şükela:  tümü | bugün
  • soru soran ogrencilere bocek muamelesi yapan ist uni ingiliz dili ve edebiyati bolumunun bir okutmani. kanimca bana kisisel bir garezi de var. tam adi aysegul deniz toroser.
  • neden ama neden bu kadar ukala!! aramızda efsane olmuş " ayşegül bakışının sahibi "."yok arkadaşınıza gülmüyor da duvardaki sineğe gülüyorsanız söyleyin biz de gülelim " diyen komik şahsiyet!
  • sorunlu bir insan gordugum kadariyla. dersi, alici kisi nezlinde, en verimsiz ve en tatsiz(ozellikle edebi acidan ) bicimde islemeye yonelik oldukca icten bir tutumu vardir. soruları, yorumlari ve tavirlari bir edebiyat ogretmenine yakismayacak kadar uzaklastiricidir dersten.dersini almak zorunda kaldigim icin pek sanssiz sayarim kendimi,
  • "why" zinciri yapma ekolünün sağlam temsilcisi kişi. sorusunu cevaplarken aklınıza o anda gelenden daha kapsamlı bir fikriniz yoksa "because, x." dedikten sonra "why x?" "eee, because, y." "why y is z then?" lezzetinde bir sorular silsilesinin içerisinde sauna simulasyonu yaşamaya hazırlanın. ya da dersine adam gibi çalışıp gelin.
    ayrıca kendisi egosu şişkin manyak bir canavar değildir, ders saatleri dışında sizin bizim gibi, gülen, eğlenen, espriler yapan, erkek arkadaşı/nişanlısı/eşi ile gezen tozan bir normal insandır.
  • ders esnasında sordugu soruları bilemediğin zaman sana aşağılar gözlerle (eskiden kendisinin de ogrenci oldugunu unutarak) bakıp artık gözünden tamamen düşürüp seni takıntı haline getirmesi, veya, elinizde imzalatmanız gereken ama napcanızı bilmediğiniz bi kağıt parçasıyla (öğrenci işleri her derde devadır(!) ya bizim bölümde) ,fellik fellik bölümde ögretmen ararken ve soru soracak biri bulmanın sevinciyle yöneldiğinizde "işim var" veya "görüşme saatim değil" deyip suratına bile bakmadan çekip giden birinin hangi bişeyin ekolü, temsilcisi veya duayeni olduğu beni pek ilgilendirmiyo doğrusu, öğrencisini adam yerine koymak ayrı bi ekol olma durumudur bence...lale hocanın kulakları çınlasın...saygıyla anıyoruz.
  • "if something was suppossed to happen it would have happened by now , as opposed to ... well... not happening" demisti. zuperdi.
  • elimde kagitlarla soluk soluga bi yandan ise yetismeye çalisirken kapiyi çalip odasina girip son derece saygili bi biçimde

    -"merhaba hocam. ben geçen dönem mezun olamadim tek ders sinavina kaldim. tek ders sinavi ile ilgili ögrenci islerinden bir bilgi alamadim.acaba sizin bir bilginiz var mi?"

    sorusuna cevaben,

    izledigi televizyonu yavas hareketlerle kapatip, dudaklarini büzerek ve gözlerini kisarak o her zamanki gibi karsisinda bi çesit böcek varmis gibi bi ifadeyle

    "siz kimsiniz ki?"

    diye cevap veren sahis.

    hakkaten bisi demiyorum. budur. aynen vuku bulmustur. kendisine ögrencilerle böcek gibi davranip,ezersem sahane bi ögretim görevlisi olurum,karizmam tavan yapar, herkes tirsar benden diye düsündügü akademik hayatinda basarilar diliyorum

    edit: entryi yazışımın ve mezuniyetimin üzerinden 4 yıl geçtikten sonra 3 yıldır kendisiyle meslektaş olarak tekrar okudum yazdıklarımı ve tekrar düşündüm.
    acaba ona haksızlık etmiş olabilir miydim??

    ve...
    hayır ben onun aksine öğrencilerine güleryüz gösteren, dertlerini dinleyen sorularını usanmadan yanıtlayan ve karşılığında gerçekten minnet ve sevgi duyulan bi hoca oldum.
    ve hayır, farklı yerden bakmama rağmen düşüncelerim değişmedi. üzgünüm.
  • çoğu öğrencinin, "heralde benden nefret ediyor" yorumunu çıkarabilecek kadar anlamlı(?) bir bakışa sahip olan bu akademisyenle ilk münasebetim iğrenç ötesi bir kazayla şenlenmiştir. hiç unutmam. kendisinin bölüme yeni geldiği ve -muhtemelen- ilk gününü yaşadığı sene başı kayıtı kaosunda beş metrekarelik bir odada diğer 50 öğrenciyle kayıt çizelgesi doldurma telaşında olan bendeniz kalemimi bozduğum için daha önce hiç görmediğim ve yeni bir akademisyen olduğunu tahmin ettiğim beyaz tenli, kıvırcık siyah saçlı bir hanımın önünde duran mug'dan kalem almak istedim. içi silme kalem dolu olan mugı bana uzatarak iyiliğini yaptı, teşekkürünü aldı. her neyse, ben işimi bitirdim, odadan çıkmaya hazırlanırken ödünç aldığım kalemi farkettim ve kendisinin önünde duran mug'a kalemi aceleyle bırakıverdim. işte o sırada zaman duruverdi, etraf sessizleşti sanki. içi kalem dolu olan mug yanda duruyordu, benim kalem attığım boştu. eğildim. daha yeni konmuş, dumanı üstünde bir kahvenin içinde duruyordu tükenmez kalem. kendisiyle bakıştım. işte o, bakana nefret edilen allahın cezası bir bok böceği olduğunu hissettirecek meşhur bakışını o zaman kullanmıştı bana. paralize olmuştum. bi şey diyemeden kaçtım çıktım odadan. diyeceğim o ki herkesin diline dolanan o bakış hiç bir şeydir, kendisi o bakışın negatif etki derecesini kat kat çıkarabilir, karşısında duran insanı bir bakışla marsık gibi karartabilir. aman diyeyim..
  • ingilizce konuşurken dünya'nın en soğuk insanı, türkçe konuşurken dünya'nın en candan insanı oluverme özelliğine sahip hoca. özellikle ders dışında yanına gidip soru sorulduğunda verilebilecek tüm cevapları verir, eğer vermek istemedikleri varsa arama motoruna yazıp gel bak bakalım der. sevilesi, takdir edilesi bir insandır.
  • valla ben kendisinden ders almadim, bilemem. ingilizce de konusmadim kendisiyle bugune dek, onu da bilemem. ama komsu bolumun uyesi, 4. katin genc ekibinin bir parcasi olmasi vesilesiyle kendisini yardimsever, kibar ve eglenceli biri olarak taniyorum, oyle kabul ediyorum. bi de evet, feci yogunluguna ragmen aksamin 5'inde anfi dersine giderken bile hala gulumseyebilmektedir; galiba sadece bu haliyle bile takdiri hak eder. hicbrimiz disaridan gorundugumuz gibi olmuyoruz her zaman, sanirim olay bunu kavramada..