şükela:  tümü | bugün
46 entry daha
  • bırakın caz standardını, bir hayat standardıdır autumn leaves. o tipik, bilindik havayı tamamen değiştirip yıldızları odanıza getirebilir. sonbahar serinliğinin çöküşüyle değişen duygularınızla az sonra gelecek günbatımı sendromuna mecbur edebilir. bu nedenle hangi ortamda çalınırsa çalınsın, kullanılan enstrümanlar ne olursa olsun etkileyici ve cezbedicidir.

    (öncelikle, okuyacaklarınız cannonball adderley'nin somethin else'indeki o efsanevi autumn leaves baz alınarak yorumlanmıştır.)

    belirtmek isterim ki, şarkı modal ilerlerken birden bire surdinli trompete ruhunu karıştırıp corti organımızı titreten miles davis'i selamlıyoruz. tam bu esnada, solonun sonlarına doğru azalan bir mood dikkatimizi bile çekemeden cannonball adderley bugüne kadar dinlediğim en güzel alto sololarından birine imza atıyor. o kadar yerinde, o kadar modal; ancak o denli tatlı improvizasyonda ki, nefesini tutup tamamen o soloda buluyor kendini insan. cannonball'un solosunun bitiminde miles davis kendini tekrar gösteriyor ve bunun bize verdiği tatlı yorgunlukla sersemliyoruz. ama o anda, tam miles davis kendini belirsiz bir yöne çektiğinde bedenimizi ve ruhumuzu hank jones'a teslim ediyoruz. tecrübeli piyanist tam formunda, altın yıllarında. kaçamıyoruz kendisinden ve kısa süreli estetik orgazma neden olan o bildik tonlarından. tek tek dokunuyor notalara, art blakey ve sam jones ile kısa süreli trio oluşturuyorlar. ve final, bir caz standardına yakışan şekilde gerçekleşiyor. önce art blakey geri adım atıyor. ardından cannonball adderley ve sam jones perdeden sızan miles davis ve yanındaki hank jones ile selam verip bu güzel onbir dakikayı sonlandırıyor.

    unutmadan, tenor saksofon tuşlarında aktığı zaman tüm duyguları bir süreliğine götürüp, getireceğinin sinyallerini veren leziz şarkıymış. az önce denedim, oradan biliyorum.
69 entry daha