şükela:  tümü | bugün
  • bir zamanlar h2000 diye bir festival varken, muse gelmişti ikinci kez türkiye'ye. ben de o zamanlar pek bi severdim bu grubu hem de öyle böyle değil. konser bitimi biranın da verdiği etkiyle grupla tanışma isteğim tavan yapmıştı. derken bütün grupların bulunduğu kocaman sahne arkasına geçmeye karar verdim. bu alanın önündeki bariyerde duran amcayı uzun uğraşlar sonucu bir şekilde kafaladım. bu amcamızın da tavsiyesiyle sanki festivalin herhangi bir çalışanıymışım gibi önüme bakarak grubun bulunduğu prefabrik ev gibi şeye doğru yürüdüm. bu arada yanımdan sahne almış diğer grupların elemanları geçiyordu, fena halde heyecanlanmıştım. sonunda muse'un bulunduğu mekâna ulaştım ve içeri girdim. menajerlerini gördüm ve zar zor içeri girdiğimi, mümkünse sadece bir fotoğraf çektirmek istediğimi söyledim. o da çok şeker bir tavırla tabi ki ne demek gibi bir şeyler dedi. ama vokalist matt efendimiz telefonda sevgilisiyle konuşuyormuş, o nedenle biraz beklemem gerekiyormuş. kimse görmesin diye beni oradaki kabinlerden birine soktu, sen burda bekle sorun çıkmasın dedi. ben de girdim. bir yandan da matt'in telefon konuşmasını dinliyordum. derken pat içeri aylin aslım girdi. aşırı derecede kibirli bir tavrı vardı. beni görür görmez sen kimsin, senin ne işin var burda diye bağırmaya başladı. ulan zaten heyecandan ölüyorum, bir de bu çıktı başıma, derken iyice gerildim. demek ki aylin aslım h2000'in sözü geçen elemanlarından biriydi. ama o kadar kibirli, o kadar aşağılayıcı bir tavrı vardı ki o kadar içmiş olmasam ve o kadar heyecanlı olmasam kendimi doğru dürüst savunurdum. ama o an pek kafam yerinde olmadığı için sanırım, sadece ne diyosun ya ben menajerle konuştum diyebildim. o da hemen menajere sordu bunu tanıyo musun diye. orda daha da çok sinirlendim. o da tabi ki biz konuştuk fotoğraf çekecek dedi. ve aylin aslım iyi peki deyip çıktı aradan. ve ben muradıma eriştim. muse'un üç elemanı beni aralarına alıp sarıldılar ve fotoğraf çektik. işte o gün bu gündür aylin aslım'dan hiç hazzetmem. hatta ne zaman tv'de görsem sinirlerim bozulur.
  • can sıkıntısından gidip dinlemiştik. üniversitenin (bkz: yüzüncü yıl üniversitesi) bahar şenliklerine gelenlerden biriydi. kendisini hep ''siz de şanslısınız ya gölünüz falan var'' derken, gitariste dönüp gayet dalga geçer bir şekilde ''yaa bunlara ne diyeyim ki ben'' hareketi yaparken hatırlıyorum. sonra dinlemedik, ayrıldık konser alanından. iddia edildiği gibi çok duyarlı, çok hassas biri olduğunu düşünmüyorum. ''mükemmel bir sanatçı'' ''harika müzik yapıyor'' demek için de sanıyorum insanın gözünü aylin aslım'la açıp, kapaması lazım. aktivist olduğundan bahsediliyor şu sıra bir de. eğer bu bir yakıştırmaysa çok komik, yok kendi kendini böyle ifade ediyorsa çok ciddi.
    hafif değişik tarz, saç, kadın, falan böyle şeyler yan yana gelince prim yapıyor ülkede. aman da ne şahane sanatçı oluveriyorsun. evet insanların beğenilerini yargılamaya hakkım yok fakat kahraman olarak sunulması da uç bir durum. yüksek bir kafa. tuhaf.
  • 'kimsenin altına yatmadan, üstüne basmadan gel' dizeleriyle gecenin kahramanını güzel uğurlamıştır.
  • valla ben onu bunu bilmem agalar;

    bu hanımı bir süre önce okan bayülgen'in programında seyirciye "albümüme para vereceksiniz" gibisinden çığırırken hatırlıyorum. 2010'lu yıllarda hala "sadece albüm satışından" para kazanılabilceğini sanmasıyla "vay anam vay" nidası çıkarttırmıştı bana.

    abla? konser, turne, sponsor, reklam? ha, sözlükten gördüğüm kadarı ile onlar da varmış. e daha ne istersin?

    sana liam gallagher'dan bir bukle versem anlatabilir miyim derdimi?

    "downloading's the same as what i used to do - i used to tape the charts of the songs i liked (from the radio). i don't mind it. i hate all these big, silly rock stars who moan - at least they're fucking downloading your music, you cunt, and paying attention, know what i mean? you should fucking appreciate that - what are you moaning about? you've got fucking five big houses, so shut up."

    http://www.metro.co.uk/…ing-about-illegal-downloads
  • gulyabaniyim ben, pek yabaniyim ben dedi inanmadınız, bakın nooldu şimdi.
  • vay arkadaş. sabahtan akşama şu bilgisayar başındayım. burda bile kaçırıyorum olayları. dışarda da böyle. bakıyorum grupta bi hareketlilik, bi kişiler arasında paylaşılan diyalog fazlalığı. diyorum nolmuş böyle meraklı meraklı. bana da anlatın. e hani sen de ordaydın ya diyor. e ordaydım da amına koyim noldu ki? orda olduğumu biliyorum da olay neydi? kim bilir ben nerelerdeydim.

    bak şimdi bu da. ne ara olay büyüyor böyle? çok üzülüyorum amına koyim ben böyle. ekşiduyuru'da sorana özet için şu linki vermişler. özetin linkine bak. 3 sayfa. nefesim daraldı ilk paragraf sonunda. ya aslında sokayım aylin aslım olayına. zerre merak etmiyorum. ama kardeşim şurda biz bizeyiz. en fazla ben duruyorum nette. olay bitmiş benim haberim yok. böyle koca internet benden gizli iş çeviriyosunuz. hepinizin amına koyim:(
  • biraz dalgaya alınmayı kaldıramadığı için, bir üniversite öğrencisine 5 ay hapis cezası aldırmış ensesi kalın "solcu". "mizaha, düşüncelere özgürlük" falan diyerek evinden eylemlere destek veren, ama mizahın ucu kendisine dokununca tüm gücüyle saldıran, dava açan, medyadaki arkadaşlarını seferber eden kodaman "muhalif".

    twitter'da biraz karizması çizilir gibi oldu diye genç bir adamı suçlu bellemiş, pahalı avukatlarıyla peşine düşüp gerçekleri bir güzel çarpıtarak ondan hıncını almıştır kendisi. parası ve medyada dostları olandan yana olan türk adaletine başvurmuş, kazanmıştır. acımasızca intikam almıştır. bu arada kendisi solcu ve muhalif, söylemiş miydim? tehdit edilmişmiş. kendi de çok iyi biliyor olayın tehditle uzaktan yakından ilgili olmadığını, yazılanların en ufak bir ciddiyet taşımadığını. buna rağmen nasıl yapar böyle bir şeyi insan; nasıl bile bile, uyduruk iddialarla bir gencin hayatını karartmaya kalkar, inanın aklım almıyor.

    twitter gerçekten çok şey değiştirdi. aylin aslım gibi yarı ünlüler, vaktiyle iki klipte çıkıp az şöhret, bol bol para götürüp kendilerini kaf dağında görmeye başlamışlardı. onlar halktan ayrı bir yerdeydi, anca arada hayranlarını görür egoları okşanırdı. fiyakalı verified account'larıyla twitter'a geldiklerinde de aynı şekil devam etmeyi umdular. olmadı. kendilerini o kadar da ciddiye almayan insanların da var olduğunu bilmek çok hoşlarına gitmedi. kendisi de mahkemeye taşıdığı ego davasıyla bu tiplerin ulu önderi oldu. tebrikler.

    kendini gereğinden fazla ciddiye alan insanları oldum olası sevmedim. sen kimsin ya? iki şarkın tv'de yayınlandı diye neden bu kadar önemlisin ki? umarım bir vicdanın vardır da geceleri gözüne uyku girmez yaptığın şeyden dolayı. en ufak bir zarar görmediğin bir şaka için bir gence verdiğin zarardan dolayı umarım başını yastığa koyunca vicdan azabından için içini yer. hani olmaz ya, benimki de umut işte. bir parça adalet için belki.
  • sırf yapabildiği için insanları rahatsız edenlerin, taciz edenlerin hedefi olmuş müzisyen.

    bunu yapanlar da "zeki piç" mizahı yapmaya kasan tipler. yani herkesten zekiyim, kimsenin anlamadığı ironiler yaparım, alemi göt ederim, caps'ini de alıp panpalarımla paylaşırım mizahı. ama çok basit kavramlar karşısındaki cehaletleri bile zekadan ne kadar uzak olduklarını gösteriyor. bu tiplerin her zaman geçtikleri basamaklar var:

    1) hedef seç, topluca saldır. arada tabii ki zekice şeyler de çıkar. ama bunların yüzde 5'i zekiceyse, yüzde 75'i bayat, yüzde 20'si çizgiyi aşan tarzda olur.

    2) sonra her eylem gibi bunların da birtakım sonuçları olur; yani mahkeme tehdidi. bu noktada, son 2-3 gündür tyler durden'ca eğlenen çılgın tipler birer birer hesap kapatmaya, twit silmeye, ciddi şeyler yazmaya başlar. gerçekten bir şeyleri değiştirmeye, olumlu işler yapmaya çalışırken düşüncesi yüzünden mağdur edilen insanları örnek gösterirler. "hani solcuydunuz, hani düşünce özgürlüğüydü!!!1" denir. ilk falso burada ortaya çıkar. düşünce özgürlüğü olması için ortada bir düşünce olması gerek. boş geleşin biri herkesin beklediği bir dizi çıktığı gün gece 00.00'ı bekleyip uyarısız spoiler yazdığında da aynı "düşünce özgürlüğü"ne sığınırlar.

    3) karalama kampanyası. günlerce kişilik haklarına saldırdıları kişilerin yaptırım tehlikesi baş gösterince itibarsızlaştırmaya çalışırlar. mesela bu olay için, aylin aslım kimmiş, ne müzik yapmış kiymiş, ne aktivistliği olmuş, ne solculuğu kalmış vs. bunu söyleyenler de günde 250 twit atan, sözlüğe günde 30 entry yazan, ciddi konularda en fazla geyik yapabilen boş beleş tayfası. düşünce özgürlüğünü, solculuğu bunlardan öğrenecez.

    4) mağdur bırakılan kişiyi savunanlar için başlatılan karalama kampanyası. onlar ergen, beyaz türk, siyah aborjin, çakma entel, ünlülere yaranıyorlar, dikkat çekmeye çalışıyorlar vs. bu arada tüm bu olaylar, kolay yoldan dikkat çekmeye çalışmalarından dolayı çıkıyor zaten. ergenliklerine de az sonra gelicem.

    5) savunma metni babında, ciddiyette kreşendo yapıp sosyolojik tespitler sıçmak. mesela zamanında okan bayülgen'deki ince siker muhabbetinin ardından çıkan dava dedikodularında da böyle yapılmıştı. acayip bayat bir yeraltı edebiyatı. toplum şöyle kötü, ben böyle farklıyım, uyum sağlayamadım, örselendik, toplumdaki tabular falan filan. it gibi toplanıp cevahir'de kasiyer kızlara laf atan dallamalar da sonradan kitap çıkarıp toplumun sorunlarına parmak basmıştı da aydınlanmıştık mesela. bunlara göre taciz falan tabu. tacizden rahatsız olan insan kezban. bizimkiler de adeta birer tyler durden, joker, v oluyor. izledikleri uyduruk hollywood anarşizmini bile götlerinden anlamış tipler yani. klasik ankaragücü taraftarı davranışı seziyorum bunlarda. onlar da 20 kişi stad çıkışında bekleyip yoldan geçen rakip takım taraftarına saldıran, sonra biz varoşuz, yürekten sevdik gecekonduyu, zengin piçleri, enteller, endüstriyel fitbol, delikanlılık, erkekliğğkk diyerek lümpenliği yüceltmeye çalışan tipler oluyor. aynı familya.

    6) son olarak da biz espri yaptık, millet anlamadı, ironiden anlamayan nestle :( bunlar üç beş malak toplanıp birbirlerini retweet yapınca ünlü olduk sanıyorlar. herkes bunları takip ediyor, herkes esprilerini anlamak zorunda, anlamayan mal.

    bunun çok örneğini gördük, bu en sonuncusu. birkaç gündür aylin aslım'la ilgili yazılanları okuyorum, aşağı yukarı aynı sırayla, aynı muhabbetler. tağam la tağam, çözdünüz toplumu, hepimiz salağız.
  • bu gece disko kralı programında muhatapları her ne kadar saçmalasa da kendisine katılmak bir türlü içimden gelmiyor.

    şarkıcılığın tek gelirinin albüm satışı olmadığını herkes biliyor. öyle olsa ebru polat hala şarkıcılık yapıyor olmazdı değil mi! herhangi bir barda bir iki saat sahnede kalmak için ikamen olabilecek türk rock şarkıcılarının 5-6 bin lira ücret aldığını ben şahsen biliyorum. ha bunun ne kadarını sen alıyorsun onu da bilmiyorum ama hayatını türkiye ortalamasının oldukça üzerinde idame ettirmene yettiğini tahmin ediyorum.

    e şimdi gelir seviyesi ülke ortalamasında ve daha altında olanları düşünelim; ki bugün bizzat katıldığın serdar ortaç konulu konuşmada, majör seyircinin üniversite öğrencisi ve civarı yaş grubu olduğunu ima edecek kadar konuya hakim isen, ortalama bir üniversite öğrencisi gelirinin kısıtlı olduğunu da bildiğini varsayıyorum. bu insanlar internetten senin şarkılarını indirip dinlemezlerse, televizyonda kliplerini izlemezlerse nasıl yaptığın işlerden haberdar olup da konserlerine gelebilir? "siz sevdiğiniz sanatçının orijinal albümünü alırsanız biz böyle sürünmeyiz" ne demek! "sürünmek" kelimesinden ne anlıyorsunuz anlamadım gitti. iki gün bana takılın size "sürünmek" neymiş göstereyim derim o zaman ben de.

    kaldı ki ortalama bir insan her sevdiği sanatçının orijinal albümünü nasıl alabilir? ben yarın çıkıp pink floyd, guns n' roses, paco de lucia, led zeppelin diskografilerini kütüphaneme yerleştirip eve haciz mi getireyim?

    "herkes hem albümümü alsın, hem konserlerime gelsin, her şey çok şukela olsun, serdar ortaç olayım, malikanede yaşayayım" gibi düşüncelerin varsa, kusura bakma ama çok şey istiyorsun. bu tarzı, bu duruşu seçtiysen arkasında durmalısın. ha çok bıktıysan yarından tezi yok şarkılarında bebek'te üç beş tur atmaya da başlayabilirsin.

    ekleme: lütfen şu konuda mutabık olalım; temelde aylin aslım'ın anlatmak istediği şeye gönülden katılıyorum. ama haklı talebini anlatmak için çok yanlış yollara saptığını düşünüyorum. olay sadece aylin aslım'ın 10 liralık albümünü bir nokta bilmem kaç lira taksitle almak değil. eğer bu argümana başvurursanız zaten hanımefendinin anlatmak istediği şeyi anlamamışsınız demektir. nitekim kendisinin derdi bireysel zenginlik değil. ben de kendisinin nezdinde geneli kastettim zaten. insan her sevdiği albümü alırsa bir nokta bilmem kaçtan her ay yüzlerce vermesi gerekir. maddiyat üzerinden ajitasyon yapacak kadar basite indirgemeye gerek yok olayı.

    ama asıl takılınacak konu o değil. konu beklentilerin sebepsiz bir şekilde çok yükseklere çıkması. zaten ortalama meslek sahibi bir insandan çok daha fazla kazanılıyor bu meslekte. yani emeğin karşılığı maddi ve keza manevi anlamda ciddi olarak iade ediliyor. hal böyleyken "sürünmek" kelimesini kullanıp, insanların cebindeki telefona laf edip, haklı olduğu bir konuda böylesine yanlış kelimeler seçmesine dikkat çekmek istiyorum. yararlı sosyal projelerde yer alıp sorumluluğunu yerine getiren, aydın ve kültürlü olduğunu düşündüğüm bir insanın ülke şartlarını bilerek konuşmasını isterdim. yoksa aylin aslım ve tayfası sürünüyorsaaa...
  • şimdi aylin aslım'ın savunmak bana düşmez fakat söylemek istediği tek şey şudur ; " son model cep telefonlarıyla dolaşıp ota boka para verenler 15tl verip sevdiği sanatçının albümüne para vermeye geldiğinde gidip internetten indiriyolar. sonra da paramız yok diyolar. bu biraz ikiyüzlülük ve sevdiği sanatçıya değer vermeme durumu. sonra da ne zor şartlar altında çalışıyolar diyolar." vs.
    e burda da haklı. gidip de 3 kuruşun derdinde olup fakat internetten download edip dinleyen birine "paran yoksa dinleme ulan" dememiştir kendisi.
    burdan da selam ederim kendisine. hala da güzel.

    dalgalar