şükela:  tümü | bugün
  • hala daha insalara spor diye yutturulmaya calisilan bir hastaliktir hemde. hadi eskiden neyse dag basindasin elektrigin yok suyun yok karnin ac canin sikiliyor falan ama hala bu devirde nereye kadar kardesim, elinde milyarlik tüfek , siktigin fisegin parasiyla kasaba gitsen iki misli et alirsin, ne diye kiyiyorsun kurda kusa... seviyorsan silahini git poligonda ates et yada ne bileyim sise vur tarlanda bahcende, yazik deilmi nesli tükenen geyige , bilmem ne kusuna. üniversitede okurken av meraklisi bir hocanin ofisine girmistim , duvarda tüfekli resimleri vede karin üzerine serilmis onlarca kus tavsan ve koca bir geyik resmi vardi.. icim acimisti ,gercektende okumak cehaleti aliyor ama esseklik baki kaliyormus demek...
  • sanıyorum avcılığın şu zamanda hala resmi olarak pratike edilebilmesi ancak bu "sporun" en üst sosyoekonomik seviyeye hitap etmesiyle açıklanabilir.

    avcılık bir spor değildir. avcılık zevk için yapılan katliamdır. avcılık 2-3 nesil içinde yeryüzünden silinecek ve o zamanki neslin aklının almayacağı bir pratiktir.

    avcılık modern insanın eline silah alıp bir şeyler öldürebilmesinin kılıfıdır. modern toplumların bok yemesidir.
  • oldukça yerinde bir yaklaşımdır. hatta kibar bir tanımdır. tam olarak bir psikopatlık ve sosyopatlık söz konusudur. kendi sağlığınız için avlandığını bildiğiniz insanları gördüğünüz yerde kaçın. bir süre sonra sizi zevk için vurmayacağının garantisini kimse veremez.
  • (bkz: cem boyner)
  • öyle olsa bile bunu ancak vejetaryenlerin dile getirme hakkı vardır.
    et endüstrisinin hayvanlara her türlü işkenceyi çektirip öldürerek sofranıza getirdiği etleri lüpletip avcılığa ruh hastalığı demek asıl sizi ikiyüzlü bir ruh hastası yapar.
  • bir canlının yaşamına son verildiği bir eylemin kesinlikle spor olmadığını kabul etmekle birlikte, ruh hastalığı gibi yorumlarda yanlıştır. günümüzde gelişen av malzemeleri teknolojisinde, av etiğinin daha katı sınırlarla belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum. bunların yanında yemek amacı dışında av yapan kişilere acaip kıl oluyorum bende
  • kensinlikle ruh hastalığıdır nedir bu kardeşim vahşi, yırtıcı hayvan staüsüne layık gördüğün hayvanlar bile ihtiyacı olmadığında veya bir tehditle karşıkarşıya kalmadığı sürece hiçbir canlıya saldırmazken kendini medeniyetin yaratıcısı olarak gören hatta başka insanları bile hakir gören bazı denyolar kalkıp tek silahı pençeleri veya gagası olan bir hayvanı sadece zevk için hırsını tatmin etmek için tüfekle öldürebiliyor ve üstelik bunu spor diye adlandırıp kendini kahraman sanacak kadar küçülüyo kahramanlı yetenek beceri desen değil ulan öldürdüğün hayvanların çoğunu haberi olmada kalleşçe öldürüyorsun sahte kahraman spor desen hiç değil bu sporla nereni çalıştırıp geliştiriyorsun; satranç beyini geliştiriyor, bilardo, beyini vücut üzerindekontrolü bedensel sporlar malum ulan sexe de ciddi ciddi spor derim ama avcılık neyin sporu ha nedir.... sinir oldum...
  • acıkınca yeriz diye kenarda canlı et tutuyoruz. o etin beyni, kalbi, hisleri var, bunlar sayesinde ileride bir gün öldürüleceğini bilerek yaşıyor bana göre. bir çiftlik var, orada danalar yetiştiriliyor, çiftliğin devamında da mezhaba. danalar orada ne olduğunu bilmiyorlar mı? bu daha büyük ruh hastalığı. hayvanlar koklar, ölümü de koklar, ona yem veren güleryüzlü adamın iş tulumuna sinmiş ölümün kokusunu alırlar. elimizden bir şey gelir mi, gelmez, o et orada canlı canlı bekleyecek, acıkınca yiyeceğiz. kendi içimizde tutarlı olsak da doğayla birlikte düşününce, ki düşünmek zorundayız, insan bir ruh hastası.

    üstünde onu ozon tabakası gibi sarmış bir "öldürmek" sorunuyla var olmak zorunda kalan avcılığın içine girip şunları söyleyebiliriz. avcılıkta doğrular tamamen doğru ve yanlışlar tamamen yanlış değil, hayatın ta kendisi gibi. doğrular ve yanlışlar coğrafi, mevsimsel, sosyoekonomik koşullara göre yer değiştiriyor. türkiye'de yaşayan herkesin ava gitmelerini öneririm. ben çevreyle ilgili konuların en fazla avcılık ortamında konuşulduğuna tanık oluyorum. okuldan ya da iş çevremden tanıdığım insanların bu konulara ilgileri daha az. buradan bir genelleme yapıyorum. avcı insanlar çevresel konularla daha alakalılar çünkü onlara avlanabilmek için çevre lazım. insan doğasının bencilliği ama ne yapacağız, kendilerini ilgilendirdiği için hangi hes'in nereye zarar verdiği, gübre olarak kullanılan maddelerin hangi canlılara zarar verdiği, tarla açmak için ne kadar ormanın yok edildiği, devletin enerji politikaları gibi konulara hakimler. yapılan kıyımlara, geleceği düşünmeden yapılan bilinçsiz hareketlere karşı çıkmaya çalışıyorlar. avcılık tamam belki ruh hastalığı, bencillik, ama bizim coğrafyamızda doğa avcılardan bağımsız olarak o kadar hızla yok ediliyor ki, avcı olmak, doğadan kendine "canlı öldürüp yiyebilmek için" biraz pay istemek doğanın yok edilme ivmesini azaltıyor.

    isveç ya da finlandiya'da olsaydım bu sefer ava giden adama ruh hastası diyebilirdim. bu ülkeler, belki biraz a.b.d. de böyledir, avcılık konusunda hem otokontrolün hem de devlet kontrolünün çok iyi işlediği yerler. işveç ve finlandiya'da ava gitmeyen insan neredeyse yok. herkes avcı. ama topraklar da ona göre kocaman, nüfus az, kontroller de iyi olunca doğa bozulmuyor hiçbir zaman. avcılığın haricinde doğayı kullanan diğer tüm olgular (sanayi tarım, doğal kaynakların işlenmesi...) çok bilinçli, teknolojik, minimum atık çıkarıyorlar. bazı pis işleri başka ülkelerde, gizli sömürgelerde yaptırıyorlar. bu güzel denge içinde avlanan insanı bizim ülkemizde avlanan insandan ruhen daha hasta görüyorum ben. zaten her şeyi kurmuşsun, mükemmel bir denge var, elleşme işte ona. güzel güzel seyret, hayran ol, içten içe coşkunu yaşa, insanlık kendisini bir gün yok edecekken buna karşın doğanın dengesine ne kadar saygılı olduğunu farket, bununla gurur duy. en azından kendi çevrenin ne kadar süper olduğuna şükret, gelecek kuşaklara bunu şükranla aktar. mezbahadan gelme ete talim et ve ruh hastalığını bu şekilde doya doya yaşa.

    avcılığın en büyük sorunu bence öldürmek, değil diyorsanız konuşuruz, ama avcılığın hiç olmadığı yerde de öldürme işlemi devam etmek zorunda. ava gitsek de gitmesek de öldüreceğiz. bunun adı ruh hastalığı mı, bence adının ne olduğunun önemi yok.
  • kralların sporu, sporların kralıdır avcılık.

    hiçbir allahın kulu yok ki üveyik peşinde yürüdüğüm yolları, keklik peşinde aştığım dağları aştırabilsin bana. veya önezede tavşan beklerken ki sabrı verdirtsin.

    şimdi uzaktan bakınca çok basit dimi herşey.. gör avını, silahı doğrult, zaten av hayvanı orda armut gibi beklemekte avcı gelsin de beni vursun diye. he canım öyle tabi. her kuş zaten şehirdeki gibi verdiğin simit parçalarına gelmekte senin, yada her tavşan dilek çektirdiğin bir alet..

    şimdi senin o dilek çektirdiğin tavşana sorsalar ömür boyu burda zengin piçlerinin kuklası mı olmak istersin yoksa çevikliğinle, yaşadığın kadar dağlarda gezmek mi istersin diye, eminim dağları seçer. o kadar güzel ki oralar. değil tavşan benim bile pılımı pırtımı toplayıp yerleşesim gelir oralara.

    asıl o entel bozması sik kafaları sevgilisiyle dilek çektirdiği tavşanın meta olduğunu bilmez. ama hayvan vurulmazki yeaa diye zırlar. ulan amına kodumun gerizekalısı o hayvan daha özgür o beğenmediğin dağda. kulaklarını dikip tehlike var mı diye otlarken daha mutlu, senin zengin yarrağı avuçladığın pis elinle sevilirken ve orospu ruhlu dileklerinle uğraşırken değil.

    gerçek avcı çok çok daha iyi bilir doğanın kanunlarını, sınırını, vurulup vurulmaması gereken hayvanları. siz bakmayın bu entel bozmalarına. ancak muhabbet kuşu sever, dilek tavşanı öperler. bilmezler ki o hayvanların doğada 1 günü bedeldir
    tüm kafes yaşamlarına.
  • serengeti düzlüklerinde pervasızca avlanan çitaları protesto eden zebralar tarafından haykırılan sloganlardan biri.

    .