şükela:  tümü | bugün
  • kamera şakası.

    yapıldığında gayet komik ve gülünç durumlar ortaya çıkabiliyor. hatta bazen dozajı kaçsa bile genel olarak güleryüz ile bitiyor şakalar.

    bizde aynısını yapmaya çalıştığında ya yüzüne salak gibi bakarak komik mi? diye sorarlar ya da ana avrat küfür edip direk dalarlar.
  • trafik kurallarına uymak ve nezaket bunların başında gelir.
  • kiz kiza, erkek erkege hatta ve hatta erkek kiz opusmek. zira sevgiyi uluorta belli etmek gunah, sevgisizlik mubah.
  • berlin'de bit pazarına gitmiştik bi kaç avusturyalı arkadaşla. epey büyük, zaten turistik, eski şeyler de var ama genelde tasarımcıların işlerini sattığı bi yer haline gelmiş ama yine de gezmesi epey eğlenceliydi. herneyse, büyük alandan uzaklaştık, epey bi yemek satan, müzik yapan da var etrafta ve sonra amfitiyatro gibi bi yer gördük, baktık ki biri var sahnede, tiyatro full dolu, aileler, orta yaşlılar, ergenler, çocuklar herkes izliyor. sonra sahnedeki oturdu başka biri geldi, ne yapıyorlardı biliyor musunuz? hepsi çıkıp bi şarkı söylüyordu 2-3 dklığına ve insanlar acaip mutluydu, deli gibi destekliyordu, kötü söyleyenini bile. şimdi bi de bunun türkiye'de olduğunu düşünün.

    avrupa'da iyi niyetli ve kibar olabilirsiniz, bu konuda büyük pişmanlıklar yaşamadan hayatınıza devam edebilrsiniz. iyi niyetiniz suistimal edilmez, desteklenir, erkekseniz ve tanıştığınız bir adama da kadına da aynı şekilde davranıyorsunuz diye, kibar biri olduğunuz için, kıl, ibne, değişik gibi tanımlamalara maruz kalmazsınız. avrupa'da kendinize güvenebilirsiniz.

    kadınlar, istediğiniz kıyafetleri giyebilirsiniz, bi cumartesi gecesi sokaklarda arkadaşlarınızla bağıra çağıra sarhoş gezebilirsiniz, ancak aşırı alkollü, uyuşturuculu vs biri gelir rahatsız etmeye o da ederse. türkiye'de annemle dışarıda yürürken bile (izmir bi de bahsettiğim yer) çocuğunun elinden tutan amcaların bile nasıl baktığını bildiğim için katil olma isteği geçiyor, buraya bir sürü arkadaşımı davet ettim, yolda yürürken seni kesen genellikle senin yaşıtlarındır, o da kısa sürelidir (genellikle yüze bakmalı) ve zaten kendinizi iyi bile hissettirir. sokaklarda huzurla yürüyebilirsiniz.

    buraya, avusturya'ya geldiğimde 20 yaşındakinden 35 yaşındakine kadar tanıştığım farklı çevrelerden neredeyse tüm arkadaşlarım arayıp bu dağa yürüyüşe, bu nehre yüzmeye, bu göle yürüyüşe pikniğe, o dağa tırmanmaya diye çağırıp durdular, başlarda gitmedim, sonra başladım. sizi çok daha motive eden, ve sürekli içten içe kendi ülkenizdeki yaşıtlarınızı, arkadaşlarınızı düşününce bi yandan da üzen bir gençlik var burada. sürekli bi aktivite peşindeler, okul klübü bilmemnesi değil bu bahsettiğim, anaları babaları bile öyle, bi dağa gidip 3-4 saat yürümek neredeyse haftada bir-iki bara gidip içmekle eşdeğer sıklıkta ve kaldığım evde en motivemiz, 19 yaşındaki alman bir çocuktu, en çok da o çağırırdı bizi bi yerlere. türkiye'de 19 yaşındaki erkeklerin büyük kısmı spor diye vücut geliştirme, box, kick-box, güreş vs takılıyor. bunları yapanlar yine iyi, bir diğer kısmını eli çükünde hala gamze özcelik başlığında çapsız espriler patlatırken görebilirsiniz. en azından spor yapanı var biraz türkiye'de , hiç yoktan iyidir de, neden çok azının yüzme, atletizm seçmediğini anlamak zor değil. avusturya/almanya'da herkes memleketindeki dağların yüksekliğini ezbere biliyor, defalarca çıkmışlar. ama türkiye gibi ortamlarda kişisel gelişim insanın kendi ile mücadelesi üzerinden değil, başkalarının acaba o kişiye nasıl baktığı üzerinden hastalıklı bir şekilde ilerlediği için, kim gidecek 2-3 kişi dağa, ne gerek var vs.

    elbette çok büyük metropol şehirlerde değil ama, gezdiğim ve tanıştığım arkadaşlarımın bahçeli evi olanları, 2-3 katlı apartmanda oturanları vs hiç biri ama hiç biri kapısını kilitleyerek uyumuyordu. büyük şehirlerde de şehrin biraz daha dışında olan (izmir-urla kadar bile uzak değil bahsettiğim) muhitlerde kesinlikle ve kesinlike kapı kilitlenmiyordu (viyana). kapınızı kilitlemeden uyuyabilirsiniz (bu epey garip hissettirmişti başta).

    şehirlerinin sanırım neredeyse hepsine yakınında, içtiğiniz suya para vermeden yaşayabilirsiniz.

    -çok fazla kitap okuyabilirsiniz, kimse öff amk entel dantel demeyecektir
    -makyajsız, daha bakımsız gezebilirsiniz, kimse ne biçim kız bu, hiç albenisi yok falan diye saçmalamayacaktır.
    -futbolu sevmek, tuhaf heriflerin tv de futbol konusması hakkında muhabbetler dinlemek, masaya gelen arkadaşınızın arkadaşı bi heriften "kızz bakire değil amk abi, napiyim orospuyla mı sevgili olayım" diyerek "hoşlandığı kız"dan bahsetmesini dinlemek zorunda değilsiniz, sürekli olarak ekstradan "maksülenite" kasmaya çalışmayan bir adam olabilirsiniz, kimse size kılıbık, ibne demeyecektir. daha sağlıklı bir baba olabilirsiniz.
    -evet eşcinsel de olabilirsiniz, sevgilinizle el ele gezebilirsiniz, hoş karşılamayanı olacaktır, ama kimse yanınıza gelip ağzını açıp bir şey söylemeyecektir.

    bir süre sonra ne kadar sakinleştiğinizi fark edeceksiniz, hayatın burada ne kadar kolay akıp geçtiğini, ne kadar keyifli yaşadıklarını ve buna ulaşmak ve daha iyiye taşımak için ne kadar akıllı kararlar verdiklerini anlayacaksınız. başlarda bunu farkettikçe epey üzüldüm, sinir oldum, hep ama hep türkiye'deki yakın arkadaşlarımı, ailemi, onların mücadelesini, yaşadıklarını düşündüm, "bunu onlar da hakediyor" dedim.

    ama sonra da hayatını "o kürt zaten siktir et"ler, o ibne onla takılmam" lar, "ne biçim kız amk o rezil eder adamı" lar, lozan 2023, "öyle yaparsan ne der elalem"ler, "adam gibi/madam gibi"ler, "o saatte orada geziyorsa zaten haketmiş tecavüzü"ler, "çok kitap okuyorum eheheh entelim ben" diye kitap okuma üzerine bile "espri"ler yapmaya çalışan "mizah" dergileri, yıllardır aynı mahallede yaşadığı karşı cinsini görüp selam vermektense götüne bakıp, kocasıyla ona swinger olma hayali kuran ve oradan camiye doğru yol alanlar, 2016 yılında bir halil inancık'ın adını bilmeyip adını unuttuğum fesli kostümlü ahmak herifleri tercih edenler, yine 2016 yılında sedat peker diye bi adamı baya baya sevebilenler, saygı duyanlar...kadınlığını nasıl yaşaması gerektiğini ne düşünerek, ne okuyarak, ama dizi izleyerek keşfetmeye çalışan kadınlar, kendine bir yol çizerken sürekli ama sürekli hasımları olduğunu, savaşmak zorunda olduğunu düşünen, silaha, emir almaya, hayatında sevdiği kadına göstermediği sevgiyi 50 yaşlarında kalınbok heriflerden esirgemeyen erkekler, şimdi burada konusu konuşulan avrupa yı ve içinde yaşayan insanları direk olarak "adi, yalancı, bizden nefret ediyorlar" diye adledenler (hatta bir kısmı da avrupa'da yaşıyor), vs vs vs ler içinde geçiren, mutsuz, yorgun, sayko, sürekli karanlık düşünceleri olan, yıkıcı, içten içe umutsuz insanların türkiye'de benim o tüm sevdiğim dostlarımı, ailemi çoktan azınlık haline getirdiğini farkettim.

    avrupalı arkadaşlarıma tek söylediğim şey, doğası ve yemekleri üzerine ve spesifik konularda spesifik bir avuç insan ismi (ne bileyim cahit arf, idil biret, muazzez çığ, sait faik, aziz nesin, zeki demirkubuz, erkin koray, selda bagcan, ruhi su, ilhan mimaroğlu, tugay kerimoglu, vs vs) . elde bi bunlar kaldı. yine de onları nisan'da paskalya tatilinde batı şeridini asos'tan datça'ya kadar gezdireceğim ve onlardan "müthişmiş burası, off şuna bak, hmmm yemek çok güzel" gibi şeyler duymayı bekleyip, türkiye için bi iki gram umutlanmaya çalışacağım.