şükela:  tümü | bugün
  • iş kulelerinde şu aralar görülesi bir sergisi sürmekte olan ressam.
  • doğduğumdan beri yatağımın karşısında duran çocuk derya* resminin yaratıcısı. her daim tünel'de çerçeveci ismail'in cafe'ye dönüştürdüğü mekanının önünde tavla oynarken görülebilir. sevimli bir ihtiyar başarılı bir ressamdır.
  • foça'ya yerleşmiş, yaşamın içinde hayli yol almış bir ressam.
  • dokuz eylul universitesi hastanesi'nde hayata gozlerini yuman unlu ressam...
  • derya arbasin dedesi, zerrin arbasin da babasi olan ünlü ressamımız.
  • bugün, bebek camii'nde kılınacak öğle namazını müteakip aşiyan mezarlığı'nda defnedilecek olan ressam.

    ölümünden çok kısa bir süre önce, nazım hikmet kültür ve sanat vakfıbaşkanvekili kıymet coşkun'u ikamet ettiği foça'ya çağırarak çizmiş olduğu nazım hikmet resimlerini vakfa bağışlayarak bu dünyadan giderken bile takdir edilesi bir davranışta bulunmuştur.
  • ince memed'in 70'li yıllarda cem yayınevi'nden çıkan baskısının kapağını tasarlayan harika bir ressamımız.
  • 1965'te türkiye'den bir çağrı alır: "şu tarihe kadar gelip askerliğinizi yapın, yoksa yurttaşlık hakkınızı yitireceksiniz." avni arbaş o sıra ünlü fransız yazarı henry de montherlant'ın kitaplarının lüks baskıları için litografiler hazırlamaktadır. verilen süre içerisinde türkiye'ye dönemeyeceğini bildirir. "bu demek değil ki gelmeyeceğim. ama o anda bırakıp gelmeme olanak yoktu. adam beni mahkemeye verirdi. çünkü bu iş için para yatırmış, angajmana girmiş."

    ve yurtdışında yaşayan 3.500 kişiyle birlikte, yurttaşlık hakkını yitirir. yurttaşlıktan çıkarılanlar, başka ülkelerin uyruğuna geçerler. böylece dönemin hükümeti, büyük bir 'beyin göçü'ne yol açmış olur...

    1970 sonlarında annesi ağır hastalanır. "oğlumu isterim," diye ağlamakta, yemek yememektedir. avni arbaş bunu haber alınca, durumu açıklayarak, türkiye'ye dönmek üzere başvuruda bulunur. bir ay sonra, 'insani nedenlerle', bir aylık geçici pasaportla türkiye'ye girme izni verilir kendisine. ancak, o gelmeden bir gün önce annesi ölmüştür.

    kültürümüzden insan adaları, sf. 235-236
  • "avni arbaş'ı yitirdik"… bilinmiyor değildi, beklenmedik hiç değil… ama yine de kötü haberin geldiği an içime yerleşen o "ah!"

    o "ah"ın içinde neler yok ki… otuz yılı aşkın bir dostluk… yaratma sürecinde yüreğiyle evreni kucaklayan bir insanın çalışmasına tanık olmak… büyük ressam olabilmekle, insanı insan yapan değerlerin onda örtüştüğünü görmek…

    avni arbaş: resim ustası, çizgi, desen ustası, renklerin ustası, ışığın ve gölgenin ustası… ama en çok, en çok yüreğinin ustası…

    öyle olmasa, onun portrelerine bakınca resmettiği insanın görüntüsünden çok gizli kişiliğini; "manzara"larda bir coğrafyadan çok bir tarihi ya da zamanı; "kuvayi milliye atları"na bakınca kurtuluş savaşı'nın destanını ve duygusunu; "balıkçılar"ına bakarken, balıkçıdan çok emeği; çocuk portrelerine bakınca coşkuyu, "çiçek"lerine bakınca umudu görebilir miydik…

    yüreğinden ve düşüncelerinden damıttıklarıyla sürdürdü resim yapmayı ve yaşamayı. daha güzel, daha mutlu, daha insancıl, daha eşitlikçi, daha özgür, daha umutlu ve daha uyumlu bir dünya için…

    onunla otuz beş yıl önce yaptığım ilk röportajda şöyle demişti:

    "paris'e ilk gittiğimde, en büyük akıllılığım, belli bir ekole bağlanmamak oldu. şu ya da bu ekole, şu ya da bu akıma bağlanmak, doğaya karşı gelmek gibi olurdu. ve kişiliğim buna elverişli değildi. çünkü akımların tümü elmanın yarısıysa, diğer yarısı benim kişiliğim ve içimdeki birikimdir."

    bunu gerçekleştirebilmesi için ressamın mesleğine sonsuz bir aşkla, tutkuyla, saygıyla bağlanması gerektir.

    avni arbaş sonsuz bir aşkla, tutkuyla, saygıyla ve sevgiyle bağlandı, hem resme, hem yaşama…

    anısı, ustalığı, inançları, düşünceleri, duyarlılığı önünde saygıyla eğiliyorum…

    17 ekim 2003
    zeynep oral