şükela:  tümü | bugün
  • avrupa birligi'ne turkiye'nin girememe sebebi ne yerlere tukuren barzolar, ne egitimsiz anadolu insani, ne kendini bir bok sana sehirli hiyarlar, ne o ne bu ne de baska bir sey. turkiye avrupa birligi'ne gercekten hosgeldin ile alinacakti. bu sans iki kere gecti eline turkiye'nin. bunun onundeki engel su oldu:

    kamu ihaleleri dosyasi
    rekabet dosyasi
    calisma dosyasi

    kamu ihaleleri soyle;

    belirli bir seviye uzerindeki butun kamu ihalelerine butun avrupa birligi ulkeleri katilabilmesini saglayan duzenleme. yani cok acik uzerine konusmaya bile gerek yok.

    rekabet dosyasi;

    avrupa birligi tesvik konusunda soyle bir sey diyor, devlet sadece cevre ve arastirma-gelistirme konularinda devlet tesvigi verilebilir sarti var. bu da iste kafana gore kamu parasini aslinda dagitamazsin demeye getiriyor. yani nargileci acacam diyene devlet tesvik verdi ya kosgep uzerinden. bu konuda da daha fazla bir sey demeye gerek yok.

    calisma dosyasin;

    iste kamuya ise alimlar konulari filan.

    yani avrupa sunu dedi, vergi mukelleflerinin paralarini dogru duzgun harcayacaksin ve iktidarin kendi tuzel kisiligi cikari uzerine harcayamazsin. devlet ve toplum icin harcayacaksin dedi. e kabul edilmedi. bunu akp degil turkiye'de su an hicbir parti kabul etmez. etmez yani. avrupa birligi bir kere hukuk getirecek ulkeye, gecen yazdigim yazida da vardi, hukuk turk insani tarafindan yonetimden talep edilen bir sey degil. turk insani hukuk istemiyor. sacma sapan seyler istiyor. duygusal. kopek oldurulen idam edilsin gibi sacma sapan seyler istiyor. bu hukuk degil. turk insaninin yarisi hazine arazisi uzerinde ev yapmistir. simdi avrupa birligi'ne uyum yasalari cercevesinde bu da var. senin ne kadar topragin var bunun uzerinde ne var hesabini istiyorlar. bunlardan para alacaksin diyecek avrupa, mesela secim yapsalar evet/hayir secimi gibi avrupa birligine girmeyelim cikar o secimden. nerede yasadigimizi bilelim yani.

    cok cok buyuk ihtimal, en yakin arkadaslariniz, ablaniz, anneniz, kardesiniz, babaniz vs illaki en dar en yakin cemberinizden birisi kesin yukarida anlattigim turden bir tip. hatta belki de siz. ben ne bilecegim, hazine arazisi uzerinde evin var belki buralarda esitlik ozgurluk zart zurt diye tepiniyorsun. halbuki belese yasiyorsun hatta belki apartman diktin kira filan aliyorsun. nereden bilecegim. o yuzden sucu akp'ye mhp'ye chp'ye atmanin anlami yok. bir kez daha tekrar edelim; turk insaninin devletinden hukuk gibi bir talebi yok. isinin gorulmesine ihtiyaci var. onu da cok iyi yapiyor zaten siyasetciler. hepsi boyle yapti. isi gorulmesi gerekenin isi goruldu.
  • avrupa birliği bir ev olsaydı sakinlerini şöyle karakterize ederdim:

    öncelikle evden biraz bahsedeyim. ev, büyük, 3 katlı, bahçeli, güzel bir ev. orta katta büyük bir masa, masanın etrafında da 4 tane sandelye var. sandalyeler fransa, almanya, ingiltere ve italya'ya ait.

    masanın başında fransa oturuyor. fransa iyi, hoş da biraz kibirli, aynı zamanda da dengesiz. garip tavırları, entel bir havası var. en büyük sorunu öfke kontrolü problemi. geçmişinde bu yüzden sabıkaları var. hala da bazen fevri olabiliyor. buna karşın istediğinde de çok romantik. arada sırada şiir yazıyor. 'bu evin mimarı benim' havasında. gerçekten öyle. çizimleri filan yapmış. evle en çok uğraşanlardan biri.

    masanın diğer tarafında almanya var. almanya güçlü, kuvvetli, orta yaşta bir adam. çok çalışıyor, eve en çok o ekmek getiriyor. sanayide oto tamir, bakım, yedek parça dükkanı var. zamanın çoğunu orada geçiriyor. evdekiler almanya' dan biraz çekiniyor. eskiden çok belalıymış, zamanında ev sakinlerine çok çektirmiş. anca komşudan yardım isteyerek zaptedebilmişler. sonra bakmışlar böyle olmayacak, 'en iyisi biz bu çocuğu kazanalım' demişler. o da zaten sonradan çok utanmış. evin yapımında da bizzat çalışmış.

    italya' nın sandalyesi boş. yine karı-kız peşinde koşmaya gitmiş. sanatçı ruhlu bir oğlan, aynı zamanda iyi topçu. biraz serseri. ağzının ayarı yok, mahalledeki diğer çocuklara filan sataşıyor. gece geç saatlere kadar gitar çalıp milleti rahatsız ediyor. bunun da 1-2 sabıkası var. almanya' yla beraber olup bu da ali kıran baş kesen kesilmiş. ama bunu dövmüşler. sonradan uslanmış gibi olmuş. ev yapılırken yardım etmiş. evin olmazsa olmazlarından. zaten evin arazisi de dedesinin miymiş neymiş.

    diğer sandalyede ingiltere var. önünde çay, elinde sigara, masaya hafif yan oturmuş. 'istesem giderim' havasında. zaten eve sonradan gelmiş. bu ev kurulurken 'bana ne ya, ne halt ederlerse etsinler' demiş. uzaktan akrabalarıyla filan takılmış hep. ama bir gözü sürekli o evde. sonra yakındaki bir kaç komşuyu toplayıp 'gelin lan biz de kendi evimizi kuralım' demiş. kurmuşlar ama ordan ilk kaçan da kendisi olmuş. baktı ki olacak gibi değil, 'beni de alın' demiş yeni evdekilere. ama fransa istememiş. açamamışlar kapıyı buna. sonra sonra 'tamam lan gel' demişler. bu da kuzenini alıp gelmiş. az önce dediğim gibi yine de eve hala mesafeli duruyor. onlarla beraber pikniğe gitmiyor, ortak makarnaya para vermiyor. buna rağmen evdekiler o olmazsa evin yürümeyeceğini bildikleri için evden atmayı düşünmüyorlar.

    masanın olduğu orta katta 4 oda var. 3 oda hollanda, belçika, lüksemburg'a ait. bunlar zaten kardeş gibi. hollanda'ya miras kalmış, para sorunu yok. kendi havasında ottur, plastiktir takılıyor. renkli tişörtler giyiyor. odasına giren çıkan belli değil. gay gibi değil gibi. güzel de top oynuyor. belçika hollanda'ya göre biraz daha efendi. kuruyemişçinin yanında çalışıyor. evden işe, işten eve. olaylara karışmıyor. lüksemburg fındık-fıstık. çok genç, henüz kişiliği oturmamış. ama her zaman her organizyona çağırılıyor. diğer odada irlanda kalıyor. kardeşiyle ve kuzeniyle problemleri var. eline, koluna, sırtına bir sürü dövme yaptırmış. dışarıdan bakınca serseri gibi ama asıl derdi ekmek parasını kazanmak. bazen içip içip dağıttığı oluyor ama nedense herkes onu seviyor.

    alt katta yunanistan'ın odasının yanında güney kıbrıs rum kesimi var. çok rahatsız. odasında hayalet olduğunu söylüyor. hayalet gelip 'bu odanın yarısı benim' diyormuş. bu da çok korkuyor. ama masadakiler 'sen korkma, yok hayalet mayalet, kulak verme' diye sakinleştiriyorlar.

    şimdi aslında üst ve alt kattakilerden de söz edecektim ama fazla uzayacak. o yüzden bir de şundan bahsedip kapatacağım:

    bir de türkiye var. bir apartmanın bodrum katında kaçak kot taşlama atölyesinde çalışıyor. delikanlı, deli dolu, iyi niyetli bir çocuk. ama ne yapacağı pek belli olmuyor. ev yapılırken hep oralardaymış. hatta bir ara 'ben de geleyim' demiş ama kabul etmemişler. sonra 'biraz adam ol, efendi ol, seni de alalım' demişler. bizimki böyle böyle hafiften sıyırmış. gece içip içip kapıya dayanıyor, bağırıp, çağırıyor. boş bira şişesini kırıp bahçeye atıyor. sonra da 'gelmiycem lan, yalvarsanız da gelmiycem' diyor. sonra yine evin etrafında tur atıyor, bağırıyor. almanya'yla eskiden çok yakınmışlar. beraber çalışmışlar. kız alıp-vermişler filan. bazen sabah almanya işe giderken yakalıyor. 'n'aber hacı' diyor. 'söylesene beni de alsınlar, hallet şu işi be hacı' diyor. almanya da fazla uzatmamak ve kırmamak için 'tamam aga, bakıyoruz işte' diyor. çok çabalıyor ama işi zor. diğerlerinden farklı olduğu açık. herkesle muhabbeti var. hepsine biraz benziyor ama hiçbirine de benzemiyor. yine de çok severim keratayı.
  • yıllar önce bu birliğin üye ülkelerin çıkarları üzerine oluşmuş bir birlik dedikçe bazı mallar bunun evrensel yüce değerler üzerine oturmuş idealler peşinde koşan bir yapı olduğunda ısrar ediyorlardı. ab kurumları arasında en onemsizi olan avrupa parlementosundaki marjinal tiplere bakarak ab nin insan haklarında en önde koşan bir örgüt olduğunu sananlar vardı. oysa esas organın komisyon olduğunu bile bilen çok azdı. avrupa konseyiyle avrupa birliğini aynı örgüt sanan da hala az değildir.

    2000 lerin sonları ve 2010 ların başında ise tam bir ab cilginligi yaşandı bu ülkede. siktiriboktan ab parlemento üyesi üçüncü sınıf siyasiler bile türkiye'de çok mühim insanlar gibi her yere girer çıkar oldular. türkiye pek çok kişi ab projeleriyle geçinir hale geldi. üç beş altyapı projesi dışında projelerin neredeyse tamamı tırt şeylerdi. ülkeye hiç bir fiziki katkı sunmayan bu projeler hala bazı raflarda çıktı olarak bekliyor. çünkü ab altyapıya hiç para vermedi. onun yerine size balık vermeyecem balık tutmayı öğreteceğim ayağına sonucu kağıt tomarlarindan ibaret şeyler verdi. türkiye'ye ayrılan fonlar oransal olarak yunanistan'a ispanya'ya ödenen tutarın yüzde biri seviyelerindeydi. bunlara da ses cikartamiyorduk, çünkü projelerden binlerce euro maaş alan yuppy tipli uzmanlar! her yerde ab borazanligi yapıyorlardı. sonra ab bu oyunu oynamayı kesti. önce kıbrıs kartını oynadı, sonra imtiyazlı ortaklık diye bir sacmalikla önümüze geldi, müzakereleri kıbrıs vetosuyla tikadilar, bırakın müzakereye, yeni fasıl aşmayı bile türkiye'ye konfor gibi sundular. en sonunda da üyelik için halkoylamasi yapacağız, türkiye bu oylamadan geçemez dediler.

    bu birliğin evrensel hiç bir yönü yoktur. gayet siyasi amaçla yürütülen bir entagrasyon projesidir. avrupa konseyi gibi daha derin ve daha yüce bir anlamı yoktur.

    akp nin yaptığı tek tük düzgün işlerden biri bu ab saçmalığın buzdolabina kaldırmasıdir. avrupa'da medeniyeti cagdasligi evrenselliği temsil eden tek kurum vardır; o da avrupa konseyidir. türkiye de zaten oranın 60 yıldır asıl uyesidir.

    ab giderek ayak türkiye ye son ve büyük bir kazık daha atmak istedi. mülteci geri kabul anlaşmasını davutoğlu'na iteledi. bu anlaşmayla türkiye avrupa'nın mülteci çöplüğü olacak dedik ama bu sözlükte bile kimse dinlemedi. herkes vizesiz avrupa hayalleriyle meşguldü. oysa vizesiz avrupa ve serbest dolaşım avrupa insan hakları mahkemesine kesin karara baglanmisti. bu kazanılmış hakkı bile yitirdik, davutoğlu büyük bir şov yapip vizeleri kaldirtan adam olmak istemişti.

    sonrasında nooldu? vizesiz avrupa için bir sürü yeni siyasi şart dayattilar, vize isini fiilen kurt sorunuyla iliskilendirip vize işi buharlastirdilar, hatta vizeleri daha da zorlastirdilar. mülteciler için yükümlü oldukları paraları vermediler, gönderdikleri az miktarda kaynagi da harcamaları yapan türk devletine değil kendi seçtikleri stk lara verdiler. böyle itligin sampiyonlugunu yaptılar. ukrayna'ya bile vizeyi kaldıran ab türk vatandaşlarının vize masraflarına zam yapti!

    türkiye şimdi sınırları açıp afgan suriyeli bangladeşli filan ab ye postaliyor. ama bizimkiler de bunu yaparken ab nin sözünü tutmaması yüzünden degil, alakasız biçimde idlib de siyasi destek amaçlı şantaj için yapiyor. oysa idlib operasyonu başlamadan çok önce bu karar alinmaliydi.

    son olaylardan sonra ab nin makyajı iyice döküldü. geriye siyasal amaçlardan başka bir gerekçesi olmayan bir topluluk ortaya çıktı.

    ingiltere ab den çıktı. polonya üyeliği tartisiyor. güney kanadı ülkelerde ekonomi boktan. mülteci sorunu yüzünden sağ iktidarlar yükseliyor bu da enternasyonalist politikalar yerine ulusalcı politikaları ön plana çıkartıyor. sosyal güvenlik ve vergi sistemleri artık dayanilmaz hale geldi. ab den yeni parcalarin daha kopmasi olası. ab giderek almanya, fransa ve benelux ten oluşan küçük bir alana sıkısacak gibi görünüyor.

    eğer bu menfaat topluluğu 1990 larda adam olup 2000 lerin başında türkiye'yi alsaydı - türkiye bulgaristan ve romanyayla beraber üye olabilirdi- bu gün tüm akdeniz ve ortadoğu'da barış ve huzur hukum sürerdi, ab de hinterlandini taa pakistana, somaliye, orta asya'ya kadar genisletir, belki de ortadoguda tek söz sahibi olurdu. şimdi kimsenin s.kine taktiği yok bu zavallilari.
  • kamu ihale kanunlarının değiştirilmesinin ve yargının taraflılığının diğer sorunlardan bağımsız değerlendirilemeyeceğini daha önce şu entry'mde (#106478710) ifade etmiştim. entry'mde "sizin sosyal darwinizminiz, ülkenizdeki siyasal islamcıların ezdiği taraf siz olana kadardır." derken kastettiğim tam da buydu. "kadın cinayetlerini önlemenin yolu" başlığında cinayetleri yalnızca ekonomik sebeplere ve kadınların kendilerine indirgeyip (#94330169), magandaların varoluş sebebinde başka bir faktör aramayıp, ortamlarda adaletten söz edebilmek ne güzel. "mesele eğitimsiz anadolu insanı değil" lafları tam da yerli pol pot kafalılarımıza göre.

    anlamamakta inat ediyorsunuz fakat "ne yerlere tukuren barzolar, ne egitimsiz anadolu insani, ne kendini bir bok sanan sehirli hiyarlar" şeklindeki bakış açınız gerçekçi değil. bahsi geçen profillerin ortak noktaları insan hakları ve toplum bilinçlerinin yerleşmemiş olması. eleştirilen hukuki problemler ise insan hakları ve toplum bilinci yerleşmemiş bir kültür yapısının doğal sonuçlarından yalnızca bir tanesi.

    türkiye'de egemen olan kabadayı kültürünü etkisiz eleman ilan etmek oldukça tehlikeli. türk sanat eserlerinde masum bir şeymiş gibi romantize edilen o kültür türkiye'nin plüralist bir demokrasi olamamasıyla ve potansiyel sahibi olan insanların ülkeyi terk etmeleriyle yakından ilişkili. bal gibi hukuku da etkiliyor, ekonomiyi de, medyayı da, bilime ve teknolojiye yapılacak yatırımı da, sosyal yaşamı da, eğitim sistemini de.

    elinizin altında google var, atıp tutmadan önce okuyun avrupa birliği ne diyor:

    - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
    siyasi kıstas: ülkede demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına ve azınlık haklarına saygıyı teminat altına alan istikrarlı kurumların varlığı.

    ekonomik kıstas: (1) istikrarlı piyasa ekonomisinin mevcudiyeti; (2) başta ab olmak üzere dış dünya rekabetine dayanma kapasitesi.

    uyum kıstası: siyasi birlik ile ekonomik ve parasal birlik de dahil olmak üzere, ab'nin müktesebatına uyum kapasitesi.
    - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
    kopenhag kriterleri
    aday ülkeler:
    - demokrasiyi,
    - hukukun üstünlüğünü,
    - insan haklarını,
    - azınlıklara saygı gösterilmesi ve korunmasını,
    - işleyen bir piyasa ekonomisinin varlığını ve birlik içinde piyasa güçleri ve rekabetçi baskı ile başedebilecek kapasiteyi garanti eden kurumların istikrarını sağlamış olmalıdır.
    - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
    end of story
    - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

    hukuka ek olarak ne varmış?

    insan hakları. azınlıklara saygı. işleyen bir piyasa ekonomisi. (sakın bana "hukuk sorununa karşı duyarsız mısın?" şeklinde komik cümleler kurmayın çünkü bütün çocukluğum ve gençliğim tehditler, mafyalar, siyasi çeteler, tasfiyeler yüzünden cehennem oldu.)

    evet, muhafazakarlar dünyanın her yerinde var, peki türkiye'de muhafazakarlık herhangi bir partiye oy verip vermemekle bitiyor mu? türkiye'de insanların yüzde kaçı ile oturup ermeni soykırımı tartışabiliyorsunuz? imf'i öcü ilan etmeyen kaç kişiyiz? "ibneliği" aşağılayanlar kimler? pardon bu soruyu yanlış sordum, aşağılamayanları sormam gerekirdi.

    sonra ne yapıyorsunuz? abd gibi özgürlükçü, plüralist bir demokrasiden "sjw" diye terimler araklayıp türkiye'de hakkını arayan az sayıdaki insana anında sjw etiketini yapıştırıyorsunuz.

    insan hakları bilincinden yoksun olanlar hukuk ile problemli oldukları kadar başka şeylerle de problemli değiller mi? filmlerinizde, dizilerinizde, yazılarınızda sürekli normalize ettiğiniz şeyler zararsız mı? keşke netflix'teki eşcinsellerden rahatsız olduğunuz kadar kendi yapımlarınızdaki cahil cühela güzellemelerinden rahatsız olsaydınız.

    sizin bu tavrınıza cuk oturan metafor ne?

    the elephant in the room.

    ne yazık ki ülkemizde tüm bu pespayeliklerin aslında birbiri ile derinden bağlantılı olduğu bir türlü kabul edilemiyor. kabul edilemediği için de ülke gündeminden skandallar ve ilkokul seviyesindeki politikacı söylemleri eksik olmuyor.

    her gün 1 hafta sonra unutulacak yeni yozlaşma semptomları ortaya çıkıyor. gelip geçici öfkeler, her bir skandal için saman alevi gibi bir anda parlayıp sönüyor ve sonunda tamamen işlevsiz kalıyor. gündem gelişmiş bir ülkede tartışılmayacak mevzularla meşgul edilirken ülke, her geçen gün gerek sosyal, gerek iktisadi anlamda daha karanlık bir geleceğe sürükleniyor.

    ziya selçuk'a söylesek de, okulda çocuklara haftada bir gün civilization oynatsa. belki o zaman kültür puanları neden önemliymiş, social policyler nelere hizmet edermiş gelecek nesillere iyi öğretilir ve türkiye'nin avrupa birliği'ne girememesinin önündeki engelin "fukocu" postmodernistler değil hangi profiller olduğu daha iyi anlaşılır.

    ya bu ülkedeki egemen kültürün kökten sorunlu olduğunu, bu kültürü kimlerin yaşattığını kıvırmadan kabul edecekseniz, ya da "türkiye çok adaletsiz bir yer." diye ağlamayacaksınız.

    kübler-ross modeli,

    inkâr,

    the elephant in the room.

    söyleyecek başka bir şey yok.

    * * *
    ps: birisi şöyle (#110432179) zeka küplerine macaristan'ın 2004'te üye olduğunu açıklayabilir mi? 1 mayıs 2004'ü hatırlıyor musun evladım? ex doğu bloku ülkelerinin toplu katıldığı dönem? o zamanlarda abd'nin başkanı trump değildi bak. inanmayacaksın ama brezilya'nın başkanı da bolsonaro değildi. peki bil bakalım, senin başbakanın kimdi?
  • hadi fransa'yi, danimarka'yi ve avusturya'yi anlamaya calisiyorum; türkiye'yi ab'de istemiyorlar, gerekceleri ekonomik, kültürel veya tarihi olabilir. ab'nin en kelli felli üyeleri olarak belki bu tip cikislara haklari da olabilir. yalniz son günlerde slovakya deyü bir devlet cikip da, bu "türklerü istemezük" korosuna katilmadi mi, sinir yaylarimi geriyor da, geriyor:
    bakiyorum istatistiklere, nüfus 5,5 milyon, belki istanbul'un anadolu yakasi kadar, kisi basina gelir, nüfusunun azligina ve avrupa'nin göbeginde bulunmasina ragmen türkiye ile hemen hemen ayni, 3.800 $. ortak tarihimiz var mi, bir arastiriyorum, ikinci viyana kusatmasi sirasinda akincilarimiz bir ugrayip "merhaba, seviyeli bir muhabbete ne dersin" diyerek, güney slovakya'yi söyle bir turlamislar o kadar, ülkedeki türk sayisi, sanirim, istatistiklere girmeyecek kadar az olmali ki hic bir sey bulamadim.
    bu devlet ab'ye gireli ise daha bir yil olmadi...
    simdi tüm bunlardan sonra, bu adamlarin türklerle ne alip veremedigi var diye sormak yersiz mi oluyor bilmiyorum? ya da soruyu belki de biraz degistirip, acaba fransa veya avusturya ile ne gibi alisverisleri oldu diye sormak gerekiyor...
    simdi buraya bir de bkz. verip "üc günde ab'nin devrimcisi olmak" diye bir link acsam slovakya disinda bir sey yazilmayacak, o yüzden hic görüntü kirliligi yapmadan, slovak devletini kendisini daga küsen fare durumuna düsüren bu sacma ve komik tutumundan dolayi kinayarak ve de bunu hic unutmayacagimi belirterek yazimi tamamliyorum.
  • bu topluluk öyle bir hristiyan birliğidir ki; avrupa birliği vatandaşlarına "önemli kişisel değerleriniz nelerdir?" diye sorulduğu zaman "barış" (%53), "insan hayatına saygı" (%43), "insan hakları" (%41) ile ilk üçe otururken; "din" (%3) ile son sıraya oturmaktadır.

    bu topluluk öyle bir hristiyan birliğidir ki; avrupa birliği vatandaşlarına "avrupa birliğinin değerleri nelerdir?" diye sorulduğunda "insan hakları" (%38), "demokrasi" (%38), "barış" (%36) ile ilk üç sıraya otururken; "din" cevabı (%3) ile yine son sıraya oturmaktadır.

    http://ec.europa.eu/…eb/eb66/eb66_highlights_en.pdf

    bu topluluk öyle bir hristiyan birliğidir ki; "tanrıya inanıyor musunuz?" sorusuna, ab'nin lokomotif ülkelerinden almanya'nın sadece %47'si, ingiltere'nin %38'i, fransa'nın %34'ü "evet" yanıtını vermiştir. artık hollanda'yı, isveç'i, danimarka'yı siz düşünün, araştırın.

    http://ec.europa.eu/…ives/ebs/ebs_225_report_en.pdf
    http://en.wikipedia.org/…e:europe_belief_in_god.svg

    öyle bir hristiyan kulübüdür ki, araştırmalarında dahi "tanrı mesihe inanıyor musunuz?" diye sormaz, "kişisel bir tanrıya inanıyor musunuz?" diye sorar. kişisel inançlara saygılıdır, inançlara karışmaz. nüfus cüzdanının arkasına din hanesi koyup "protestan" yazdırmaz. hatta böyle bişi olsa cıngar çıkar.

    öyle bir hristiyan kulübüdür ki içki gırla gider, ortalık sex shop doludur, hatta bir çok bölgesinde esrar kulanımı da olabildiğince serbestleştirilmiştir.

    öyle bir hristiyan kulübüdür ki, vatandaşlarının %44'ü eşcinsel evliliği onaylamaktadır.

    öyle bir hristiyan kulübüdür ki, üye olacak ülkelere "işçilerin serbest dolaşımı", "insan hakları ve özgürlük" gibi konu başlıkları açmaktadır.

    tabi şu da var, ben araştırmaları genelde masonik illumunatinin, tapınak şövalyeleri şubesinden temin ettim; üstüne de maya takvimine göre düzenleyip amerikaya sattım. evet, tabi ki yahudilerden de para alıyorum.
  • avrupa birliği bütçesine kim para yatırıyor, kim çekiyor anlamak için aşağıdaki tabloya bakın. 2004 yılı bütçe rakamları;

    ülke___________milyon €______gsmh içindeki payı

    almanya_________-7,140.50______-0.33
    fransa__________-3,050.80______-0.19
    italya___________-2,947.00______-0.22
    ingiltere_________-2,865.00______-0.16
    hollanda________-2,034.90______-0.44
    isveç___________-1,059.00______-0.38
    belçika___________-536.1_______-0.19
    avusturya_________-365.1_______-0.15
    danimarka_________-224.6_______-0.12
    lüksemburg_________-93.1_______-0.41
    finlandiya__________-69.6_______-0.05
    malta______________45_________1.02
    kıbrıs______________63.5________0.53
    slovenya___________109.7________0.43
    estonya____________145__________1.79
    slovakya___________169.2________0.51
    macaristan_________193.4________0.25
    letonya____________197.7________1.82
    çek cum.___________272.2________0.33
    litvanya___________369.3________2.13
    polonya__________1,438.30_______0.75
    irlanda__________1,593.80_______1.3
    portekiz_________3,124.00_______2.37
    yunanistan_______4,163.20_______2.52
    ispanya__________8,502.30_______1.08

    bütçeye en çok parayı almanlar yatırıyorlar, yaklaşık 7,2 milyar €. en fazla parayı ispanya alıyor. ispanya'nın halen para çekiyor olması şaşırtıcı olsa da, asıl şaşırtıcı olan yunanistan'ın nüfusuna göre dehşet miktarda para alıyor olması. üstelik yunanistan nerdeyse 30 sene önce üye olmuş bir ülke. misal polonya çok daha sonra üye olduğu ve nüfusu çok daha fazla olduğu halde yunanistan'ın üçte biri oranında yardım alıyor. demek ki, avrupa birliği 30 senedir nerdeyse kişi başı 500 € para yardımı yapıyor yunanistan'a. bu da yunanistan ekonomisini üretmeden tüketen garip bir duruma getiriyor. (bkz: #7625721)
  • - hayir ertugrul, ac yatacaksin. gumruk birligiyle idare edersin artik milleti
    - idare edemem ab, idare edemem!
  • türkiye'de zeytin ağaçlarının kesilmesini teşvik eden kurum.
    avrupa birliği üyesi olmamamıza rağmen zeytin üretiminde bize ayrılan kotayı aştığımız için ağaçları kesmemiz gerekiyormuş.
    yunanistan ve italya'nın zeytin-zeytinyağı pastasındaki payı baki kalsın diye...
    böylece tabii kısa vadeli ranta bayılan ülkemiz vatandaşlarımıza gün doğmuş oluyor - bu alanları imara açmak için.
    bu kadar çok doğal kaynağı olan - kendine yetebilecek - bir ülkenin böyle bir birliğe üye olması zarardan başka bir şey vermez.
  • cok afedersiniz ama bu yedigimin organizasyonu, icinde bulunan insanlarin hayatlarina, sagliklarina mudahaleyi, herkesi 90 yasina kadar tutmayi kendilerine bir gorev bilmistir.. krallar gibi yasarsiniz avrupa birligi sayesinde. yaşlı mutlu bireyler olarak ölürsünüz..

    bu ugurda pazarlardaki kasalari temiz tutmaktan, sokakta gezen hayvanlarin kulaklarina küpe takmaya kadar süper hamlelerde bulunmuslardir. ama bazi aralarindaki işgüzarlar, walkmanlerden, mp3playerlardan gelen sesi de kismanin, gelecekte kulaklari daha saglam bireyler yaratacagina inanmaktadir ki, tüm üreticilere avrupa firmwarelerinde ses indirimine gitmek üzere talimat verilmistir..

    ya kardesim, benim yasadigim yer isvicre'nin sessiz ovalari degil ki? benim yasadigim yer finlandiyanin huzur dolu dere kiyisi degil ki? ben ikarus otobusume binip okuluma, işime gitmeye calisan bir adamim.. sen niye abd de misal veriyorum 100 desibel olan ses gücünü benim sagligim (!) icin 50 desibele düsürüyorsun ki burada. duymuyorum işte anasini satiim. bi sikim anlamiyorum dinledigim sarkidan.. booooooaaaaaar diye gidiyor otobus.. illa gidelim 50 dolar verip cep amplikatoru mu alalim. ne istiyorsunuz lan benim mutlulugumdan! ne istiyorsunuz benim müzik dinleme zevkimden.. hayir delikanli adam zaten kendisi kisar sesini. yazarsin kenarina dersin ki "cok yüksek sesle dinlersen, sagir olur, kör olur ve hatta cocugun olmaz.." o zaman insanlar düsültür sesi.. ama sen max volume ü kisarak ne yaptigini saniyorsun.. dalla...... her neyse küfür etmeyecegim.. mektup yazicam ama artik.. artik oli rehn mi okur, angela merkel mi okur bilmiyorum

    "dear eu..
    i ............"

    yazmicam lan mektup falan.. sinirlerim tepemde.. allahin şekilsizleri.. sümüklüleri..