şükela:  tümü | bugün
  • izmir'de 80 li yılların sonlarında namık kuyumcu adlı sair ve diger arkadaslarının cıkarttıgı dergi.
  • "karsidaki platforma baktigimda bir evsiz ile goz goze geliyoruz. saint denis-basilique'de dagitildigini gordugum kirmizi cizgili torbasini acmak uzere. uzun fransiz ekmegi, biraz da peynir var icinde. gozlerini torbadan yana ceviriyor, ben saint lazare yonune bakmayi surduruyorum. simdiye kadar gorduklerim icinde, tunelin cikisinda gidilecek yonu yazan tek istasyon bu.

    "direction: saint lazare"

    birini bekliyorum; istasyonda bulusup ortak bir arkadasimizi ziyarete gidecegiz. saate bakiyorum, on bes dakika gecikmis. aksamin geceye donusecegi bir zaman diliminin icinde doneniyorum dakikalardir. bu yeralti mekâninda geceyi, gunduzu ayiracak bir olcut yok.

    karsiya bakiyorum yeniden. istahla yiyor peynir ekmegini. yasini kestirmek guc. birkac gunluk sakali var. buyuk cerceveli gozlugu yuzunu ortuyor. zaten uzakta ve metronun los isigi ayrintilari aydinlatmaya yetmiyor. kucuk bir kopek var cevresinde kosturan. kendi yiyeceeginden birkac parca atiyor arada bir. ciplak ayaklarini ayakkabilarindan cikarmis, oturdugu bankin altina toplamis.

    st. lazare'a karsit yone gidecek trenin ugultusu geliyor tunelin icinden. ugultu buyuyor, devinen tekerleklerin sesleri seciliyor. makine tum hiziyla kendini kasip gevseterek daliyor istasyona. ayni anda st. lazare yonune gidecek tren de gelip duruyor. arkadasim hâlâ yok ortada. benim disimda herkes biniyor trene. karsit yone gidecek tren ayriliyor. bizim tren de birkac saniye daha bekledikten sonra terk ediyor istasyonu. karsiya bakiyorum hemen. kimse kalmamis. "trene mi bindi? nereye gider ki?" diye geciriyorum icimden. kiziyorum kendime; onlarin yasadiklarini cok iyi biliyormusum, dunyalarinin biraz olsun icine girmisim gibi yargilar, tahminler ortaya attigim icin. nereye gitmis olabilecegini merak etmem biraz da ortadan kaybolmasina uzuldugum icin. sanki ikimiz, iki karsit yone uzanan hatlari, tunelleri bekleyen birer nobetciymisiz gibi gelmisti bana. bu dusuncemi de asagiliyorum hemen. metro istasyonlari benim icin "gitmeye" yonelik yerler oldu hep. oysa onlar icin (evet, "onlar". bu ayrimi yapmis olmam bile "iki nobetci" fantezimi yerle bir etmeye yetiyor) "kalinacak" yerler metrolar. benim iki "kalma" arasinda kullandigim yerler bir sureklilik tasiyor onun icin. ama o da gitti simdi. bekleyisim umutsuz bir hale donustu. o hic olmazsa bekliyor degildi.

    "ac misin?"

    basimi kapiya cevirdigimde goz goze geliyoruz yeniden. bu kez ayni platformdayiz. demek buraya gelmek icin kaybolmus ortadan. neden trenlerin geldigi bir ani bekledi bunun icin? benim o trene binmeyecegimden nasil bu kadar emin olabildi?

    "hayir, tesekkurler."

    gulumsuyor, kucumseyici bir bicimde.

    "gelmezse belki benimle sabahlarsin burada." guluyorum.

    bekledigim kisi geliyor. egilip "iyi aksamlar hanimefendi," diye selam veriyor. basini hafifce egerek karsilik veriyor arkadasim. girdigi kapidan cikip gozden yitiyor gene. bir sure bekliyorum, karsiya mi gececek diye. orada da gorunmuyor. istasyon kalabaliklasiyor. trenlerin ugultusu birbirine karisiyor. binip gidiyoruz. tren kalkarken cikan gicirti hafif bir cigliga karisiyor. bir tek ben donup bakiyorum trende. kimseyi goremiyorum; ne istasyonda, ne de raylarin ustunde.

    ..."

    turker armaner, kiyisiz-metro
  • okuduğum en güzel şiirlerden, zahrad'ın.

    ayrım

    gigo kendine bir gözlük aldı
    neye baksa hep mavi görüyor
    gökleri mavi- denizleri mavi
    sevdiği kızın gözleri mavi
    mavi görüyor hep neye baksa

    etrafına bakınıyor burnunda gözlüğü
    sen diyorsun ki denizler mavidir
    oldum olası
    sen diyorsun ki gökler mavidir
    oldum olası
    yeni oldu bu diyor - inanmıyor sana

    gigo kendine bir gözlük aldı
    maviyi mavi görüyor artık

    çeviri: can yücel
  • ayırtı.
  • veba gibidir. insan farklılıklarını olumsuz biçimlerde göstermektir.
  • muazzam haklılığımız.
  • dünyanın kilit kelimesi gözüyle baktığım kelime. sınıflandırmak da buna dahil.

    günümüzde ülkemizde yaşadığımız sorunlar, orta doğu'nun akan kanları hepsi bu kelimede yatan şeyler.

    ne yazık ki ülke olarak bizim ısrarla o ayrımı tadında bırakıp sadece saçma şeyler olduğunu kabul edemeyişimiz bizi gün geçtikçe daha da etkiliyor ve derinden vuruyor.

    ırk, din başlıcaları.

    oysa insanız işte. insan bu kadar basit. hepimiz aynı oksijeni aynı havayı yakıyoruz, hepimiz aynı organlara sahibiz, hepimiz aynı beyinlere. sadece geliştirmek sana kalmışken bunları ayırmanın anlamı nedir ki.herkes neyi isterse düşünsün. herkes neye inanırsa inansın. neden buna bir din koydun. neden buna türk,kürt,zenci,beyaz, dedin. işte tüm sorun burada değil mi. sınırlandırılmış, birer hayali çizgi, kilometrelerce reel tel örgü ile ayrılmış ülkeler. kitaplara bölünmüş din düşünceleri. kimliklere işlenmiş müslümanlık yazısı.

    müslümana önce insan diyebilmek önemli olandır, ateist olana önce insan, zenci olana önce insan diyebilmek. afrikalıya insan, kürt, laz, çerkez e önce insan diyebilmek önemlidir. keşke ilk bunu diyebilsek. keşke. bunu yapabilsek şuan yaşadığımız sorunların birçoğunu yaşamıyor olacaktık. bunu yapabiliyor olsak ateist kardeşim, müslüman kardeşim gibi inancını dile getirebilecekti. bunu yapabiliyor olsak kimse omuzlarında psiko tomlumsal bir baskı ile yürümeyecekti bu ülkede. kimse korkmayacaktı ırkını söylemekten. yormayacaktı bu baskılar bizi zaten hayatın sorumluluklarıyla başa çıkarken. keşke yapabilsek. keşke ayrım kelimesinin evren üzerindeki kilidini çözebilsek ve sevmek gibi olan çok uzun kelimeyi kaldırabilsek kenarlara.

    bunu yapabilen insanların 3-0 önde ve aydın zekaya sahip insanlar olduğuna inanıyorum. toplumda nadiren görünen gerçekten sözünü dile getirdiği gibi olan az kişi varken. çünkü ateistin karşısındayken sadece ona saygı duyup arkasından küfreden insan gerçek anlamda kopamamış oluyor. gerçek anlamda kopabilen o kelimeden ateist kardeşimizi tekrar gördüğü zaman ateist olduğunu unutan yada unutmasa da ona karşı farklı bir his edinmeyen kişi oluyor. ateistler toplumda daha çok dışlandığı için bundan bahsediyorum basit örnek olsun diye.

    düşünüyorum toplum olarak bir gün atar mıyız bu yargıları diye ancak bir cevabım yok. belki benim oğlum, belki torunuma denk gelir ve belki onlar omzunda gereksiz yükleri ile yaşamaz. belki onlar elinde birası ile rahatça sokakta yürüyebilir. belki onlar sohbet ederken ben müslümanım, ben deistim, ateistim der ve sonra orada saygı sevgi ile konuşup tartışırlar. belki onlar görmezler müslümanların dinsiz dedikleri ile savaşlarını. belki onlar görmez türk, kürt, laz, çerkez ayrımını. şimdiden yüz yılların savaşı zenci-beyaz olayının yaraları sarılıyorken hatta bir zenci başkanın amerikan başkanı olduğunu görünce biraz da olsa umudum oluyor bu konuda. neden olmasın diyorum. evet neden olsun derseniz ona da haklısınız çünkü çok uzun zamandır bu nefret ile yürümüş bir toplumuz ve eğitim seviyemiz oldukça düşük. düşünmekten korkan zihinlerimiz var. kendi fikirlerinden uzakta. o kadar rutine, alışılagelmiş şeylere devam eden insanımız var ki toplumda bunlar kaçırıyor umudu ve neden olsun dediriyor.

    umuyorum ki müslüman kardeşimin allahı, ateist kardeşimin enerjisi, budaların, putların gücü her kim neye inanıyorsa kendi inancına göre onlardan birisi gelir ve kurtarır bizi bu durumdan. umuyorum ki sarılır yaralar elbet bir gün. ayrım ne uzun kelime.

    (bkz: sevmek ne uzun kelime)