şükela:  tümü | bugün
  • orjinal sherlock holmes
    edgar allan poe'nun yarattigi insanustu zekayla donanmis dedektif
    morgue sokagi cinayelerini cozen deha
    parasiz kalmis eski bi aristokrat, egzantrik kisilik
    cagrisimlarin, ayrintilarin adami..
    iyi niyetli, saf, temkinli bi arkadasiyla yasiyor, dedektif romanlarinin en buyuk klisesinin ilk temsilcisi oluyor boylece..

    karanliga asik goth idolu o, gay oldugu da sizan dedikodular arasinda..
  • chevalier c auguste dupin'dır tam adı.
  • sherlock holmes karakterinin yaratılmasının etkisi yatsınamaz, lakin bay holmes'a göre "dupin çok aşağılık kompleksli bir insan" * *
  • "dupin'i kafamda ikiye bölmek hoşuma giderdi- biri, yaratıldığı gibi, herhangi bir insandı; öbürü ise bir çözümleyiciydi, bambaşka bir insan." e.a. poe (morgue sokağı cinayeti)
  • bir şeyi çözümleyebilmek için doğru soru "ne oldu?" değil, "daha önce olmayan ne oldu?"' der bu amca. morgue sokağı dışında bir cinayet hikayesini daha çözer*, ki bu hikaye fransa'da yaşanmış ve kayıtlara geçmiş gerçek bir vaka olup, poe yalnızca gazetelerden takip ederek cinayeti kendi kafasında kurgulamış, hikaye etmiş, kurgusunda dupin'e çözdürmüştür. henüz olay aydınlanmamışken, bilgiler ışığında sonrasını kurgulamış, hikayesindeki katile belli motiveler dahilinde belli işler yaptırmıştır. daha sonra olay aydınlandığında katil'in kimliğini tutturduğu gibi, eylemlerini de tutturmuştur. budur.
  • edgar allan poe tarafından yazılmış, olayları düşünerek çözen, çevresini algılayabilen, neden-sonuç ilişkilerini mükemmel bir biçimde kuran, zeki insan. bir dedektiften ziyade bir çözümlemeci ve bir gözlemci. öykülerini okuduğumda kendimi gerizekalı gibi hissetmeme de yol açar.
  • edgar allan poe'nin ürünü olan hak ettiği ünü kazanamamış dedektif

    bu dedektiflerin çift olarak gezme olayı
    hem psikolojiyi (hercule poirot) hem de fiziksel özellikleri (sherlock holmes) kullanması ile dedektifler tarihinde çoğu ilkin sahibi adamdır auguste dupin
    adını ilk olarak morgue sokağında cinayet'te duyarız..
    son derece enteresan bir finali olan bu öyküde çoğu yeteneğini konuşturur dupin
    biraz kibirli bir adamdır
    polisi biraz hakir görür , kendisinin de zekasının aşırı derecede farkındadır..

    edgar allan poe , dupin'de biraz kendini anlatmıştır.dupin de yaratıcısı gibi çoğu zaman bunalım gezen bir tiptir.
    ama işini layığıyla yapan
    ve çoğu polisiye roman okuyucusunun daha adını bile bilmediği bir dedektiftir...
  • ken parker'ın boston adlı macerasında parodisi yapılan dedektiflerden.

    aslında yaşadığı çağ ve ülke olarak gerçekten de ken parker'ın ortamlarına yakın düşen bir tek o gibi (belki biraz geç kalarak).

    görselleri
  • kendisiyle ilk morgue sokağı cinayetleri'nde tanışırız. hem de ne tanışmak. bütün ihtişamı, kudreti ile girer hayatımıza dedektiflerin atası dupin. nasıl derseniz, işte böyle;

    bir gece palais royal yakınlarında, uzun, pis bir caddede dolaşıyorduk. ikimiz de düşüncelere dalmış olduğumuz için, en aşağı on beş dakikalık bir zaman boyunca tek bir kelime bile konuşmamıştık. dupin, birdenbire şu sözle yırttı sessizliği:
    "gerçekten pek ufak tefek bir adamdır o, theatre des varietes'ye daha yakışır."
    "şüphesiz öyle," diye cevap verdim; hiç düşünmeden vermiştim bu cevabı(artık o anda ne kadar dalgın olduğumu anlayın), onun bu sözlerinin kafamdan geçenlerle tıpatıp uyduğunun farkına varmamıştım. bir an içinde kendimi toparladım, ama şaşkınlığım pek derindi.
    "dupin," dedim, ciddi bir sesle, "aklım almıyor bunu. şaşkınlığımı saklayacak değilim, duygularıma inanamıyorum. nasıl olur da benim şeyi düşündüğümü-?" burada durdum, kimi düşündüğümü bilip bilmediğini, hiç kuşkuya yer kalmadan öğrenmek istiyordum.
    "-chantilly'yi düşündüğümü, desene," dedi, "niye durakladın? ufak gerekliği yüzünden trajedilere yakışmadığını düşünüyordun."
    gerçekten de düşüncelerimin ana konusu buydu. chantilly, eskiden st. denis sokağı'nın ayakkabı tamircisiydi ama sahneye heves ederek crebillon'un xerxes adlı trajedisinde xerxes rolünü oynamaya kalkmış, bu yüzden de dile düşmüştü.
    "tanrı aşkı na söyle," diye bağırdım, "hangi yöntemle -eğer bir yöntemin varsa- nasıl böyle ruhumun derinliklerine giriyorsun anlat bana." aslında, gösterebildiğimden çok daha fazla bir heyecana kapılmıştım.
    "yemişçi neden oldu," dedi arkadaşım, "bu kundura tamircisinin xerxes rolü için epeyce kısa boylu olduğu sonucuna varmana yemişçi yol açtı."
    "yemişçi mi? --şaşırtıyorsun beni- tanıdığım yemişçi falan yok benim.
    "bu sokağa saptığımız anda sana çarpan adam -on beş dakika kadar bir şey oldu."
    hatırlamıştım; c. sokağından, bulunduğumuz caddeye saptığımız sırada, başının üstünde koca bir sepet elma taşıyan bir yemişçi, istemeyerek bana çarpmıştı; az daha yere yuvarlanacaktım; ama bunun chantilly ile ne ilgisi olduğunu bir türlü anlayamıyordum.
    bir damla bile olsa şarlatanlığı yoktu dupin'in. "açıklayacağım," dedi, "hepsini anlatırsın şimdi; önce, yemişçi ile çarpıştığından bu yana aklından geçirdiğin şeyleri, geriye doğru bir sıralayalım. zincirin ana halkaları şöyle gidiyor -chantilly, orion, dr. nichols, epicurus, stereotomy, caddenin taşları, yemişçi."
    hayatlarının herhangi bir çağında, düşüncelerinin vardığı birtakım sonuçları nasıl elde ettiklerini araştırmamış, böyle sıralamalar yapmaktan tat almamış kimseler pek azdır. bu iş çoğu zaman ilgi çekicidir; hele ilk olarak deneyenler, başlangıç noktası ile sonuç arasındaki uzaklığı, birbirini tutmazlığı görünce pek şaşırırlar. fransızın bu sözlerini dinlediğim, söylediklerinin hepsinin doğru olduğunu kabul etmek zorunda kaldığım sirada, ne derece büyük bir şaşkınlığa kapıldığımı artık siz kestirim. şöyle devam etti:
    "yanılmıyorsam, c- sokağından ayrılırken atlardan söz ediyorduk. tartıştığımız son konu buydu. köşeyi dönerken, başının üstünde koca bir sepet taşıyan yemişçi sürtünerek yanımızdan geçti, sana biraz hızlıca çarpmış olacak, kaldırımı onarmak için kenarda yığılı duran taşlara doru sendeledin. oynak bir yaşın üstüne basınca ayağın kaydı, topuğun biraz incindi, kızdın, hırçınlaştın, birkaç kelime mırıldandın, dönüp taş yığınına bir baktın, sonra sessizce ilerledin. yaptıklarına dikkat bile etmedim; ama ta eskiden beri gözlem benim için kendiliğinden olagelen, kaçınılmaz bir şeydir.
    "gözlerini yere dikmiştin canı sıkkın bir halde, kaldırımdaki çukurlara, oyuklara bakıyordun(hala taşları düşünmekte olduğunu bundan anladım); lamartine pasajı'nın oraya gelene kadar bu böylece devam etti; orada bir deneme olarak, kaldırımı tahtadan, küçük taşlar biçiminde kesilmiş, düzgün tahtalardan yapmışlardı. onları görünce yüzün aydınlandı, dudakların kıpırdadı, 'stereotomy' kelimesini mırıldandın, buna kuşkum yok; kesme, biçim verme anlamına gelen bu kelime ile kaldırımın tahtadan oluşu arasında kolayca görülen bir ilgi vardı. 'stereotomy' kelimesini ise, atomları düşünmeden söyleyemeyeceğini biliyordum; atomları düşününce de, epicurus teorilerini hatırladın; bir zaman önce bu konuyu tartıştığımızda, kozmografya biliminin ileri sürdüğü nebülöz teorileri ile bu değerli yunanın tahminleri arasındaki benzerliğe dokunmuştum; son buluşlarla o tahminlerin doğrulanmakta olduğunu söylemiştim; bunları hatırlayacağın için gözlerini orion yıldızlarının oradaki büyük nebülöze doğru kaldıracağını umuyordum, bu hareketi yapacağına emindim. gerçekten de, başını kaldırıp yukarı baktın, böylece düşüncelerinin akışını doğru olarak takip ettiğimi anladım. 'musee'nin dünkü sayısında çıkan o acı yerme yazısında yazar, chantilly'nin ayakkabıcı oluşuna dokunan birtakım terbiyesizce sözler söylerken, seninle üzerinde sık sık konuştuğumuz, latince bir dizeyi aktarmıştı. hani şu dize:
    "perdidit antiquem litera prima sonum."
    bunun önceleri urion diye yazılan orion ile ilgili olduğunu ta ne zaman anlatmıştım sana; o açıklamayı yaptığım sirada beni öyle bir dinliyordun ki, sözlerimi hiç unutmayacağını anlamıştım. bu yüzden de orion ile chantilly kelimelerinin kafanda birbirini kovalayacağı açıktı. böyle bir çağrışımın olup bittiğini dudaklarında dolaşan gülümseme belli etti. zavallı kundura tamircisinin harcanışını düşünüyordun. o ana kadar kendini bırakmış bir halde yürümekteydin; birden doğrulup dikleştiğini gördüm. bunu gördükten sonra, artık, chantilly'nin ufak tefekliğini düşündüğünden kuşkum kalmadı. işte tam bu noktada, düşüncelerini keserek, onun -chantilly'nin- gerçekten pek ufak tefek bir adam olduğunu, theatre des varietes'ye daha yakışacağını söyledim."