şükela:  tümü | bugün
  • efendim bugün park olayı ile gündeme gelen ilimizdeki asıl en büyük doğa katliamının sebebidir ve yapımı ve desteklendiği kesim bence malumdur, ilimiz dünyada kurutulabilen incirin en yüksek tonajda üretildiği tek bakın burası çok önemli tek kara parçasıdır ve gelirinin çoğu yerli halka kalmakta bu vesileyle ülkede cari açığın eksilerde olduğu ender illerdendir diğer taraftan jeotermal zenginlik açısından dünyanın önde gelen kaynaklarını barındırmaktadır ne güzel cennet bir memleket değil mi ?

    “bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzünün altı ve en güzel iklimin bulunduğu yer” demiş herodot (ilimizin tarihsel zenginliğine bu sefer değinmeyeceğim ama tarih fışkırıyor bizim ev bile 1. derece sit alanı ilin geri kalanı zaten 1. derece tarım alanı)

    gerçekten cennet bir coğrafya olan aydın ili ülkemizde kurulu 31 jeotermal enerji santralinin 20 tanesini bünyesinde barındırmaktadır ve halen planlanan 9 tane daha yapılacaktır ve sayı her geçen zaman artmaktadır
    kaynak:

    peki sorun nerde?

    jeotermal santraller suyu yerin ortalama 3 km altından sondajlanarak yer yüzüne çıkarır ve bu suda radon, bor ve kükürt gibi zararlı maddeler fazlasıyla bulunmaktadır, ayrıca sondaj hattı ve boruların tıkanmaması içinde daha çıkış aşamasında suya kimyasallar karıştırılıp boruların tıkanması önlenir yer yüzüne çıkarılan bu 200 derecelik sıcak sudan oluşan buhar enerjisi ile elektrik üretilir ve daha sonra yer antına re enjeksiyon yapılır. ancak aydında bazı santraller maliyetli olduğu için re enjeksiyon kısmını uygulamamakta ve bu zehirli suyu menderes nehrine bağlanan dere kollarına bırakmaktadır, bu sebeple öncelikle ilimizde kanser vakalarında yükseliş olduğu söylenmekte, incirde analizlerde kükürt oranının yükselmesi ürünün dalında kurumadan çürümesi gibi sorunlar gözükmektedir, kimyasal açıdan yüklü olan suyun döküldüğü büyük menderes nehrinin beslediği tarım alanlarındaki faciayı ve yer altı içme sularının kirlenmesi gibi sorunları yazmama gerek yok sanırım.

    her sabah burnumuza gelen kanalizasyon kokusuna benzeyen kokuyu sizlere anlatamam.

    buraya yazmadan daha önce ne yaptın derseniz

    - bimer'e yazdım

    sayın yetkili şikayet konum aydın ili'nde kurulan jeotermal santraller ile ilgilidir, şu an jeotermal santrale çok yakın bir gıda fabrikasında çalışmaktayım işleyiş esnasında ortaya çıkan kükürt kokusu işletmenin yakınımızda olduğu için bizi pek endişelendirmiyor ancak evimiz bu alana 25 km mesafede ve son 2 aydır sabaha karşı artık aydın merkez__de de bu kokuyu duyar olduk olay kokudan ziyade bu kokunun sebebi kimyasal atıktır firmaların maliyetli reenjeksyonu yaptığına inanmıyorum bu sebeple kükürtlü ve zehirli yeraltı sularını menderes nehrine saldıkları bu vesileyle kokusunun aydın şehir merkezine kadar ulaştığını düşünmekteyim. ülke olarak daha fazla enerji daha fazla yatırım yapmak hedefimiz ancak sağlıklı yaşamakda hedefimiz olmalıdır, menderes nehri ekosistemi menderes ovası ekosistemi bozulduktan sonra bizlerin yaşamasınında bir değeri malesef yoktur konu büyük enerji firmalarını ilgilendirdiği içinde çözümüne inancım azdır... saygılarımla.

    cevabı aşağıdadır

    yagmur altinda islanmayan adam başbakanlık iletişim merkezi (bimer) tarafından genel müdürlüğümüze iletilen başvurunuz ilgili birimimiz tarafından incelenmiş olup alınan cevabi yazı aşağıda verilmiştir. 5686 sayılı jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular kanunu'nun 14. maddesi hükümlerinde: “ruhsat sahibi, kullanım sonrası açığa çıkacak akışkanı çevre limitlerini dikkate alarak deşarj edebilir. akışkan içeriği çevre limitlerine göre deşarja izin vermiyorsa reenjekte etmekle yükümlüdür. ancak formasyonun fiziksel ve kimyasal özellikleri nedeniyle reenjeksiyonun gerçekleşmediğinin mta tarafından onaylanması halinde, çevre kirlenmesini önleyecek tedbirler alınarak deşarj yapılır." denmektedir. aynı kanunun 11. maddesi gereğine göre bu şartların sağlanmaması durumunda ise; "ruhsat sahibince, kaynak koruma alanı etüdü yapılmadan işletmeye geçilmesi veya koruma alanı etüdünde öngörülen tedbirlere uyulmamasının tespiti halinde faaliyetler durdurularak teminat irat kaydedilir. altı ay içerisinde gerekli tedbirlerin alınması ve teminatın tamamlattırılması istenir. altı ay sonunda teminat verilmez ve tedbirler alınmaz ise faaliyetler durdurulur." yaptırımı vardır. 5686 sayılı kanun gereğince yukarıda geçen hükümleri denetleme ve yaptırım uygulama sorumluluğu büyükşehir belediyesi olan illerde valilik tarafından yapılmaktadır. bilgilerinizi rica ederim.

    t.c. enerji ve tabii kaynaklar bakanlığı (yenilenebilir enerji genel müdürlüğü)

    yani diyor ki re enjeksyon mümkün değilse ( sondaj mümkün ama) mta gözetiminde çevre kirlenmesinin önüne geçerek (artık nasıl oluyorsa) biz bu suyu nehire dökeriz kardeşim.

    ayrıca bu jeotermal santrallerin ilimize hiçbir maddi getirisi de yoktur ihtiyacımızda yoktur (!)

    konu ile ilgili haberi aşağıdaki linklerde görebilirsiniz

    hürriyet'in haberindeki şu kısım zaten malumun ilamıdır:
    " germencik’te yatırımları bulunan maren enerji genel müdürü mehmet şişman’a şikayetleri sorduğumuzda, bazı sorunlara dikkat çekiyor. türkiye’de kapalı jeotermal sistemlerin yaygın olduğunu, yer altından çekilen ve kapalı borularla160 derecede santrale gelen sıcak suyun, santralden çıktıktan sonra 75 dereceye düşerek tekrar yerin altına basıldığını, yani re enjeksiyon yapıldığını anlatan şişman, “re enjeksiyon yaparken pompa çalıştırıyorsunuz, ürettiğiniz elektriğin bir kısmını tüketmeniz anlamına geliyor. kimi firmalar bunu yapmayabiliyor. bunu da bir kâr gibi gören firmalar olabilir. ben olduğunu iddia etmiyorum. kimi firmalar ise santrali yapıyor yeteri sayıda re enjeksiyon kuyuları yok. 1000 ton su çıkarınca, tekrar bin tonluk suyu basmak için re enjeksiyon kuyusuna ihtiyacı var. diyelim ki bin tonluk yok da 700 tonluk re enjeksiyon kuyusu var. bin tonluk sıcak su çıkartırsınız, daha fazla elektrik üretirsiniz, 300 tonunu da doğaya salarsınız. kuyunuz olmamasına rağmen fazla su çıkartırsınız ama fazla elektrik üretirsiniz” diyor. şişman, “jeotermal dediğiniz zaman belki sektörde faaliyette bulunan 20 tane firmayı kötülüyorsunuz. bunun içinde işini iyi yapan da var, kötü yapan da var. açık sistem kapalı sistem yapan var. bunun tam ayrılması ve denetlenmesi lazım” diyor. "

    hurriyet
    birgün
  • (bkz: up)
  • destek verilmesi gereken bir konu. jeotermal enerjinin temiz ve çevreci bir çözüm olduğunu düşünürdüm hep, yeterli denetim olmadığında büyük sorunlara da yol açabiliyormuş demekki.
  • (bkz: türkiye'de çevre bilinci)

    insanımız ya ss ya ss kazanacak çevre bilinci gel gelelim çok geç olmuş olacak.
  • şimdi eğer deşarj edilmek istenen suyun özellikleri ilgili yönetmeliğin sınır değerleri altında kalıyorsa o suyu bal gibi deşarj edersiniz çünkü çevre kirliliğine yol açmaz. bunu avrupada amerikada da böyle yaparsınız.

    eğer standartları yalnızca bir parametrre bazında bile sağlamıyorsa hayır deşarj edemezsiniz fakat "artık nasıl oluyorsa" kısmına gelirsek çok şükür farklı mühendislik dalları bu sorunun çözümünü yıllardır başarılı şekilde verebiliyor.yani arıtarak o suyu çevre kirliliği yaratmadan menderese verebilirsiniz.

    ideal olan yetkili otoriteler tarafından bu tesislerin denetimlerin düzenli ve etkin yapılmasıdır. işte o zaman gönül rahatlığı ile incirinizi sulayabilirsiniz.

    çıkış noktası ise koku ölçümünde olabilir. öncelikle belirtmeliyim ki kanalizasyona benzeyen kokunun sebebi kullanılan kimyasallar değil jeotermal suyun özelliklerinden kaynaklanan h2s. çürük yumurta kokusuna sahiptir ve canını okur insanın. (yani menderese deşarj edilen atık su ile o kokunun ilgisi yok. o koku suyun kirli yada temiz olduğunu göstermez.)
    konunun uzmanı olmamakla beraber bu oranda bir koku problemi varsa koku oluşturan emisyonların kontrolü hakkında yönetmelik kapsamında uygunsuz ise etkin önlemler alınmasını sağlayabilirsiniz. kokuyu doğru yetkiliye şikayet edin ilgili yönetmeliğe dayandırarak. zaten yönetmelik anlaşılır ve madde 10'da da bahsedildiği üzere bimer' e değil yetkili merciye dilekçe ile başvurmanız gerekiyor.

    diğer bir bilgi ise dokuz eylül üniversitesi ve izmir yüksek teknoloji enstitüsü işbirliğinde bölgedeki jeotermal bazlı kirliliğin yer altı sularına olan etkisinin konu edildiği yüksek bütçeli bir proje hali hazırda yürütülmekte. eğer bir kirlilik söz konusu ise tespit edilir. dileğim şu ki bir kirlilik tespit edilirse gereği yapılsın.

    bana hemen kızmayın konuyu açıklamaya çalıştım sürdürülebilirlik açısından. gönlümüzden geçen hiç bir enerji kaynağının kirliliğe sebep olmamasıdır. olması gereken de budur. enerji tüketiminin daha da artırdığı her geçen günde burnunuzun dibinde termik santral olmasını mı yoksa jeotermal enerji santrali olmasını mı tercih edersiniz? iki sistem karşılaştırıldığında jeotermal enerji daha çevre dostu görünmüyor mu sizce de? yani ben takarım bilgisayarımı ve modemi fişe bir yandan tv ye bakarken çatır çatır entry mi girerim enerji santraline ilimizin ihtiyacı yok diyemezsiniz. önemli olan tavrımızın çevreci ve aynı zamanda sürdürülebilir bir enerji politikası destekçisi olduğumuzu yansıtmasıdır. sanayi ve ekonomi düşmanlığı ile maalesef ilgili merciler sadece parazit gözüyle bakacaktır bize.
  • buradaki yazımda jeotermal enerji karıştlığı bir paragraf varsa hemen silebilirim.

    anlatmak istediğim şeyi metnin sonunda yine aynı sektördeki yetkili kişi açıkça dile getirmiş, bazı işletmelerin 1000 birim suyu çeken sistem var buna karşın 700 birimlik reenjeksyon tesisleri mevcut, bunu bile israfdan sayan firmaların suyu deşarj yaparken arıttığını bana kimse inandıramaz...

    konuyu üç başlık hainde özetlerdem

    1- kokunun kaynağının kükürt olduğunu biliyoruz bunun menderese akıtılan suyla ilgisi olmayabilir diyor ama menderes kenarında bunu arkadaşla tekrar konuşmak isterdim,

    2- söz konusu tesislerin şu anda iki hasarı mevcut insanlarda hastalık ve tarımda özellikle incirde kükürt kalıntısı,

    3- incirdeki kükürt kalıntısı sulamayla değil bacalardan salınan sistem fazlası buharların çevreye bıraktığı atıklarla meydana gelmektedir.

    konu hakkında vatandaş olarak yeterli bilgiye sahip olduğumuzu belirtir, bu mücadelenin parazit gibi ithamlarla değil karşısındakini dinleyerek çözüleceğini belirtirim

    ayrıca incir ağacı sulanmaz...
  • jeotermal enerji üretiminde açık ve kapalı olmak üzere 2 sistem vardır. kapalı sistemde yer altından çekilen suyun buharı kullanıldıktan sonra re enjeksiyon denilen işlemle çekilen suyun tamamı yer altına geri gönderilir. bu sistemin verimliliği %13'tür.

    açık sistemde ise yer altından çekilen suyun buharı kullanıldıktan sonra %75'i re enjeksiyon olarak toprağa geri dönerken %25 lik kısmı buhar olarak atmosfere salınmaktadır. bu sistemin verimliliği ise % 18 dir. iki sistem arasında olan %5 lik verimlilik farkı direk olarak elektrik üretime yansımaktadır. yani açık sistemde kapalı sisteme göre %5 daha fazla kar edebiliyorsunuz. işte dananın kuyruğu burada kopuyor.

    hukuk sistemi gelişmiş, insana, doğaya ve her canlının yaşam hakkına değer verilen ülkelerde açık sistem ya tamamen yasak yada belli sayıda kalması için ciddi sınırlamalar getirilmiştir. çünkü açık sistemde atmosfere verilen buhar ağır metaller ve yüksek miktarda bor içermektedir. buhar sıvılaşıp toprağa döküldüğünde direk çoraklık oluşturmaktadır ve ayrıca bu doktora çalışmalarıyla da ispat edilmiştir.

    aydın'da ki bu kirliliğin sonuçlarına gelirsek, aydın artık incir üretiminde dünya pazarından en büyük payı alan yer değil. santraller kurulduktan sonraki üretim miktarı , santrallerden öncekine göre %60 düşmüş durumda.
    aydın artık dünyanın en kaliteli incirini değil, az orta kalitedeki incirini üretmektedir.
    aydın da artık temmuz ayında çiğ yağmaktadır.
    aydın da ve özellikle santrallerin yoğunlaştığı germencik ilçesinde 0-6 yaş grubundaki çocuklarda kansere rastlanma oranı %17 artmıştır.

    burada devlet artık %5 lik fazla kazancın peşindeki firmalar ile vatandaşın ve çevrenin sağlığı arasında seçim yapmak zorundadır. bu zamana kadar devlet yüz binlerce vatandaşını , milyonlarca m2 toprağını değil, daha fazla para peşindeki 20 kadar firmanın tarafını seçti.

    bir aydınlı olarak, o topraklarda büyümüş, o incir ağaçları arasında oynamış biri olarak sermayeye karşı direnmekten mücadele etmekten başka bir yolumuz kalmamıştır. gelecek nesillerin bizi lanetle değil rahmetle anmasını istiyorsak hemen şu an itibari ile birleşmemiz ve bir şeyler yapmamız gerekmektedir.
  • aydın'da yaşayan bir vatandaş olarak bu durumu hafife alan varsa kendilerine iki tavsiyem var. buyurun gelin:

    1. sabah erken saatlerde kent merkezinde biraz yürüyelim. leş gibi bir bok kokusu altında kusmadan yürümeye çalışın. kokunun kaynağı h2s, yani hidrojen sülfür, çok güçlü bir zehirdir aynı zamanda.

    2. gelin nazilli'den germencik'e kadar uzanan hat üzerindeki incir üreticileriyle konuşalım. jeotermal sözünü duydukları anda lafına küfürle başlamayan birine rastlarsanız tüm yol masraflarınızı ben karşılayacağım.

    izmir'de doğdum büyüdüm. körfezin leş gibi koktuğu günleri çok iyi hatırlarım. aydın'da o kokudan çok daha ağır bir kokuyla uyanıyoruz her sabah.

    kaldı ki kişisel deneyimimizin dışında veriler de bu dediklerimi desteklemekte. aydın'da jeotermal'in gelişiyle beraber incir veriminde ve kalitesinde ciddi düşüşler var. incir almak istediğimizde jeotermallerden uzak yerlerde yetişmiş olanları bulmaya çalışıyoruz.

    asıl problem ya deşarj için belirtilen değerler yeterince düşük değil ya da değerlere uygunluk denetlenmiyor. netice itibariyle aydın'ın incir üretimi ciddi şekilde baltalanıyor ve halkın sağlığı hiçe sayılıyor.
  • jeotermal enerjiden çevre sorunu yaratmak bizde olurdu sanırım.
    tebrik etmek lazım yetkilileri.

    ısrarla takip edilmesi gereken sorun.
  • o hattın havasını toprağını belleyen bir durum.