şükela:  tümü | bugün
  • kırmızı üstü, mavi şortu, o minik ayaklarıyla yüreğime basa basa cennete giden çocuk.

    böyle zamanlarda cennetin gerçekten olmasını diliyorum. ama sadece çocuklar için olsun cennet. sadece çocuklar girsin o büyük beyaz kapılardan. bu tarafın tüm kiri, pisliği kalsın bu tarafta. elinde şekerlerle balonlarla başka çocuklarla buluşsunlar. öyle uzun uzun yeşillikler olsun. salıncaklar, parklar, deniz olmasın, belki küçücük bir dere... büyük olan hiç bişey olmasın. herşey küçük olsun. annelerini özler o yaşta çocuklar anneler gelsin görsünler sarılsınlar, koklasınlar... huzurlu huzurlu koyunlarında uyusunlar... anneler gitsin. uyanınca tekrar oynamaya başlasın çocuklar... herşey çocukların istediği gibi olsun. herşey çocuklar gibi olsun...

    oğlum benim. içimi yaktın... sıyrılan belinden öperim. çocuklar en çok ordan gıdıklanır.
  • ölümüyle insanlık turnusoluna dönüşmemiştir. ölümü, akli dengesi yerinde insanların 99%'unu az ya da çok kötü etkilemiştir.

    bir bebek cenazesi ya da tabutu önünde hala gaddar kalabilecek insan sayısı türkiye gibi kenef deliği bir ülkede bile çok azdır, öyle olduğunu umuyorum ve aksi olduğunu da sanmıyorum.

    fotoğrafı zihinlerde kalacak olsa bile, pratikte kısa sürede unutulacaktır. bugün aylan'a üzüldüğünü söyleyip insanlara lanet eden insanların çoğunluğu, yarın aylan'ın doğduğu, terk etmek zorunda kaldığı ve defnedileceği kobani'den bahsedildiğinde saçma sapan geri zekalı hezeyanlar yaşayıp, "ayn el ara diyeceksin kobane de neymiş" diye irin kusacaklardır.

    hakkında hiçbir şey bilmeden nefret ettikleri kobani'de doğmuş, oralı bir çocuğun ölümüne şahit olmaları, bu ölüme üzülmeleri bile onları içlerindeki irinden kurtaramayacaktır.
  • kobani'de toprağa verilmiş bugün.
  • kendisi bu dünyadan göçtü gitti. ama pek çok çocuğun hayatını kurtardı. özellikle yunan adalarında onlarca farklı ülkeden gönüllüler var, göçmenlere yardım eden. deniz bisikletiyle/motoruyla, sürat teknesiyle, onu bulamayıp yüzerek denize açılıp mülteci botlarını kıyıya çeken güzel insanlar var. pek çoğuna "neden buraya geldin" diye sorunca "aylan sebebiyle" diyorlar.

    buz gibi havada montunu çooktan başka bir mülteciye vermiş finlandiyalı bir kadın vardı, "aylan'ın sahilde uzanmış uyuyor gibi yatışı gözümün önünden gitmiyor. benim de o yaşlarda bir kızım var" dedi...

    tarihe geçen masum bir yavrucak daha. kendisi fiziki olarak bu dünyadan ayrıldı, şimdiye kadar olmadıysa bile, yakında toprağa karışıp gidecek. ama insanlığın ortak hafızası onu asla unutmayacak.

    sebep olanlarını allah kahretsin.
  • oğlumu kucağıma aldığıma beni utandıran yavrucak, çok üzdün hepimizi, sen artık üzülme, hiç üşüme.
  • babasının ablası kanada'da yaşamaktaymış. eşini ve iki çocuğunu kaybeden babaya kanada sığınma teklifi vermiş. ailesinin cenazesini kobane'ye geri götürecek olan baba ise bu teklifi kabul etmeyeceğini ve kobane'de yaşamaya devam edeceğini söylemiş.
    acısı çok taze ve ağır, ama umarım bu teklifi kabul edebilir bir gün.

    edit: halanın verdiği röportajla birlikte daha önce kanada'ya sığınma için başvuruda bulundukları fakat kanada'nın reddettiği ortaya çıkmış. kanada hükümeti "belgeleri eksikti" diye savunuyor bu durumu. aylan öldükten sonra belgelerin eksikliğinin bir önemi kalmamış sanırım ki babaya sığınma teklifini kendileri vermişler.
    her şeye rağmen bu teklifi kabul etmesini diliyorum babanın. umarım ablası onu ikna eder.
  • 21. yy'da çaresizliğimizin utanç vesikası olarak, tarihin kara sayfalarında her daim hatırlanacak son karesiyle bizi nefessiz bırakan bir melek.
  • uzun zamandır kendimi bilinçli olarak olan bitenden soyutladığım için geç haberdar olduğum melek. deniz kıyısındaki cesedini ve twitter'daki hashtagleri görünce dayanamayıp okudum hakkındaki haberi. neye üzülsem bilemedim. dünyadaki ırklar arasındaki akıl almaz yaşam kalitesi farkına mı? savaşların hiçbir zaman bitmeyeceği gerçeğine mi? yoksa aylan'ın ölmek için henüz çok ama çok küçük olmasına mı?
  • günlerdir bana hayatı sorgulatan kadersiz yavru. babasına sabır diliyorum.
  • aklıma düştün bebek. ayağında minicik ayakkabıların nereleri adımlıyorsun şimdi? sen nereleri adımladın da yittin bebek? hangi sular yuttu seni de o bile utandı bıraktı seni kıyısına annenin koynunda uyurmuşsun gibi?

    annen de oralarda mı? ya abin? babanızı uyandırıp oyun oynamak istiyorsunuz değil mi aylan? en büyük oyuna kurban gitmişken yine de oyun oynamak istiyorsunuz değil mi? sen daha miniciktin değil mi, hep minicik kalacaksın. oyun istiyor minik bedenin, oyuncaklar istiyor... sonra fırlatıldığın yeryüzünde tabii tutulduğun lanet hayat seni oyuncak ediyor...

    hayat hiç adil değil bebek. olmadı ve olmayacak. minicik bedeninle sen bunu benden iyi anladın. ben 25 yıla, ben 9 aya neler sığdırdam da yoruldum, bezdim derken sen bir elin parmağını geçmeyen yıllarına neler sığdırdın bebek? nankörlüğümü affedebilir misin? affedebilir misin en ufak dertte dünya başıma yıkıldı ya ben nasıl ayağa kalkarım şimdi demelerimi vurduğun kıyıdan bakıp? affedebilir misin bir şişme bot içinden düşüp tutunmaya çalıştığın hayatın adaletsizliğini? affedebilir misin hepimizi?

    peki ya yaşayamadığın bebekliğin, yaşayamayacağın çocukluğun hesabını kimlere sormalı bebek? kimlere kan kusmalı, kimlere bağırmalı? herkes kendine bağırsa duyar mısın olduğun yerden bebek? herkes suçunu bilse rahat eder mi minicik bedende kocaman için aylan? hangi özür seni geri getirir?...

    aşağı yukarı her kadın hayatının belli bir noktasından başlayarak anneliği düşler aylan. benim düşlediğim gibi.... aşağı yukarı her kadın bile bile dünyanın kirini pasını, kendinden bir parça koparıp koymak ister yeryüzüne. aşağı yukarı her anne biraz bencildir o yüzden, düzelmeyeceğini bildiği, adaletsizliğini iliklerine dek hissettiği bir yere bir can getirirken o canın tamamen izni dışında. ama tüm anneler aylan, yiten bir bebeğin ardından sanki kendisi taşımış gibi karnında, sanki kendisi beslemiş gibi can çekişirler. senden sonra abilerin de gittiler daha yeni, o abilerin sayısız anneleri, sana üzüldükleri gibi onlara da üzüldü. anne olmak oluşların en zorudur bebek. ve yeryüzünde üzülmeye en çok onlar mahkumdur. vurduğun kıyıda öylece sessiz kalakaldı sayısız annen aylan.

    anne değilim, bilmem sanıyorsun şimdi. bilmem ama hissederim bebek. karnımda binbir bıçak seni taşıdığım yeri deşiyor gibi hissederim.

    http://www.express.co.uk/…ey-david-cameron-migrants

    sana böyle selam gönderiyorlar, bilmem görüyor musun? görsen de umrunda olur mu onu da bilmem ya... giden sensin sonuçta, ne onlar, ne ben anlayamayız seni. sızı oldun kaldın sözün özü aylan. diller lal, eller kollar bağlı sayısız insana sızı oldun...

    bebeğine bile adaletsiz dünyada senin ne işin vardı aylan? sen de soruyor musun kendine? sorma... canını yakma... olduğun yer her neresiyse bebek, orada savaş, orada kin, orada kan, orada bomba olmasın dilerim. yeryüzünde göremediğin adaleti gökyüzünde bul bebeğim...

    abin bekliyor hadi git de top oyna.

    ıslak kumların örttüğü yanağından öperim bebek...