şükela:  tümü | bugün
  • avrupa birliği bir ev olsaydı sakinlerini şöyle karakterize ederdim:

    öncelikle evden biraz bahsedeyim. ev, büyük, 3 katlı, bahçeli, güzel bir ev. orta katta büyük bir masa, masanın etrafında da 4 tane sandelye var. sandalyeler fransa, almanya, ingiltere ve italya'ya ait.

    masanın başında fransa oturuyor. fransa iyi, hoş da biraz kibirli, aynı zamanda da dengesiz. garip tavırları, entel bir havası var. en büyük sorunu öfke kontrolü problemi. geçmişinde bu yüzden sabıkaları var. hala da bazen fevri olabiliyor. buna karşın istediğinde de çok romantik. arada sırada şiir yazıyor. 'bu evin mimarı benim' havasında. gerçekten öyle. çizimleri filan yapmış. evle en çok uğraşanlardan biri.

    masanın diğer tarafında almanya var. almanya güçlü, kuvvetli, orta yaşta bir adam. çok çalışıyor, eve en çok o ekmek getiriyor. sanayide oto tamir, bakım, yedek parça dükkanı var. zamanın çoğunu orada geçiriyor. evdekiler almanya' dan biraz çekiniyor. eskiden çok belalıymış, zamanında ev sakinlerine çok çektirmiş. anca komşudan yardım isteyerek zaptedebilmişler. sonra bakmışlar böyle olmayacak, 'en iyisi biz bu çocuğu kazanalım' demişler. o da zaten sonradan çok utanmış. evin yapımında da bizzat çalışmış.

    italya' nın sandalyesi boş. yine karı-kız peşinde koşmaya gitmiş. sanatçı ruhlu bir oğlan, aynı zamanda iyi topçu. biraz serseri. ağzının ayarı yok, mahalledeki diğer çocuklara filan sataşıyor. gece geç saatlere kadar gitar çalıp milleti rahatsız ediyor. bunun da 1-2 sabıkası var. almanya' yla beraber olup bu da ali kıran baş kesen kesilmiş. ama bunu dövmüşler. sonradan uslanmış gibi olmuş. ev yapılırken yardım etmiş. evin olmazsa olmazlarından. zaten evin arazisi de dedesinin miymiş neymiş.

    diğer sandalyede ingiltere var. önünde çay, elinde sigara, masaya hafif yan oturmuş. 'istesem giderim' havasında. zaten eve sonradan gelmiş. bu ev kurulurken 'bana ne ya, ne halt ederlerse etsinler' demiş. uzaktan akrabalarıyla filan takılmış hep. ama bir gözü sürekli o evde. sonra yakındaki bir kaç komşuyu toplayıp 'gelin lan biz de kendi evimizi kuralım' demiş. kurmuşlar ama ordan ilk kaçan da kendisi olmuş. baktı ki olacak gibi değil, 'beni de alın' demiş yeni evdekilere. ama fransa istememiş. açamamışlar kapıyı buna. sonra sonra 'tamam lan gel' demişler. bu da kuzenini alıp gelmiş. az önce dediğim gibi yine de eve hala mesafeli duruyor. onlarla beraber pikniğe gitmiyor, ortak makarnaya para vermiyor. buna rağmen evdekiler o olmazsa evin yürümeyeceğini bildikleri için evden atmayı düşünmüyorlar.

    masanın olduğu orta katta 4 oda var. 3 oda hollanda, belçika, lüksemburg'a ait. bunlar zaten kardeş gibi. hollanda'ya miras kalmış, para sorunu yok. kendi havasında ottur, plastiktir takılıyor. renkli tişörtler giyiyor. odasına giren çıkan belli değil. gay gibi değil gibi. güzel de top oynuyor. belçika hollanda'ya göre biraz daha efendi. kuruyemişçinin yanında çalışıyor. evden işe, işten eve. olaylara karışmıyor. lüksemburg fındık-fıstık. çok genç, henüz kişiliği oturmamış. ama her zaman her organizyona çağırılıyor. diğer odada irlanda kalıyor. kardeşiyle ve kuzeniyle problemleri var. eline, koluna, sırtına bir sürü dövme yaptırmış. dışarıdan bakınca serseri gibi ama asıl derdi ekmek parasını kazanmak. bazen içip içip dağıttığı oluyor ama nedense herkes onu seviyor.

    alt katta yunanistan'ın odasının yanında güney kıbrıs rum kesimi var. çok rahatsız. odasında hayalet olduğunu söylüyor. hayalet gelip 'bu odanın yarısı benim' diyormuş. bu da çok korkuyor. ama masadakiler 'sen korkma, yok hayalet mayalet, kulak verme' diye sakinleştiriyorlar.

    şimdi aslında üst ve alt kattakilerden de söz edecektim ama fazla uzayacak. o yüzden bir de şundan bahsedip kapatacağım:

    bir de türkiye var. bir apartmanın bodrum katında kaçak kot taşlama atölyesinde çalışıyor. delikanlı, deli dolu, iyi niyetli bir çocuk. ama ne yapacağı pek belli olmuyor. ev yapılırken hep oralardaymış. hatta bir ara 'ben de geleyim' demiş ama kabul etmemişler. sonra 'biraz adam ol, efendi ol, seni de alalım' demişler. bizimki böyle böyle hafiften sıyırmış. gece içip içip kapıya dayanıyor, bağırıp, çağırıyor. boş bira şişesini kırıp bahçeye atıyor. sonra da 'gelmiycem lan, yalvarsanız da gelmiycem' diyor. sonra yine evin etrafında tur atıyor, bağırıyor. almanya'yla eskiden çok yakınmışlar. beraber çalışmışlar. kız alıp-vermişler filan. bazen sabah almanya işe giderken yakalıyor. 'n'aber hacı' diyor. 'söylesene beni de alsınlar, hallet şu işi be hacı' diyor. almanya da fazla uzatmamak ve kırmamak için 'tamam aga, bakıyoruz işte' diyor. çok çabalıyor ama işi zor. diğerlerinden farklı olduğu açık. herkesle muhabbeti var. hepsine biraz benziyor ama hiçbirine de benzemiyor. yine de çok severim keratayı.
  • hadi fransa'yi, danimarka'yi ve avusturya'yi anlamaya calisiyorum; türkiye'yi ab'de istemiyorlar, gerekceleri ekonomik, kültürel veya tarihi olabilir. ab'nin en kelli felli üyeleri olarak belki bu tip cikislara haklari da olabilir. yalniz son günlerde slovakya deyü bir devlet cikip da, bu "türklerü istemezük" korosuna katilmadi mi, sinir yaylarimi geriyor da, geriyor:
    bakiyorum istatistiklere, nüfus 5,5 milyon, belki istanbul'un anadolu yakasi kadar, kisi basina gelir, nüfusunun azligina ve avrupa'nin göbeginde bulunmasina ragmen türkiye ile hemen hemen ayni, 3.800 $. ortak tarihimiz var mi, bir arastiriyorum, ikinci viyana kusatmasi sirasinda akincilarimiz bir ugrayip "merhaba, seviyeli bir muhabbete ne dersin" diyerek, güney slovakya'yi söyle bir turlamislar o kadar, ülkedeki türk sayisi, sanirim, istatistiklere girmeyecek kadar az olmali ki hic bir sey bulamadim.
    bu devlet ab'ye gireli ise daha bir yil olmadi...
    simdi tüm bunlardan sonra, bu adamlarin türklerle ne alip veremedigi var diye sormak yersiz mi oluyor bilmiyorum? ya da soruyu belki de biraz degistirip, acaba fransa veya avusturya ile ne gibi alisverisleri oldu diye sormak gerekiyor...
    simdi buraya bir de bkz. verip "üc günde ab'nin devrimcisi olmak" diye bir link acsam slovakya disinda bir sey yazilmayacak, o yüzden hic görüntü kirliligi yapmadan, slovak devletini kendisini daga küsen fare durumuna düsüren bu sacma ve komik tutumundan dolayi kinayarak ve de bunu hic unutmayacagimi belirterek yazimi tamamliyorum.
  • bu topluluk öyle bir hristiyan birliğidir ki; avrupa birliği vatandaşlarına "önemli kişisel değerleriniz nelerdir?" diye sorulduğu zaman "barış" (%53), "insan hayatına saygı" (%43), "insan hakları" (%41) ile ilk üçe otururken; "din" (%3) ile son sıraya oturmaktadır.

    bu topluluk öyle bir hristiyan birliğidir ki; avrupa birliği vatandaşlarına "avrupa birliğinin değerleri nelerdir?" diye sorulduğunda "insan hakları" (%38), "demokrasi" (%38), "barış" (%36) ile ilk üç sıraya otururken; "din" cevabı (%3) ile yine son sıraya oturmaktadır.

    http://ec.europa.eu/…eb/eb66/eb66_highlights_en.pdf

    bu topluluk öyle bir hristiyan birliğidir ki; "tanrıya inanıyor musunuz?" sorusuna, ab'nin lokomotif ülkelerinden almanya'nın sadece %47'si, ingiltere'nin %38'i, fransa'nın %34'ü "evet" yanıtını vermiştir. artık hollanda'yı, isveç'i, danimarka'yı siz düşünün, araştırın.

    http://ec.europa.eu/…ives/ebs/ebs_225_report_en.pdf
    http://en.wikipedia.org/…e:europe_belief_in_god.svg

    öyle bir hristiyan kulübüdür ki, araştırmalarında dahi "tanrı mesihe inanıyor musunuz?" diye sormaz, "kişisel bir tanrıya inanıyor musunuz?" diye sorar. kişisel inançlara saygılıdır, inançlara karışmaz. nüfus cüzdanının arkasına din hanesi koyup "protestan" yazdırmaz. hatta böyle bişi olsa cıngar çıkar.

    öyle bir hristiyan kulübüdür ki içki gırla gider, ortalık sex shop doludur, hatta bir çok bölgesinde esrar kulanımı da olabildiğince serbestleştirilmiştir.

    öyle bir hristiyan kulübüdür ki, vatandaşlarının %44'ü eşcinsel evliliği onaylamaktadır.

    öyle bir hristiyan kulübüdür ki, üye olacak ülkelere "işçilerin serbest dolaşımı", "insan hakları ve özgürlük" gibi konu başlıkları açmaktadır.

    tabi şu da var, ben araştırmaları genelde masonik illumunatinin, tapınak şövalyeleri şubesinden temin ettim; üstüne de maya takvimine göre düzenleyip amerikaya sattım. evet, tabi ki yahudilerden de para alıyorum.
  • - hayir ertugrul, ac yatacaksin. gumruk birligiyle idare edersin artik milleti
    - idare edemem ab, idare edemem!
  • su birlige girmeyi gurur meselesi yapiyoruz ya hani.. 2 dakika bir durup dusunelim gercekten biz turku, kurdu, lazi, ceceni vs. bu birlige, bu kulture ait miyiz, degil miyiz?

    ben bastan soyleyeyim, degiliz.

    ne zaman bireysel yasam alanina izinsiz girmemeyi ogreniriz

    ne zaman bir parkta ozgurce yatabiliriz

    ne zaman farkliliklara saygi duyariz

    ne zaman bir kadin tek basina edirneden van'a tatile gider, sapasaglam ve gulumseyerek doner

    ne zaman futbol disinda diger sporlar bir kiraathanede tartisilir

    ne zaman basbakan adaylari tv de birlikte tartisir

    ne zaman yenilgiyi hazmeder, hatalardan ders cikaririz

    ne zaman baskalarinin ozel hayatindan vazgecer kendi ozelimize doneriz

    ne zaman basin ozgurce elestirir

    ne zaman kadinlarin sesi cikar

    ne zaman akli selim cahil kadar cesur olur

    ne zaman metrobuste kitap okuruz

    ne zaman emekci ile kapital sahibi yil icerisinde benzer oranda tatil yapar

    ne zaman gulumsemek kotu birsey olmaz

    ne zaman baska toplumlara saygi duyariz

    ne zaman ders cikarir ve surekli gelisiriz

    ne zaman ozel hayata saygi duyariz

    ne zaman ozel hayata saygi duyariz

    ne zaman ozel hayata saygi duyariz

    ne zaman ozel hayata saygi duyariz

    iste o zaman..
  • avrupa birliği bütçesine kim para yatırıyor, kim çekiyor anlamak için aşağıdaki tabloya bakın. 2004 yılı bütçe rakamları;

    ülke___________milyon €______gsmh içindeki payı

    almanya_________-7,140.50______-0.33
    fransa__________-3,050.80______-0.19
    italya___________-2,947.00______-0.22
    ingiltere_________-2,865.00______-0.16
    hollanda________-2,034.90______-0.44
    isveç___________-1,059.00______-0.38
    belçika___________-536.1_______-0.19
    avusturya_________-365.1_______-0.15
    danimarka_________-224.6_______-0.12
    lüksemburg_________-93.1_______-0.41
    finlandiya__________-69.6_______-0.05
    malta______________45_________1.02
    kıbrıs______________63.5________0.53
    slovenya___________109.7________0.43
    estonya____________145__________1.79
    slovakya___________169.2________0.51
    macaristan_________193.4________0.25
    letonya____________197.7________1.82
    çek cum.___________272.2________0.33
    litvanya___________369.3________2.13
    polonya__________1,438.30_______0.75
    irlanda__________1,593.80_______1.3
    portekiz_________3,124.00_______2.37
    yunanistan_______4,163.20_______2.52
    ispanya__________8,502.30_______1.08

    bütçeye en çok parayı almanlar yatırıyorlar, yaklaşık 7,2 milyar €. en fazla parayı ispanya alıyor. ispanya'nın halen para çekiyor olması şaşırtıcı olsa da, asıl şaşırtıcı olan yunanistan'ın nüfusuna göre dehşet miktarda para alıyor olması. üstelik yunanistan nerdeyse 30 sene önce üye olmuş bir ülke. misal polonya çok daha sonra üye olduğu ve nüfusu çok daha fazla olduğu halde yunanistan'ın üçte biri oranında yardım alıyor. demek ki, avrupa birliği 30 senedir nerdeyse kişi başı 500 € para yardımı yapıyor yunanistan'a. bu da yunanistan ekonomisini üretmeden tüketen garip bir duruma getiriyor. (bkz: #7625721)
  • cok afedersiniz ama bu yedigimin organizasyonu, icinde bulunan insanlarin hayatlarina, sagliklarina mudahaleyi, herkesi 90 yasina kadar tutmayi kendilerine bir gorev bilmistir.. krallar gibi yasarsiniz avrupa birligi sayesinde. yaşlı mutlu bireyler olarak ölürsünüz..

    bu ugurda pazarlardaki kasalari temiz tutmaktan, sokakta gezen hayvanlarin kulaklarina küpe takmaya kadar süper hamlelerde bulunmuslardir. ama bazi aralarindaki işgüzarlar, walkmanlerden, mp3playerlardan gelen sesi de kismanin, gelecekte kulaklari daha saglam bireyler yaratacagina inanmaktadir ki, tüm üreticilere avrupa firmwarelerinde ses indirimine gitmek üzere talimat verilmistir..

    ya kardesim, benim yasadigim yer isvicre'nin sessiz ovalari degil ki? benim yasadigim yer finlandiyanin huzur dolu dere kiyisi degil ki? ben ikarus otobusume binip okuluma, işime gitmeye calisan bir adamim.. sen niye abd de misal veriyorum 100 desibel olan ses gücünü benim sagligim (!) icin 50 desibele düsürüyorsun ki burada. duymuyorum işte anasini satiim. bi sikim anlamiyorum dinledigim sarkidan.. booooooaaaaaar diye gidiyor otobus.. illa gidelim 50 dolar verip cep amplikatoru mu alalim. ne istiyorsunuz lan benim mutlulugumdan! ne istiyorsunuz benim müzik dinleme zevkimden.. hayir delikanli adam zaten kendisi kisar sesini. yazarsin kenarina dersin ki "cok yüksek sesle dinlersen, sagir olur, kör olur ve hatta cocugun olmaz.." o zaman insanlar düsültür sesi.. ama sen max volume ü kisarak ne yaptigini saniyorsun.. dalla...... her neyse küfür etmeyecegim.. mektup yazicam ama artik.. artik oli rehn mi okur, angela merkel mi okur bilmiyorum

    "dear eu..
    i ............"

    yazmicam lan mektup falan.. sinirlerim tepemde.. allahin şekilsizleri.. sümüklüleri..
  • türkiye'de zeytin ağaçlarının kesilmesini teşvik eden kurum.
    avrupa birliği üyesi olmamamıza rağmen zeytin üretiminde bize ayrılan kotayı aştığımız için ağaçları kesmemiz gerekiyormuş.
    yunanistan ve italya'nın zeytin-zeytinyağı pastasındaki payı baki kalsın diye...
    böylece tabii kısa vadeli ranta bayılan ülkemiz vatandaşlarımıza gün doğmuş oluyor - bu alanları imara açmak için.
    bu kadar çok doğal kaynağı olan - kendine yetebilecek - bir ülkenin böyle bir birliğe üye olması zarardan başka bir şey vermez.
  • avrupa birliği şu anda 27 üyesi bulunan uluslarüstü bir yapı. yakında hırvatistan ve izlanda’nın da birliğe katılmasıyla birlikte üye sayısı 29’a çıkacak. bu da demek oluyor ki kendisine özgü hukuki yapısından dolayı zaten hantal işleyen bu birlik, yeni ülkelerin de üye olmasıyla daha da ağırlaşan, bürokrasinin içine boğulmuş, karar alamayan, acil müdahele gerektiren durumlarda çaresiz kalan bir kurum haline dönüşecek, şu anda da bu sürecin içerisinde. çünkü 29 ayrı dili konuşan 29 kafanın ortak bir karara “tamam” demesi neredeyse imkansız. avrupa birliği konseyi’nden bir karar geçirmek, deveye hendek atlatmaktan zor. zirveler her seferinde geç vakitlere kadar uzuyor, büyük ülkeler ağırlığını koyuyor, küçük ülkeler zorlukla ikna ediliyor, velhasıl hep bir kriz yaşandıktan sonra zar zor bir karar üzerinde anlaşmaya varılıyor.

    bir de işin hukuki boyutu var. ab’nin topluluk müktesebatının 170.000 bin sayfa dolayında olduğu sanılıyor. birliğe üye olan her ülke bu müktesebatı kabul etmekle ve uygulamakla yükümlü. yani, ab salatalığın hangi standartlara göre üretilmesini öngörüyorsa birlik üyeleri ona göre üretim yapmak zorunda. aksi takdirde ab komisyonu, birlik üyeleri hakkında adalet divanına kadar uzanan hukuki süreç başlatabiliyor. yani ab’ye üye olmak, egemenlik haklarından önemli ölçüde vazgeçmek anlamına geldiği gibi, ab hukukunun çizdiği çerçevenin dışına çıkamamak da demek.

    bütün bunlar bir yana kurumlarıyla devasa bir bürokrasi canavarı haline gelen avrupa birliği halktan da giderek uzaklaşıyor. en son avrupa parlamentosu seçimlerinde seçimlere katılım oranı yüz kızartacak türdendi. zaten parlamentonun karar alma sürecindeki ağırlığı diğer kurumlara göre çok daha düşük. mali kriz, yunanistan, şimdi de irlanda derken krizlerden bıkan kamuoyunun ab’ye verdiği destek de giderek azalıyor. ab, vatandaşların gözünde brüksel’de kendi kabuğuna çekilmiş, büyük ve görkemli binaların arkasına gizlenmiş, ne iş gördüğü, neye hizmet ettiği de tam olarak bilinmeyen, ara sıra haberlerde ve gazetelerde göze çarpan, kendilerine uzak mı uzak bir oluşum. neden var olduğu, nasıl finanse edildiği, neye yetkileri olduğu, ne yöne doğru ilerlediği kimse tarafından doğru dürüst bilinmiyor, fazla ilgi de çekmiyor zaten bu. sadece söz konusu genişleme olunca bir anda kulaklar kabartılıyor, çünkü yoksul ülkelerin birliğe girmesi, almanya ve fransa gibi ülkelerin cebinden çıkan paraların bu ülkelere akması demek.

    bütün bunların ve temsil sorunun farkında olan ab lizbon antlaşması ile bir atılım yaptı. ancak bu da fos çıktı. catherine ashton gibi karizmadan yoksun, kimsenin tanımadığı, bilmediği bir ingilizi lizbon antlaşması ile oluşturulan ab dışişleri yüksek temsilciliği’nin başına getirdiler. merkel bile ashton’dan daha fazla tanınıyordur dünyada.

    barış, demokrasi, pazarların açılması, sermayenin ve işgücünün önüdeki sınırların kaldırılması gibi hedeflerle yola çıkan ve bunların çoğuna da ulaşan, ancak son yıllarda krizden krize sürüklenen ab’nin hedefleri ve vizyonu nedir? yalnızca barış ve insan haklarının üstünlüğü gibi etik değerlere dayalı bir prestij kurumu olmak mı, yoksa siyaseten aktif, avrupa ülkelerinin ortak çıkarlarını savunma gücüne sahip bir ab hükümetine dönüşmek mi? bana öyle geliyor ki, ab 29 üye ülke arasındaki görüş ve çıkar farklılıkları nedeniyle bunlardan ikisine de dönüşemeyecek, parçalanmasa da sinerjik bir güce de kavuşamayack ve brüksel’de tıkılı kalacak.

    peki böyle bir birliğe türkiye girsin mi? sadece yasaların avrupalılaştırılması nedeniyle bile olsa ben hala türkiye’nin ab’ye üye olmasından, en azından bunun için çabalamasından yanayım. ama, türkiye aslında başka bir coğrafyanın ürünüdür, iyi ki de öyledir.
  • tek avrupa ülkesine giden yolun orta basamaklarindan birisi. yani 500 yil önceki amerika birlesik devletleri'nin biraz daha sofistike olani.

    bu olusumla ilgili en fazla gözden kacan nokta, bu birlige dahil olmak isteyen ülke, görünürde yine bagimsiz bir ülke olsa bile bir yerde bagimsizligindan feragat etmis sayilir. evet üye bagimsiz bir ülke kendi meclisinden kanun gecirebilir ancak avrupa birligi normlari ile veya bir baska avrupa ülkesinin cikarlari ile celismedikce. istedigi birlik disi ülke ile silah anlasmasi yapabilir ancak birlikteki ülkelere sikinti yaratmayacak sekilde. en basiti, bir ehliyet/trafik prosedürünü bile kendi meclisi veya otoritelerinin yordamina göre veremez.

    birligin temelde 6 kurucu üyesi belçika, fransa, hollanda, lüksemburg, almanya, italya'dir ve bu 6 ülkenin cikarlari diger tüm üye ülkelerin cikarlarindan üstündür. sirf bu yüzden ingiltere, isvec, danimarka gibi bazi ülkeler limitli üyelik yolunu secmis, kimi para birimini korumus, kimi ortak gümrük alanina dahil olmamis ve hatta norvec, isvicre gibi bazilari ise hic birlige dahil dahi olmamis, belli basli ortakliklarda yer almistir.

    parti mitinglerinde, protestolarda v.s. gördüğünüz o menapoz teyzeler bir yandan avrupa birligi, diger yandan bagimsiz türkiye diye cigirirken iste tam da bu yüzden komik görünmekteler. avrupa birligi icerisinde yer almak isteyen insan avrupali olmak, en azindan olmayi istemek ve olabilecek kapasiteye sahip olmalidir. avrupali insan, osmanli hayalleri degil, tek ülke avrupasi mentalitesini kabullenebilmelidir herseyden önce. bavulunu aldigi gibi italya'ya gitse italya'ya, norvec'e gitse norvec'e uyabilmelidir. ayni sekilde birileri de onun ülkesine geldi mi onu kabullenebilmelidir.

    bu sartlar altinda, islam ile fazlaca icli disli niteliksiz kalabaligi bol bir türkiye'nin avrupa birligi icerisinde yer almasi zaten mümkün degildir.