şükela:  tümü | bugün
  • "pardesusunun yakasini kaldirdi, kalabaliga karisti.." muhtesem bir roman, done done, tekrar tekrar okumak gerekir..selim isik'tan once aylak adam vardi..
  • "ne o, yoksa kız mısın?" sorusuna bir kadın*ın ağzından/aklından verilebilecek en güzel cevabı veren roman:
    "oysa b.nin ona vermek istediği şeyin yanında kızlık* neydi ki?!"
  • bir 'anti-kahraman'. bir kızı görebilmek için günlerce aynı sinemanın önünde bekler. aynı pastanede aynı iskemleye oturup aynı noktaya bakar. yusuf atılgan'ın başyapıtı.
    "yirmisekiz yaşındaydı ve tedirgindi."
  • "sustu. konusmak luzumsuzdu. bundan sonra kimseye ondan bahsetmeyecekti. biliyordu anlamazlardi."
    okudukca suruklenilen , surundukce de okunmasi gereken bir kitap.
  • her seye "karsi" duran,"karsi" cikan,"karsi" olan, siradanliga, tekduzelige, alisilmisin kolayciligina hic katlanamayan,hem farkliyi, hem dogruyu arayan, bir ismi bile olmayan ve yusuf atilgan'in kisaca "c." dedigi bir adam... aylak adam...zor bir karakter, zor bir yasam, yalin bir roman.(bkz: yusuf atilgan)

    3 yıl sonra gelen edit: bu entry yky baskısının arka kapak yazısıdır.
  • a-da-ko ve ku-ya-ra gibi iki mükemmel kavramı ve bir genç adamın gerçek aşkı arayışının öyküsünü anlatan son derece modern bir yapıt. tekrar tekrar okuduğum ve bazen keşke hiç farkında olmasaydım, hayatımın beş yılı dah az obsesyona tanıklık ederdi dedirten başyapıt.
  • aylak adam, yusuf atılganın bir kuantum projesidir. bu teorim ne yalanlanabilir, ne de gerçeklenebilir. işte bunun için bu teorimi bir iddia olarak ukalaca yazmaya devam edeceğim.

    bay c. kitap boyunca bayan b.'nin "o" olduğunu bilmenin kıyısından 6 kez geçer:

    1. sami onu eve yemeğe davet ettiğinde gitseydi.
    2. tramvay beklerken başını sola çevirseydi.
    3. sinema kapısında b.'yi kusarken gördüğünde ilgilenseydi.
    4. b. tophane'ye değil de yüksekkaldırım'a gitseydi (yahut da c., güler'in mavi gözlerine aldanmasaydı?).
    5. tatil'de sami b.'yi "ablam" diye tanıştırmış olsaydı.
    6. tramvayda koluna çarptığı kadının yüzüne bakmış olsaydı.

    bunlardan herhangi biri olsaydı, hikaye orada bitecekti. bu kitap olmayacaktı. tekdüzelikten sıkılan c.yi tanımamış olacaktık ama, b. ve c. mutluluk denizinde yüzüyor olacaklardı. oysa tanışamadılar. hem tanışmaları hem de tanışamamaları ihtimali aynı anda geçerliyken, yusuf atılgan gözlemci olarak ortaya çıktı ve onların tanışmamalarına karar verdi. bu kitabı yazdı.

    b. ile c. tanışsaydı bilmeli miyiz? bilmiyorum. muhtemelen, sadece iki kişinin (kendilerinin) anlayabileceği ve bu sebeple anlatılamaz güzellikte bir ilişki yaşıyor olacaklardı. bence yusuf atılgan, gözlemci olarak doğru kararı vermiş, anlatılamayacak derecede güzel bir ilişki yerine, anlatılabilir derecede hüzünlü bu hikayeyi seçerek bize bu muhteşem kitabı bahşetmiştir.

    sonraki 50 yıllarda da, anlatılamayacak derecede güzel ilişkiler yaşama ihtimali olan, güzel insanlar tarafından okunup, anlaşılır olmasını diliyorum şimdiden.
  • ucuncu okuyusumdan sonra c'den sogudugum eserdir. hala aylak adam'i cok begeniyorum, cok sade, duru, ama derinlikli, butunlugu olan, etkileyici, akilda kalan bir roman. yusuf atilgan 'i da keza, takdir etmekteyim, ustelik anayurt oteli de ciddi ciddi iyi bir romandir. ama yusuf atilgan'in kendisi yarattigi c karakterini ne kadar savunurdu mesela, ondan cok emin degilim.

    bir kere c cok tipik bir burjuva. belki bohem hadi 'anarsist' egilimleri olan ayriksi bir burjuva. paraya deger vermiyor, hic kiymet vermiyor. parasini insanlari sasirtmakta kullaniyor, ornegin dilencileri. oyunlarina araci oluyor parasi. 'zengin degil parali' c. ama cok buyuk bir kusuru var, parali olmanin bu memlekette ne kadar istisnai oldugunun farkinda degil. ustelik bu kadar zahmetsizce para sahibi olmanin acayipligi uzerine dusunmemis ya da dusunmeyi istememis. burada bir sorun var bence. paraya hic kiymet vermeme hali, ancak parasi olanlarin sahip oldugu bir luks degil midir?

    zaman zaman cok inceden inceye yaptigi kucuk burjuva elestirileri var c'nin. o yasantinin, evliliklerin, birbirine muhtac olma halinin ikiyuzlulugu, sigligi uzerine. ozellikle yaz mevsiminde, bayan naciye'nin suadiye'deki evinde gecirdigi mevsimde. gercekten iyidir o bolumler bence. ama romanin hep karsilastirildigi tutunamayanlar ve tehlikeli oyunlar 'in kahramanlarina bakarsak selim isik ve hikmet benol a, bunlarin hem kendileriyle hem toplumla olan meselesi cok baskadir. c ise kendinden memnun, yeter ki baskasi ona golge etmesin, uzak dursun, sigligini, yilisikligini uzerine boca etmesin, kendisi gibi 'iki kisilik dunya'sini arayan kadini bulsun, o noktada c'nin derdi kalmayacak gibi.

    kendini cok begenmis cok narsist bir tarafi var c'nin. anlasilmaya ve anlamaya da calismiyor, reddediyor, esi-dostu sevdigi pek kimse yok. 'iki kisilik dunya'dan bahsediyor. kendisiyle ilgili derdi yok, ikincilerde de kusuru kacinilmaz olarak buluyor. guler'in bu denklemin disinda kalacagi cok belli de ayse'yi terk edisi, ornegin cok inandirici degil. belki ona icini cok actigindan. ya da onun gunlugunde gorduklerinden. kendini begenmisligi ve onyargisi da mani oluyor b ile karsilastigi, karsilasabilecegi anlarda dikkat vermeyisi ile onu fark etmemesine-sonuncuyu cikarirsak. mesela bir yerde arkadasi sami'nin bahsi geciyor ve b'yi kastederek konusan kisi 'sami son gunlerde uzgun, ablasina sinir buhranlari geliyormus' diyor. burada c 'evlensin kurtulur, kizlarda sinir buhrani basladi mi evlendirmeli', diyor. ezberden konusuyor yani c. tabi bunu romanin bir incelig olarak da gormek mumkun 'bak aslinda asik olacagi kiz yaninda, tanisiyor, ama fark etmiyor', ya da boyle manasiz laflar ediyor diye de dusunen cikar. basta bana da bu teget gecip tanisamama hali etkileyici gelmisti.

    sonra o 'baba' hikayesi. ve teyzesi. baba-cocuk iliskisi siklikla sorunlu degil midir? c'ninkinde oyle butun hayatina yon verecek bir derin, sasirtici, kotu bir hal bulamadim. biraz abartilmis ve c'nin bu halini aciklamada bence yetersiz. c babasi oyle oldugu icin boyle bir adam degil ki. ya da her kadinda teyzesini mi ariyor? biraz kestirme ve bence yine biraz burjuva meseleleri, takintilari bunlar. yani kendiyle derdi olmayan, kendine dokunmadiginda icinde yasadigi toplumla da derdi olmayan biri c.

    bunlara ragmen aylak adam gercekten guzel. zaten benim itirazlarin c kisiligine, yoksa bu karakteri ve butun o dunyayi mukemmel bir sekilde kuran esere degil. bir kac hoslugun icinde, mesela sinemadan cikanlar uzerine soyledigi, mesela guler onunla 'yardim' almadan, ciplak isik altinda sevisemediginde dusundukleri, pastane, lokanta muhabbetleri ve tabi istanbul'un o eski hali, tunel, yuksekkaldirim, sishane, beyoglu...biraz steril bir istanbul tasviri olsa da akildan hic cikmayacak kadar guzel.
  • bir istanbul-beyoğlu güzellemesi de olan, tembelliğe övgü ve çalışmak yorar* ile beraber biz bezginlerin başucu kitaplarından biri. bu dünyada aşık olmak yeterince ciddi ve insanın tüm zamanını alabilen bir iştir dedirten, aylaklığı özendirten türk romanının başyapıtlarından. yusuf atılgan'ı ölümsüzleştiren kitap..
  • b ve cnin arasindaki olmayan olasiliklari anlatan kitap.*kitabi okurken surekli bir a bekledim gelmedi; aslinda belki o zaten ressam kizimiz ay$eydi.