şükela:  tümü | bugün
  • lunaparktaki sihirli aynalarda hangisinin karşısında durursan aynasına göre uzalır, kısalır, şişmanlar, zayıflarsın vs. kişi aynı kişi ama görünen başka.
    hiçbi yaratık kendi suretini göremez sadece aksini görür, her yaratık da kendi sesini dinleyince bu benim sesim değil der. neden acaba ?
  • muhyiddin ibnü’l-arabi'nin fususu’l-hikem’de kullandığı ilk metafor olan ayna, çeşitli din, edebiyat, mitoloji, kültür, mistik inanç ve felsefi düşünüş sistemlerinde, özellikle birtakım metafizik gerçeklikleri anlatmak amacıyla çokça kullanılan bir metafor olarak karşımıza çıkar. tasavvufun genel karakterine uygun olarak ibnü’l-arabi de ayna metaforunu fusus’ta, tanrı – alem ilişkisi, insan, insan-ı kamil ve kalp kavramlarını açıklamak üzere kullanmıştır.
    aynanın arapça karşılığı olan, el-mirat kelimesine kur’an-ı kerim’de hiç rastlanmamakla birlikte, hadis literatüründe bu kavramın metaforik anlamlarda kullanılması dikkat çekicidir. çoğumuzun bildiği, "mü’min, mü’minin aynasıdır" mealindeki hadis, bunun en meşhur örneğidir. burada mü’minin, ona bakan başka mü’minlerin kendi eksiklik ve hatalarını açıkça görüp düzeltmelerini sağlayan, cilalanmış, pırıl pırıl parlatılmış bir ayna metaforuyla anlatıldığını görmekteyiz. bunun aksini düşünmek de mümkündür: yansıtma özelliği azalmış, bozulmuş ayna konumundaki kusurlu ve günahkar mü’minleri gören diğer mü’minler, bundan kendilerine ders çıkararak aynı yanlışlara düşmemeye çalışırlar. bu hadiste ayna metaforuyla tasvir edilen gerçek mü’min, sufilere göre insan-ı kamil ve cenab-ı hak olarak da yorumlanmaktadır.
    tasavvuf düşüncesinin zirve şahsiyeti şeyhü’l-ekber muhyiddin ibnü’l-arabi de gazzali'nin bu alanda miras bıraktığı birikimi daha da geliştirerek, sonradan kendine izâfe edilecek olan ve sistematik temellerini attığı vahdeti vücud düşüncesinin ana unsurlarını anlatmak için ayna metaforuna çokça başvurmuştur. bu bağlamda o, ayna metaforunu, tanrı–insan özdeşliğini değil, tanrı ile insan arasında aynı anda var olan özdeşlik/ayniyet ve başkalık/gayriyet ilişkisini göstermek amacıyla kullanmıştır.
    ibnü’l-arabi’nin bu ifadeleri, tasavvufun yaratılış sırrını ve alemin varlık sebebini açıklamak üzere sıkça başvurduğu temel bir argümanı, kenzi mahfi hadisini çağrıştırmaktadır. "bilinmez bir hazineydim. bilinmek istedim, alemi yarattım ki onunla bilineyim" anlamına gelen bu kudsi hadise göre alemin varlık sebebi, yüce allah’ın bilinmek istemesidir. ibnü’l-arabi, cenabı hakk’ın bilinmek isteyşini, bir bakıma alem aynasında görünmek istemesiyle açıklar. burada hareket noktası, bir şeyin kendini doğrudan ve dolaylı, başka bir deyişle kendiliğiyle bilmesi ile ayna gibi başka bir yer vasıtasıyla bilmesi arasındaki temel farktır. yüce allah, kendini elbette biliyordu. ancak bu bilme, bir şeyin kendini kendisinde ve doğrudan bilmesi demekti. alemin var olması, ikinci bilginin sonucudur. bu ise allah’ın başka bir şeyde kendini görmesi ve bilmesi demektir.