şükela:  tümü | bugün soru sor
  • audioslave hep bir hesap kitap grubuydu aslında. hep hassasti, ve biliyorduk ki uzun ömürlü olmayacaktı. daha grup resmi olarak kurulmadan önce yaptıkları çalışmaları ve demo olarak bir kaç şarkıyı kaydettikleri dönemi hatırlayın, daha o günlerden projenin başarısızlığa uğradığı, fikir ayrılıklarına düştükleri haberleri yayılıyordu. chris cornell'in müzikal birikimi, soyut şarkı sözleri, karamsarlığı, içe dönüklüğü, besteleri, rage against the machine'in, zack de la rocha kadar tom morellotarafından da bayrağı taşınan politik duruşuna, müzik hakkındaki görüşlerine, beste yapılarına son derece uyumsuzdu, ve bunlar bir grup için en temel konular.

    sonunda ilk albüm audioslave çıktı ortaya. satış sloganı "soundgarden'ın sesi ve ratm'nin gücü bir arada" idi, ki zaten albüm de tamamen buydu. zack de la rocha söz yazıp söylese bir ratm şarkısı olacak (belki de o amaçla bestelenmiş) cochise ve show me how to live ile başlayıp albümü kapatan bir steel rain ve like suicide potpurisi hissi veren the last remaining light'la biten albümün her şarkısı slogandaki iki gruptan birine ait gibi duruyordu. öyle ki grubun bestelediği ilk şarkı, like a stone'un iki bambaşka versiyonu mevcuttu. birisi albümde duyduğumuz, temeli akor mu yoksa riff mi olacak bir sürüncemede kalmış ritm gitar, az notalı bol efektli güzel bir gitar solo, ortanın biraz üstü bir tempo... herşey ratm karakterine uygundu. oysa chris cornell'in isveç konseri ile iyice yayılan, ama daha 2003'te pearl jam'in santa barbara konserine misafir olarak çıktığında solo olarak sadece bir gitar çalarak söylediği diğer yavaş versiyon. (ki bu versiyonda sözler söylenene, hatta nakarata gelene kadar dinleyiciler hangi şarkıyı dinlediklerini anlamadılar) grubun uyumsuzluğuna daha somut bir örnek olabilir mi bilmiyorum. bu durumda neden bu albüm çıktı? neden grubun kaynaşması beklenmedi ki? nedenleri var tabii.

    "audioslave ilk albümünü ikinci seferde çıkaracak" diye bir beklenti oluştu (en azından bende). chris cornell bu arada soundgarden döneminden beri dinlendirdiği, solo albümünde harika kullandığı sesini yokedercesine şarkı söylemeye girişti ve sadece bir turnede yine harap olmaya başladı. (halbuki solo turnesinde her mission söyleyişinde, o sesin asla zayıflamadığını gösteriyordu)

    ikinci albüm out of exile çıktı sonunda. ilk şarkı olarak yine like a stone kıvamında, iki arada bir derede kalmış, ritm gitarları biraz zorlanarak çıkarılmış bir riff üzerine kurulu, ortasında chris cornell'in karakteristiği olan akorlarla yavaşlayan bir şarkı olan be yourself seçilmişti. grubun iki kanadının da kariyerlerindeki en başarısız albüm olduğu, konserlerinde bu albüme olabilecek en az yeri verip, kalan boşluğu mecburiyetten eski gruplarının (bence orijinal gruplarıyla çalınmamaları büyük hata olan) şarkılarını konserlerde çalmaya başladılar. sahnedekiler de bu şarkıların hakkını veremeyerek çalınmalarına rağmen seyircilerin en merak ettikleri ve çalınmasına sevindikleri şarkılar olması karşısında audioslave'i devam ettirmenin sadece bir acı ve cepten yeme olduğunu hissettirmişlerdir sanırım. gerçekten bu kötü albümün içinde number 1 zero gibi bir şaheser olmasına rağmen bunu sadece bir iki konserde çaldılar ve single olarak çıkarmadılar ya, benim içimde kalan tek şey bu olmuştur audioslave hakkında.

    üçüncü albüm revelations ise sanırım geçen albüm ve turnenin gösterdikleri doğrultusunda kaçış planı hazırlanırken yapılan bir kamuflaj oldu. hem dinleyicilerden, hem de grubun kanatlarının birbirlerinden sakladıkları planları vardı belli ki. çünkü albümün çıkmasının ardından olması gereken patlama, turne vs bir türlü olmuyordu. zaten grubun vokalisti hayat tarzını tamamen değiştirmiş, paris'e yerleşmiş, orada bacanağı ile kafe açmış bir insandı artık. grubunun elemanları ile aynı kıtada bile yaşamıyordu.

    böylesine ayrılıkların ve sorunların bulunduğu bir ortamda, daha başlamadan "bu iş olmayacak" deyip bırakan chris cornell'i sonunda "tamam yapalım bu işi" demeye iten sebepler vardı elbette. solo kariyerine "soundgarden vokalisti" yapıştırmasıyla başladı. tarzı soundagrden'dan tamamen farklı bir albüm* yapması herkesi şaşırttı. mükemmel eleştiriler almasına rağmen farklı tarz yüzünden takip edenlerinin ilgisi yokoldu, hatta antipati duydular ve ticari anlamda tam bir facia yaşadı. öyle ki, bu albümün aslında ne kadar güzel bir albüm olduğunu insanlar audioslave kurulurken chris cornell'in adı tekrar popüler olduğunda farkedip kerhen, kendilerini bu albümü defalarca zorla dinleyip sevmeye çalıştıktan, hatta zorladıktan sonra hakkını verebildi. bu noktada chris cornell'in hayran kitlesini genişletmek, daha doğrusu esnetmeye ihtiyacı vardı. hem yeni dinleyicilere ulaşabilmesi, hem de tekrar ismi anılan popüler bir şarkıcı olabilmesi gerekiyordu ki, günün birinde kaldığı yerden solo kariyerine devam edebilsin. audioslave işte bu boşluğu doldurmak için mükemmel taştı. biraz da chris cornell baştan resti çekerek o taşı yonttu ve istediği şekle girmesini sağladı. ve taş duvarda yerine sağlamca oturduktan, yerinden oynamaz hale geldikten sonra üzerine yeni taşlar koyarak inşaata devam etmek gerekiyordu; audioslave çapında bir grubun düşünülen potansiyele asla ulaşmadan sadece küçük adımlarla ilerleyebildiği bu noktada o taşları da yerleştirmenin zamanı gelmişti.

    ratm kanadının perspektifini çok inceleyemiyorum, çünkü onlar, baştan chris cornell'in restini görerek pasif durumu kabullendiler. cornell'e "tamam politik müzik yapmayız, yeter ki sen vokalistimiz ol" dedikleri anda grubun hiyerarşisi belli olmuştu bile. ama inkar edilemeyecek şey ratm'nin artık çok tahmin edilebilir, kalıplaşmış ve kendini tekrar etmeye başlamış müziğinin dışına çıkabileceklerini hem kendi kendilerine hem de dinleyicilerine ıspat edebilmiş olmaları. ilk defa bu tayfanın yeni bir albümünde neler yapabileceğini biliyoruz, ama bir o kadar da bilmiyoruz. üzerinde mühendis gibi çalışarak uzun zamanda şekillendirdikleri wake up, freedom, know your enemy gibi sert ve eklemli şarkıların aksine getaway car, jewel of the summertime, number 1 zero, broken citygibi şarkılar yapabildiler, en azından tarzlarına entegre edebildiler.

    bir araya geldiklerinde sadece beğenileri doğrultusunda, üzerlerinde beklenti olmadan özgürce müzik yapan, beraber yaşayan dostlar, can yoldaşları değillerdi. deneseler de olamadıklarını gördüler. sonuçta bence iki kanat da birşeyler kazandılar, ve o an için hayatlarında gerekli olan şeyi yapıp audioslave'de çaldılar. iki taraftan biri daha önce grubu bırakacaktı, ve bu muhtemelen chris cornell olacaktı (hem grup dağıtma sabıkası, hem de son zamanlardaki müzik içi ve dışı hareketleri bunu gösteriyordu) öyle de oldu. hesap kapandı.
  • yaşımdan ötürü kaçırdığım onlarca şeyden sadece birisi. nolurdu lan dağıtmasaydınız da bir konserinizi yaşasaydım dediğim.
  • audioslave hep avucumuzda tuttugumuz kelebekti aslinda, hep hassasti, ve biliyorduk ki uzun omurlu olmayacakti. grup kurulmadan onceki gunleri hatirlayin, ratm elemanlari ile cornell birlesmis, civilian adinda bir grup kurmus, yeni sarkilar bestelemislerdi. acayip sevdigimiz iki grubun birlesmesi bizleri acayip heyecanlandirmis, yerimizde duramaz olmustuk. sonra kotu haber geldi, besteler begenilmemis, grup dagitilmisti. aylar sonra audioslave kuruldugunda benim aklim hep civilian'daydi. muhtemelen o grubun dagilmasinda bestelerden baska sorunlar da vardi ve o sorunlar eninde sonunda gelip audioslave'i de harcayacakti. iste bunun bilincinde gecirdim su 5 yili, audioslave'in ne zaman dagilacagini bekleyerek, ve sonunda o gun geldi.

    egri oturup dogru konusmak lazim, audioslave'in ilk albumu bence cok saglamdi, ikinci ve ucuncu albumler de fena sayilmaz aslinda, ama audioslave hicbir zaman ne rage ne soundgarden kadar iyi bir grup olamadi. belki de bu ayrilik daha hayirli olacaktir, cornell euphoria morning'de yarim biraktigi isi devam ettirir, rage elemanlari da zach ile birlesip yollarina devam ederler. ama audioslave bu iki grubun basarisina ulasamasa da cok sevdigimiz bu adamlarin 5 yil bos bos oturmalarina engel oldu, bize 5 yilda tam 3 album verdi ki axl zibidisinin 10 yilda 1 (yaziyla bir) album cikaramadigini dusunursek ne kadar uretken bir 5 yil oldugunu daha iyi anlayabiliriz. ha keske 3 diil de 2 album cikarsalardi, onlar da hic eksigi olmayan tas gibi albumler olsalardi, kismet diilmis.

    netice itibariyle audioslave gidisine uzuldugum, ama yikilmadigim bir grup oldu, guzel hatiralar birakti. cochise'in klibini ilk izledigim zaman universitedeki newsgrouplara "aallllaaaahhh cornelll geldi" diye mesaj attigim gunleri, veya sozluge be yourself'in linkini attigimdaki heyecanimi hatirliyorum da, hakikaten birseyleri degistirdi bu adamlar galiba. yollari acik olsun....
  • sonradan görme rakçı olduğum için yeni yeni dinlediğim grup. kusuruma bakma chris reyiz rock'n coke 2007de değerini bilemedim.
  • herhalde hayatımın sonuna kadar sıkılmadan dinleyeceğim wide awake ve like a stone gibi iki şaheseri yapmış, chris, tom, brad ve tim efendilerin hayatta az rastlanan uyumunu çöpe atmış grup. lan bari iki üç albüm daha olaydı da öyle ayrılaydınız. bak r.a.t.m mükemmel grup ona söyleyecek sözüm yok, hatta şarkıların hepsini arka arkaya dinlerim ama like a stone ve wide awake deyince orda duracaksın. bazı şarkıların ya başı ya kıçı ya da ortaları güzeldir, ama bazılarında kusur yoktur, başından sonuna kadar mükemmeldir ya, işte bu iki şarkıya bana göre mükemmel demek bile az. ha bak bir de shadow on the sun var ki ona da söz yok. chris cornell istediği kadar timbaland, soundgarden ya da kimle çalışıyorsa çalışsın tom morello'nun yaptığı şarkılardaki sesini bence bir daha çıkartamaz. * son olarak kanımca bunların dağılmasına bizler kadar michael mann de üzülmüştür.
  • 2007'de be yourself ile tanımıştım kendilerini. parçalarını stüdyoda çok temiz kaydetmiş grup.kısıtlı müzikal bilgimle söyleyebileceğim tek şey; ortada sadece elektro,bass ve davul ile yapılabilecek en düzgün kayıtların bu gruptan çıktığı olur.3 albümünü de açıp dinlemek gerekir teker teker.
  • 29 ağustosta audioslave'in enstrüman tarafını oluşturan rage against the machine çalgıcılarından tom morello (gitarist) ve tim commerford (basçı) chris cornell'ın doğum günü kutlamaları için los angeles'taydı ki ortamda soundgarden üyeleri de (kim thayil ve ben shepherd) bulunuyordu (2 ekibin bateristleri ortada yok işin ilginci).

    http://www.alternativenation.net/…ls-50th-birthday/

    tom morello'nun solo projeleri kapsamında 26 eylül 2014'te seattle'da vereceği konserde ise chris cornell da görev alacak.

    gelişmelerin hepiciğini birleştirdiğimizde bu abilerimizden konser ve albümler bekleyebiliriz, fena da olmaz!

    http://www.youtube.com/watch?v=2w2kw10g2nc
  • bu topluluğun dağılmasının tanımı: varlığının kıymetini bilmeyeni yokluğuyla terbiyedir.
  • artık dinleyemediğim grup. bir daha tekrar beraber olamayacaklarını düşündüğümde hissettiğim duygu şarkılarından aldığım zevki bastırıyor.
  • 15 yıl önce bugün çıkan efsanevi audioslave debut albümü. tom morello'nun sözleri özetliyor aslında.
    https://www.instagram.com/…l=tr&taken-by=tommorello

    bana bu grubu, bu albümü, show me how to live'i en önemlisi de cochise'i tanıtan bir kişi vardı. belki kendisini değil ama; kendisiyle konuştuğum dönemleri, chris'in hayatta olduğu dönemleri çok ama çok özledim. bu kadar sevdiğim bir grubun, bir albümün beni hüngür hüngür (hatta daha doğrusu hönkür hönkür) ağlatacağı aklıma gelmezdi.

    bu albüme, bu albümün dönemine dair tüm ama tüm yazılı makaleleri, tüm videoları, röportajları, fotoğraf çekimlerini toplamıştım. şimdi o arşivi kim oturup izleyecek/dinleyecek? ne zaman hazır hissedeceğim?

    tüm bunları bir kenara bırakırsak; rick rubin'e hasta olma nedenidir bu albüm. audioslave de; gerçek bir süper kahramanlar birliğidir; avengers'tır.

    bu albümün efsane döneminden efsane bir röportaj bırakayım buraya öyleyse.
    https://www.youtube.com/watch?v=ua9seyhtq3y