*

şükela:  tümü | bugün
  • jacques rainier, elli dokuz yaşında bir sanayicidir. iş hayatında karşılaştığı çeşitli sorunlarla başa çıkmaya çalıştığı günlerde brezilyalı genç bir kadınla ilişkiye girer; bu ilişki, güç günler geçiren iş adamı için büyük mutluluktur. ancak, erkeklik saplantısı içinde olan bir arkadaşının bunalımlı itirafları ve konuşmaları, jacques rainier'nin de gerilemeye başlayan cinselliği konusunda kuşkuya düşmesine, kafasını bu konuya takmasına yol açar. bu düşüncenin pençesinden kurtulamaz.
  • romain gary'nin en iyi şeysi olabilir. clair de femme ile önlü arkalı oynarlar; topu okuyanın önüne iyi bırakır, golde katkıları hatrı sayılırdır.
  • onca yoksulluk varken ile başlayıp kadının ışığı ve şafakta verilmiş sözüm vardı kitaplarıyla devam ettiğim romain gary eserlerinden okuduğum son kitap. romain gary, biletiniz buraya kadar romanında, diyaloglarla gelişen akıcı bir anlatımla hayatın her alanında kazanmaya alışmış bir adamın kaybetmekte olduğunu fark edince nasıl paniklediğini, nasıl akıl almaz çözümlerin peşine düştüğünü enfes bir dille anlatmış.

    --- spoiler ---

    jacques rainier, 59 yaşında fransız bir iş adamı. çalıştığı sektörün hakimiyken dönemin konjonktürü bazı şeyleri değiştiriyor; onu, şirketlerini elden çıkarma* noktasına getiriyor. aynı zamanda kendisinden 37 yaş küçük brezilyalı bir sevgilisi var. aşık. ancak tabii yaşının gereği doğa da bazı şeyleri değiştiriyor; onu, sevgilisini gözden çıkarma* noktasına getiriyor.

    -ayrıca ben her zaman gizemli bahçelerin ve farklı dünyaların sağladığı zevklerin peşinde koşmuşumdur. yalnızca iki kişinin arasında kalan, onların dışında kimseyle paylaşılmayan suç ortaklıklarını severim. aşkın gerçek yuvası, her zaman gizliliktir.

    -insanoğlu düş kurmaya başladığından bu yana, o kadar çok imdat çağrısı yapıldı, denize o kadar çok şişe atıldı ki, denizi hâlâ görebilmek, denizin yerinde bir şişe yığını görmemek insanı şaşırtıyor.

    -insanlar her zaman en iyi yalanı, gerçekleri dile getirerek söylerler.

    -seni seviyorum dediğim zaman, bu sözlerle anlatmak istediğim şey, sana olan aşkım değil. başka türlü soluk alamadığımı söylemek istiyorum sana.

    -korku, insanı uygarlaştırır.

    -bir erkek ağladığında, her zaman bir yerlere saklanmış bir çocuk olduğunu düşünürüm.

    -insan tam bir mutluluk içindeyse ne yapar? beynine bir kurşun mu sıkar ya da ne bileyim, başka bir şey mi yapar? hırsızlık yapıyormuşum gibi bir duygu var içimde. dünyanın mutluluk için yaratılmadığını düşünüyorum.

    -çünkü, mutlu bir çift her zaman dünyaya sırtını döner.

    -seninle birlikteyken, özgürlüğe falan gerek duymuyorum. hiç duymuyorum. al onu. sana veriyorum. perde falan dik istersen. özgürlük diye bir şey yok, laura. biyolojik olarak bastırılmış durumdayız hepimiz.

    -doğa, korumak için onca çaba gösterdiğimiz doğa, bize baş eğmemizi buyuruyor. okyanusları kurtarmak gerek, atmosferi ve ağaçları, bunu anlıyorum, ama insan bu doğanın içinde sürekli bir baskı ve yoksun bırakılma içinde yaşıyor… önce ölmek sterdim.

    -erkekler bazen, gömülmelerinden çok önce ölmüş oluyor.

    -buysa, sadakat sözünden benim tam olarak anladığım şeydi: aşkın, zevkten önce gelmesi.

    --- spoiler ---

    ganyan bayiinin ordan nedim abi, kitabı okuduğum esnada elimde gördü ve "ne anlatıyo yiğen?" diye sordu. dedim: "abi, elli küsur yaşında zengin bir amca var, iş hayatı da aşk hayatı da sıkıntıya giriyor, o sebeple bunalım ediyor." nedim abi tabii durur mu! patlattı aforizmayı:

    -belli bi yaştan sonra yolun inişi amın genişi makbuldür yiğen.