şükela:  tümü | bugün
  • su an piyasada en cok dolasan "ses kalitesi yuksek muzik"ler 96khz 24 bit; ve bu da normal cd'den alacaginiz kalitenin (icerdigi ses verisi) 3.3 kati demek.

    ayrica sunlar da var; ama henuz 1 bit ve 5664.8kbps (dsd128 deniyor) bir muzik nasil olur, nerede nasil dinlenebilir bilmemekteyim.
    dusunsenize, su an bizim kaliteli mp3 rip dediklerimiz bile 192/320kbps civarinda...

    192khz 24 bit (cd'nin 6.5 kati)
    2.8224mhz 1 bit (cd'nin 4 kati)
    5.6648 1 bit (cd'nin 8 kati)
  • biraz kilo vermeyi takıntı haline getiren kadınlar gibi ya da vücut geliştiren insanlar gibi görüyorum odyofil kişileri. zayıf olmalarına rağmen olmadıklarına , vücutlarını bir dolu kaslar ile geliştirmelerine rağmen kas yapamamış olmalarına inanmış gibiler.

    müziği kaliteli ekipman, kablo,hoparlör ve kaynak ile dinlemenin keyfi tabii ki paha biçilemez, bir kere kaliteli müziğe alışan insan kulağı bir sonraki farkı çok iyi anlar, kabul.

    ancak kabul edelim ki, bir yerden sonra , kulağımızın da hissedemeyeceği frekanslar, alt sesler muhakkak olacak, ve bir noktadan sonra da alınan ses kalitesinin aynı oranda artacağına inanmıyorum.

    60.000 € değerindeki bir pikabın vereceği ses kalitesini 10.000 € fiyatı olan bir pikabın veremeyecek olmasına inanmıyorum.

    bir yerden sonra her koleksiyoner gibi aslında iş teknik boyutun dışında biraz da prestij, merak ve ekonomik imkanlar dahilinde gelişiyor, o noktada artık odyofil tanımının yanlış telaffuz edildiğini sanıyorum.

    ama her zaman müziğin, edinilebilecek en kaliteli ses ile dinlenmesi gerekiyor, tabii bunun için hayatın başka noktalarında da ince bir zevk ve tecrübe sahibi olmak ta şart kanımca.
  • audiophile olma yolunda emin adımlarla ilerlerken baktım ki dac, dap, amfi, armatür kulaklık, flac vs derken ufaktan servet çıkmış cebimden ve belli ki çıkmaya devam edecek "senin neyine lan audiophile olmak." diyerek bu uğurdan vazgeçtim. iphone'um ve ostry kc06a kulaklığım ile mutlu mesut yaşıyorum, fazlası beni aşar.
  • "blind test" denilen aslında başlı başına psikolojik etki barındıran ve her zaman saçma bulduğum bir test türüyle yerden yere vurulmaya çalışılan insandır.

    bakır ve gümüş kablolar arasında önemli ses farkı vardır, duruma göre az ya da çok olabilir, yok diyen duyamıyordur.

    320 mp3 ile flac ya da wav arasında fark yok diyen de yine kulağını yeterince geliştirememiş ve duyamamaktadır. zira bazı kayıtlarda wav ve flac arasında bile fark vardır.

    iyi bir sistemde (yeterince referans çalabilen üst seviye ve detaylı bir kulaklık varsa örneğin) rca kabloların farkı ortaya çıkar. çıkmaz diyen de yine tekrar edeyim, duyamıyordur.

    analog şekilde sesi taşıyan her komponent sese etki eder. bazısı duyar bazısı duyamaz, duyamayan duyanın manyak olduğunu ya da gerizekalı olduğunu düşünerek işin içinden çıkar.

    ülkemizde çok çok nadir rastlanan hobilerdendir. gerçi bizde hobi denince akıllarda gereksiz işlerin peşinde koşan ve bunlara yine "gereksiz" para harcayan bir insan sürüsü canlanmaktadır.

    bu hobiyle uğraşan çoğu insanın düzgün ve kendini nispeten geliştirmiş insanlar olduğu da pek çok kez karşıma çıkmıştır. tıpkı güzel hobileri olan diğer insanlar gibi.
  • ruhsal ve psikolojik bir hastalıktır. hiçbir zaman ses konusunda tatmin olamazsınız. dinlediğiniz müziklerde bütün frekansları, enstrümanları, müzisyenlerin enstrümanlarına dokunuşuna kadar duymak istersiniz.

    cep yakmayan hiçbir kulaklık-hoparlör-media player sizi tatmin etmez. bir süre sonra daha iyi müzik dinleyebilmek için tonla para dökmeye başlarsınız. yine tatmin olmazsınız.

    bazen acaba ideal ses nedir diye düşünürsünüz. hayatınızdan en iyi örnek olarak sadece mikrofonlanmamış enstrümanlarla yapılmış klasik müzik konserleri gelir.

    arabanızın hoparlörlerini değiştirirsiniz, "alçak frekanslar doygun gelmiyor acaba kapıları söküp yalıtım mı yapsam?" şeklinde manyakça düşüncelere itilirsiniz.

    laptop ve telefonun hoparlöründen şarkı dinlemekten nefret edersiniz. güya taşınabilir bilgisayar olmasına rağmen sırf ses sistemine bağlı kalması için laptopu evin içinde gezdiremezsiniz. telefonunuzun kulaklık çıkışı hiçbir zaman tatmin etmez.

    katlanabildiğiniz en düşük bitrate oranı 320 kbps olur. müzik arşiviniz her bir tanesi en az 30 mb olan flac formatında şarkılardan oluşur.

    hastalık değil de nedir?
  • kahve gürmeleri kadar çoğalmaya başladılar.
    saygı duyuyorum fil'lerine ama bu arkadaşlar yüzünden kulaklık alamıyorum.
    arkadaş hangi ürünün altına baksan internet cafe kulaklığı yazılır hale geldi..
  • bana banka hesabımdaki birikmişleri ufaktan ufaktan harcatan takıntı/bağımlılık/ vb. şeyimsi. fakat harcadıkça basslardaki fark gerçekten ortaya çıkıyor.
  • güzel-doğru müzik dinlemek isteyen, kulağını eğitmek isteyen, duymadığı frekansları duymak isteyen müzikseverleri tenzih ederek söylüyorum ki hurafelerle dolu bir dinin mürididir. işin teknik ve bilimsel taraflarına çok girmeden sosyokültürel taraftan bir kaç kelam etmek istiyorum.

    mevzubahis parayla satın alınarak sahip olunabilen bir ünvan olduğu için tartışması, delisi, ıvırı-zıvırı hiç bir zaman bitmeyecek bir muhabbettir. diğer bütün tüketim metalarında olduğu gibi burada da bir meta fetişizmi sözkonusudur. yani işin tutkusunu, özel zevkini geçtim bizler tüm insanlık olarak sahip olmayı seviyoruz. tüketmeyi, mideye indirip sindirmeyi ve tekrar acıkmayı seviyoruz. audiophile denen kişi de bu tüketim çılgınlığının içerisinde diğerlerinden hiçbir farkı olmayan standart bir tüketicidir. iş bu tüketim sürecinde kendince bilimsel, teknik konularda bir takım hurafelerle kafanızı ütüleyebilir. gerçek bir tutku sahibi olduğunu iddia edebilir. normal insanların duymadığı sesleri duyduğunu iddia edebilir. bu iddiaların bir çoğu psikolojiktir.

    o sebeple bu tutkuya sahip olduğunu iddia edenlerin çoğu eline bir enstruman alıp buna hakkettiği zamanı ayırıp bu konuda uzmanlaşmaz. zira bu emek parayla satın alınabilecek bir meta değildir*. tutkulu tüketicimiz parasını bastırıp sahip olmak ister.
  • bu hobi sahiplerini aynen fotoğrafçılara benzetebilirsiniz.

    bir kısmı sadece makine ve teknoloji konuşur, ama fotoğraf çekmeye gelince, ortada bir şey yoktur. bazıları ise bakmayı bilir, onu yansıtmak için o makineyi/lensi hakkıyla kullanır.

    odyofiller de aynen buna benzer. bir kısmı sadece sistem ve teknoloji konuşur, müzikal arşiv, seçicilik, müzik bilgisi ve sosyolojik/tarihsel muhabbetler yoktur.

    bir kısmı ise müzikten sağlam anlar; akımların tarihine-sosyolojik analizlerine kadar bilir; seçicidir, arşivi ile dudak uçuklatır ve her ziyaret ettiğinizden onlardan bir şeyler öğrenirsiniz.

    sayıları da o kadar az değildir, bu arada...ezmeyin yani, sağlam adamlar var aralarında....

    o yüzden bu grup hakkında fazla genellemelerde bulunmak çok da doğru değildir.

    hem müzik ile hem de odyofillik ile uğraşan biri olarak diyeceğim tek şey, müzik dinlemeye yatırım yapmayan bir müzisyenin çok ama çok büyük şeyler kaçırmakta olduğudur.

    iyi bir kayıt; doğru kaynak cihaz, aktarım ve akustik düzenleme ile gerçekçi bir akustik deneyim ve müzikal zenginliği yakalar ve çalma anını daha iyi simüle eder. konsere gitmek yerine eve konseri getirmenize, hem de kimi zaman sahneden daha iyi bir akustikle getirmenize vesile olur.

hesabın var mı? giriş yap