şükela:  tümü | bugün
  • --- spoiler olabilir ---

    asil ismi "kucuk orospu" olmasi gereken film.

    --- spoiler olabilir ---
  • askerlerin sahilde toplandığı ve tek plan yaklaşık 5 dakika süren o sahnesiyle koltuktan yuvarlatan filmdir...

    o nasıl bir yönetmendir ki, sen o kadar oyuncu ve figüranı koordine et... sahilin bir yerinden başla, öteki ucuna gidene kadar türlü atraksiyonlar, sahneler geç ve tüm bunları tek planda bitir...

    (bkz: bunu yapan insan olamaz)
  • [spoiler uyarısı]

    hep düşünmüşümdür, ikinci dünya savaşı'na girip o vahşeti yaşasaydık, absürtlüklerimizin bir kısmını atabilir miydik? böyle bir ülke olmayabilir miydik? diye...

    savaş çığırtkanlığı ve dahi yanlılığı değil bu. sadece bir merak. tarihçilerin ama daha da önemlisi edebiyatçıların sevdiği bir merak. ikinci dünya savaşı'nın ortasına, böyle bir aşkı koymanın üstelik yaşanmamış bir biçimde devam ettirmenin büyüsünü, hiçbir şey veremez.

    üç bölümlük muhteşem bir film bu. ilkinde gerçek var. herkesin kendi gerçeği. havuzun önündeki iki figürün hikayesi, tecavüze uğrayan kızın hikayesi, kütüphanede sevişen çiftin hikayesi. bütün bunları kafasında birleştiren "yazar" oluyor nihayet. henüz 13 yaşında olsa da (bu satırların yazarı o zamanlar neler düşlememişti ki...) bütün bu olayları kendince kurguluyor ve kendince bir gerçek yaratıyor.

    ikinci bölümde, savaşın paramparça ettiği insanlar var, diğerlerinden çok da farklı olmayan bir savaş tasviri. hiçbir savaş iyi değildir ama ikinci dünya savaşı kadar acısı yoktur galiba. üstelik burada tasvir edilen kısmı sadece cephe savaşları. holocaust'tan kimse bahsetmiyor bile. ve o lunapark sahnesi... avrupa şımarık ilk gençliğinden, olgun son gençliğine giderken.

    ve üçüncü bölüm... finalde sıkı durmalı izleyici. yoksa sarsılıyor. düşüyor. bir daha eline kalem alamaz hale gelebiliyor. 13 yaşındaki kızın, birden büyüyüp feleğin çemberinden geçmiş bir "yazara" dönüşümünü bütün mimiklerinde görüyor insan. gözlerinde hiç gitmeyecek gibi duran "zamanında dökülememiş yaşlar". ödemeye çalıştığı kefaretin ve sahildeki o müstakil evin hikayesi...

    finalde, elde hiçbir şey bırakmıyor film. tıpkı "auschwitz'den sonra şiir yazılamaz" dediği gibi adorno'nun, mutlak bir nihilizme gidiyor film. iki aşığın bir daha asla tamamlanamayacak öyküsü öylece kalıyor. şiir orada öylece kalakalıyor, şimdi ne desek nafile. yine de bir kefaret sayılabilir mi? o da okuyucunun insafına kalmış. filmin içinde o iki aşık genç briony'i azarlarken görüyoruz nasılsa, onlar asla affetmeyecekler. ya da briony biliyor...

    olağanüstü bir romanın, olağanüstü bir uyarlaması. sanatsal/hollywood-sal abartılar bir yana, ilk hikayedeki gerçeğin döne döne farklı kurgular elde etmesi, ikinci hikayedeki "gerçekçilik" ve son hikayede gerçekle kurgunun, dua ile tecellinin birbirine kafa göz karışması... film bir edebî metin her şeyden önce hatırlatıyor. yönetmen, kitabın üstüne çıkmak istememiş... iyi de etmiş!

    [spoiler uyarısı]
  • ian mcewanin can yayinlarindan cikan odullu kitabidir.

    --- spoiler ---
    13 yasinda bir kiz cocugunun agzindan cikan ve iftiraya donusen suclamasinin sonuclarinin anlatildigi roman araya serpistirilmis bazisi korkunc basarili betimlemeleri ile okunasi bir kitaptir. yazar belki biraz melodram katmak belki atmosferi daha iyi aktarabilmek adina bazi betimlemeleri uzun tutmus ve belki de daha kisa anlatilacak olay cok da uzun surmustur. kitabin sonundaki suprize ta en basindan hazirlanmakta olmamiza ragmen sasirtici suprizle baglanmasi beni sasirtmistir. *. filmi cevrilesi kitaplardandir.
    --- spoiler ---
  • ian mcewan'in bir cirpida okunuveren kitabidir. film kitaba siirselligiyle ve olay dizisiyle fazlasiyla sadik kalmistir ve takdirimi kazanmistir. fakat yine de kitapta mcewan'in her kelimesi okuyucuyu hem yazarin becerisine hem de olan bitene hayran birakirken film sadece sicak goruntuleriyle ortaya cikmistir. yani filmin de asil basarisi ian mcewan'a aittir bence.

    --- spoiler ---

    iki sahne var kitapta en sevdigim. ilkinde robbie ile cecilia kutuphanedeyken cecilia "i love you" der aceleyle. robbie "i love you" diye karsilik verir "too" eklemez cunku bu bir cevap degildir, ayni anda hissedilen bir seydir ve mcewan bunu anlatmayi pek iyi basarmistir.

    ikincisinde robbie dunkirk civarlarinda bombalardan kacmaktadir. bir anne ile cocugunu gorur. cocuk artik kacamayacak haldedir fakat annesi birakmak istemez. robbie cocugu sirtlar fakat bu sefer anne cocugu geri almak ister robbie'den. anne ne fransizca ne ingilizce konusuyordur. ve bir turlu robbie'nin onlari zar zor kurtarma cabalarina cevap vermez. en sonunda robbie anneyle cocugu oracikta birakir. bir sure sora arkasini donup baktiginda anneyle cocugun yerinde yerde kocaman toprak bir bosluk bulunmaktadir. bu da robbie'nin kahramanliginin da bir siniri oldugunu gosterir. keske bu sahne de filmde olsaymis.

    ah bir de film icin gecerli olmayabilir bu sonucta gorselligin ayri zorluklari var ama kitap 3. bolumden sonra b.t. diye bitseydi belki daha iyi olabilirmis. briony'nin bencil kefareti sorgusuz sualsiz, bagira bagira edinmesi kocaman bir haksizlik.

    --- spoiler ---
  • izlenmesi gereken filmlerden biridir.

    --- spoiler ---

    yalnız filmde dikkat çekici şeylerden biri, briony'nin saç kesim şekli olmuştur bana göre. tamam ilerleyen yıllarda karakterin kendisine biraz benzemesi lazım ama bunun için hangi kadın yıllarca aynı saç stilini kullanır? hatta aynı yerden tokalar sürekli?

    ikincisi ise lola'nın tecavüze uğramadığını düşünüyorum. çikolata kralı ile ilk tanıştıkları sahnede ikisinin de birbirinden etkilendikleri belliydi, yemek sahnesinde ise kızın kolundaki morlukların sebebi aslında ikizler değil, adamdı. ama daha sonrasında briony'nin ablasının başına gelenleri lola'ya kendi gözünden anlatması sonucu kız da kendi yaşadıklarının arkadaşına göre kötü olduğunun farkına vardı. yani kardeşleri aranırken briony'e yakalanması sonucunda hemen tecavüze uğradığını iddia etti. bu konuda film açık bıraktığı için bu tür bir yorum da mümkündür. evlendikleri sahnede arkadaşını görünce yüzünü utançtan aşağı indirmesi de bunu açıklıyor.

    bazı yazarlar, düğüne kolaylıkla nasıl girildiğini sormuş. kiliseler aynı zamanda ibadethane olduğu için tören esnasında girilmesi yasak değildir. az buçuk saygınız varsa zaten sesinizi çıkarmaz. düğünün bitmesini beklersiniz.

    --- spoiler ---
  • çok beğendiğim film. amerikan filmlerinde "woç yu duin madafaka" diye konuşan kazmaları bolca izledikten sonra ingiliz aksanının ne kadar hoş olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. insanı asil gösteriyor azizim.

    --- spoiler ---

    james mcavoy un kütüphanede keira ile sevişmesinden az önce "why are you crying?" diye sorduğu sahnede kaliteli bir screenshot alabilmeyi, sonra o screenshot ı duvarıma boydan boya yapıştırabilmeyi istediğim film. bir insan gözlerini bu kadar mı güzel kırpar. ayrıca upuzun sahil şeridinde mevzilenmiş askerlerin ve içinde bulunulan keşmekeşin gösterildiği sahne tek kelime ile muhteşemdi.

    --- spoiler ---
  • kitabini okuyacagim diye uzun zamandir beklettigim bir filmdi. cunku her uyarlamadan sonra keske once kitabini okusaymisim diyorum. sonradan kitabi okusam da sonunu bildigim icin yeterince zevk alamiyorum. ustelik hayal gucu kisitlaniyor insanin, karakterler de tasvirler de filmde gorduklerimizle sinirli oluyor. neyse efenim, kitabini okumaya firsat bulamayacagimi fark edince ve merak bastirinca oturup seyrettim bu gun.

    pride and prejudice ile hepimizi kendine hayran birakan renklerin efendisi joe wright yine yapacagini yapmis. isik, golge, ve renklerin ustalikla kullanilmasiyla ortaya cikan tablo gibi sahneler var yine. ve yine fon muzigi olmakla yetinmeyip hikayeye sahip cikan, onu icimize isleyen muzikler var. ustune bir de muthis kamera hareketleri eklenmis ve akildan cikmayacak soluk soluga sahneler cekilmis, hayran kaldim.

    --- spoiler ---

    filmin genelinde bir gerilim havasi var ve insanin yuregine bir caresizlik hissi oturuyor seyrettikce, agir bir yuk cokuyor omuzlarina. adaletli bir bakis acisi var filmin (kitabin mi demeliyim, bilmiyorum), oyle adil ki herkesin odedigi bedeli goruyoruz, herkes icin ayri yaniyor icimiz ve tabii ki bunlarin uzerine gozyaslarini tutamiyor insan.

    kendi ellerimizle sevdiklerimizi atese atmayi anlatiyor film, kendi cikarlarimiz, kiskancliklarimiz ve kaprislerimiz icin. ve iste tam da bu noktada savas, butun avrupayi yakip yikan ikinci dunya savasi cikiyor sahneye. insanoglu kendi kaprisleri icin kendi kardeslerini savas meydanina suruyor, kendi kardeslerinin sefaletine, aci cekmesine, olumune sebep oluyor. sonrasinda ne kadar yaralari iyilestirmeye calissa da olmuyor. elindeki kardes kani suyla sabunla cikmiyor. bu yaptiginin bedeli eksik ve aksak kalmaya devam etmesi oluyor.

    --- spoiler ---

    kitaba donersek, film bittiginde artik kitabi okumasam da olur diyordum. kitap bu kadar guzel olabilir mi? o sahneleri sozcukler o kadar guzel anlatabilir mi? bilmiyorum, ogrenmeye niyetim de yok sanirim. tek bildigim, ilk defa bir uyarlamanin ardindan kitapciya kosma istegi duymuyorum. ben gorecegimi gordum.
  • filmde en beğendiğim sahne olan, robbie'nin bir film perdesinin önünde ağlama sahnesindeki film "le quai des brumes" imi$.