şükela:  tümü | bugün
  • ayşe tükrükçü kocası tarafından satılmış ve ömrünün bir kısmını hayat kadını olarak geçirmiş bir kadın. 2. bölgeden milletvekili adayı. ilk önce ysk tarafından yüz kızartıcı suç işlediği için adaylığı iptal edilmiş ama sonradan bugüne kadar milletvekili/adayı olanlardan daha yüz kızartıcı bir suç işlemediğine ikna olunmuş olacak ki karar bozulup aday olmasının önü açılmış.

    diyor ki ayşe; modern köle, hayatsız kadınım...

    dokuz yaşımda tecavüze uğradım. kocam tarafından geneleve satıldım.

    tüm hayatsız kadınlar için, tüm şiddet mağduru, ezilen, hor görülenler için... istanbul bağımsız milletvekili adayıyım.

    hayatım boyunca hiç oy vermedim. senaryosu zaten belli olan bir oyunun figüranı olmayı reddettiğim için. kim gelirse gelsin amerika'nın ve oligarşi'nin isteklerine karşı gelemeyeceği için. ancak bu seçimde oyum ayşe tükrükçü'ye. mecliste bulunmanın bir işe yarayacağını düşünmüyorum ya, yine de ayşe meclise girse eminim ki, kendisi ve onun durumundaki kadınların o halde olmasına sebep olan, bugüne kadarki tüm hükümetlere göre kat kat onurlu ve mücadeleci olacaktır tüm ezilmişler adına. yine de oy verişim milletvekili olup ezilenlerin sesi olsun diye değil. meclise gelip bir şeyleri değiştireceğini düşündüğüm için de değil.

    ömrü boyunca ezilmiş, satılmış, örselenmiş bir kadına yalnız olmadığını hissettirebilmek için. hayatımda ilk kez oy kullanacağım. hayatsız bir kadın, başka bir kadının sesini kendi sesinin yanında hissetsin diye. hayatsız bir kadın, bu ülkede onurlu yaşam algısının, sesi çok çıkan erkeklerin algısı gibi olmadığını, kendisinin bu ülkede onurlu geçinen milyonlarca insana göre çok çok daha onurlu bulan birilerinin varlığını hissetsin diye.
  • seçimlere girme sebebi meclise girmekten çok hayat kadınlarının dramlarını gözler önüne sermek ve bir nevi protesto etmektir.
  • hakan gülseven aylar önce red'de şöyle yazmıştı:

    "eskiden 'saygın' diye bilinen, göstermelik de olsa , sahtekarca da olsa bir düzey gerektiren tüm meslekler, hatta ideolojiler, kurumlar, artık o saygınlık maskesine ihtiyaç duymadan, pervasızca ve şerefsizce piyasa malı haline geliyor. kimse bunlardan hesap soramıyor, hesap sorma müesseseleri, toplumun vicdanı olarak hareket eden mevziler, gün geçtikçe etkisileşiyor, bir şarlatan bağırtısı içinde sesleri kısılıyor, yok ediliyor.. eskiden saygınlık maskesine bürünmek zorunda hisseden gazeteciler, televizyoncular da artık kendilerini koyverdi. bunların içinde en dibe vuranları "tavan" yapıyor..sundukları haberleri magazinleştirip reyting peşinde koşanlar, kendileri birer magazin malzemesi haline dönüşüyor. enselerinde yağlaşan milyon dolarlık transferleri, "ayı beden " gövdeleriyle "sıfır beden" kadın peşinde koşarak eritmeye çalışıyorlar....hepsi birden , en dipte , kepazelikte eşitleniyor. hayatı paylaşmak için..randevucu "barbie"lerin kolunda, gavat gibi dolaşıp, kameralara doğru dil atmak son derece prestijli bir iş artık; herhangi bir burjuva gazetesinde tam sayfa " yedim-yaladım-yuttum" yazıları yazabilirsiniz böylelikle.

    hiç abartmıyorum, istanbul'un, hatta türkiye'nin en namuslu müessesesi karaköy kerhanesidir artık...

    her dayatılana eyvallah diyerek, susarak, boyun eğerek, daha nereye kadar orospulaşacağını bilemeden, öylesine sürükleniyor herkes bu kanlı coğrafyada; birbirini eziyor, 'altta kalanın canı çıksın'ı öğütlüyor analar, babalar çocuklarına..

    ya bunların önünde boyun eğeceğiz, ya da isyan edeceğiz. ve bizi kendileri gibi oropulaştırmaya çalışanların suratına tükürerek işe başlayacağız.."*

    ayşe karşı çıkandır..çıkmış efendilerinin suratına tükürmektedir, soyadına nazire yapar gibi.

    .ve ayşe bilmez süslü cümleleri, dan diye söyler..yeni harman'ın temmuz sayısında röportaj yapılmış kendisiyle, manşetten şunu vermişler

    "kamer genç çiçek suladı, biz vesikalarımızla viziteyi bekledik"

    * orospulaşma- red-şubat 2007 sayı 5
  • kendi ifadesiyle hayatı çalınmış bir kadın olarak bağımsız milletvekilliği için başvuruda bulunmuş olan ayşe tükrükçü'nün bu başvurusu önce reddedilmişti. bu da anayasanın 76. maddesinde dayandılırmıştı. ilgili madde, "zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas <gibi> yüz kızartıcı suçlarla hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler" diyor.

    buradaki "gibi" ifadesi, belirtilen suçlardan başka suçları da "yüz kızartıcı suçlar" kapsamına almak isteyenlere açık kapı bırakıyordu. ancak ysk, 12 şubat 1985 tarih ve 76 sayılı kararıyla ‘yüz kızartıcı suçların maddede ismen sayılanlarla sınırlı olduğunu ve ‘gibi’ sözcüğünden hareketle bunlara yenilerinin eklenemeyeceğine karar vermişti.

    bunun üzerine ayşe tükrükçü bu işgüzarlığa itiraz ederek hakkını aramıştır. ysk bunun üzerine tekrar toplanmış ve ayşe tükrükçü'nün itirazını kabul etmiş; fuhuştan mahkûmiyeti bulunan tükrükçü'nün anayasa'da sayılan rüşvet, dolandırıcılık gibi yüz kızartıcı suçlardan birini işlemediğini belirterek, aday olabileceğine hükmetmiştir.

    hadisenin hukukî boyutu budur. ama asıl ve en önemlisi ayşe tükrükçü'ye revâ görülen fiilî durumdur. kanunlar ve devlet ayşe tükrükçü'ye ve diğer tüm seks işçilerine kıyasıya ayrımcı bir tavırla bakmaktadır.

    tükrükçü dokuz yaşında tecavüze uğramış, kocası tarafından geneleve satılmış, dokuz kere kürtaj yaptırmış, regl olmasın diye rahmi dağlanmış, asla çocuk sahibi olamayacak bir kadındır ve tüm bu süreçler devletin verdiği vesikanın, atılan imzaların, emraz-ı zühreviye'de yapılan muayenelerin kirli gölgesinde yaşanmıştır. [ece ayhan ne diyordu: emrazı zühreviye hastanesi'ne kapatıldı anamız / adıyla çalışan ermiş sirkeci kadınlarındandır]*

    ve aynı devlet tutmuş tükrükçü'ye önce yüz kızartıcı suç atfetmiştir sonra geri adım atmıştır. ancak sorun sadece bu değildir, eğer çocuğu olsaydı o çocuk polis olamayacaktı ya da bir ordu mensubuyla evlenemeyecekti. ayşe tükrükçü adaylığıyla işte bize bu gerçekleri haykırmıştır: aşık olmanın ve evlenmenin devletçesini. yani bu bu ülkede kanunla "orospu çocukları" polis olamıyor. sizce de burada bir gariplik yok mu?

    evet görünen tablo o ki ayşe tükrükçü milletvekili seçilemeyecek ama yine de desteğim kendisinedir. çünkü önceliğimiz demokrasi değil ahlâktır. çünkü bu ülkede darbe olur bankalardan 80 milyar dolar çalınır, bunun adı liberalizm olur. bir parti yüzde bilmem kaçla iktidara gelir ülkenin geleceğini çalar, bunun adı demokrasi olur. kaç bin yıldır kadınların hayatı çalınır, bunun adı erkeklik olur.
  • 21. yüzyılın başlarında, türkiye derler bir memlekette, istanbul'un ortasında, seçime birkaç gün kala ve de herkesin gözü önünde, bağımsız aday saliha ermez ve şefkat der başkanı hayrettin bulan ile birlikte gözaltına alınmıştır ayşe tükrükçü. bitmedi; şu güzel "demokraaasi" ortamında, bu yaldızlı ve de güllü cumhuriyet devrinde bir milletvekili adayı ve bir dernek başkanı bu gözaltı operasyonunu kınamak ve duyurmak için bildiri dağıttıklarında bir kez daha gözaltına alındılar.

    "... kendisine işkence ettiğini iddia ettiği polis mensupları hakkında idari soruşturma açılması isteğini içeren mektubu, cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve içişleri bakanlığı'na göndermek üzere galatasaray postanesi önüne gelen bulan ve bağımsız adaylar ayşe tükrükçü ile saliha ermez, burada bir basın açıklaması yaptı... "

    http://www.birgun.net/…-haber-45201.html#haber_basi

    ---/---

    "... bulan, gözaltına alınıp bırakıldıktan sonra da fransız konsolosluğu kültür merkezi'nin yan tarafında yaklaşık 10 polisin bir genci öldüresiye dövdüğünü ve genci dövdükten sonra bir sokağa attıklarını gördüğünü söyledi. "ben genci döven polislerin araba plakasını aldım. 34 a 86155 plakalı araçtı. ama nereye haber vereceksiniz. bu ülkede polisi polise şikayet edemezsiniz. beyoğlu ve taksim'de polis kendisini savcı ve hakim yerine koyuyor. tarlabaşı'nda kameraların olmadığı sokaklarda polis kendi mahkemesini kuruyor... "

    http://www.atilim.org/…z_daha_gozaltina_alindi.html

    panayır kaçkını pehlivanlar gibi yağlı partici adaylar kafamıza tecavüz ede ede propaganda yapadursun, başbakan mitingi için tren, vapur, otobüs, metro, tramvay kiralayadursun, iskele meydanlarında halka yağlı urgan sallayanların yaptığına siyaset denmeye devam edilsin... devletin hukuku, polisin gücü; mülksüzlere, garibanlara, yoksullara, mağdurlara yetiyor. hayır şaşırmıyorum ama öfkeleniyorum ülkem; ah ülkem.
  • güçsüzlük kötü bir şey. isteklerini, hayallerini gerçekleştirmek için gücünün olmaması gerçekten kötü bir şey. hele ki isteklerin herkes için için güzel ve eziyetsiz bir dünya gibi hem güzel hem toplumsal ise güçsüzlük en kötü şey. hayatında gerçekleştirdiğin hiç bir iyi şey seni mutlu etmeye yetmiyor çünkü dünyanın bir yerinde bir kişi için bile işler kötüyse.

    umutsuzluk kötü bir şey. güzel bir dünya için tek varlığın umut ise onu kaybetmek gerçekten kötü bir şey. hele ki o umudun insanların hep gülmesi, aç kalmaması, sömürülmemesi, kadınların satılmaması, çocukların ölmemesi gibi bir umut ise, umudunu kaybetmek gerçeten kötü bir şey.

    ama hayallerin ve umutların toplumsal ise, yıkımların büyük olduğu kadar, güzel bir şey görme sevinme ya da umutlanma ihtimalin de bir o kadar yüksek oluyor. bir süre sonra kendi potansiyelini, hayallerinin gerçekleşme ihtimalini görüp beklentilerini o derecede tutup ona göre siper almaya başlıyor insan. mesela güzel gülüşlü, aydınlık zihinli, insanlığı en önemli uğraş edinmiş birilerinin açlığa ve yoksulluğa karşı tüm güçlerini kullanıp bu sorunları hemen yerle bir edeceklerine yönelik umudun azalıyor da daha lokal çözümlerin varlığına odaklanıyorsun. mesela ayşe tükrükçü ve onun gibi hayatsız kadınların tümden, hemen şimdi hayatlarına kavuşacağına olan umudunu erteliyorsun da, seslerini çıkarabilmelerine, haklarını aramalarına ve zamanla kazanacaklarına inanıyorsun.

    sonra o karanlık yüzlü, karanlık sözlüler her zaman olduğu gibi bir yerden çıkıp, o hayalleri çocuk kadar, umutları çocuk kadar, rahmi kazınmış, geçmişi ateşlere atılmış bir kadını, mesela şimdi ayşe tükrükçü'yü, bir kez de verili yetkiyle yıpratıyorlar, kullanıyorlar, örseliyorlar. onların oyun alanlarının ve kurallarının azıcık dışında isen ve onların varoluşlarına bir tuğla koymayacaksan eğer seni böyle alırız, ezeriz ve yok ederiz diyorlar hiç bir çekinceleri olmaksızın.

    zaman zaman toplumun ve herşeyin gazıyla küçük kazanımlarla da yola devam edilebilir, toplumsal kurtuluş olmasa da yakın vadede kadınlar, çocuklar, yoksullar gülümseyebilir diye umut ediyorsun, sistem hiç gözünün yaşına bakmadan -ki belki de en iyisini yaparak- "saçmalama salak" diyor. "biz varken hiç bir ezilenin yüzü gülemez, ufacık da olsa güzelleşemez, güzelleştiremez." güçsüzlük ve umutsuzluk ancak onlara bağımlı bir çözüm yolu düşünüyorsan tümden esir alıveriyor seni. kendi elleriyle bir kez daha söyletiyorlar ondan sonra, ezilenlerin kurtuluşu için tek çözüm yolu belli; isyan, devrim ve ancak bunların ardından özgürlük!!
  • türkiye'nin en bir has, en bir sert, işin bokunu çıkarırcasına birebir, halının altına saklanamayacak kadar doğal, umut verircesine insani bir gerçeğidir bu kadın. annem o benim.

    onun varlığı, ama kendi bırakmayan, inat eden, zorlayan, sesini yükselten bu varlığı, steril toplumda yaşadığı yanılsamasıyla mutlu olan konformizmi rahatsız ediyor. onun adaylığı, "avantajı olmadığı için avantajı olmayan" türkiye'nin kaderine isyan etme sinyallerini verdiğini gösteren bir küçük adım. gösteriyor ki, türkiye umudun memleketi olacak; ol-du-ra-ca-ğız.
  • bir ibrettir yaşamıyla. o şekilde tecavüze uğrayan satılan hırpalanan biçok kadının yaşamını yansıtıyor onun varlığı. tek değil. içinde yaşadığımız ülkenin acı bir gerçekliği. konformizmi rahatsız ediyor, ne doğru denmiş. görmezden gelmek istenen bir gerçek onunki. görmedikçe rahat edebiliriz çünki, görmedikçe o sustukça biz onu susturdukça gözlerimize perde inecek ve o hiç yaşamamış gibi olacak. onun adaylığı bile bir seçimdir bence kazanımdır benim için dünyadan şu kadarcık da olsa adalet bekleyenler için. onunki bi isyan, benim beklediğim devrim için bir adım.
  • benim annem olabilirdi kendisi. benim anneme sunulan olanaklar ona sunulmuş olsaydı böyle bi fırsat eşitliği olsaydı dünyada kanunlar gerçekten korusa toplum ahlak dediği şeyi ikiyüzlülüğe bulamasa namus dediği şeye dürüstlük şartını katsa ayşe tükrükçü başka yerlerde olur benim gibi bi dingili dünyaya getirirdi belki. bazen öyle duygusuzlaşıyorum ki kendi suçlarını başkalarının üstüne atan kim bağırırsa o haklıdır zihniyetinin insanları arasında. ayşe tükrükçü'ye kahvehane köşelerinde felan neler söylendiğini söyleneceğini biliyorum. işte bu kendi suçunu başkasına atan zihniyet. yüz kızartıcı suçmuş onunki. yüz kızartıcı? yüzü kızarmak bilmeyenlerin nelere geldiğini biliyoruz. ayşe tükrükçü gösterdiği cesaretle ayın ak yüzüdür. onun utanacağı bişey yok.