şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • bir çeşit insandır. normal böyle insan, eli, kolu, böbreği falan olan, kalbi atan bir şey.

    dün akşam çok içmiştir belki, anasına babasına gecenin bi yarısı mesaj atmıştır ayyaş harflerle, özledim lan ben sizi böhüa içerikli, beni sabah mutlaka uyandırın bak haczim var diye de eklemiştir kesin yüzsüz. sabah olmuştur, zaten sabaha karşı yatak yüzü görüldüğünden, sürünür şekilde maymundan insana uzayan yolu, makyaj, fön, ütü vs gereçlerle olabildiğince hızlandırmıştır.

    makyaj yapmaya başlamadan önce koyduğu kahve suyunun çıkan tık sesiyle emre amade olduğunu anlamış, mutfağa gelmiş ama içini hazırladığı bardağı yanlışlıkla çeşmeden soğuk suyla doldurmuştur. makyajını yaparken ilk yudumunu aldığı kahvenin buz gibi olması nedeniyle, ayna karşısında kahveyi soğutana kadar uyuyakaldığını zannederek panikle sağa sola koşturmuş, ağzına kadar dolu su ısıtıcısını görene kadar mevzuyu çakamamış, anlayınca da hımmmm nerede bakayım yapılmış en aptalca dalgınlık başlığı demiş, sonra, ya da neyse lan sktret daha aptalını yaparım bence ben deyip vazgeçmiştir.

    gideceği güzergahın beykoz * olmasından hareketle, bir outdoor sporcusu özeniyle yanına fotoğraf makinasıydı, minik termosla kahvesiydi, müziğiydi, kitabıydı, suyuydu almıştır. otobüse yürürken poğaçasını, gazetesini edinmiştir. beykoza gidene kadar hacze gidilecek ev için ne kadar kötü bir olay, olgu, yaratık, paçoz, şerefsiz, olduğunu düşünmemeye çalışarak, böbreğim var benim, kalbim de atıyor diye insan olduğu vurgusuna basa basa denizin keyfini çıkartmaktadır otobüsün içinde sıkış tepiş de olsa.

    nadiren rastlansa da işini iyi yapan bir icra memuruna denkgeldiği için baştaki usuli işlemleri kolayca atlatmış, topuklu ayakkabının gereksizliği üzerine kafa yormayı bırakmıştır belki bir süre. en istemediği noktaya artık daha da yaklaşmış, hiç tanımadığı insanların evine girip oda oda dolaşarak evdeki menkulleri yazmaya gelmiştir sıra. yine ezilip büzülecektir dağınık yatak odasına bakarken göz ucuyla, neredeyse aynı yaşlarda olmasına rağmen sadece akşam içeceğin üç biraya ve yeni sayı uykusuzuna sahip sana karşı, sağa sola borç takıp kaybolan bir koca ve üç çocuk sahibi bir yaşıt hecinsinin evini gezersin. ah bu erkekler diye beddua eden kadına, hepsi de reröre diyesin gelir diyemezsin, gülemezsin.

    avukatsındır. gömleğin vardır, böyle kocaman yakalı falan, elinden geleni yaparsın, inanırsın adamın reröre olduğuna, hiç bir eşyaya dokunmadan çıkarsın evden nezaketle, atgv minibüsünden rica edersin seni en yakın otobüs güzergahında indirmelerini, böbreğin olduğu için, bir de üstüne çalıştığı için çok çişin gelmiştir, allahın dağında döne döne tuvalet ararsın tıpkı bir insan gibi, şurdan şurdan yürü bacım diye tarif ederler, saygılar sevgiler devam eder bir şekilde halledersin gereksiz insan tepkilerini vücudunun, normalde tek otobüsle ulaşabileceğin ofisine, kanlıca'da yoğurt, çengelköy'de börek ve çay, üsküdar harem arası çekirdek çitleyerek yürüme keyfi dürtmeleri yüzünden 5 farklı otobüse binerek gelirsin.

    bir gününün daha sana göre adil ve elinden geleni yapmış bir şekilde bittiğini düşünürken, borcunu (benim alacağımı değil onun borcunu) ödemesi için belirli bir süre vermiş olduğun için kartını bıraktığın kadının aylardır kayıp olan reröre kocasından mesaj gelir.

    ''o ofisi başına yıkıcam şerefsiz orspu'' diye.

    gidip bir bira açarsın, gecenin ilerleyen saatlerinde sabah uyandırmayı unutmayın beni diye mesaj atmak zorunda kalana kadar içersin, tanım yaparsın, normal böyle insan, mesanesi var falan diye.
  • şu mesleği ne çok bilen, ne çok ahkam kesen var arkadaş...

    on üç yıllık avukatım, maddi sebeplerle ikinci sınıftan itibaren hukuk bürolarında çalıştığımı düşünürsek yaklasık on yedi yıldır bu işin içindeyim.

    öğrenciyken çalıştığım ofislerin sahipleri hep ilkeli, işinin ehli ve dürüst insanlardı. onlardan öğrendim ben bu mesleği.

    her ikisinin de en önem verdiği şey uzmanlıktı, onların yolundan gittim ve her işi yapar avukatı değil, uzman oldum, alanımda aranan bir avukat oldum.

    ınsanlara değer vermeyi öğrettiler, küçük iş diye bir şey olmadığını, her işin önemli olduğunu öğrettiler.

    müvekkilin "müşteri" değil, adına her türlü işlemi yapmak üzere bize vekalet veren kişi olduğunu ve ona saygı duymayı öğrettiler.

    meslek etiğine ve ahlakına uygun davranmayı öğrettiler.

    sağolsunlar...onlar olmasaydı, ben de burada müşteriden, ticaretten ve üç beş kanun okuyarak avukat olmaktan bahsediyor olabilirdim.
  • sanılanın aksine olaylar "bu bana girdi çıkartabilir misiniz" dedirtecek hale gelmeden önce "böyle yapsam bana girer mi" şeklinde başvurulması gereken meslek erbabı. ha bir de "avukat bey sen yapma dedin ama yaptım. giren çıkar mı şimdi?" diyenler var ki onlar, en sevilen müvekkil tipi.
  • toplumda, şerefsiz, para için ruhunu satan, profesyonel yalancı gibi tabirlerle anılıp kişilerin gözünde kötü bir imaj cizen fakat insanların her sıkıstıkşlarında "aman abi bokunu yiyim kurtar beni", "sen ipten adam alırmıssın , hallet bizim şu işi" gibi sığınılan bir limandır, uzmanlık gerektiren bir meslektir..hatta biraz daha ileri gidersek toplumun s.ke s.ke eline baktığı, kendi kendilerine halledemeyeceği işlerini halletmesini sağlayan 2 meslekten biridir; diğeri (bkz: doktor)..
    her hukuk fakültesi öğrencisinin öncelikli hedefi , idealidir..fakat gerek aileden gelen gerekse toplumdan gelen baskılar düşünceyi biraz etkiler..ya da etkilenen kişiler asla iyi bir avukat olamaz demek daha doğrudur..
    bir avukat asla yalan olan şeyi savunmaz..bir avukat müvekkili ne isterse onu savunur..eğer müvekkil yalancıysa bu avukatla dışa vurulur..bu sebeple bir mesleğin her insanını kötü olarak nitelendşrmek her zaman yanlıştır..unutulmamalı ki bu devlet parası olmayan insanlara asla ücretsiz doktor sağlamaz..eğer benim param yok diye bir hastaneye giderseniz kimse sizi iplemez fakat toplumun en serefsiz görülen mesleğinin insanlarının kurduğu baro, eğer kendinize avukat tutamayacak durumda iseniz size hiç bir bedel talep etmeden bir avukat sağlar..
    kısacası bir toplum ne kadar yalnsa avukat da o kadar yalandır..yalancıdır
  • - ne iş yapıyorsun?
    - avukatım.
    - ay ne güzel ben de hukuk istemiştim ama vazgeçtim/olmadı ... diye başlayan diyaloglara konu olan meslek.

    olmasın da zaten, vazgeçin. içerden biri olarak, avukatlığın neden algısı kadar matah bişi olmadığını tekeeer teker sıralayayım:

    1. çok mu kazanır bu avukatlar?

    bu tamamen kişisel yetenekle alakalı. çok kazanmak için ya kendinize çok iyi yatırım yapmanız ya da çok iyi bi "para kazanma algınızın" olması gerekir. bu ikisi olduktan sonra, okumadan da para kazanırsınız zaten. alın bir gemicik olsun bitsin. "ooo avukat bu, bunda para bok" diye bişi yok canlarım.

    "bi davadan şu kadar götürür" diye bi laf var ya, şaka gibi. ulan paramızı alabiliyo muyuz da kazanalım? müvekkil milleti dava masrafında bile sorun çıkarabiliyor, bırakın avukatlık ücretini. ha tabi bi de "o kadar götürülecek" büyüklükte davaların her önüne gelen avukata gitmiyor olması hadisesi var. senin elinde 1 trilyonluk takip var, vereceğin avukatı sokaktaki levhalardan mı buluyosun? nedir yani.

    2. insanlar çok mu seviyor avukatları?

    ahahaha müsaadenizle bu kahkaha efekti için arkamı döndüm... avukatların nasıl algılandığı hususunu herkes bilir. bu konuyu açmadan kapatıyorum. ya da kapatmyorum. işin kötüsü, o algıya uyan bir avukat tipi gerçekten var ve avukatın avukata ettiğini habil kabil'e etmiyor pek çok zaman. ama yine de siz siz olun, hakkımızda öyle atıp atıp tutmayın. illa ki sizin de işiniz düşer. hoş bişi değil hakkında olur olmaz (ve hatta bilip bilmeden) konuştuğu kişiden medet ummak, kişinin kendine çok büyük bir saygısızlığıdır bu.

    3. avukatlar gerçekten de iki laf edip mi kazanıyor dünyanın parasını?

    bir kere, "dünyanın parası" meselesi için lütfen 1. maddeye geri dönünüz.

    iki laf etme mevzuunda ise, önce x bir hukuk fakültesine girip 4 yıl okuyunuz, sonra herhangi bir avukatın yanında staj yapınız, sonra x bir yerde avukat olarak çalışmaya başlayınız. bu konuda önceden ettiğiniz tüm lafları en güzel şekillerde en güzel yerlerinizle muhatap edeceğinizden hiç şüphem yok. hiç yok. ne anlatayım ben şimdi? adliyesini mi, koşturmacasını mı, hakimini polisini mi... nesini?

    şuradan pay biçin (her defasına verdiğim örnektir bu) sizin "seni mahkemelerde süründürücem" diye andığınız yerlerde ve o kişilerle bizim ömrümüz geçiyor. siz "yüzün mahkeme duvarı gibi" dersiniz nemrut biri için, bizim hayatımız bilfiil o duvarların arasında geçer.

    4. çok mu saygın bir meslektir?

    nası saygın olabilir ya? hakim-savcı seni tamamen ayakbağı gibi görür. polis için zaten tamamen onun işini zorlaştıran insansındır. gidersin olmadık adamlara, hukuken aslında seninle eş durumda olan (bu anayasal bişeydir hiçbir tarafımdan uydurmuyorum) hakim ve savcılara "efendim" dersin. onlar kafasını kaldırıp sana bakmaz bile.

    hakimi savcıyı devlet seçer çünkü. onlara bişi olmaz. ama bi hakim sana taktı mıydı aha buyur burdan yak, uğraş dur ondan sonra. olmadık bi ara karar verir, bi sonraki celse de taaa 5 ay sonradır, artık ikna et müvekkilini bu saçmalığın hakimden kaynaklandığına. sen kötü avukat olursun.

    savcı, soruşturma aşamasında allah gibidir töbe töbe, olmadık bi takipsizlik verir, tabi kimi kime şikayet ediyosun. etsen ve başarsan bile aylar alacak. anlat artık bunu müvekkiline.

    5. mesleki ve sosyal güvencesi mi yüksektir?

    asla. meslek örgütü olan baro, üyeleri için pek öyle ahım şahım uğraşlar vermez. hakimin savcının dayanağı bir avukatta asla olmaz. genç avukatlara barodan hiçbir maddi/manevi destek gelmez. eğitim desteği de gelmez. bir avukat hakimin karşısına çıkıp "bana patronluk taslayamazsın" dese, olan ancak kendisine olur. hakkında soruşturma açılır. baro belki bi basın bülteni filan yayınlar, bilmiyorum. ama yani bu öyle ülke çapında bişi olmaz. münferit bir olay olarak kalır.

    6. kolay mı iş bulur?

    şimdi bu bir perspektif meselesi. bence işletme, uluslararası ilişkiler, neblim, böyle spesifik meslek vermeyen bölümlerin mezunlarının alanları çok daha geniş olabilir. tabi hukuk da çok geniş bir alana yayılır ama hukuk mezunu kişi iş bulmaya dair son umudunun da tükendiği ana kadar hukuk sektörü için kasar.

    ama avukat da nihayetinde bir ssk'lıdır eğer kendi işini yapmıyorsa. ve mesleğinin hiçbir etkisinin olmayabileceğini de elbet anlar. işçidir, işçi kalacaktır, mesleki bağımsızlığı saygınlığı filan hoş bir hayal olarak kalacaktır.

    avukatlık kanunu md.1 "avukatlık bağımsız yürütülen bir serbest meslektir" gibi bişi yazıyor. yok öyle bişi (benim gibi) marabalar için.

    7. hak hukuk derdine düşmek çok mu karizmatik bişidir?

    türkiye'deyiz ya. ne diyosunuz ne hakkı kimin hukuku? yok öyle bişey. türkiye'de hukuk kanunlarda yazılı haliyle mevcuttur, uygulamada işler o kadar "kitabi" yürümez. her iş için geçerlidir bu. konu hukuk olunca daha acıklı oluyor bu realite.

    yargı yürütmeye bu kadar bağlı oldukça da hep böyle olacaktır. yürütme'de kimler varsa yargı odur, onun istediği gibidir. yukarda da sordum: kimi kime şikayet ediyosun?

    ayrıca, tc'de -eskisini bilemem, son dönemlerde- hangi baro kanun/anayasa yapımında etkin olmuş? hangi hükümet avukatları kaale almış? hangi baro/birlik başkanı gidip kabineyi basmış höyt diye? ayıp ya. 65bin avukat var, birlikten tık yok. belki gazetelerin haftasonu eklerinde röportaj filan çıkmıştır, takip etmedim.

    ***
    bence avukatlık böyle bişeydir. he ama ben mesleğini sapıkça seven biriyim o ayrı bişey. cidden bak. böyle bi fenafillah filan oluyorum dilekçe yazarken, o derece.

    ama bu kör bi şekilde "mesleğim bi tane, barom şahane, birliğim harikulade" dememi gerektirmiyor. çok sevmekle baktığını görmemek farklı şeyler.

    ha ben napıcam peki, önümde bu meslekle geçecek bir ömür varken? bilmiyorum. belki büyüyünce baro başkanı olurum. sonra ben de bütün gün o konuşma metni senin bu açılış benim filan dolaşır, baro'nun tamamen tek adamı (tabi benim için tek kadını) olur, bülten'deki her yazının "baro başkanı av. dagny taggart..." diye başlaması için yazı ekibine mahalle baskısı uygularım.

    o zaman lütfen bu yazının çıktısını alıp bana yediriniz.
  • dünyanın en dandik ülkelerinden birinin, bir çoğu beş para etmez, niteliksiz, yalancı, riyakar, ahlakçı, cahil olan insanlarının, gayet kalitesiz hukuk fakültelerinden birinden mezun olup, hiçbir şey yapmadan bitirdiği bir staj dönemi sonrasında avukatlık ruhsatı alınca ülkenin diğer vatandaşları kadar pespaye olmaması bekleniyor. iyi niyetli ama boş bir beklenti. bir ülkenin insanı neyse avukatı, polisi, memuru, doktoru da odur. polisi katil, doktoru faşist, memuru rüşvetçi, vatandaşın en iyisi her daim vergi kaçırır ama avukatlar süper olmalı. dürüstlüğün enayilik,yalanın işi bilmek olarak görüldüğü memlekette yetişmiş insan mesleğinden bağımsız olarak kalitesiz olur. memleketteki efendi insanların nüfusa oranı neyse, mesleklerini iyi yapan insanların o meslektekilere oranı da o olur. o yüzden eser miktarda da olsa taksicilerden bile iyi insan çıkabiliyor.
  • sabah işinden kaytarıp arkadaşlarıyla kahvaltı yaparken müvekkili arayandır, ölümlü kaza derler, motosiklet duran kamyona çarpmış "gelebilir misiniz?"

    yola çıktığınızda gayet sakinsinizdir, ne gibi ihmaller olabilir, bunlara karşı ne gibi savunmalarımız olabilir. saha sorumlusu formen kim, savcı kamyon şoförü, formen ve taşeron şirket yetkilisinin ifadesiyle yetinecek mi ve benzeri sorular... sonra müvekkilinizle buluşur sorarsınız, kaskı var mıymış? "yok" derler, oh be dersiniz, en azından %25 kusur ölüdedir artık. muhtemelen hızlıymış, ehliyeti de motosiklet için değilmiş zaten, ordan da bir parça kusur yüklenir diye bir iyimser hesap yaparsınız. zira henüz bir hukuki vaka vardır sizin için, minimum zaiyat için maksimum şekilde ölen sürücünün kusurları tespit edilmelidir. alkol var mıdır, hızı yüksek midir, fren izi ne kadar, şahit var mı, olay yeri fotoğrafla tespit edilmiş mi, yakınları orada mı, galeyan olmuş mu, müvekkilin orada bulunması sakıncalı mı...

    olay yerine gider "avukat", ölü kaldırılmıştır. motosiklet de... geriye kalan kurumaya yüz tutmuş kan işin tek insani yanıdır yola saçılmış kamyon ve motosiklet parçaları arasında. vakanın ne kadar kusurlu olursa olsun bir insanın öldüğü kaza olduğu düşüncesi itinayla bir kenara itilir.

    olayın tek bağımsız tanığı bulunur konuşulur, ifadeye birlikte gidilir, çocuk şaşkın ve üzgündür, yalan söylemem der, söyleme zaten denir... beklerken anlatmaya başlar,

    -24 yaşındaymış
    -nerden biliyorsun?
    -kuzeni söyledi
    -yakınlarının haberi yok deniyordu...
    -olmaz olur mu, telefonu çaldı açamadım, sonra polis açtı, kuzeniymiş, çağırdıar.
    -...
    -1 aylık da evliymiş, eşi geldi.
    -hadi ya*
    -ben zaten yanına gittiğimde dikkatimi çekti, yüzüğü çok parlaktı.
    -hay allah*

    ...denilecek bir şey bulunamaz, ölü artık sevenleri, ailesi, eşi olan bir insana dönüşmüştür. için burulur, lanet olsun der ve işine devam edersin.

    avukat bunları yaşadığı günün akşamında yemeğini her zamanki keyfiyle yemeğe çalışan, eşiyle dostuyla keyifle sohbet etmeye çalışan insandır. bunu başardığı oranda profesyonel olacak olandır...
  • işi yalan söylemek değil fakat doğruyu söylememek olan insan.
    zira doğru söyleyip "evet benim müvekkilim bu boku gerçekten de yedi" derse, meslekten bile çıkarılabilir alimallah.
    sonra efendim, avukatlar doğruyu söylemez... nolacağıdı? hiçbir şeyi yanlış yapmamış mis gibi vatandaş geliyor da biz mi yalan konuşuyoruz?
  • genç bir arkadaş çevresine sahipseniz enteresan tespitler yapabiliyorsunuz. bu yüzden avukatlar hakkında merak edilen, avukatların dile getirmek istediği bazı husulara işbu entry ile açıklık getirmeye çalışacağım.

    "siz avukatsınız çok güzel yalan söylersiniz değil mi?"

    ben söyleyebilirim. bunun avukat olmamızla bir alakası yok, lisedeyken de iyi yalan söyleyebiliyordum. bize okulda "yalan söyleme 101" dersi falan vermiyorlar. bir olay var iki farklı açıdan yaklaşılıyor. davacı kendi bakış açısından davalı kendi bakış açısından. kendi gerçekliğini yaratmak diyebiliriz buna. özet geçeyim; avukatlar iyi yalan söyleyebilir ama bunun fakülteyle bir alakası yok. her avukatın yalan söylemesine de gerek yok.

    "cem gariboğlu'nu da savunur musun pekiyiiiii?"

    bu soru genelde kızlardan geliyor. yaşanan olay vahim; tasvip etmeyebilirsin ki bu davranışın da son derece haklıdır. ancak meslek etiği bu davayı almamanı gerektirmez. istersen alırsın, istemezsen almazsın. bu her davada böyledir. ben almam çünkü ceza hukuku alanında çok faaliyet göstermiyorum, bu tip bir ağır ceza davasının 1) bilgi olarak altından kalkamam 2) iç huzurum nedeniyle almam. ancak cezacı olsam alırdım tabii ki.

    "hep haksızı savunuyorsunuz"

    hayır; müvekkilimizi savunuyoruz. bize göre haklı olan müvekkildir. kimin haklı kimin haksız olacağına mahkeme karar verir.

    "ya bu icralar çok uzun sürüyor"

    ben de aynı şeyi düşünüyorum ama icra dairesinde memur veya müdür olmadığımdan en az senin kadar elim kolum bağlı.

    "yaa bizim şimdi ..... olay var ne yapmalı?"

    abicim bu sorunun cevabı uzun. benim verdiğim cevap yeni sorular doğuracak. müvekkilim ol, saatte 200 eu charge ediyim sor ama bak halısaha maçından çıkmışız sigara içiyorum şurda.

    "yaaa bizim senetler var ne yapalım"

    icraya ver. ama bizim bi arkadaş var daha hızlı alıyor diip pis pis sırıtacaksan uzatma arkadaşa ver ne hali varsa görsün.

    "yatak odasında öldürünce ceza yemiyoruz da neden evin diğer yerlerinde yiyoruz ?"

    5237 sayılı tck 27/2 yorumu nedeniyle. aç bak.

    "ne saçma iş lan bu? adamı öldürüp yatak odasına götürsem hiç kimsenin haberi olmaz ki"

    dene abi. denemesi bedava tutarsa helal olsun tutmazsa siki tutarsın. biri bi yerden tutuyor yani matematiksel olarak.

    "sen ipten adam alabiliyon mu hacı?"

    ip? idam cezası yok olm.

    halkın tanımı: avukat ipten adam alabilen, saçma sepet kurallarla bağlı, her daim hiç çekinmeden fantastik sorular sorabileceğin, yalancı ve kalpsiz insan modelidir.
  • hayatımın ayarını bana vermiş kişinin titri. çağrı merkezinde çalıştığım ilk gençlik yıllarımdan geliyor;

    - merhabalar x bey, blabala müşteri hizmetlerinden y ben. değerli vaktinizden birkaç dakika rica edebilir miyim?
    - ben avukatım hanımefendi. vaktimi parayla satıyorum, size niçin zamanımı ayırayım?

    diyecek bir şeyi olan?