şükela:  tümü | bugün
  • yönetmen kutluğ ataman'ın erzincan'ın bir köyüne demokrat partili bir siyasetçinin ziyareti sonrasında hakim olan aya seyahat fikrini anlattığı çok nefis bir film. konusunda uzman çeşitli insanlarla yapılan söyleşilerle zenginleştirilen, yakın geçmişin kıyıda kalmış, lezzetli, aynı zamanda komik öykülerinden biri.

    şöyle bir bölüm var ki; kişinin tek başına delirmesi zordur, cesaret edilemez, ancak bikaç kişi birlikte deliliğin tadına varabilirler.

    filmde de içlerindeki deliliği birbirlerinden cesaret alarak dışa vuran 4 kişi, caminin minaresinden uzay roketi yapıp, iki ucuna helyum balonu takarak, aya seyahat ederler...
  • 28. istanbul uluslararası film festivali kapsamında gösterilen 2009 yapımı kutluğ ataman filmi. film 1957 yılında erzincan'ın bir köyünde dört köylünün aya seyahat etme çabalarını siyah-beyaz fotoğraflar eşliğinde ve oldukça eğlenceli biçimde anlatıyor. bülent somay, murat belge, nilüfer göle, etyen mahçupyan, alim rüstem aslan, seçkin dindar, sibel eraslan, mahir kaynak, turgay oğur, atila özgüç, özge samancı ve emel yıldız 1957'de yaşanan bu olaylarla ilgili görüşlerini bildiriyor ve bu da filme bir belgesel havası katıyor. filmin oyuncuları ise metin alagaş, gözde aran ve ahmet aslan. kutluğ ataman film öncesi bu kez farklı bir film çekmek istedim demişti, gerçekten öyle olmuş. yakın zamanda dvdsinin çıkacağı söyleniyor, bulunuz, izleyiniz...
  • bir kutluğ ataman fotoromanı.
    hatta -neden söylemeye çekineyim- bir kutluğ ataman komedisi.

    yüzünde hınzır bir gülümseme ile "değişik bir film yapmaya çalıştım" sunumunun vaadettiklerinin çok ötesine geçen çok ciddi bir kültür incelemesi, neşeli bir kurmaca, havâi bir belgesel, birarada pek çok şey...
    katılımcıların muhteşem katkısıyla, enfes bir seyir materyali.

    hani anasına bak kızını al bâbında bir bakınız: le voyage dans la lune
  • 53. londra film festivali kapsamında gösterilecektir.

    gösterim tarih ve saatleri de şöyleymiş:
    25 ekim pazar seans: 21:00
    26 ekim pazartesi seans: 16:15

    gidebileceklere duyuru olsun. bilet de varmış *
  • dün akşam ilk film dalında ödül sahibi olan; -bir jürinin yarıda bıraktığı ilk film-.
  • beni gercekten yerlere yapisarak gulduren film, antalya jurisi begenmedi filmi. halk jurisi yarisinda cikti, ana jurinin bir uyesi yarisinda cikti, bir diger uyesi cikarken "ben bu filmi secen onjuriyi yakalarsam..."diyordu. bence kutlug ataman aya seyahat'i antalyaya, yarismaya enstalasyonun bir parcasi olarak basvurdu ama onjuri filmi secti. olan da halk jurisine ve normal juriye oldu... ama ben hala derim ki, sahane filmdir/ enstalasyondur, pek guzeldir hakkaten...
  • dün akşam gezici film festivali'nin ankara ayağında izleme şansını bulduğum kutluğ ataman mockumentarysi..
    1957 yılında erzincan'da olduğu iddia edilen bir olay üzerinden kurgulanmış belgesel.

    filmde ses kurgusu o kadar kötü ki, bu kadar amatörce bir işi nasıl yapmış kutluğ ataman aklım ermiyor tam, hatta yapılan röportajlar da sanki "öğlen arası oldu, abi bir iki dakika konuşalım mı şurda" havasında geçiyor. sesler için direkt olarak kameranın kendi mikrofonunu kullanmış anlaşılan, sesler çok patlıyor. konuşmacılar bazen ciddiyetlerini kaybediyorlar vs.

    görüntülere gelince, erzincan'daki olayı fotoğraf üzerinden anlatması ve üst sesteki erzincan şiveli abimin konuşmaları çok iyi. [ki erzincanlı ve yıllardır erzincan'a gitmemiş biri olarak çok eğlendim dinlerken] ama geriye kalan bölümlerde, görüntüler üzerinde hiçbir çalışma yapılmamış, alelade yapılıp bırakılmış, belki color correction bile yapılmadı yeteri kadar bilemiyorum. zira, ışıklar patlamış bazı bölümlerde vs.

    --- spoiler ---

    şahsen filmi izlerken mockumentary olduğunu bilerek başladım izlemeye. dolayısıyla film daha da eğlenceli oldu benim açımdan.
    ancak filmi yönetmem gerekseydi, sanırım baştan yazmam gerekecekti. çünkü film sonunda aslında üst sesin anlattığı olay ile röportajlarda konuşan kişilerin tamamen farklı şeylerden bahsediyor olacağını tahmin ediyordum. ki öyle olmadı, bülent somay'ın "ütopya kuramıyoruz, geri dönmediler ki" demesiyle bitirdi filmi.

    bu fikri bu şekilde kullanırdım ben sanırım, ona göre sorular hazırlar, hatta bazı yerlerde tamamen alakasız kişileri konuşturur, belgeseli daha da ciddi bir hale getirirdim, insanların mockumentary olduğunu akıllarına bile getirmemelerini sağlamak adına. kültür eleştirisi vs denmiş ama belgesel sinema eleştirisi bile yapılabilirdi.

    - fakat, köydeki delinin, "ben yıllardır deliyim, alışığım, bunlar ilk kez karşılaştılar, gideyim de biraz akıl vereyim şunlara" diyerek aya seyahat fikrini ortaya atması da çok eğlenceliydi.

    --- spoiler ---

    kendi ve arkadaşlarımın da katılımıyla düşündüğümüz şey, fikir iyi ancak uygulamanın kötü olduğu yönünde. eldeki fikri aceleye getirerek harcamış gibi görünüyor kutluğ ataman.
  • fikrin farklılığı ve güzelliği su götürmeyecek kadar açık. ama sanki biri "fikir muhteşem ama, birşeyler yapıp biz bunun içine edelim" demiş; ve kabul etmek gerekir ki bunu da çok iyi başarmış.

    yahu arkadaş ne diye sokuyorsun bu güzelim çalışmanın içine o kerameti kendinden menkul akademisyen tayfasını? nedir yani amaç? bilgi vermek mi? sosyolojik izah mı? komedi mi? nedir allah aşkına? ayrıca bu adamları birbirine bağlayan ortak unsur nedir? hadi bunları birşekilde bağladın diyelim turgay oğur ne iş ya? dahası mahir kaynak'tan ne bekliyorsun?

    hikaye harika, bunun siyah beyaz fotoğraflarla anlatımı dehşet güzel derken, bir bakıyorsun araya girmiş biri vıdı vıdı konuşuyor. hayır konuştukları da birşeye benzese... nilüfer göle, bir minare içinde uzaya gitse yanına ne alacağını anlatıyor. zaten, türkiye'den fransa'ya giderken de işte peynir, zeytin falan götürürmüş, uzaya gittiğinde de bunları alırmış. ha ha ha! daha fenası beslenme uzmanı biri de uzaya hangi yiyecekleri götürsek daha fazla dayanacağını anlattı uzun uzuuun...

    sonuç olarak ortaya çıkan pek birşeye benzemiyor. ama, aradaki o vıdı vıdıları çıkarırsanız kesinlikle çok iyi bir film.
  • 46. altın portakal film festivali kapsamında izlediğim; izlemeden bir hafta önce konusuna bakarken dahi, tam olarak tahmin ettiğimin aynısı çıkan, ama sanırım jüri ve sanatçı koltuğunu dolduran diğer onlarca kişinin "yılın en iyi filmi olmaya adaymış, duydum geldim." ile oturduğu "ay bu muymuş, nerede video ayol, adam konuşuyor mal mal bakıyoruz." diyerek kalkıp, kimseleri takmadan beş dakika boyunca (selda alkor başta olmak üzere) konvoy halinde çıkış kapısına yönelmesine neden olan, ama gülmesini bilen seyirci tarafından sonuna kadar izlenen belgesel.
    film izlerkenki ciddiyetimi ve film emeğine olan saygımı fark ettiğim yapımdır, iyi veya kötü.
    sabit duramayan ve uzman kişinin bir metre aşağısından çekime zorlanmış kamera kısmı hariç, sempatik unsurlara sahip olduğu gerçektir.
  • tarihin her zaman geriye dönük yazılıyor oluşunu yani bir anlamda tarih uydurmacalığının, bazı arkadaşların "fikir iyi ama böyle olmamış bir şeyler var sanki" dediği o derme çatma, sakil yapısıyla aslında nasıl el yordamıyla yapıldığını gösteren; bugün zombiler gibi ayaklanan gerçek tarihin bir zamanlar ne şekilde uykuya yatırıldığını esasen ataman'dan beklenmeyecek kadar kör kör parmağım gözüne bir hikayeyle anlatmış filmdir.