şükela:  tümü | bugün
  • o bir sosyal medya gurusu, o bir madam brownie!
  • hayat televizyonu'nun reytinglerini artıracağını düşündüğüm sözlüğün terelelli temcik'i. ben olsaydım isimli programı hem içeriği hem de jeneriğiyle fenomen olacak gibi duruyor.
  • bavul dergisinde son zamanlarımıza dair yaptığı durum değerlendirmesi "bizim üzüldüğümüz her şey başımıza geldi" dediği "durursak biteriz" başlıklı yazısıyla dikkatimi çeken yazar.

    "biz artık ortadoğu acılarının dolaylı tümleci olduk. savaş nabız gibi boynumuzda atıyor. sen bir ölümü şiire dökesiye, bir yenisi geliyor. ne harfler akrostişe yetişiyor, ne de mezarcılar kazmaya."

    "durmamak lazım siyaset de yasaklasa, sokaklar da, heykel elinde, roman beyninde, resim gözünde, sinema hafızandadır. sanata yasak koydurma. yıkmaya vakit yetmeyecek kadar avm, önünü alamadığımız bir tüketim varsa, inadına üretmeliyiz. ülkedeki yürüyen merdiven basamaklarından çok heykeller dikmeli, tv kanallarından çok kitaplar yazmalı, gazete bayisini zorlayacak dergiler çıkarmalı, ağalık düzenini öven dizilerden çok brecht'ler oynmalıyız. .. "
  • koca şiddeti mağduru olan şu an sosyal medyada verdiği sözlü ifadenin gerek yerinde görüldüğü gerekse eleştirildiği kadındır kendisi. kadın* anne* su testisi su yolunda kırılır demişler, bence iyi bile sabretmiş. bu ülkende mor çatı diye bir kurum var göstermelik, adalet var göstermelik... özellikle şu sözleri var ya, adil olmayanların şeytanın avukatlarının anlayacağını hiç sanmadığım aksine eleştirisel yaklaşımlarıyla ok saplayacaklarının farkında olduğu o sözler;

    ...o ölmese ben ölecektim.
    o size, beni pazarlamaya karar verdiğini söylemeyecekti, başka adamların koynuna beni sokma planlarını anlatmayacaktı, benim patlıcan fazla pişti diye, perdeler azıcık kirlendi diye, masada kırıntı kaldı diye yediğim dayakları söylemeyecekti, kaç kere hastanelik olduğumdan bahsetmeyecekti.
    çay bahçesinde çekilmiş bir fotoğrafım var. biraz yan gülmüşüm. belki de o fotoğrafı gösterip namussuz karılar gibi çıkmış filan diyecekti.
    karısını başka adamlara satan o değilmiş gibi “namusumu temizledim” diyecekti.
    siz onu 3-5 yılla yargılayıp, namusu kirlendi diye mazur görüp, yandan gülüşümü tahrik sayıp bir de üzülecektiniz adama.
    oysa namus benimdir hakim bey, bir kağıda imza attık diye kimselere bırakmam.
    sonuna kadar idare edebilmiş olmam, elaleme değil de başıma gelenleri hep karakollara anlatmış olmam, kızıma hiç fark ettirmemiş olmam namusumdur.
    o utanmamış yaptıklarından, benim utanacak bir şeyim yoktur.
    içimdeki hayatta kalma mutluluğunu atamıyorum hakim bey.
    ağlayamamam bundandır...

    yokolun artık her kanunu kendine yontan geni bozuk insanlar!
  • ilk kitabı lakin iyi yaşadık'ı yeni çıkmış olan tatlı insan. heyecanla bekliyoruz. kitabın tanıtımı:

    "tarih, ekseri doksanlar. memleket tarihinin yine gürültülü, nümayişli bir dönemi.

    ayşen aksakal, edebiyatta ihmal edilmiş o kuşağın içinden konuşuyor. az ile yetinen, büyük acılara anıdır deyip yaşamaya devam edebilen, hatta bazılarına gülüp geçebilen, yaşamaktan keyif almak için beklentiyi hep düşük tutan bir nesil.

    neredeyse "ara kuşak" olarak bile anılmayan bir dönemi, dayanışma parantezinde dürüstçe anlatan bu öyküler tarihe bir not düşüyor. hüzünlü ama mağrur bir not. ayşen aksakal ilk kitabı lakin iyi yaşadık ile bir selam yolluyor. sahibi de, muhatabı da pek çok bu selamın.

    "bize yaşanmışlıkların hakkını teslim etmek ve doğrulup yeniden yürümek düşer. sevdiklerimiz öldüyse bize yeniden sevebilmek düşer. artık hayalleri birileri gerçek edemiyorsa, halılar uçmuyorsa; cambaz olmak da, dereden ıslak kum çekmek de bana düşer. hayaller bizzat beni bekler. hayatmış bunun adı."

    bu da satış linki: http://www.dr.com.tr/…urk-oyku/urunno=0000000712575
  • bavul'daki 'tamam mı devam mı?' yazısını henüz okudum. kendisini yeteri kadar tanımıyorum fakat içindeki umut ışığı bu aralar nedense bende de alevleniyor. bizi çok daha zor günlerin beklediğini düşünerek daha da umutsuzluğa kapılmam gerekirken, tam tersi oluveriyor.

    herkes 'daha fazla ne olabilir ki?' diye düşünmeye başladı bile. kaybedecek şeylerimiz o kadar azaldı ki; herkesi bi ekstra cesaret durumu kapladı. tinercilerin bu denli yürekli çocuklar olmasından anlamalıydık...
  • "mevcut irade ve yargıları aşacak en güçlü coşkunuza, ihtiraslarınıza, tutkunuza sarının. yanacaksak aşktan, yakacaksak tutkuyla. "

    bavul, ocak 2017
  • "hayatta kalmak için cahilin kılığına girecek kadar acizleşmedik."

    bavul, kasım 2017
  • bavul şubat 2018 sayısında "biz kazandık" isimli etkileyici bir yazısı bulunan harika insan, müthiş yazar.
  • -ayşen aksakal benim.
    ekşisözlük'te yazdığım nickim ve gerçek adımla twitter'da yazıyorum. gerçek adımla instagram ve facebook kullanıyorum. kullandığım tüm mecraların direk mesaj kısımları tüm kullanıcılara açıktır. facebook dışındaki sosyal medya uygulamalarını asla kilitli kullanmadım.
    evrensel gazetesi ve bavul dergi'de düzenli yazıyorum. ortağı olduğum bir iletişim ajansı var. her mecrada yazarken kendim gibi yazıyorum. siyasi duruşumu çalıştığım markanın kurumsal iletişim direktörlerinden, eşimin kurumsal hayattaki başarılarını ve kıdemini gazetenin işçi okurlarından, günlük yaşantımı ise hiç kimseden saklamıyorum.

    2 hafta boyunca gazetedeki köşemde "içkinin sadece "alkol kötüdür"e indirgenemeyeceğini, bilinçli tüketimin de kültürle ilgili olduğunu, içkinin de bir kültürü olduğunu anlatmaya çalıştım. "içki içen alkoliktir ve topluma kötü örnek olur" algısının da obskürantizm çatısı altında bir algı operasyonu olduğunu anlatmaya çalıştım.

    kendimle ilgili bir entry gördüm burada. içinde hakaret ve ağır itham içeriyordu. dolayısı ile şikayet ettim. sözlük kullanıcıları bilirler, bir entry ancak yasal olarak sakıncası varsa ve/veya sözlük kurallarına aykırı ise silinebilir.
    yasal olarak bahsedilen ithamlar ve kelimeler sakıncalı idi, silindi.

    aynı yazardan şu entry geldi: @sozluk bkz:burada itibara kasıt dışında hakaret içermediği için şikayet etmedim.

    açıkçası gerçek adımla, işim ve iş adresimle, hem profesyonel hayatta hem de sosyal medyada hiç bir şeyi saklamamanın ve olduğum gibi davranmanın nasıl bir korkaklık eleştirisine konu olduğunu anlamıyorum.

    üzerime yöneltilen nefrete de anlam veremiyorum.
    dünya görüşüm sorulduğunda kendimi sosyalist olarak ifade ederim.
    özel hayatımda da paylaşımcı olmaya özellikle dikkat ederim.
    sigorta girişim 1996. o tarihten beri üniversite bitene kadar dönemsel, bittiği günden itibaren düzenli şekilde çalıştım. çoğu insanın zorluğuna, yoğunluğuna, az ücretine dayanmadığı işlerde tecrübe olması, referans olması ve gerçekten ihtiyacım olması sebepleri ile uzun süre emek verdim. 8 sene önce ortağımla birlikte sıfır sermaye ile kurduğumuz şirketimizi bugüne getirdik. çok sabahlamalara mal oldu. çocuklara 2 sene kadar okul sonrası ofiste baktık. ama başardık. utanacağım hiçbir işe imza atmamış olmak kendi işimin en gurur duyduğum yanıdır.

    eşim de aynı yıllardan beri kesintisiz çalıştığı ve sistemi reddetmenin sonucundansa içeriden düzeltmeye çalışmanın daha faydalı olacağına inandığı için, iki maaşlı hanemizde gelirimiz lagavulin olmasa da chivas düzeyi viskiyi satın alma gücünde.

    bunu saklamaktansa geldiğimiz noktanın -20 sene sürmüş olsa da- iş hayatına atılan, iş kurmak isteyen gençler için daha umut verici olduğu kanaatindeyim.
    kaldı ki her sofra paylaşıldıkça güzeldir. bizim de en sevdiğimiz şey kalabalık sofralarda yemeğimizi, içeceğimizi ve sohbeti paylaşmaktır.

    yoksulları ve direnişçileri sömürmekle ilgili ithamlara ne yanıt vereceğimi bilmiyorum çünkü sömürünün şeklini de anlamadım. zira yazdığım hiçbir yazı yaşamımdan kopuk değil. henüz tamamı kurgu olan bir yazı kaleme alacak kadar pişmedim.

    90'lar dönemini anlattığım öykü kitabım "lakin iyi yaşadık" ın telifi dahil hiçbir telife elim değmedi. tamamı bağıştır. -bunu yazmak zorunda kaldığım için hicap duyuyorum.-

    hayat herkes için tektir. bunu öfke ve nefretle örmek ya da izlenesi bir film gibi yaşamak kişinin kendi tercihidir. kutuplaşmanın uç noktaya vardığı bu dönemde, neyi olduğunu bilmeden bir bekleyişin içinde yer almanın üzerimizde yarattığı geçicilik hissinin, peş peşe gelen acıların yükünün, toplumsal travma kotasını çoktan aştığımızın hepimiz farkındayız.
    ancak son nefesimizi verirken izlediğimiz film şeridinde bizi gülümseten anlar olması gerektiğine inanıyorum. bu da yalnızlaşarak değil birlikte durarak, tahammül sınırlarımızı genişleterek olur.
    bu sebeple bavul dergi'ye bir sayısında hayatından 2 dünya savaşı geçmesine rağmen üretmeye devam eden sanatçılar ile ilgili bir yazı da yazmıştım.
    aslına bakarsanız her yazıda biraz umut olsun diye uğraşıyorum, yoksa tükeneceğimizden korkuyorum.

    bu sebeple, eleştiriler ne yönde olursa olsun, üzerimize düşen vazifeye sahip çıkmakla birlikte, güzel anların -baharın gelişi, ektiğim tohumun çiçek verişi, iyi peynirin damakta bıraktığı tat ya da 8 euroluk bir şarabın çok iyi çıkıp, 3 güne yayılan hazzı gibi- kaçırılmaması gerektiğini düşünüyorum.

    en aktif kullandığım mecra twitter. buradaki yoğun mesaim ilgi arsızlığı olarak kibarca tercüme edeceğim şekilde eleştirilmiş.
    beni tanıyanlar bilecektir ki gurbetin ilk senesinde hissedilen yalnızlığa bulduğum bir dermandır aslında.

    sözün özü, şifremi kaybetmiştim geri aldım.
    ekşi sözlükte bu nick altında, sosyal medyada hem nickim hem de ismim ile bana ulaşabilirsiniz.
    size de rahatsızlık veriyorsam, rahatsızlığınızı direkt bana bildirebilirsiniz.
    39 yaşıma yeni girdim, bunca sene de -mış gibi yapmadım. hiçbir eleştiri doğrultusunda da yapabileceğimi sanmıyorum.

    şabaniye'de bir sahne vardı, "varsın ölüm senin elinden gelsin gülüm, biz onu şarap der içeriz"
    bu eleştiri zincirinin sonu da hayırlı oldu, uzun zaman sonra sözlüğe dönmüş oldum.
    hayata dolu yanından bakalım.

    şerefinize.

    ps: bu devran yıkılır da hava bir gün işçiden yana dönerse, buyurun 20 yılda ilmek ilmek oluşturduğum mahzeni birlikte patlatalım.