şükela:  tümü | bugün
  • 2016 notu: güncellenmiş ve görselli hali için buraya (reklamsız)

    ***

    cetin altanin bir cumlesi vardi: "belki de sabahları bir saat yürümek ve beşinci senfoni’yi dinlemek için gelmişizdir dünyaya"

    bir avrupa kentindeyim. sanat tarihi muzesini gece aciyorlar, icerde ana holde canli jazz soyluyor guzel bir kadin. tum kadinlarin en az yarisi guzel zaten. ve esleriyle yahut kadin kadina gelmisler muzeye, cunku bu uc senede bir "kultur kotasini" dolduralim diye zorla yapilan bir aktivite degil, gunluk yasamin parcasi. gelenler orta sinif, bazilari bizim standardimiza gore fakir, ama herkes zarif ve rahat, kimse kimseyi suzmuyor.

    [edit: turkiyeye gelince beni en cok afallatan paradoks bununla ilgiliydi: herkes herkesi iki saniye icinde bakislariyla yargilayabiliyor, ama kadinlar erkeklerle gozgoze gelmiyorlar, ulasilmaz olmakla basina is almamak arasinda bir amac icin]

    yanimdaki kiz bana anlatiyor impresyonizmle romantizm arasindaki farklari resimler uzerinden. bu konularda iyi bir temelim olmadigi icin, sonradan ustune yaptigim derme catma binalara bol bol bakim yaptirmam lazim, yoksa cokup gidiyorlar. her seferinde bastan yapmam gerekiyor onlari, bastan ogrenmem gerekiyor monet ile manet arasindaki farki.

    kiz bana bilgisini gostermek icin kuru kuru anlatmiyor bunlari, seviyor. "kendi ulkemden en sevdigim realist ressam iste" diyor, "bu en populer resmi, bu ise benim favorim". bir sanat tarihi ogrencisi filan degil, ekonomist. dusunuyorum, benim en sevdigim turk ressam nedir? bilmiyorum. realizm akimindan olanini hic bilmiyorum. chagalli seviyorum. kotu temeller uzerine caktigim egri bugru binalardan biri chagall.

    bircok eserin temasinin koku antikiteye uzaniyor, sonucta romayi bilmede siyasal tarihi ve hukuku anlamak zorsa yunani bilmeden kulturun ancak kopugunu tadabiliyor insan. hristiyanligi bilmeden ikisi de zor zaten. ortak bir miras var ve herkesin icine islemis, sadece zenginlerin veya akademisyenlerin degil. tiyatro sadece iyi okullarda alinan bir ders degil, cunku drama kulturun dnasinda var, tiyatro degil tiyatrolar sokagi var haftaicleri bile dolan. 'ode to joy' ab'nin marsi, islam birliginin veya ortadogunun veya turk dunyasinin marsi ne olurdu acaba?

    [edit: bu muhabbeti bir iranli kulturel tarih profesoru arkadasima yapiyorum bugun, herif diyor ki "bizde de nostalji var, mistisizm var bunlarda olmayan". tamam da, zeki muren esliginde raki muhabbeti tum bunlarin yerini tutar mi]

    koyveriyorum kendimi, ogrenmek yerine tecrube etmek icin o resimlerde sozle anlatilamayacak duygulari. zaten guzel bir sarap var elimde, turkiyede boktan bira parasinin yarisina aldigim, heykellerle dolu avlu pufur pufur esiyor. manzaraya bakiyorum; bizde manzara esittir bogaz cunku binalar cirkin. ben italyada anlamistim guzel binanin ne demek oldugunu. tek bir sokakta gordugum guzel bina sayisi, dogdugum sehirdeki toplam guzel bina sayisindan fazla. yuz tane isiltili dubai gokdeleninden daha guzel burdaki yikik dokuk eski binalar gozumde.

    konser bir koroyla bitiyor, herkes cocuklugunda sarki soylemis, katiliyorlar, hem de yabanci bir dilde. muzik bilmem, enstruman calamam, dans edemem. yani yaparim da, temelsiz egri bugru binalar, anca yetiyor adapte olmaya. benim gibi iyi cevreden ve iyi egitimle gelenlerinin dahi bu kadar guduk yetismesini saglayacak bir toplum yaratmak da basari sanirim.

    muzik bitti, sarap gitti, muze kapandi, muhabbet sonlandi, insanlar dagiliyor. kalabalik var ama itis kakis yok, hareket var ama gurultu yok. trafik var ama korna sesi yok. arabaya verecek paralari olmayan insanlar, bisiklet veya tramvayla evlerine donuyorlar. yarin is guc var, hepsi kalkip az cok sorunlu hayatlarina devam edecekler, ofleyecek pofleyecekler, zar zor yetecek kadar para kazanacaklar. ve bazisi salak, bazisi yuzeysel bu insanlar aksam televizyon izlemek veya pahali arabalariyla caddeleri turlamak yerine guzel sarap ve biralarla, her milletten insanla, guzel erkek ve kadinlarla, guzel binalarin arasinda, genis parklarin icinde, eski cesmelerin yaninda, uzerlerinde egreti durmayan, kasinti olmayan sanat veya gezi veya seks veya bilmemne muhabbetleriyle hayati yasayacaklar.

    her insan bunlar icin geldi bu dunyaya. siena'da, brugge'de, salzburgda sabahlari bir saat yuruyup, bir seviye gostergesi olarak degil de icinden geldigi gibi 5. senfoniyi dinlemek icin. ona bu kadar yakin olup da bir o kadar uzak olmak bazen canimi siksa da, gun batiminda bir saat yuruyup kordonda, caddebostan sahilinde, guneyde zeki murenle kafayi bulabilmek de fena degil, bangladesli olmak da vardi bu dunyada.

    ***

    (bu tip yazıları doğrudan emaille almak için fularsız entellik direnişine katılın. link değil içeriğin kendisini yolluyorum. blog gibi, bu emailler de reklamsız)
  • osmanli'da matbaaya izin verilene kadar geçen neredeyse 300 yil içinde, bu avrupa'da basilan kitap sayisi 1,5 milyon, nüsha sayisi 1,4 milyar!

    farka bak! kapanir mi saniyorsun?
  • periyodik olarak giderek (özellikle islama karşı) faşistleştiğinden söz ediliyor.

    avrupa ülkelerinde, azınlıklara ve özellikle islami kökenli olanlara, herhangi bir avrupa ülkesi olmayan ülkede bahsi bile geçemeyecek haklar tanınmış durumda. islami kökenli göçmenlerin inanç ve ibadet hürriyetleri tarif ve tesis edilmiş durumda ve bütün büyük kentlerinde, sırf bu göçmenler için açılmış büyük ölçekli ibadethaneler var.

    bu ibadethanelerde ibadet etmekte olanların geldikleri ülkelerde, bırakın islami inanç dışındaki inançlara haklar tanınmasını, islami inanca sahip olup da onlara dayatılan yaşam biçimini esnetme girişimleri bile faşizmin allahı yöntemlerle zulme uğrarken yapılıyor hem de bu.

    avrupalılar, göçmenlere bu hakları verirken, göçmenler bırakın orada demokratik kurallara adapte olmayı, kendi yaşama biçimlerinin bile değil, adamların memleketlerinde sürdürdükleri yaşama biçiminin de hakimi ilan ediyorlar kendilerini ve avrupalılara kendi evlerinde müdahale etmek gibi hakları olduklarını sanıyorlar.

    diyeceğim odur ki, islamofaşizm diye bir şey mutlaka vardır ve faşizm elbette güçleniyordur birileri söz ediyorsa da, avrupalının islami kökenli azınlıklara duyduğu tepkinin gerçekten haklılık payı olduğunu anlamamız gerekmiyor mu? ne dersiniz?
  • burayı pek bir sevdim ben.

    2 şubatta iş başı yaptım. ilk iki hafta hastalığımdan dolayı toplam 15 saat bile gidemedim laboratuara. gittiğim zamanlarda ise sadece makale okudum. bi baktım ayın 12sinde maaşımı yatırmışlar. hem de beklediğimden daha fazla.

    hocama gittim. bi sorun mu var, ben daha çalışmadım, üstelik anlaştığımızdan daha fazla yatırılmış dedim. burda önce paranı verirler, sonra çalışırsın. harcayabilesin diye. fazla parayı da sorun etme. eksik olsaydı sorun ederdik dedi.

    bi şaşkınlıkla çıkmışım hocanın odasında. mırıldanıyorum
    "amk türkiyede çalışıyor olsam şubatın maaşını mayısta alırım, bi de eksik alırım."
  • arkadas ben bu kitanin turkiye haric yaklasik 10 degisik ulkesine gittim ve gozlemledigim en buyuk sey su oldu. amk buranin guvercinleri insanlardan yuruyerek kaciyor lan. yeminle yuruyerek kaciyor. ucmuyor hayvanlar. oyle rahatlar. oyle siki dassaklarina denk pezevenklerin.

    al sana ferah, al sana huzur iste. tamam abi teknoloji falan da guzel de onu demiyorum ki.

    tabi bizim ulkede biliyorlar yakina geldiklerinde neler geleceklerini baslarina. muhtemelen döner olacaklari icin.
  • dincilere ve kültürsüz göçmenlere göz yummadığı için kimileri tarafından islamofobik ve ırkçı olarak adlandırılan kıta. hani bu suçlamaları yapan insanlarda demokrasi aşığı olsa içimiz yanmayacak. adamlar turist olarak bile hristiyan görmeye tahammül edemezken, başka mezhepten olan insanları yok sayarken gelip avrupa'ya islamofobik diyor. ya ne olacaktı, binbir emekle, yüzlerce yılda oluşturdukları ve uğruna canlarını verdikleri demokrasileri, özgürlükleri, ülkeleri senin örümcek zihniyetine teslim mi edecekti?
  • dinciler ve kültürsüz göçmenlere hak ettiği gibi davranan kıta. ancak eğer gittiğiniz yere entegre olabilmede sorun yaşamıyorsanız ve içinde pedofili, hayvanlarla cinsel ilişki, kızları inek karşılığı satma gibi gelenek göreneklerinizi oraya da taşımak istemiyorsanız size kendi vatandaşı gibi davranan kıta. bunları söyleyince de bazı hilafetçi arapçılar gelip ''olomm özenti olmayınn yeaa'' diye eleştiriveriyor insanı.

    ayrıca bu arapçılar lafları götlerinden anlama hastalığından müzdarip oldukları için göçmenlere aşağılık ve kültürsüz dediğimizi sanırlar ve kendi aşağılık psikolojilerini görmeyip başkalarını bu psikolojiye sahip olmakla suçlarlar.
  • dincilere ve kültürsüz göçmenlere bence haddinden fazla göz yuman hoşgörü yuvası kıta. italya'nın yarısı kuzey afrika göçmeni entegrasyondan uzak cahil cühela adamlar, fransa malum zaten, almanya sınırlarına girdiğinizde bir türk'ü 5 km uzaktan tanıyorsunuz, isveç'te araplar ülkenin anasını sikiyor her geçen gün.

    bölünerek çoğalan araplar ve türkler sayesinde yakın zamanda medeniyet sancağını ortadoğu'nun karanlığına bırakacağından korktuğum topraklar bütünlüğü.
  • genel olarak avrupa'nın ama özellikle ise kuzey avrupa'nın biriktirme ve kaynaklarını verimli kullanma kültürünün göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. ortada sadece sömürgecilikle gelen ani bir zenginleşme değil ama aynı zamanda taşları küçük küçük üst üste koyarak yapılan bir birikim de bulunmaktadır. ve hala taşları üst üste koymaya devam ediyorlar.

    kültür biriktiriyorlar, bilgi biriktiriyorlar, sermaye biriktiriyorlar.

    bilgi birikimi
    çok sevdiğim bir arkadaşımın sözü vardır. keşke kuran'ın ilk emri, oku değil de yaz olsa idi. sürekli olarak kayıt tutuyor olmak, gelecekte yapılacak olan analizler için veri tabanı oluşturuyor. bu analizler ise yeni bilgilerin üretilmesine yardımcı oluyor. bu kısmı uzun uzun yazmayacağım.

    yalnız bu başlık altında dikkat çekmek istediğim ayrı bir nokta var: türkiye'deki adam saat ücretlerinin avrupa'ya göre düşük olmasına rağmen, işçilik maliyetleri nerede ise aynıdır. bu kadar yüksek işçilik ücretleri, tadilattan kaynaklanmaktadır. beş kuruşluk iş yapıp ardından yapılan işi düzeltmek için 25 kuruşluk iş gücü harcanmaktadır. bunun en önemli sebebi ise, şirketlerin doğru düzgün raporlama sistemlerinin olmamasıdır. ve evet rapor dolduran mühendisler sallama rapor dolduruyor. ama mühendislere soracak olursanız, en büyük sorunumuz, bilgisayar çağında kendilerine elle ödev yazdıran hocalarıdır.

    sermaye birikimi
    cumhuriyetin kurulmasından bu yana tüm ülke milli sermayenin birikmesi için uğraşıyor. ama birikmiyor. forbes listesine giren türklerin sayısı artıyor, ama ekonominin bel kemiğini oluşturan kobiler tırt durumda.

    üç tane işçi çalıştıran adam kendisini patron ilan ediyor. "hollanda ve almanya'da taksiler bile mercedes" goygoyuyla hemen altına mercedes çekiyor. iyi de bu adamın fason imalat yaptığı avrupalı şirketin sahibi mercedes'e binmiyor. aldığı araç ile mercedes arasındaki fiyat farkına, fabrikasına iki matkap daha alıyor.

    yine kobilerin patronları zengin ama firmaları kağıt üzerinde inanılmaz kötü durumda. kredi almak, hibe programından faydalanmak veya ihracat yapmak için gerekli minimum şartları sağlayamıyorlar.

    bu kervanın son halkası akp müteahitleri. ballı kredi ile alınmış silindir ile asfaltın üstünde gidip geliyorlar. devlette bunları gani gani besliyor. tamam eyvallah ödediğimiz dolaylı vergilerle bu adamları da zengin edelim yeter ki sermaye biriksin. ama kazandıkları paralar, şirketlerini büyütmeye değil, 4x4 ciplere ve gayrimenkule gidiyor. o beklenen kriz patlak verdiğinde, biz sadece bu adamı emlak ve cip sahibi yapmış olmakla kalacağız. çünkü bu akp müteahitlerinin başka bir alanda kullanacağı sermayesi yine başka bir alana taşıyacağı bilgi birikimi yok.

    misal avrupa'daki tekne üreticilerinin rekabet şansını kaybettikleri an, kompozit malzeme, akışkanlar mekaniği ve eğimli yüzeylerle ilgili bilgi birikimlerini rüzgar santrali kanatlarının tasarlanmasında kullandılar.

    elin adamı, atölye kurarak işe başlıyor. aradan geçen zaman içerisinde kasasında sağlam para, arşivlerinde onlarca yılın birikimi ve pazarda güçlü bir pay sahibi oluyor. mercedes'in sikim sonik bir parçasını yapan adam bile zaman içerisinde kendi konusunda ve uzmanlık alanında dünya devi haline geliyor.
  • cok kanli, cok cani, cok pis bir yer. icindeki insanlar cok cahil ve aptal, hem de irkci. oysa ki islam cografyasina baktigimizda farki apacik goruyoruz:

    islam ulkeleri insan haklarina saygili, refah icinde yuzen, demokratik, tertemiz super yerler, muslumanlar da inanilmaz zeki, saygili ve humanistler.

    hakikaten merak ediyorum bu muslumanlar bizimle ayni havayi mi soluyorlar? yoksa hap filan mi atiyorlar da surekli bir hezeyan icindeler...