şükela:  tümü | bugün soru sor
  • türkçeye tam olarak aktarılamasa da, kabaca "güvenli baglanma" diyebiliriz. hayır adem güneş'ten bahsetmiyoruz; o cook daha geleneksel, kendi ifadesiyle "anadolu pedagojisi"ni savunan bir adam.

    attachment parenting; daha çok icgudulerine kulak vererek çocuk yetiştirmek demek. mesela çocuğu hiçbir şeye zorlamiyorsunuz, bir kere "egitim" kelimesi yok burada. tuvalet eğitimi, uyku eğitimi yok. her şey olağan akışında ilerliyor; anne ve bebeğin icgudulerine ve mutluluğuna dayanıyor.

    örneğin pek çok insan (anne baba olsa da olmasa da) başka anne babalara "aman söyle yapmaya alistirmayin, nasıl başlarsa öyle gider ileride çok zorlanirsiniz" der.

    attachment parenting ise der ki; "sen artık anne baba oldun ve hayatının merkezinde çocuğun var. her şeyi onu da düşünerek yaşamaya başladın ve buna alışmak çok kolay değil. öyleyse büyüme sürecini akışına bırak, birak bebeğin sana yol göstersin. nasıl uyumak istediğini, bezi bırakmaya, odasini ayirmaya ne zaman hazır olduğunu sana o söylesin. o bir birey ve onu hazır olmadığı hiçbir şeyi yapmaya zorlama, onu ağlatma, onu kendinden uzaklaştırma. zaten çok çabuk buyuyorlar; bırak yatabildigi kadar yanında yatsın, bırak sana istediği kadar sarilsin.

    anne babasının kendilerini çocuklarına bu şekilde bıraktığı durumlarda, çocuklar kesinlikle çok daha huzurlu, sakin ve uyumlu oluyorlar. uyku eğitimi diye aglatilmayan, annesini kaybetme korkusu yaşamayan, her ihtiyacı olduğunda anne babasını yanında gören ve sevgi gostermekten esirgenmeyen bir çocuk kendine çok daha guvenli bir yetişkin oluyor.
  • kendime en yakın bulduğum çocuk büyütme ekolü. hamileyken tracy hogg'un gestapo tarzı bana çok uygun gelmişti ama evladım kucağıma gelip hormon seline kapılınca kazın ayağı öyle değilmiş anladım. öyle zamanlı uyutacakmışım, saatli emzirecekmişim, anne kedi gibi çocuğu elimden almaya çalışanlara tıslayan bir yaratığa dönüşünce bunlar hiç de mantıklı gelmiyor. bana uyku eğitimi diyeni tokatlamak istiyordum mesela, hala da istiyorum. uykunun eğitimi mi olur arkadaş, uykun gelir uyursun. neyse... önce kolik bebeğimle nasıl baş edeceğimi araştırırken sling denen mucizevi oluşumu keşfettim. sonra emzirmeye sınır koyan yaklaşımları uygun gruplardan destek alarak aştım. en son “yahu ben bu çocuğu içgüdülerimle yetiştiriyorum, başka türlü de olacak gibi değil, biri laf edince içimden o kişiyi köpek gibi ısırmak filan geliyor. bu uyku konusunda da bana uyan birileri vardır" derken attachment parenting olayını keşfettim ve huzura erdim.
    son olarak anladığım şudur: çocuk yetiştirmede kesin doğru diye bir şey yok. size ve çocuğunuza en uygun olan neyse onu yaparsınız. başkası için belki uyku eğitimi elzemdir, bense bütün hücrelerimle reddediyorum, elimde değil. pek çok yerde doğal ebeveynlik ekolü bencillikle suçlansa da bence ebeveynin kendini düşünmesinde sıkıntı yok. sonuçta bu karşılıklı bir ilişki. anne-çocuk ilişkisinin anne ayağı da iyi ve mutlu olmalı ki çocuk da iyi ve mutlu olsun. bunu çocuk ayağında bulunduğum anne-çocuk ilişkisinde acı ve zor yoldan öğrendim çünkü.
    ha bu arada ağlatmadan büyüyen çocuk şımarık olur gibi bir kaide de yok. doğduğundan beri sürekli "ama biraz ağlatmak da lazım" diyorlar. anlayamıyorum. neden ağlaması lazım? bir kere ilk bir sene çocuk sizden ihtiyacı dışında mantıksız hiçbir şey istemiyor, bundan emin olabilirsiniz. anne kokusuna, güven duygusuna ihtiyacı varken bunu esirgemek bana kabul edilebilir gelmiyor. sonra ayaklanınca sizi suistimal etme girişimleri başlıyor elbette. attachment parenting veya her neyi takip ediyor olursak olalım, gerizekalı değiliz herhalde, çocuk bıçakla oynamak isterken "aman ağlamasın" diye kimse oynamaya bırakmaz. akıllı bir ebeveyn öyle veya böyle sınırları bir şekilde çizmeyi başarır.
  • facebook türkiye grubunda aradığım huzuru bulduğum bir ebeveynlik yaklaşımıdır.
    bu yaklaşımı benimsiyorsanız aradığınız desteği bu grupta bulabilirsiniz.
    mis gibi bir ortamı var.
  • memleketin her şeyi çok iyi bilen anaları tarafından, her şeyin olduğu gibi bunun da boku çıkmış durumda.. bu kadar mı ayarı olmaz bir toplumun yahu.

    ya evet ben de yumuşak bir anneyim mesela. çocuğumun özgüvenini kıracak sert çıkışlarım yoktur, yaratıcılığını köreltecek kadar sınırlamam, sabahtan akşama kadar yıvış yıvış sarılır öperim yüzlerce defa ne kadar çok sevdiğimi söylerim filan..

    ama abi, biri bu analara attachment parenting'in çocuğuna hiçbir sınır koymamak ve çocuğa dünyanın efendisiymiş gibi davranmak olmadığını anlatmalı artık. tabi kalın kafalarına girerse...

    tabi ki ona bir birey olarak davran, birey çünkü.
    tabi ki her durumda ona anlayacağı bir dille açıklama yap.
    tabi ki dünyayı keşfetmek için yaptığı her abuk subuk girişimi destekle, fakat kendini/etrafını tehlikeye atar gibi olunca sınır koy abi!

    ne zaman uyuyacağı, ne zaman yemek yiyeceği, ne zaman parka gideceği, ne giyeceği (karlı havada tişört mesela!) 3 yaşında çocuğa bırakılmaz abi. delirmeyin artık boku çıkmasın lan? bu ne?
    3 yaşında çocuk yönetemez bir evi ve o evde yaşayan kazık kadar insanları.

    sonra sizin böyle büyüttüğünüz sınır bilmez, şımarık piçikolarınız bizim yetiştirdiğimiz doğru düzgün çocukların hayatını zindan edecekler ilerde. kendinize gelin.
  • şimdi sakin ol ve önyargını yavaşça yere bırak. attachment parenting aslında kurallar yerine sekiz adet yol gösterici prensibi olan ancak bu prensiplerin uygulanabilirliğini de anneye/bebeğe/babaya yani aslında her ailenin kendine bırakan empatik ve bağ odaklı bir ebeveynlik yaklaşımıdır. attachment parenting çocuğa karlı havada tişört giydirmek, hiçbir sınır koymamak ve çocuğa dünyanın efendisiymiş gibi davranmak değildir. saldım çayıra mevlam kayıra hiç değildir. şiddetsiz iletişimi baz alarak “pozitif disiplin” uygulamayı önerir. evi çocuk yönetmediği gibi evi anne ya da baba da yönetmez. ev niye yönetilsin ki zaten. evde eşitlik, bireysel saygı ve sevgi yaştan bağımsızdır. patron yoktur. çocuklar güvenli sınırları ceza ve ödül ile güdülenerek değil içselleştirerek öğrenir. neyi neden yapıp yapmadığını bilir. başkası bakmıyorken de kimsenin çocuğuna zarar vermez, hakkını yemez. tercihlerine saygı duyulur, bu tercihler kendine ve çevresine zarar vereceği noktada ben ne dersem o olur edasından uzaklarda bir yerde çocuk ile eşit bir konumda şefkatle ve duygusunu aynalayarak gerekli sınır konur. ihtiyaçlarına duyarlılıkla cevap vermeye çalışılır, olmadığı noktada herkes için uygun strateji bulunur. kısacası kalp ve beynin örtüştüğü sezgisel bir ebeveynlik halidir.
  • bir tanıdığımın, bu ebeveynlik yaklaşımı ile ilgili ekşi sözlük yazarlarına iletmemi istediği bir mesaj var :

    attachment parenting, odağına çocuğun ve ebeveynlerin ihtiyaçlarını koymuş bir ebeveynlik ekolüdür. her istek ve harekette, acilen bir çözüm bulmak ya da ani tepkiler vermek yerine ‘acaba bu hareketin altında yatan ihtiyacı ne olabilir?’ diye sorar. mesela karda tişört ile dışarı çıkmak isteyen çocuk örneğine bakacak olursak, çocuğun ihtiyacı ne olabilir? sıcak ve soğuğu keşfetme/öğrenme ihtiyacı? bedeni hakkında kendi karar verdiğini görme ihtiyacı? sınırlarına saygı duyulmasına olan ihtiyacı? absürt bir şey yapsa dahi, anne/babasının bir erişkin gibi olgunlukla krizi yönetebileceklerini görmeye olan ihtiyacı (belki de kontrollerini kaybedecekler)? sıcak günlerde ailecek yapılan tatile özlem ve aile olarak baş başa vakit geçirme, ilgi ve tatil günlerine dönme ihtiyacı (anne/baba çok yoğun çalışıyor olabilir)?

    kızım 2 yaş civarındayken karlı bir günde tişört-şort ve terlik ile dışarı çıkmak istemişti. uzun bir süre onu ikna etmeye çalıştıktan sonra pes ettim. istediklerini giydirdim. apartman kapısının açılmasıyla, üşüdüğünü söyledi. kapının önünden eve geri dönüp, kışlık giysilerini giydi. bu olaydan birkaç şey öğrendi.

    1. soğuk’ta yetersiz giyinirsem, üşürüm. (bir daha asla karda dışarı tişörtle çıkmak istemedi, bunu deneyerek öğrenmesi birinin anlatmasından çok daha faydalı bir çocuk için. tıpkı fen dersinde deney yapmak gibi. tıpkı denize girmenin nasıl bir his olduğunu kitaptan okumakla, birebir deneyimlemek arasında devasa bir fark olması gibi.)

    2. bedenim bana ait, bedenim hakkında söz sahibi olan tek kişi benim. diğer insanlar buna saygı duymak zorunda. (30 yaşındasınız, işe gitmek için giyindiniz. tam kapıdan çıkacakken anneniz üzerinizi değiştirip, onun istediği şeyleri giymenizi istedi. siz itiraz edince birileri gelip sizi soydu ve tekrar giydirdi. kendinizi güçsüz hissettiniz. bedensel dokunulmazlığınız bozuldu. nasıl hissedersiniz? bu tıpkı bir taciz gibi, değil mi? eğer anne/babası çocuğun üzerini zorla değiştirirse, zorla kucaklarsa, zorla öperse, bedeni ile ilgili sınırlarını ihlal ederse, gelecekte bir gün o çocuk tacize uğradığında durumun vehametini anlayamayabilir. bedenine en yakınları anne/babası tarafından saygı gösterilmemiş bir çocuk, yabancıların saygı göstermesi gerektiğini bilemeyebilir. bilinç düzeyinde bilse bile bilinçaltında ‘ben bedenim hakkında söz hakkına sahip değilim,’ düşüncesi kodlanabilir.)

    3. bazen anne/babamla farklı düşünceye sahip olabiliriz. ama onlar bu krizi olgunlukla çözerler. bir çocuk olarak güvendeyim. (elbette bilinç düzeyinde bu şekilde yorumlayabilecek beyin gelişimine sahip değiller. ama eğer bağırıp, çağırıp, kızsaydım, ona dışarı çıkmama cezası verseydim, onu ağlata ağlata giydirseydim, o zaman onu sindirmiş olurdum. o zaman kendinden güçsüzlere böyle davranılabileceğinin mesajını vermiş olurdum. o zaman o da sınıfındaki kendinden zayıf çocuklara bunu yapabilirdi. işte o zaman kendinden güçlü kişilerin yanında sinen, zayıflara eziyet eden birisi olabilirdi. işte o zaman sınıf arkadaşları için sorun oluştururdu.)

    4. eğer çocuğun bunu yapmaktaki amacı birlikte vakit geçirilen tatil günlerine duyulan özlem ise bu olay muhtemelen burada kalmaz. başka bir sorun çıkararak, bu ihtiyacını anlatmak ister. çünkü çok küçük çocuklar duygularının tam isimlendiremeyebiliyor ( bazı erişkinler bile duygularının tam olarak farkında değil. korktuğunda, kıskandığında, üzüldüğünde kendini öfkelenerek ifade etmeye çalışan bir sürü erişkin var). işte attachment parenting’e göre çocukta uygunsuz hareket yoktur. uygunsuz gibi görünen her hareket, aslında bir çocuğun yardım isteme çabasıdır. çocuğun neden yardıma ihtiyacı olduğuna, neye ihtiyacı olduğuna odaklanmak en güzelidir.

    her karda tişörtle dışarı çıkma isteği, bu çözüm yoluyla çözülmeyebilir. attachment parenting belirli bir davranışı aileye zorunlu kılmaz. her aile ve çocuk biriciktir. bazı çocuklar hastalığa daha yatkın olabilirler ya da bazı anneler soğuk konusunda daha hassas olabilirler. her aile kendi için en uygun ve karşılıklı saygı içeren çözümü kendi bulabilir. tek şart çocuğun ve ebeveynin ihtiyaçlarını gözetmektir.

    attachment parenting normal doğum da yapsanız sezaryen de olsanız, emzirseniz de mama ile besleseniz de, birlikte de uyusanız, odaları ilk günden ayırsanız da, bebeğinizi sling ile giyseniz de, bebek arabasında da taşısanız sizi kapsar. belirli sınırları olmasına rağmen (bakınız ap 8 temel ilkesi) size kendi kurallarını dayatmaz. her aile yapısına uyacağı ya da tamamen bilimsel olacağı gibi bir iddiası yoktur. çocuğu tamamen özgür bırakmak gibi bir amacı yoktur. çocuğa keşfedebilmesi, kendini ifade edebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için bir alan açmaya çalışır. diğer taraftan ebeveyni de ihtiyaçlarını doğru bir şekilde ifade edebilmesi yönünde destekler. şiddetsiz iletişim tarzını benimser.

    yukarıda da yazdım tekrar yazayım. her aileye uymayabilir. en doğru ebeveynlik yaklaşımı olmak gibi bir iddiası yoktur. size ve ailenize göre değilse, ap dahilindeki kimse sizi bununla yargılamaz. size kendiniz için en doğru yolu bulabilmeniz için iyi dileklerini gönderir. tüm çocukların ve ailelerin kendi içlerinde dengeyi bulabilmeleri dileğiyle. sevgiler…

    yasemin özşahin
  • çok faydalandığım gibi zaman zaman bizim türk annelerinin her konuda olduğu gibi burada da işin dozunu abarttığını düşünen tek ben olamam değil mi? tıpkı sağlıklı yaşam spor vs konularında olduğu gibi her şeyin alasını yapmaya programlanmış türklerin toplanma yeri olarak görüyorum bu da beni, herkes bir yerden pay alma peşinde, ben de buradan çeşmenin başını tutayım diyenler de vardır diye düşümdürtüyor haliyle..gerçi o kadar vasıfsızın bile instamom olduğu ve bundan para kazanıldığı düşünüldüğünde en azından okuyan araştıran birikimli insanların bu işten faydalanması elbette ki bana göre de olması gereken ama neden bu kadar ben dedimci paylaşımlar neden illa en değişik benim ilk ben dedim en birinci benim davranışları? valla yeminlen bıktım bir taraf yok bebek uyumazsa kutuplar yer değiştirir, uzaylı istilası başlar, tüm volkanik hareketler aynı anda aktive olur gibi kıyamet senaryoları yazarken diğer taraf uyumazsa uymasın sen de ana babasın uyuma bir zahmet hatta öl geber modunda takılıyor anlamıyorum.. alooo ben de insanım bu da kafa.. benim doğumdan önce de bir hayatım bir mesleğim kendim için önceliklerim vardı evet çocuk sahibi oldum sorumluluklarım var evet bitki değil bu insan yavrusu bana ihtiyacı var hem de nerdeyse ömür boyu ama ya benim ihtiyaçlarım üstünü giymekte direnen bir toddlerla kaybettiğim vaktim bozulan sinirlerim ne olacak? bebeğe her türlü bilgiyi aktarırken ki bu grup aynı zamanda bebeğin ikinci dili kolaylıkla öğrenebileceğini savunur, bebenin daha gözleri uzağı net seçemediği dönemde zeka kartlarını burnuna dayar, parklarda yüksek desibelde ' şimdi pelinsu merdivenden tırmandı aaa mavi kaydıraktan kaydı yeşil salıncakta sallandı' diye eğitici oyunlar oynar ve evet hiç susmuyorlar ama bir bebeğin uyumayı öğrenebileceğini es geçer ya da neyin yanlış neyin doğru olduğunu bilemeyeceğini düşünür bunu da bebeğe sonsuz özgürlük alanı olarak anlatır. ben mesleğimin başında yıllar önce kalburüstü bir özel hastaneler zincirinde yine kalburüstü bir muhitte çalışıyor ve yaşıyordum tıpkı bu kafada doktor çift vardı bir gün tüm doktorlar toplanıp bir doktor arkadaşa geldik bu anlatacağım çift de oğulları ile geldi tuvalet alışkanlığını yeni alıyordu 4 yaşındaydı ve çiftimiz çok entel okuyan araştıran bebeklerine sonsuz özgürlük alanı sağlamış bana göre bebeğin kölesi olmuş bireylerdi bırakın uyku eğitimini bir bebeğin tuvalet eğitimine bile alınmayacağını söylüyorlardı bence 4 yaş bunun için geçti ama bebesi olmayan bekar biri için bu düşüncemi kendime sakladım. tüm akşam çocuk tepemizde geziyor kah kendi kendine oyun kuruyor kah içimizden bir şanslıyı seçip saç çekme bacaklarında tepinme gibi eylemlerde bulunuyordu, misafir salonunun altını üstüne getirme konusunda ise gördüğüm en başarılı veletti kendisi haa diyeceksiniz ki anası babası nerdeydi onlara göre bu gayet normal bir olaydı doğasında bunlar vardı ve biz orada bunlara katlanmak zorundaydık bir kere bile bak evladım bu yanlış demediler neyse efenim ilerleyen saatlerde bu sevimli tatlış kardeşimiz donunu indirip salonun ortasına sıçtı bakın eğer en ufak bir abartım varsa daha da buraya yazamayayım, çocuk salonun ortasına defakasyon işlemini yaptı. ben hala salonun ortasındaki kakaya değil ana babanın soğuk kanlı davranışlarına hayret ederim bu grubun üyelerini de bahsi geçen çifte benzetiyorum.
    lafı uzatmayacağım eminim bu işe başlarlarken niyetleri iyi insanlardır ama bugün bir paylaşımlarında lohusa depresyonu sadece uykusuzla ilişkili değil ve bebeğin uykusuz olması da gelişimine engel değili anlatan bir makale özetini şöyle yapmışlardı
    -uykusuzluğun annenin ruh sağlığı üzerine etkisi yoktur !!!!
    hadi oradan diyorum nasıl yok? uykusuzluk bir insanın tüm gününü o günün kalitesini dahi etkilerken nasıl ruh sağlığını etkilemez? kaldı ki bunla ilgili bir dolu araştırma varken bakın buradan not düşeyim düzenli uyku uyuyamayan bir erişkinde kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığı bile daha fazla bırakın ruh sağlığını. aklımızla dalga mı geçiyorsunuz sayın attachment parenting üyeler? sizler bebeğinizin ilk üç yılında çalışmak zorunda olmayan evlerinizde her gün yardımcı kadın bulunduran tek işiniz gücünüz o toplantı senin o lansman benim gezen ya da hem mental hem güç gerektirmeyen işlerde çalışan ve artı yine evinde her işini yapan yardımcıları olan insanlar olabilirsiniz hadi hiçbiri yok ömrün kalan zamanını sadece bebeğinize adamış kendi varoluşunuzu unutmuş olabilirsiniz bu bana daha çok amerikanvari yaşamları hatırlatıyor o yüzden bugün çok uluslu otellere gittiğimde, fransız bebeklerinin, rus bebeklerinin ve alman bebeklerinin o ortama muhteşem uyumunu, anne babasının verdiği görevleri en ince ayrıntısına kadar yerine getirmelerini, yemek yerken, giyinirken bir oyun alanından ayrılırken nasıl bu kadar sakin olduklarını hayran hayran izliyorum sonra dönüp varsa ortamda amerikalı bebeler nasıl hemen kendilerini belli ettiklerini , anne babayı resmen köle yerine koydularını, bir kazak giydirilirken bile nasıl çığlık çığlığa kaldıklarını görüyorum ve eminim size tanıdık gelen bu özelliklerin bizim türk bebelerinde de olduğunu düşünüyorsunuz çok tanıdık değil mi? her amerika pediatri araştırmasını doğru mu kabul edeceğiz zaman zaman onun tam zıttı araştırma sonuçlarını açıklayan avrupa ekolünü neremize sokacağız?