şükela:  tümü | bugün
  • ben bu okula 2005 senesinde girdim. okula dair ilk hatırladığım şey cemaat abilerinin ve ablalarının bizi okul yetkililerinden önce karşılamış olmalarıydı. çoğu kişi ilk günden farkına varmamıştı ama ben zaten cemaatten kaçıp da bu okula geldiğim için "sanırım kaçış yok" demiştim kendime.

    ayrıntılarıyla anlatmak isterdim ama çok uzun bir yazı olurdu. önce sbl'yi niye tercih ettiğimi anlatayım. 2001 senesinde bir sosyal bilimler konferansı yapılıyor ve türkiye'nin gelişememesinin sebebi olarak sosyal bilimci yetiştirmemek gösteriliyor. işte bu yüzden sbl projesi ortaya atılıyor. hatırladığım başlıklar şunlar:
    -3 ila 5 arası yabancı dil öğrenilecek
    -kitap okumakla ders programı eşit görülücek.
    -felsefe, siyaset, sosyal bilimler kürsüleri kurularak öğrencilerin yoğun olarak tartışarak öğreneceği ortam kurulacak.

    bu 3 madde yeterliydi ve düşünmeden kararımı sbl lehine verdim ve puanımla tutturabileceğim yere geldim. aydın sosyal bilimler lisesi.

    karşılaştığım manzara pek de iç açıcı değildi. henüz 2. senesi olan bir okul. okulun yanında yaklaşık 100 kişilik bir yatakhane. devrecilik, okul yönetiminin sopası olarak kullanılan üst şube, ohal disiplini ve cemaat.

    o okulda 5 senede tr'nin 12 senede yaşadığı dönüşümün bir simülasyonunu yaşadık. cemaat, -şimdi hatırlamazsınız ama- taraf gazetesi'nin ucube liberalleri, akpnin kapıkulları bbplilee ve mhpliler.

    ilk başta cemaat vardı. haftada 2 gün çarşı iznine çıkabiliyorduk. haftanın 7 günü cemaat elemanları okulun bahçesindeydi. her gün okuldan sonra, seçtikleri öğrencilerle görüşüyor, haftasonu evci izinlerini cemaat evlerinde kalmaları için ikna ediliyorlardı. pansiyonda kalan öğrenci listesinin cemaat yetkilisine birinci elden okul idaresi tarafından verildiğine de şahitim, haftasonu ailesi hariç kimsenin yanında kalamayacak öğrencilerin cemaat evlerinde kalmalarına nasıl müsaade edildiğine de.

    cemaatten rahatsız olan 15 yaşında bir grup genç olarak cemaatle mücadeleye başladık. cemaat evlerine gidenleri gitmemeleri yönünde ikna ettik ki çoğu düzgün yemek ve internet kafede counter-strike oynayabilmek için gidiyordu o evlere. okula idarenin izniyle rahatça girip kantin masalarında said nursi falan sohbeti yapan cemaat abilerinin toplantılarını sabote ediyorduk. okuldaki cemaat üyesi öğrencilerle sürtüşmeleri başladı o sırada. okulun dibindeki şok marketin önünde çıkan orta çaplı bir kavga sonrası(onlar saldırdı) neredeyse cemaat bağlantılı bütün üst şube öğrencileri aydın'ın özel cemaat kolejlerinden birine nakillerini aldırmışlardı ceza yememek için.

    yazıya başlarken "cemaatten kaçamamıştım" demiştim. ortaokulu balıkesir edremit'teki bir cemaat kolejinde okumuştum. aydın'a geldiğim gün beni bir dersaneden çağırdılar ve asbl imamı olmamı istediler. reddettim. sonra okulda kafir damgası yedim ve uzun bir süre dışlandım ta ki okulda cemaatin yarattığı karanlık ortamı dağıtana dek.

    2007-2008 senesinde okula ani öğretmen atamaları yapıldı. istisnaların haricinde hocaların hepsi eğitim-bir-sen'liydi. o zaman anlayamamıştım. akp imam hatiplerden kadro çıkaramayınca, sbl'lere kanca atmıştı. sanırım cemaatin olgunlaştırdığı ortamın meyvesini, buradan kendi kadrolarına eleman sağlayarak yiyeceklerdi.1 gecede müdür ataması yapıldı okula ve neredeyse bütün sosyal bilimler liselerinde bu atamalar gerçekleşmiş. hatırlıyorum yarım dönem ya da 1 dönem görev yapan bir adamdı. yurtdışımda birçok okulda çalışmış kıdemli bir cemaat öğretmeniydi. bknz:muzaffer çeven.

    bütün bunlar olurken biz pansiyonda odamıza kütüphanemizi kurmuş durmadan kitap okuyorduk. bu okula gelmeden önce bize vaadedilen gerçekliği, neredeyse, biz kendimize kurmuştuk. ders kitapları için kullanılan kitaplığa 200 civarı kitap sığdırmıştık. necip fazıl da okuyorduk nazım hikmet de, sabahattin ali de okuyorduk, nihal atsız da. durmadan tartışıyor, beğendiğimiz şiirleri paylaşıyorduk. okuldan şiir dinletilerine, tiyatrolara otobüs kaldırıyorduk. cidden keyifli günlerdi. en çok insan olduğumu hissettiğim günler.

    bunları yaparken, okuldaki tersliklere anında tepki koyabiliyorduk. yemekhane ihalesinde rant mı var, hocalar öğrencilere baskı mı uyguluyor, üst şubeler yeni gelenlere devrecilik mi yapıyor, öğrencilerden toplanan okul katkı payı paraları doğru kullanılmıyor mu hemen idare odasında bitiyorduk. bazı öğretmenler bizi gururla seyrediyor ama eğitim-bir-senli olanları bize şeytan gibi bakıyordu...

    bu eğitim-bir-senli hocaları anlatmak gerekirse; farklı kliklerden oluşuyorlardı. türk-islamcı, islamcı-turkcu, akpli, cemaatçi, islamcı. herbiri mensup olduğu partiye öğrencilerini götürüyordu. yeni gelen sınıflar dersten müdür izniyle alınıp cemaat konferanslarına götürülüyordu. ilginçtir kendilerine militan toplayıp bize onlar demeye başladılar. kitap okuyan, idareye karşı gelen, hocalara biat etmeyen onlar olduk. ve bizi hedef haline getirmeye başladılar. sene olmuş 2010. sağ-sol çatışması körüklemeye çalıştılar. yöntemleri bilirsiniz.biz provake olmadık.

    o zamanlarda okulun konferans salonunu renault firmasına toplantı için tahsis etmişti okul yönetimi. renault bölge müdürü minnettarlıklarını ifade etmek için okula öğrencilerin yararına kullanılması için 2 adet ticari otoyu okula hibe etti. belli bir zaman sonra okul idaresindeki 2 kişinin altında buna benzer araçlar görünce durumu soruşturduk ve hesabını sorduk ve bir anda aydın emniyetinin de dahil olduğu bir cadı avı başladı. dinsizlik yaydığımızdan tutun, pkk kamplarına adam yetiştirdiğimize türlü saçmalıklar, okula terör yaydığımız suçlamaları. kimse arkamızda durmadı. aileler arandı ikna edildi, parlak olan ve onlar için tehlike teşkil eden öğrencileri okuldan ayrılmaya zorladılar. emniyete öğrenciler çekildi. 15 yaşında okula yeni gelmiş olanları kendileri sorguya çekti ayrı sınıflarda. biz hiçbirşey yapamadık. medyaya duyurulursa disiplin yönetmeliklerini daha sert uygularız diye tehdit ettiler. biz mezun oluyorduk da öteki çocuklara ne olacaktı?

    işte asbl'de yaşadığım 5 sene böyle geçti en sade haliyle. kendi akıllarını kullanıp yeni birşeyler üretecek çocukları böyle delirttiler. yeni türkiye'nin yeni sosyal bilimcilerini de bu anlayışla yetiştiriyorlar. biat ve egemen kültürü muhafaza ve tekrar etmek minvalinde.

    neyse. epey uzun tuttum. daha kısa anlatamadım fakat bundan çok çok uzun anlatabilirdim. yaşananlar, ayrıntılar... öğretici olduğu kadar yıkıcı bir tecrübe oldu ben ve bir çok insan için. işte yılın öğretmenine mobbing uygulayan okul böyle bu hale geldi. ve ozaman maalesef yılın öğretmeni de dahil olmak üzere diğer öğretmenler hiç birşey yapmadı veya yapamadı.
    (bkz: yilin ogretmenine mobbing uygulayan mudur)
    2010 senesinde mezun olduğum okul.
  • beyinsiz islamcilarin ele gecirmeye calistigini dusundugum lise.

    belki de coktan kaybedilmistir bilemem.

    liseli dediginde biraz beyin olur. bu ilkel primat suruleri anne babadan ne goruyorsa aynisini yapiyor. bu kadar mal ve yitik bir nesil insanin icini acitiyor.

    oruc tutmanla baskasinin yemek yemesi arasinda bir bag yok liseli primat. senin ozgurlugun bir sey yiyip icmemek. baskasinin ozgurlugu de bir sey yiyip icebilmek.

    neyse ya. zararlilarla mucadele boyle konusarak olmaz.

    bir tarim alani zararlilarla istila edildiginde zararli turu biyolojik ya da kimyasal ajanlarla yok edilir. zararli turuyle konusmaya calisilmaz
  • oruçla ilgili olarak, duvarlarında (sanırım)
    bu şekilde yazıların bulunduğu okul.

    eğitimin ne hale geldiğinin bir kanıtı bu.