şükela:  tümü | bugün
  • acik ve secik
  • (bkz: nihat beyan)
  • gizlemeden, utanmadan.
  • zarf; besbelli, apaçık, açık seçik bir biçimde*..
  • yalsızuçanlar'ın bu kitabının kapağında bir bıçak saplıdır. bu im; kalbinize yazdıklarımla bir bıçak saplayacağım demektir. yani filmin finalini belli etmektir. yine de insan başına gelecekleri bildiği halde kitabı okudukça şaşırmaktan geri durmaz çünkü yalsızuçanlar'ın dünyasındaki bir kelime okurun dünyasında bin parçaya bölünür.

    giriş bölümünde daha insanın yüreğini eline alıp şöyle bir sıkıyor. işte ondan küçük bir bölüm:

    şimdi yoksun. neredesin biliyorum ama seni göremiyorum. seni görür gibi bilemiyorum. seni bilmek seni görmektir diye inandığım için çekiyorum bu acıyı. bir gün akşam oluyor, güneş batıyordu, seninle her gün buluştuğumuz yerdeydik. o zamanlar yalnızlığın senden ayrı kalmak olduğunu bilmiyordum. senin değerini bilmiyordum o zamanlar.

    sen gittin, gün battı ve bir daha hiç doğmadı.

    o günden sonra seni hiç görmedim.

    seni ancak düşlerimde görebiliyorum. uyanınca seni yitirmiş gibi oluyorum. seni yitirdiğimi duyunca da çıldıracak gibi oluyorum. seni yitirmek aklımı yitirmek gibi. aklımı yitirmek gerektiğini sen gidince anladım. bunu anlamak da senin beni bırakıp gittiğin o akşamüstünü unutmak gibi kolay değil. kolay olsaydı beni bırakıp gitmezdin diye düşünüp avunuyorum.

    ...

    sana ancak konuştuğum dille gelebiliyorum. sen ona benziyorsun, sen konuştuğum dile benziyorsun.
  • ruhu olan, daha ilk sayfalarından itibaren sizi saran, öperek bağışlayan sadık yalsızuçanlar kitabı, türü öykü.

    sen denizsin, ben kıyınım. sen olmayınca ben denizsiz kıyı gibiyim.
    kıyısız deniz olur belki ama denizsiz kıyı nasıl olabilir?
    sen olmayınca ben denizi olmayan bir kıyı nasıl olursa öyleyim.
    şimdi yoksun. neredesin biliyorum ama seni göremiyorum. seni görür gibi bilemiyorum. seni bilmek seni görmektir diye inandığım için çekiyorum bu acıyı.
    bir gün akşam oluyor, güneş batıyordu, seninle her gün buluştuğumuz yerdeydik. o zamanlar yalnızlığın senden ayrı kalmak olduğunu henüz bilmiyordum. senin değerini bilmiyordum o zamanlar.
    sen gittin, gün battı ve bir daha hiç doğmadı.
    o günden sonra seni hiç görmedim.

    seni ancak düşlerimde görebiliyorum. uyanınca seni yitirmiş gibi oluyorum. seni yitirdiğimi duyunca da çıldıracak gibi oluyorum. seni yitirmek aklımı yitirmek gibi. aklımı yitirmek gerektiğini sen gidince anladım. bunu anlamak da senin beni bırakıp gittiğin o akşamüstünü unutmak gibi kolay değil. kolay olsaydı sen beni bırakıp gitmezdin diye düşünüp avunuyorum.
    seni düşlerimde gördüğüm gecenin sabahı, gün doğmadan uyanıyorum.
    uyanıp arınıyorum.
    arınıp sana doğru dönüyorum.
    dönüp sana doğru eğiliyorum.
    eğilip sana doğru doğruluyorum.
    sana en yakın olduğum an, sana en çok eğildiğim yer.
    o yere alnımı koyuyorum.
  • unutmaya çalışmadığımız, benimsediğimiz anları bile unuttuğumuza göre psikanalitik kuramdaki bilinçdışı ayan beyan gerçektir. haydi unutalım gitsin. bilinçdışı algı kısıtının ve/ya işlem sorununun çıktısı mı? bir mükemmel algı, bir süperişlemci beyin bilinçdışından kurtulabilir mi sanmalıydık? yok, bilinçdışı vardır, kaçınılmazdır ve ebedidir. hatta kendini gerekirse kuşaklar aşırı*, atlamalı biçimde bile kanıtlar. genetik geçiş fenotip özellikleri için geçerliyken, bilinçdışı temalar için de geçerli olabilir, genetik geçiş olmuyorsa sosyal sistemler içinden de açıklanabilir. (bkz: bilinçdışı/@ibisile)

    (bkz: tartışılmaz)
  • (bkz: düpedüz)
  • apaçık, gayet net.