şükela:  tümü | bugün
  • hobi olarak şiddet
  • sagda solda doga dostu avcilik ve doga dostu avcilardan bahsedildigini duydukca cilgin attigim her halukarda bir tarafin silahli kopekli durbunlu isikli vs olup diger tarafin sadece bacagina veya kanadina guvenebildigi bastan esitsiz kiyim. tek hakli gorulebilir istisnasi kontrolsuz ureyen bir turun sayisini belli limitler icinde sinirlamak olabilir diye dusunuyorum.
  • bir zamanlar insanoğlunun yaşamak için zorunlu olduğu avcılık bugün hayati bir ihtiyaç olarak görülmesede, av dürtüsü yinede insanın içinde vardır. avcılık ise bu dürtünün salıverilmesi , yani bir nevi özüne dönmesidir.

    avcılık , doğayla bütünleşmek anlamına gelir. medeniyetin bizlere kullanmayı unutturduğu yeteneklerimizi , becerilerimizi kullanmamıza olanak tanıyan bir aktivitedir. bir alim için nobel , sanatcı için oskar , sporcu için kupa ne ise , avcı içinde av yada avın trofesi , yani dişi, postu, boynuzu da odur. maddi değeri önemli değildir. belkide insanın doğa ile mücadelesinde kendi kendini aşmasının verdiği zevktir. bir nevi doğada kendisi ile yaptığı bir yarıştır. dolayısı ile avcının çektiği çile, av sonunda aldığı zevki arttırır.

    (iş adamı ve üstay durusu park yaban hayatı müzesi kurucusu olan ali üstay 'ın anlatımıdır.)
  • avcılık umut etmek demektir.
  • vakti zamanında karacalardan mehmet adında iyi bir avcı var idi. ekmekçi civarındaki bir köye koca bir yaban domuzu dadanmıştı. kimse bu domuzla başedemiyor aksine görenler soluğu köy kahvesinde alıp başlıyorlardı anlatmaya; "dişlerini gir görsen (elleriyle bacağını sarıp havaya kaldırarak) aha bu sağ bacağım kadar, hele burun delikleri var ki (iki elini birleştirip bir çember oluşturarak) nah böyle, boyu desen (sağ elini yükseklik belirtir şekilde havaya kaldırıp avuç içini yere paralel şekilde tutarak) benim omuzlarımda, sesi (elini kulağına atarak) taa kilometrelerce öteden bile duyulur..." anlatılanlar haliyle karacaların mehmetin dikkatini bir hayli çeker ve bizim mehmet atılır; "gidip bizzat bulcam bu domuzu ahanda yanıma bu tek dom-dom kurşununu alıyorum, tek fişek kafidir bana..." yola koyulur mehmet, varır domuzun gezindiği civarlara ancak bütün gün taramasına rağmen hiç ize rastlamaz. derken hava hafiften karamaya başladığı sırada alt taraftan bir parıltı çarpar şahin gözlü mehmet'e, kafasını küçük hamlelerle aşağıya çevirdiğinde daha önce hiç görmediği beyazlıkta ve büyüklükte bir koç büyüklüğünde ki tavşan gözüne çarpar, tam da sol ayağının üzerinde. tavşan havayı koklar vaziyette burnunu oynattıktan sonra tekrar otlara yumulur. küçük çıtırlarla ve iştahla otları çiğner. heykel gibi kıpırdamadan tavşanın boş bir anını bekleyen mehmet "en azından eve boş dönmem böyle bi tavşan nerde görülmüş diye kendi kendine mırıldanır". o sırada tam solundaki karanlıkla irkilir. "bu gerçek olamaz" diye söylenmeye başlar. bahsettikleri domuz karşısına dikilmiş, mehmet ile göz teması kurmuş, sanki onu düelloya davet eder gibi... göz bebeklerinin içine içine bakışlar... o iri vücuduyla kapkalın derisi ve soğuktan buhar üfleyen koca kafasıyla yaban domzuzu tam karşısında... 80 adım ötede, sanki tek kurşunu olduğunu biliyormuş gibi sinsice onu izliyor. hemen ne yapacağına karar verme işine soyunan mehmet çok çevik bir hamleyle sol ayağını topun dibine sokup aşıttırma vuruş yaparcasına otlamakta olan tavşanın iki ayağına arasına sertçe geçirir. ne olduğunu anlayamayan tavşan havada debelenir, boşlukta tutunmaya çalışır gibi... domuz bu ani haraketlenmeye anlam veremez ve kafasını daha da bir yukarı kaldırıp olan bitenden haberdar olmak istercesine haraketlenmeye doğru odaklanır. saniyenin onda biri gibi bir zamanda nişan alan mehmet baş parmağıyla tüfeği ateşler. pouvv !!! bembeyaz tavşan yerde kafası vücudundan bağımsız bir şekilde, kandan kırmızıya çalmaya başlayan tüyleri ile uzanmaktadır. o koca kara domuzdan ise inleme sesleri gelmektedir. o devasa yaratığın kaşlarının arası tabir edilen bölgesine, domdom kurşunu değmekle kalmamış, delip geçmiştir. zaten eli kulağında olan köylü apar topar olay yerine teşrif etmişlerdir. mehmet koca beyaz tavşanı yahni yapmak üzere sırtlamış olay yerinden bir hayli uzaklaşmış, geride ortalığı kana bulamış koskoca bir domuzu ebedi uykusuna yatırmış halde bırakmıştır....

    -avcılar iyi atar-
  • toplayıcılık ın kardeşi.
  • ekşi sözlüğümüzde sazan.avi olarak taçlandırılmış bir anlaşma (???!??) türü olup türlerin kökenine kibritsuyu dökmek diye de okunabilir.
  • zevk için katliamın diğer adı. avcılık aman ne güzel birşeydir, zevktir, sefadır, spordur, teşvik edilmelidir diyenlere şu siteye bakmaları önerilebilir: http://www.africancats-hounds.co.za/ burada zengin orospu çocukarının zevkleri tatmin olsun diye can vermiş kediler ve onları katletmekten zevkin doruğuna çıkarak orgazm olmuş avcıların gülümseyen resimlerine ulaşılabiliyor.
  • doğaya "cici" bir dönüş. ve tabi bunun yanında öldürme zevki. "bunca insan eti canlı canlı mı yiyor sanki bidi bidi.." şeklinde, kurban bayramıyla paralel çizgiler çizen genel bir savunması vardır. ama burda önemli olan husus bir insanın "öldürmekten duyduğu haz" ve bu haz için bir yığın emek, para ve vakit harcayabilmesidir. esas sorunu bu teşkil eder. bir diğer savunması da "doğayla bütünleşmek" tir. ama bu örtü altına saklanan bir avcının götü yine kabak gibi açıkta kalır, yazık olur. söz konusu bütünlük, romantizmle eşdeğerse o doğanın içinde milyarlık tüfeklerin, dürbünlerin, çizmelerin, pusulanın vesairenin işi nedir. bu doğanın beslenme zincirine, ruhuna ve estetiğine bir katılım değil, olsa olsa ona son model bir teknolojiyle müdahale etmektir. onu bozmaktır. benim anladığım doğa kavramının içinde avans gol yok, torpil yok. başa baş, dişe diş bir mücadele var. eşit şartlarda verilen bir savaş var. işte o zaman bu doğaya dönüş sağlanabilir. o zaman bir insan kendini doğaya adamış olur. av mevsimi başlayınca arabaya atlayıp bir ormanın yolunu tutan, tüm teçhizat donanıp bir iki kuş vuran, akşam da arabaya atlayıp eve dönerek "doğa insanıyım" diyen bir insan olsa olsa doğanın kendisine hakaret eder, onu küçük düşürür. mide bulandırır.

    avcılığın tanımı olsa olsa şudur tüm bunları düşünürsek; kutu kutu evlerinde yaşayıp 21. y.y.ın tüm modern nimetlerinden faydalanan ultra-sivilize bir cemiyet içinde "hadi biraz da macera yaşayalım" ihtiyacı benimseyen insanların bir bilgisayar oyununu aratmayan simülasyon oyunu. ötesi değil.