şükela:  tümü | bugün
  • ayağıyla gidip sıçtığı için iğrençmiş. lan kadın sıçmaya giderken vajinasını kapının önünde mi bırakıyor, memelerini kağıda sarıp dolaba mı koyuyor?
  • ayak fetişisti değilim de, karşı çıkılan argümana bak; o ayaklarla tuvalete gidiyormuş. tuvalete gidip ne yapıyor peki, ayağıyla mı işeyip sıçıyor? tümden aseksüel olup kurtulalım bence.
  • kazık kadar adam oldum bi kere bile incelemedim, araştırmadım, okuyup öğrenmedim bu hinliğin sebeb-i hikmetini. oysa allah biliyor ya ayak fetişistiyim ben. artık utanmıyorum bunu söylemekten; devir değişmedi mi? bir zamanlarlar 'bir şeyler olmaktan' utanmak önce tarih sonra efsane olmadı mı? millet patır kütür içini döküyor da ben neden sakıncak mışım. elimde olan bir şey olsa çoktan aldırırdım. seviyorum ama napayım. o ben ki kendimce güzel bir ayak göreyim, terlerim. o ben ki heyecanlanırım, gülerim, kendimden geçerim. ayak dendi mi sanki ben vişneli bir dondurmayı durmaksızın yalarım ('hop edip' diyenler; yok hayır patron değilim, ama biraz onun gibiyim). o sandaletler yok mu, o açık ayakkabılar, o güzelim ojeli ojesiz parmaklar, narin tarak kemikleri... küçükken masanın altından komşunun ayaklarına bakan ben gene benim. büyüyünce vajina monologlarına giren, giren ama girmişken bir de ayaktan bahsetmek isteyen, ama bahsedemeyen, içine atan ben yine benim. sevgilisinin ayaklarına kapanıp uyuyan evet işte o yine benim. napayım öyleyim. sapıklık mıdır, sevginin başka bir göstergesi midir bilmiyorum. bir organa ilgi duymak sapıklıksa hangimiz sapık değiliz ki hem. he şunu da demeden geçmek istemiyorum, sevdim mi bütünüyle severim, saç da benimdir, kol da benimdir, göğüs de benimdir. demek istediğim; ama ayak da benimdir. horlanan, dışlanan, insanların dikkatsizliği ve kirliliği yüzünden tiksinilen ayaklar da benimdir. belki onlar biraz daha benimdir. eğer karşıdakinin ruhu benimse zaten organların önemi nedir?
  • anlayamayanları anlamakta zorlandığım naif, latif eğilim.

    hemen anatomik düzlemde bir girizgah yapalım.
    ayaklar nerede? bedenin en alt, en aşağı noktasındalar di mi? yere temas etmeleri sebebiyle kirli, düşük, aşağı olarak algılanmaktalar çoğu zaman. dile, literatüre, atasözleri ve deyimlere de böyle yansımışlar oldum olası; ayağa düşmek, ayak altında dolaşmak, ayak çekmek vs.
    peki bir ayak fetişisti, ekseriyetle dudaklarını, dilini ve ellerini kullanarak ayakları seviyor, şımartıyor, bu eğilimini aksiyona geçirmiyor mu? dudaklar ve dil, vücudun en yüksek konumda olan ve en şerefli addedilen yüz bölgesinde yer alıyorlar. eller ise hijyenik olması gereken, yemek yemekten tutun da bir eser meydana getirmeye kadar hemen her eylemde başroldeler.
    şimdi sorarım size; bir kişi en şerefli, en yüksek, en mahir uzuvlarını kullanarak, karşısındakinin en düşük, en aşağı uzvuna karşı yoğun bir sevgi ve ilgi gösterisinde bulunuyorsa bundan ne anlam çıkar? çok basit... ciddi düzeyde hayranlık, bağlılık ve aidiyet hisleri besliyordur.
    hemen tarihi perspektiften bir örnekle durumu pekiştirelim. eskiden bir padişahın, sultanın, kraliçenin vs. huzuruna kabul edilen kişi, saygısını ve bağlılığını göstermek için eğilip ayağını ya da eteğini öpermiş.

    yani özünde ayak fetişizmi; karşı tarafa bir üstünlük atfeden, bu atıfta bulunmaktan, onun üstünlüğünü itiraf ve ifşa etmekten keyif alan, hayranlığını birincil erojen bölgelere musallat olmaksızın, şehvetten epeyce arındırılmış naif bir şekilde ortaya koyabilen kişilerin doğru düzgün yaşayabildiği ve tadına varabildiği özel bir eğilim. (bkz: #25366162)

    peki neden erkeklerde daha yaygın? öncelikli sebebi kadınların ayaklarının daha estetik ve ayak dekoltesinin kadınlarda çok daha yoğun olması. kadınların ayakları daha küçük, daha biçimli ve zarif, pedikürlü, ojeli, halhalı var, toeringi var, süslü püslü envai çeşit çorabı var, stilettosu var, topuklu terliği var, var oğlu var.

    erkeklerin ayakları ise daha büyük, kaba, bakımsız. ama güçlü olduklarından hareketle uyarıcı olabilecekleri ağırlıklı husus o güçle alakalı oluyor. o ayağın ezme gücü, hükmetme gücü, acıtabilme gücü ön plana çıkıyor. hatta neredeyse tamamen kadınlarda gözlenen postal fetişizmi de güçlü erkeğin (silahı olan bir asker mesela) ayaklarının dibinde olma ve ona dilediğini yapabilecek olması ile alakalı, güce endeksli figürler içeriyor.

    hülasa, ayak fetişizmi karşı tarafın üstünlüğünü, gücünü (illa fiziksel güç değil, çekim gücü de olabilir) taltif etmekle iştigal etmektedir. ezici çoğunlukla erkekler arasında yaygın olduğundan, işbu entrymin bundan sonraki kısımlarına ayak fetişisti erkek ve muhatabı kadın kabulü üzerinden devam edeceğim.

    bir ayak fetişisti ile bu eğilim bağlamında muhatap olanın zevk alabileceği bir kaç farklı düzey var. en doğal ve herkese hitap edeni fizyolojik düzey. bir arama motorunu açın ve "ayak haritası" yazın. çıkan sonuçları inceleyince göreceksiniz ki, her insanın ayak tabanlarında, yapılacak doğru temaslarla vücudun tüm bölgelerine uyarı gönderebilen refleks noktaları mevcut. zaten refleksoloji denilen özel masaj disiplini de bu temel üzerine kurulmuş. ayaklara yapılacak bu temasların türüne göre; gevşemek, sakinleşmek, zindeleşmek, tahrik olmak, bir takım ağrılardan kurtulmak mümkün (kasık masajını falan boşverin, asıl ayak masajı regl ağrısını azaltıyor).

    ikinci ve üçüncü zevk alma düzeyleri ise birbiriyle içiçe geçmiş olan, erkeğin edilgen ve şımartan durumda olmasından zihinsel olarak haz duymak ve erkeklerin nadiren sergiledikleri o şeffaf/yalın hallerinin tadını çıkarmaktır.

    biz erkeklere küçük yaşlardan itibaren hep galip gelmek zorunda olan, savaşçı, avcı, toplayıcı roller dikte edilir. istemesek de her zaman başat, dominant, maço olmalıyızdır. zayıflık, gözyaşı falan bize göre değildir. çocukken oynarken düşüp bir yerini incitirsin, teselli edilmek için ağlayarak annenin yanına gidersin, ilk duyacağın cümlelerden biri mutlaka erkekler ağlamaz olur.
    tarih boyunca erkeklerin en büyük zaafı kadınlar olmuştur, öyle olmaya da devam edecektir. ama bir erkek karşı cinsle ilk iletişim ve ilişki kurmaya başladığı anda "kızlara kendini fazla kaptırma" ile başlayan, ileriki yaşlarda "erkek adam kadın sözü dinlemez" ile devam eden ve "kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceksin"lere varan bir düşmanlaştırma söyleminin esiri olur. karşı cinsin şuursuz fertleri de sağolsunlar "ben bilmem beyim bilir" gibi, "erkeğimin geyşası olurum" gibi mottolarla bu duruma tuz biber ekerler.
    askere gidersin; asker yemez, içmez, uyumaz, üşümez, ölmez (oha artık!) diye seni bir gazlarlar ki, hissiz kalpsiz bir terminatör olmanı isterler.
    tüm bu tornalardan geçtikten sonra, seninle aynı tornalardan geçmiş binlerce erkeğin şahit olacağı bir durumda, kalkıp da bir kadına karşı zaafını, hayranlığını, bağlılığını, biraz edilgen motifler içeren bir şekilde ulu orta ifade etmeye çalış bakalım. anında kılıbıklıkla, light erkeklikle suçlanırsın.
    halbuki dünya kültüründe kadına karşı zaafını, hayranlığını, onun varlığına olan muhtaçlığını seranat yaparak dile getirmek de vardır. işte ayak fetişizmi bazı erkeklerin seranatıdır, ağlaması yasaklanmış adamın sevgi gözyaşıdır.

    bir kadın, bir erkeğin ona olan zaafını, tutkusunu, bağlılığını, hayranlığını, sadakatini, aidiyetini, tüm o üzerine yapışmış maço tavırlarından sıyrılıp, estetik bir edilgenlik içinde sunmasından mental bir zevk de mutlaka alabilmelidir bence.

    şimdi sen, erkekler ağlamaz düsturu ile yetiştirildiği için, zaaflarını, zayıflıklarını, duygularını bastırmazsa kabul görmeyeceği korkusu ile büyümüş, namus ve töre cinayetlerinin normal, kadına şiddetin olağan, tecavüz/taciz vakalarının yaygın, kadının her fırsatta okkanın altına itilmesinin doğal karşılandığı erkek egemen toplum yapısı daha doğrusu erkek diktatoryası içinde yaşayan bir adamın, karşında diz çöküp, estetik/naif/edilgen bir biçimde sana prenses muamelesi yapmasından zihnen bir zevk alamıyorsan...

    erkeğin o özel anda, kendisine dikte edilen tüm maço, savaşçı, üstünlük takıntılı, saldırgan rollerinden sıyrılıp, olmak zorunda olduğu değil de olmak istediği kişi oluşundaki şeffaflığın, yalınlığın, transparanlığın, içi dışı birliğin tadına varamıyorsan...

    ayağın hemen her noktasına yapılan temaslarla, vücuttaki sinir ve enerji akışlarını düzenleyen, refleksoloji gibi tamamlayıcı tedavi olarak kabul edilen bir disipline ilham veren, fizyolojik bağlamda en özel, en butik rahatlama, keyif ve hazlardan birini anlayamıyorsan...

    işte o zaman ben de seni anlayamıyorum...*
  • inanılmaz güzel yüzü ve vücudu olan bir kızı, herhangi bir eve gittiğinizde ayakları kötü diye anında silmek gibi bir problem de vardır. (ama genelde kız güzelse ayakları da güzel oluyo)
    bundan dolayı da kızın ellerine bakıp ayaklarının nasıl olacağı tahmin edilmeye çalışılır. çünkü kemik yapısı sonuçta aynıdır.
  • "o ayaklarla tuvalete sıçmaya gidiyor" diye eleştirilen fetişizm. şimdi peşinen söyleyeyim, ayak fetişisti değilim ancak iğrenmem de. sonuçta elden çok da farkı olan bir uzuv olduğunu düşünmüyorum. fakat tuvalete gidiyor diye bir uzvu cinsel açıdan ötekileştirmek, dışlamak da komik.

    ona bakarsak kadınlar vajinanın yer aldığı bölgeden işiyorlar, ağız desen ne kadar bakteri ihtiva ettiği malum. bir de biliyorum hayal kırıklığı olacak ama genel kanının aksine kadınlar sıçıyor arkadaşlar. üstelik erkekler (ve hatta hayvanların büyük bir çoğunluğu) gibi bunu anüsten gerçekleştiriyorlar.

    tüm bu bilimsel gerçeklerin ışığında maalesef bu derece titiz birinin tek şansı kalıyor. el.
    gerçi onu da iyi dezenfekte etmek gerek. sürekli bir yerlere temas halinde biliyorsunuz. ne olur ne olmaz.

    edit: en temizi penisi kesip atmak galiba. zaten sürekli başa dert açıyor.
  • sizi yavas yavas ele geciren takinti. sonunda kacinilmaziniz oluyor.
    ciplak ayak gormeyiverin hemen gozleriniz ayaklara odaklaniyor; guzel mi cirkin mi bakiyorsunuz ve karsinizdaki kisiyle iliskinizi illa ki etkiliyor. hicbir sey degismese de "x'in ayagi cirkin, y'nin ayaklari guzel" diye not aliyorsunuz hafizaniza.
    ben de bu dertten muzdaripler arasindayim.
    sezonu da actik, bundan sonra bana her gun azap.
  • var böyle tipler. kendisiyle birebir olan diyaloğumu sunuyorum size.

    - mesela şu sıralar kadınlar açık ayakkabı giyiyorlar bundan çok etkileniyorum. bakımlı ayak beni heycanlandırıyor....
    kısa bir sessizlik..
    - senin ayakların nasıl? güzel mi? (burada sayko bir surat ifadesi, her an ayağıma atlayıp yalıyacakmış gibi... )
    - ayak işte bildiğin... (anne n'olur gel ve yardım et.. )
  • freudyen görüşe göre, ayağın iğdiş edilmiş penis yerine konma durumu.

    erkek çocuk, bebeklikten çıkış evresinden itibaren pipisinin önemini de kavrıyor ve onu hayatın vazgeçilmez unsuru olarak kabul ediyor. bu noktada ilgili düşünce, bunun herkes için böyle olduğuyla ilgili bir vaziyette. yani bizim küçük erkeğimiz, karşı cins de dahil herkesin penisi olduğuna inanıyor. ancak sonrasında aileden ve çevreden alınan mesaj ve izlenimler çerçevesinde, gerçeğin farklı olduğu ve kadın cinsinde penis bulunmadığı öğreniliyor. bu noktadan itibaren, çocuk için keşfedilecek yeni bir bölge ortaya çıkıyor; kadın cinsel organı!..

    tutkulu ve tutkusunun peşinden gidebilecek çocuklarda, odasına gitmeden halının üstünde oynama evresinin görülmeye başlandığı dönem bu. eve gelip giden kadınların bacak arasına ulaşılabilecek en uygun nokta. eteklerin altında ne olduğu merakı ve bu merakı giderme umudunun yaşandığı yolda, en yakın olunan uzvun ayaklar olması.

    bu evrede olay takıntı boyutunda seyrederse, ki böyle bir durum ebeveyn tarafından da gözlemlenebilir değildir, çocuk pes ediyor. kadınların penisi olmadığı gerçeğini kabul ediyor ancak penissiz yaşanamayacağı düşüncesinden de vazgeçmiyor. kültürün ve ailenin "pipin düşer", "pipini köpek kapar" vb. türünden söylemleri de varsa, kadınların iğdiş edilmiş olduğu ya da bir şekilde penisini kaybettiği ancak kaybedilen penis yerine başka bir penis edindikleri fikrine kapılıyor. bu durumda demin de bahsettiğim üzere en yakın olunan uzuv olan ayak, kadının penisi oluveriyor.

    freud'dan uzaklaşıp başka bir açıya yönelirsek, yardımcı etkenler yoluyla da ayağa ilgi oluştuğunu görebiliriz. bu noktada, en güzel örnek topuklu ayakkabı olacaktır.

    kadınların makyaj sırasında yaptıklarının, seksi görünmekle alakalı olması durumu var burada. demek istediğim tam olarak seksi çağrıştıracak bir görünüm yaratmak. yanakları ve dudakları daha kırmızı göstermek (seks sırasında kanın bu bölgelere hücum etmesi), saçları dikkat çekecek bir hale getirmek (saçı besleyen hormonun östrojen olması) ve konumuzla ilgili olarak topuklu bir ayakkakabı giymek, hatta mümkünse açık bir topukluyla ayağın şeklini teşhir etmek. bu son bahsettiğim durum, seks sırasında orgazma ulaşan kadının ayaklarını bacaklarıyla aynı hizaya getirecek şekilde tutması ve parmaklarını öne doğru uzatmasından kaynaklıdır. diğer makyaj yöntemleri gibi ayak da bu konuma en uygun şekilde teşhir edilirse, seksilik mesajı erkek beynine verilir.

    konu çok mu dağıldı emin değilim ama entry'yi leonardo da vinci'nin bir sözüyle bitirelim:

    ayak bir mühendislik harikasıdır.
  • bi de manyak gibi ayak fetişisti olmayıp ama benim gibi ayağa bayılan,-evet-gerçekten de çirkin ayaklı bi kızı hiç düşünmeden silen insanlar da var.
    dünyada en tiksindiğim şeylerin başında oje(hele kırmızı,hele ayakta)gelir. ojesiz,düzgün parmaklı ayaklar bende erotizmle karışık saygı hisleri oluşturur.
    "doğan" dediğimiz kız grubu vardır ki: ayakbaşparmaklarının yanındaki parmakları,başparmaklarından daha uzun ve genellikle bir ork uzvu gibi birkaç ekstra eklemlidir.ayakkabılarından dışarı sarkar. onlar olmasın...
    ayak dünyasına "aa sapıklık" diyen, hayatı boyunca yalnız misyoner pozisyonunda (altta tabii)sevişmiş kızlara da, hayatınız en fazla aydın menderes in hayatı kadar renkli der,elimle "git-git" işareti yaparım...