şükela:  tümü | bugün
  • gülesin ve ahmet ece'nin beraber yorumladığı, sözleri anonim, düzenlemesi ahmet ece tarafından yapılmış, eğirdir yöresine ait olduğu iddia edilen bir türküdür. sözlerinin diyalog şeklinde olup, köy hayatında ayranın önemini(?) vurgulaması açısından takdire şayan bir eserdir.

    klibi için: http://www.youtube.com/…amn2isbvmb8&feature=related
  • hem klibi üzerine hem de sözleri üzerine ayrı ayrı yorumlar, tartışmalar, açık oturumlar yapılabilecek bir türkü.
  • bir türkü çalıyor kafamın içinde. ritminden zerre hoşlanmıyorum. "soğuk ayranım" diye bir tamlamadan başka hiç bir sözü gelmiyor belleğime nedendir bilmiyorum. evin taksidini ödemeyi düşünmem gerekirken neden bu vardı ki aklımda çıkartmalıydım aklımdan hemen. googleda arattım. ayran reklamlarından öteye gidemedim. süt firmalarının ayranı soğuk içirtme politikası irdelenmeli hiç kimse başkasına bir şeyi dayatmamalı bundan sonra sıcak ayran içmeye gayret etmeliyiz. (protest tavrıma desteğiniz için teşekkürler) arama keywordlarını değiştirince bir şeyler değişti. türkü hikayelerini anlatan bir siteden sözlerine ulaştım. sözlere göre bir adam bir kadından ayranını istiyor kadında "hayatta olmaz, şimdi olmaz, olamaz, başım ağrıyor, ne çabuk bitti" tavrından "hadi daha geç olmadan gel al ayranımı da sabah gözlerimin altı mor olmasın" haline evriliyor. olayın altı senelik çocuksuz evli bir çiftin yatak odasında geçtiğini düşünüyorum. sanırım ayran g noktası yerine metafor olarak kullanılmış. ergenliğimden beri türkülerde gizli erotik imalar görüyorum. çok manasız.

    peki bu saçma şey benim kafanın içine nasıl girebilir ki? ben sözlere çok önem veririm rammstein'ı bile sözlerini bilmediğim için dinliyorum bu tarz bana hiç uyamaz. eşimin doğumgünü ile evlilik yıldönümümüzü ortak hediye ile kotarmayı düşünmem gerekirken neden bu vardı ki kafamda? sözlerden bir yere varamayınca direk videosunu aradım. burnu olan fakat yokmuş gibi türkü söyleyen bir bayanın klibine ulaştım. amaaan anlatamayacağım klibi at üstünde dahi soda şişesine benzeyen bir adamın kadına yaptığı kur ile ilgili bir klip işte izleyin onlarda kazansın. türkü hikayeleri sitesinde ki gibi düetli kurgu yapılmıştı. bulmuştum. türkü buydu. bu saçmalığa bilinçaltımda neden yer vermiştim ki? oysa onun yerine yazlığımızda ki perguleyi cambalkon yapıp yapmamayı düşünmeliydim. gözümü kapattım son kez getirdim ritmi kulaklarıma. biletsiz şekilde astral seyahate başladım. hatırlıyorum. benden başka kimsenin hatırladığını zannetmiyorum. olsun umursamıyorum.

    "ilkokulun son haftası, ilginç bir şekilde karneyi kimse önemsemiyor. bir müsamere muhabbetidir gidiyor. ben müsamere oyunlarına seçim yapılacağı gün karnımda kurt var mazeretiyle okula gitmediğim için müsamereyi önemsemiyorum. öğretmenim de kalabalıklar ile ilişkimi bildiği için beni bir oyuna yerleştirmezdi zaten.(karın kurdu benim gizli silahımdır) zaten müsamere demeyi de beceremiyordum orada hiç yerim olamazdı. bir hafta mal gibi arkadaşlarımın heyecanlarını, telaşlarını izliyorum. biraz da hüzünlüyüm o son haftanın bir veda olduğunu biliyorum onlar bilmiyordu ya da umursamıyordu. duygusal yapım gereğim benim hep boynum bükülür vedalarda onları bilemem zaten çoğunu hatırlamıyorum. okulun son senesinde başka bir mahalleye taşındım. son senemi orada tamamlayıp başka bir yerdeki okulda okuyacaktım ortaokulu. yani bir daha hiç görüşemeyecektim arkadaşlarımla. bunun farkında değillerdi bir tek ben üzülüyordum bu duruma. sınıfta pek durmuyorlardı sürekli prova ayağına okulun tiyatro salonuna gidiyorlardı. çok sıkılıyordum ama hissettirmiyordum. 1. sınıftan beri yüzünü görünce heyecanlandığım bir kız vardı. adı esraydı galiba. her ders süzüyordum kızı, hiç bana benim ona baktığım gibi bakmıyordu ama olsun her tahtaya çıktığında ondan çok heyecanlanıyordum. müsamere de ona da rol vermişler benim hayatımdan bir haftalık rol çalmışlar. bir hafta göremedim onu. yanlış hatırlamıyorsam adının elif olması lazım. müsamere günü geldi çattı. sivil kıyafet olmasaydı gitmezdim. kendimi aşık olduğum kıza en güzel kıyafetlerimle göstermem gerekiyordu. başka şansım yoktu beni öyle güzel hatırlamalıydı. o gün ne giydiğimi hatırlamıyorum ama kızın adı nurcan’dı sanırım. o'nu sahnede gördüm yıkıldım. ibrahim erkal'ın canısı filminin finalinde yatak odasına baktığı gibi bakıyordum kıza. ayran türküsünü başka sınıftan beli silahlı hıyarağasının birisiyle düet yapıyodu. o güzelim kızı, köylü haline getirmek için öyle şeyler yapmışlar ki kız adeta anadolu olmuş. yüzüne ozan tufan benleri ile tektonik gölleri, kaşlarını kalınlaştırıp sıra dağları, yanaklarını kıpkırmızı boyayarak mars gezegenini, kafasına acayip bir yazma bağlayarak çorum yozgat çankırıyı yapmışlar. hala aklıma geldikçe tüylerim diken diken oluyor ismi sevinçti galiba. yanağında ki benleri bir sonraki oyunda kakılmış karakterini oynayan kız kullandı buna eminim. lan keşke gitmeseydim oraya ve zeynebi mavi önlüğüyle, kırmızı çorabıyla hatırlasaydım. neyse saat kaç olmuş benim bunları değil dişleri yeni çıktığı için sürekli ağlayan çocuğumu düşünmem gerekiyor."

    aaa şarkı başlığına şarkı hakkında bişeyler yazayım sonra yeşillendirip "bu ne alaka ya" diye ecdadıma sövüyorlar. şarkıya dair hatırladığım en net söz aşırı şive ile söylenen "soğuk ayranım" "güzel ayranım" tamlamalarıydı bir de karşıdaki hıyarağası da "çeker silahı vururum" falan diyordu. altı üstü ayran lan manyak mısınız?