şükela:  tümü | bugün
  • 1995'te otantik haliyle görmüş olmanın gururu ve sevincini yaşıyorum. ilaç firması takviminden çıkma isviçre alpleri fotoğrafı gibi ortamdı.
  • lan 10 yıl önce gittigimde aşık olmuştum. şimdi midem bulandı. her yer bina. yaylada bile.
  • insanda fotografci olma arzusu uyandiran doga harikasi bir yayladir.
    yaylanin tepelerine serpistirilmis ahsap ev ve pansiyonlar muhtesem bir manzara olusturur. islak cimler insanda bayir asagi kosma arzusu uyandirsa da, bunyenin fren mekanizmasinin 70 derece acilarda tutmayacagi gozonune alinmalidir. kaplicalarda kadin ve erkekler icin ayri bolumler mevcuttur. kaplica girisinde tespih, basortusu ve ikram biskuvileri satildigini belirtildigimizde kaplica kitlesi hakkinda bir fikir vermis oluruz sanirim.
    kaplica sifahane durumundadir.ancak ortam zaten dogal sifahane oldugu icin ekstradan kendimizi kizgin havuzlarda kaynatmaya hacet yoktur.bunun yerine yokus yukari tirmanip akabinda yokus asagi yuvarlanarak ter atmak tercih edilmelidir.
  • kendisi sınırları dahilinde yapılan tüm yeni yapıların çoğu betondur fakat sonradan ahşap kaplama yapılır dışlarına. inanın o yörenin yerlisi olan bizler ayderdeki doğal güzellikleri göremiyoruz, çünkü inanılmaz kalabalık oluyor ve sakinlik, dinginlik adına birşey kalmıyor. gerçekten sakinlik, dinginlik arayanlara pokut, avusor, çat, kavron gibi yaylalardaki küçük pansiyonlara gitmelerini tavsiye ediyorum. pişman olmazsınız. bir zil kalesini, bir palovit şelalesini, bir huser yaylasını, bir tobamzga yaylasını, meşhur buzul gölleri görmeden doğayla içiçeyim ben demeyin. bunlara nasıl ulaşabiliriz diyorsanız da özel mesaj kutum her zaman açık. zevkle akıl fikir veririm.
  • annemin koyune 3-4 km uzaklitaki muhtesem yayla.
    camlihemsin turkiye'nin kusursuz bolgelerinden biri olmasina karsin firtina deresine hes yaparak icine edilmeye calisiliyor ama direniyor rizeliler ellerinden geldigince!
  • şu an sonsuza dek orada tahta evlerin tekinde olmak istiyorum. sisler hiç geçmesin, bulutlar hazrolda beklesin, güneş yüzünü pek göstermesin. metropolit hayat öyle sıkıcı, yorucu, stresli, gereksiz (...) ki tek isteğim, işe öncelikle şu önümde duran monitörden başlayıp, bu hayata ait ne varsa yok etmek! sonsuza dek geri dönüşüm kutusuna yollamak ve hatta oradan bile imha etmek! geri dönüş hiç olmasın diye. aynaya baktım.. yanaklarım solmuş, gözüm ölü balığınkiler gibiydi. 38 saattir aralıklı aralıksız bir dilden öbürüne salak saçma şeyleri çeviriyorum ve bir 38 saat daha gerekecek metnin bitmesi için, ve hatta yetmeyecek bile. kendime dinlenme payı olarak ise sözlüğe bakmayı salık verdim. kıçım, sandalyeyle sevgili oldu büyük bir aşka şahitlik ediyor bedenim. ve ben pazar gününe kadar yetiştirmem gereken bu salaklarötesi şey için odadaki hava tamamen bitince yalnızca pencereye yapışıp aniden geri çekilmekle yetinebiliyorum. lanet tıp!! bir daha alır mıyım bakalım tıp çevirisi. o tendonlar uzayıp uzayıp münasip yerlerine girsin bulanın da yazanın da uygulayanın da %6&+#?#]%

    meditasyon önerdiydi biri, iyi gelir dedi stresli bedene. nefes almayı becerebilsem onu da yapacam ama bugünlerde ne yazık ki fazla nefesimiz kalmadı elimizde bayan.

    şimdi ayder dedik, tıpa sardık, meditasyondan çıktık. ne alaka dude? şu alaka, ben bu pis havasını şeettiminin kentinde nefes dahi alamazken ayder'in tek kare fotoğraf bile yetiyor anasını satim. içim açılıyor. temmuz'a dönüyorum, birkaç temmuz ayına. şimdi diyorum, bir karavanım olsaydı atlasaydım yanıma kendim hariç hiçbir şey almasaydım sürseydim gitseydim ayder eline varsaydım..

    sonsuza dek yaşayabilirim ayder'de. kendime olimpostaki manyak hippiler gibi tahta bir klübe yapar (canımın istediği noktaya), içine çekyat bir de kuzine atar, mutlu mesut yaşardım lan! şehirlerde kış hiç çekilmiyo, bildin he mi? iğrenç isli kokuya değil, sisli gökyüzüne maruz kalmalı bedenim. gözlerim her sabah hastalıklı soğuk bir ekran yerine yüce dağlara, kaçkara bakmalı. yanaklarım al al olmalı temiz havasından, ayaklarım yerinde dur a mamalı!!

    şu an ayder'de olan bir sözlük yazarı varsa, bilsin ki en çok kıskandığım bir kimsedir kendisi. hmpf
  • turistik mekan. asfalt yolla ulaşılır. her tarafında yöresel ürün satan yerler, betondan yapılıp genel görüntüyü bozmasın diye ahşapla kaplanmış oteller barındırır. işte sırf bu sebepten güzel değildir bu yayla. güzelim manzarası, arazinin asıl sakini olan üç beş yayla evi haricinde her şeyi turistiktir. eğer rize'de bir yaylaya gidilecekse bu ayder olmamalı bence. naçizane tavsiyemdir.

    (bkz: pokut yaylası)
    (bkz: elevit)
    (bkz: sal yaylası)

    not: pokut yaylası'nda hava şartları el verirse bulutların üstünde kalıyorsunuz. benden söylemesi.
  • (bkz: planet doğa)
  • lan türkiye'de o kadar toki konutu boş, bomboş diye suriyelileri beleşe oturtmayı planlıyordunuz, daha niye hala konut dikme derdindesiniz, ben anlamıyorum ya.. neyin peşindesiniz olum siz.. gidin konut, beton dikeceğinize biraz ağaç dikin lan.. yeterince ev diktiniz bu memlekete, sayenizde inşaatçılar müteahitler zengin oldu yeter.. biraz da ağaç dikin lan.. çok mu zor..
  • tabiatından bir taş çaldığım yayla. derenin içinde herhangi bir taş iken birkaç gündür, evet ben, ona çok anlam yükledim. çim yeşili, petrol yeşili, turkuaz, kısaca özünde yeşil, bir de parlak... taşın her yüzü başka başka bir taşa ait. altı yüz, altı farklı taş gibi... amorf bir şekil... rengin güzelse şekilsiz olmanın bir öneminin olmadığını konuşuyoruz. ve birkaç gündür soğukluğunu sıcaklığımda eritiyorum. bunu bir insana yapmaya hazırken büyük bir hayal kırıklığıyla taşla paylaşıyorum sıcaklığımı.
    zaman gibi akan fırtına deresinin bakire ruhlu suyundan aldığım taşın etrafında göğe değen zirvelerin ulu ağaç bekçileri var. her açısı cennetten bir köşe niteliği taşıyan bu yerde tanrının, kafası bulanık, ruhu sıkıntılı bir sanatçının hassasiyetine sahip olduğu kararına vardım. dünyanın en canlı heykelini yapıp bir bunalımla bu heykeli kıran heykeltıraş gibi... evet tanrı yarattığı bu güzelliği kirletsin diye bir de insanı yaratıyor. insan düşüncesiyle ve eylemiyle bu resmin üstüne sıçıyor.