    kutsal sayılar hususundaki hassasiyetini de not ettim kenara...
  • bozulan monitöre başörtüsü takan, gül suyu ile besleyen delikanlı şahsiyet. bizlere ısmarlayacağı gözleme, çay, pasta, börek, gobitleri yedikden sonra nfs oynayacağızdır. ayrıca ressamımsı gibi bişeymiş.
  • her ne kadar konsepte aykiri da olsa kendisini evimin kadini yapmaya niyetlendim. hic olmadi kom$usu olayim yahu..
  • ne desem boş.. düşüncelerimi kelimelerle ifade edemeyeceğim ilk suser.. *
    ayrıca freelance şeklinde grafik tasarım yapmaktadır bu hanım.. * *
  • kafasını scannera koyabilen bir deli.
  • ya yeşim diye bir tanıdığı var, ya da ben çok içiyorum
  • geçmişte.. çok öncelerde.. çok uzakta değil, bu toprakların komşuları tarafından..
    "osirisin oğlu adına, kendisine bu amuleti takmaktan gurur duyuyorum.. kutsansın.."
    nil'in her zamanki gibi verimliliği ile göz doldurduğu zamanlar.. zaman geçer.. çağ değişir.. ve o günlerden bu güçlü tılsımın kendisine miras kaldığı aton*, eye of ra'yı temsil etmektedir.. diye sonlanan hikayenin kahramanı..
  • bi gün ilgisiz bi sokakta, namı kendinden maruf yesilli pembeli afisler asılacakmış. kahve yorgun, kahve bitkin, kahve aç evisine gitmek istemekteyken tüm arkadasları onu illa gel diye cagırmaktaymış... bu ısrarların onu hayatının kadını ile* bulusturacagını bilmeyen kahve bitkin adımlarla dost kitabevinin önüne gitmişmiş. herkeslere öpücük faslından sonra elleri kolları kendini patron sanan peperuhi yani nam-ı diger pepisin cantaları ile dolu olan bir kız cocuguna sıra gelmiş. kız cocugu dediysek de az zaman sonra anlasılmış ki, bu hanımcık hanım kız yasını basını almıs, evini barkını kücük bi tosbaa kabugu icine cicekli perdeler, kırmızı mor peceteler esliginde kurmus pek de tatlı ötesi bi karımcaymıs. o gün karınca ile kahve saatlerce sokakta sürtmüsler. kah karimca kahveyi agknın hain ellerinden kurtarmıs, kah kahve karimcayı pepisin komprador baskılarından korumus...

    karimca ile kahve birbirlerini pek sevmisler ama ikisi de cok korkarmıs arkadas kazıgı yemekten. bir gün lemanın* cam kenarında, arka bahce manzaralı hafif loş, biraz puslu (konsepte uygun olarak elbette) bir masasında dökü döküvermisler tüm sırlarını pecete koleksiyonunu gösterir gibi özenle... baktıkca baktıkca anlamıslar ki, hep aynı yollardan geciyor insan. birbirlerinin gözlerine bakınca görmüsler ki, seviyorsan birini onu kırman imkansızdır cok da kolay oldugu gibi.

    aksam olmus. karımca ve kahve uzun bi yola koyulmuslar. eglenmisler, icmisler, cosmuslar, gülmüsler yeni evrenlerle kesismisler. karimca almıs kahvesini kurulmus koltuguna. bakmıs kahve uyumus örtmüş üstünü.

    ama masal burada bitmemis. onlar hep sabahları birlikte kahvaltı etmisler msnden konusurken. hep gülmüsler. karimca güzel resimler güzel müzikler yapmıs kahveye. kahve de elinde olan tek seyi vermis karimcaya: kelimelerini....
  • kendisine hayran kişilerden fan* kitlesi oluşturmuş bir karımca kararınca.